Pazar, Şubat 9

bahçe





her gün birbirinin aynı. iş, günün ortasına düşmüş bir kaya gibi her şeyi belirliyor, kendime ait büyüttüğüm, geliştirdiğim ne varsa ezip geçiyor. bu kayanın çevresindeki daracık, bereketsiz toprakta kendim olmakta ısrar ediyorum. hala bana kalan zamanlarda okumaya çalışıyorum. kaçak'la ortak kitapları okuyup üstünde konuşuyoruz yine. uzaklık, zaman, başka başka dertler, ne türden engeller olursa olsun bir arkadaşlığın köklerinin derin olmasını, ömür boyu sürecek güçlü bağın kopmamasını çok önemsiyorum. çok sık film izliyorum. evi ev gibi hissetmek için uğraşmak ayrı zaman; temiz olsun, ocakta yemekler pişsin, dolapta eksik olmasın. hep bir neşeyi sürdürüyorum ya bazen buna gücüm yetmiyor, bir anlamsızlık, boşunalık duygusu sis gibi kaplıyor zihnimi ve o zaman çok, çok yorgun hissediyorum. bizi çevreleyen dış dünyaya karşı öfke, kızgınlık, utanç duyup onu elden geldiğince reddedip, kendimiz için kendi değerlerimizle, ölçülerimizle filan bir iç dünya kurmaya çalışmak ayrı yorucu, bu dünyanın anlamına sürekli inanç duymaya çalışmak ayrı. bazen dünya bana uzansın, tatlı tatlı, güzellikle, nükteli ve sevecen gelsin, omzumdaki şu yükü alsın istiyorum.

bu sabah işe gitmeden önce eagleton'ın geçenlerde okuduğum kitabını karıştırıyordum. şöyle diyor: "kendi kafamızın dışına hiç çıkmaz mıyız? sahici bir anlam, ansızın karşı karşıya kaldığımızı hissettiğimiz, bize karşı direnebilen ya da bizi şiddetle geri püskürtebilen, bizi belli bir kaçınılmazlık etrafında tutan bir anlam değil midir? eğer hayat bir anlam taşıyacaksa bu, kaprisli bir şekilde ona yansıttığımız bir şey olamaz. hayatın, meselede kesinlikle söz hakkı olmalıdır."
-terry eagleton, hayatın anlamı, s. 90-

demem o ki, benim kafam güzel olmadan da hayat güzel olsun diyorum.

şu an çok yorgunum da belki bu nedenle bir karamsarlık var üstümde. size de mahcup oldum, geldim ben artık deyip hiçbir şey yazamadım. iyiyim ama hep biraz yorgunum. bahar gelsin, daha neşeli oluruz burada.

 yukarıdaki fotoğraf işyerinin bahçesinde çekildi. iş dediğimiz tekdüzelik demek ya, bunu kırmak için, daha neşeli olmak için her gün ayrı bir renk giymeye çalışıyorum. ne giydiğimin önemi yok, bugün kırmızı giyeyim diyorum mesela, ne olursa ama kırmızı, dolaptan kırmızı bir şeyler çekip giyiyorum. sürekli rengarenk dolaşıyorum böylece, elimde kahve fincanı, bir kedinin peşinde. işyerinde arkadaşım geçen gün  ciddi ciddi bakıp, acaba niçin yaşlanmıyorsun hiç dedi. sanırım bilmiyorum yaşlanmayı. yani yaşlılıkta ne yakışır alır, hangi davranış modelini uygulamak lazım bilmiyorum. belki bu kendimi dışardaki dünyaya kapatıp kendi dünyamda yaşadığım içindir. orada da her tür oyun serbest.

ben bir fincan çay alıp bir dizi izleyeceğim şimdi. sıkıcı bana katlanın biraz daha, sonra alışırım burada olmaya, eğlenceli şeyler de konuşuruz.

sevgiler çok.

