Perşembe, Ocak 30

yalnızlık neymiş!

iç çıkışı bahçedeki kafede otururken kucağımdaki minik kediyi montumun içine koyup eve getirip getirmemek konusunda ciddi tereddüt yaşadım. sessiz, sarışın, zayıf, hiç talepkar olmayan bir kedicikti. ben evde herkesi şımarttığım için eve getirseydim onun kendisini bu dünyada biricik, en güzel, en tatlı, en vazgeçilmez kedi olduğuna inandırırdım. konuşkan, kırıtkan, istekleri bitmeyen, tepemden inmeyen bir kedicik olurdu sonunda. çünkü derdim, istek, heves, keyif duygusu, neşe vermiyorsa bir ev, orada hayat da yoktur. terbiyeli, sessiz, tamahkar,  tevekkül sahibi bu kediciğin kişiliğini bozmak gibi gelse de bu size, koşullara, baskılara, kurallara tabi olup sesi soluğu kesilmiş bir canlıya özgürlüğü, seçme şansını, sevildiği için hata yapsa da affedileceği duygusunu vermekten ve kendi özgün kişiliğini oluşturmak için imkan tanımaktan daha iyi ne var. bana kalırsa iyilik hakkında şu kadarcık kafa yormuş bir insan yanındakinin mutluluğunu hesap eder.  birlikte olmamızın ne anlamı var yoksa. dünya bunca rezil bir yer, yaşama uğraşı bunca bıktırıcıyken evimize gönüllü dönmek isteyelim, koşarak, koşarak! sokağı kapının arkasında bıraktığımız anda evde gördüğümüz yüz bize mutluluk versin, biz ona mutluluk verelim. kendimizi en doğrudan ifade ettiğimiz yerde neşemizi katleden, isteğimizi körelten, hevesimizi kıran, bizi kırgın, küskün hissettiren, şu kadarcık şefkati bizden esirgeyen, nasıl huzurlu oluruz diye azıcık dikkati kendi hastalıklı egosundan kurtulup bize sunamayan ruh hastalarından kurtulmak için... bir zamanlar 'yo-man' adında bir süper kahraman düşünmüştüm. otobüs duraklarından tut yatak odasına, sigara içilmesi yasak, prizlerinde dinleme cihazları itinayla engellenmiş onlarca masum kişinin ölüm kararlarının verildiği odalardan tut, tweet attığın ekranlara bile yooooo diyerek inip haddini bildiriyordu. komik bir karakterdi. dostoyevski'nin saf prens mişkin'ine benziyordu biraz.

demem o ki, evimize, koynumuza aldığımız insana mutluluğu için bir pay ayıralım kendimizde, ondan da bunu bekleyelim. yetti be! olmasa ne olur! neticede tatlı bir kediciği eve alırsınız, mutfakta tıkırtıları duyup başını uzatır, bakışırsınız. yalnızlık neymiş!

(eh elbette sohbetin buraya geleceğini hesap etmeden yazdım. soğuk havadan, kedicikten, eve varmanın mutluluğundan, karanfilli çaydan, okuduğum kitabın mizah yüklü satırlarından bahsetmekti niyetim. ama sonunda içimdeki benliklerden bir tanesi sohbetin mız mız doğasını sezerek bir çalımla, omuz atarak filan sohbetin ortasına hışımla girip cesur, biraz da sorumsuz önerisini sunarak yazının sonunu getirdi. ben de şaşkınım, ara sıra yazıya müdahale edip küfürleri ayıkladım. yooo içimde sert, şiddetli bir şey yok hiç ama bilmem ki, ne kadar bıktıysam demek ki bazı insan türlerinden.)

20 yorum:

Leylak Dalı dedi ki...

Ne güzel demişsin Peri, ev kabuğu insanın dalamamalı sırtını :)
Seni çok özlemiştik, iyi ki döndün...

serpil dedi ki...

Peri kediciğin resmini çekseydin keşke, ben çok severim sarmanları.

endiseliperi dedi ki...

selam, selam size:)ama asıl siz ne güzel demişsiniz leylak dalı, benim dediklerim bir hiç. ben de sizi özledim. siz hep ne tatlısınız.

serpil, valla çekemedim. kafede olduğumuz süre çok kısıtlı aslında. hava almak, iskemlede oturmaktan sıkılıp kısa bir yürüyüş imkanı için iniyorum kafeye, bir bardak çayı bitirme süresi kadar bile değil, bardak elimde yeniden yukarıya, işe çıkıyorum. o sırada kedinin keyfi gelecek de kucağıma zıplayacak, arkadaşım yanımda olacak da fotoğrafımızı çekecek... zor iş. sen kediyi çek dersen, içinde benim olmadığım bir alem çok sıkıcı geliyor bana: p

öpüyorum sizi. sevgiler kocaman.

pelin dedi ki...

evet! yetti be :) özgürlüğe ve kendi haline bırakılma isteğine olan tutkuyu anlıyorum ve paylaşıyorum ama nezaket ve incelik ne zaman herşeyin gerisinde, demode kaldı bunu anlamıyorum.

dün sabah evimi çok sevdiğim arkadaşlarım neşelendirdi. herbiri ayrı bir dünya, herbiri nasıl da kendine has, nasıl dikkatli, incelikli. ve ne güzelki evimize biz istemedikçe (yani çoğunlukla) ego sarhoşu kimse giremiyor. kahvaltı da senden bile bahsettik peri, yalnızlık da neymiş :)

endiseliperi dedi ki...

:)aaa neler dediniz acaba benim için: p o kısmı hep çok merak ediyorum.

ne güzel demişsin nezaket demode bir kavram oldu sanki diye. kendini gerçekleştirebileceği kadar özgür olmak, nezaket ve sevgi dolu bir ilişkiyi reddettiğin anlamına gelmiyor ki.

neyse ben hazırlanıp, işe doğru yola çıkmalıyım şimdi. hava soğuk, daha uykum var var ve bugün yoğun. şu içtiğim kahveden o kadar çok şey bekliyorum ki. beni uyandırsın, neşelendirsin, işe hazırlasın, rüyaları unutturup zihinsel uyuşukluğumu bitirsin, hatta beni giydirsin, evden çıktığımda arkamdan el sallasın:)

öpüyorum çok, sevgiler.

eda dedi ki...

döndüğünüze sevindim, çok şarkı şiiir kitap film keşfettim blogunuzdan, çok şeyler düşündüm..
Güzel yazanlar, kalbi kaleminde atanlar hep yazmalı..

endiseliperi dedi ki...

bunu duyduğuma sevindim eda. umarım daha çok kitap, film keşfederiz birlikte.

sevgiler.

özlem dedi ki...

Tam endişeli peri kokan bir yazı:)İyi ki döndün peri:)........

endiseliperi dedi ki...

bu nasıl dönmekse, parçalarımı toplayıp şuraya yazamıyorum. bakalım:) teşekkür ederim.

Adsız dedi ki...

peri ne olur bizi birdaha birakma. senin yazdigin, anlattigin, hissederek bize aktardiklarin o kadar ozel ki, sanki gercek dunyada hep arayip hic bulamadiklarimdan... sibel

müzi dedi ki...

ne güzelsin peri, gülüşün ne güzel.. hoşgeldin :)

endiseliperi dedi ki...

çok tatlısın sibel. gerçek hayat yıkıcı, sıkıcı da ona katlanacak bir bakış açısı inşa etmeye çalışıyoruz böyle hep.

müzi, canım, selam, hoş buldum, öpüyorum çok seni.

neolitikhanim dedi ki...

peri peri,

limoni hanım'ın mektubunu gördün mü? :))

http://neolitikhanim.wordpress.com/2014/02/05/nihayet-neolitik-hanimdan-haber-var/

endiseliperi dedi ki...

aaa hayır, yeni yazı mı? yaşasın! şimdi işyerindeyim, eve gidince okuyayım.

öpücükler.

Adsız dedi ki...

hoşgeldiniz

butterfly dedi ki...

Ahhh nasıl özlemişim seni, nasıl... Ağladım okurken yazılarını...Butterfly

butterfly dedi ki...

Ahhhh nasıl özlemişim seni nasıl.... Okurken yazılarını ağladım....

endiseliperi dedi ki...

canım:) ağlama sakın. ben de özledim çok heyhat hayat, bizi ayıran hayat zalim örgüsünü örmekte. yazacağım yakında:)

sevgiler.

garip garip işler dedi ki...

nihayet dönmüşsün. seni özlemiştim :)

redrabbit dedi ki...

peri peri perili ev...adaya taşındım peri.camıma yaslanıp beni gözetleyen bir erik ağacı var.hafifçecik bir yel esse camı tıngırdatıyor.yokluyor beni arada:) ben dinliyorum onu,konuşuyorum onla da, bir başkası olsa "perili ev" der diye de içimden geçiriyorum hani..oysa ne güzeldir perilerle yaşamak...selam ederim..