53 yorum:

gülçin dedi ki...

sevgili Peri,
ne iyi yaptın da döndün. ben de o kadar yoğun çalışıyorum ki, kendime hiç vakit ayıramadığımı düşündüğüm zaman canım yanıyor. bu haftasonu iki gün çalıştım gene. gözlerim aktı nerdeyse bilgisayar ekranına bakmaktan. senin sayfanı açtım, eskilerden bir şeyler okurum diye, bir baktım yeni yazılar ve senin gülen yüzün. özlemişim.
sevgiler çok.

mango meyvesi dedi ki...

peri, şu pembe çoraplı kot etekli fotoğrafını gördüğümde, ki ilk kez seni bir fotoğrafta görmüştüm, demiştim ki hiç yaşına göre giyinmemiş bir kadın, nedense biraz daha ağır bir şeyler, bir gömlek illa ki hayal etmişim üzerinde, yani fazla çocuksu gelmişti tarzın, şimdi de rengarenk giyinmenin gerekçesini ve hiç yaşlanmayack olmanı okudum da aydınlandım böylece. :) açıkçası bernhard'dan bahsetmeni bekliyorum hâlâ. 9 şubat doğum günüydü.

Elisabeth Vogler dedi ki...

sen hep çok güzelsin peri, sıkıcı hiç değilsin, o kadar doğal ve samimi ki bu dert yanışların bile, gülümsetiyorsun hep.

Aze dedi ki...

Hoşgeldin... Hoş çıkmışsın...

Adsız dedi ki...

çok seksi....

Ebru dedi ki...

Geç gördüm ama çok sevindim dönmene. Hoşgeldin. Rengarenk.

şule dedi ki...

işte benim de hissiyatım budur son zamanlarda : "dünya bana uzansın biraz da"...ne güzel demişsin.
neyse, bahar geliyor işte, bahar dalları görünmeye başladı bile. iyi oluruz, olacağız :)

Tolga dedi ki...

kendini edebiyata,sanata verenler...
zengin iç dünyalarında yalnızlığı seçip, hüzünlerinden beslenenler vb
(uzatıp gidebilirim) hem ruhsal hem fiziki yaşlanmıyorlar peri. haa bi de neden zeki insanlar hep benim gibi yalnızdır,hiç anlamam:)
sevgiyle.

Adsız dedi ki...
Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.
meral dedi ki...

Sömestr tatilinde İstanbul'da idim.Vatan gazetesinde çalışan arkadaşım Süleyman (Çeliker-politika daha önce de Radikal politika ) ve eskiden Birgün ve Taraf gazetelerinde çalışan Esra (Karataş - kültür sanat) çiftinin evinde kaldım. Çok eski arkadaşız onlarla. Hevesle senden bahsedip fotoğrafını gösterdim buradan tanıyor musunuz diye. İkisi de tanımadı. Benim hevesime, beğenime bakıp seni merak ettiler. Esra, Reha Bey ile Birgün'de çalışmış. Senin onunla olan bağını hiç bilmediğini söyledi. Çok şaşırdı. Reha Bey'den çok güzel bahsetti. Duygulandı. Süleyman er ya da geç karşılaşacağınızı söyledi. Gerçi tanısalar ne olurdu bilmem. Öyle konu konuyu açarken konuştuk. Kulaklarını çok çınlattık.

Sevgiler
Meral

Adsız dedi ki...

pericim, bahçesi böyle bir yerde çalışmak gün içinde ne rahatlatıcıdır:) ben artık Maslak'tayım...nasıl insanın üstüne üstüne gelen bir yer anlatamam. yıl 2014 diye başlayan kara bilimkurgu filmlerine mekan olmak için yapmışlar sanki.
sevgiyle,armağan

Köşenin Delisi dedi ki...

özlemişim ben seni okumayı.. :)

endiseliperi dedi ki...

gülçinciğim selam, bugün iş arkadaşım çok mutsuz hissettiğini, bazen ölesiye yorgun hissettiğini, devam edemeyeceğini sandığını söyledi. ona sabahtan akşama çalıştığımızı, kendimize vakit ayıramadığımızı, hayatımızda neşeli olabileceğimiz pek de bir şey olmadığını söyledim. en azından akşama kadar okuduğumuz, okumak zorunda olduğumuz haberler insanda pek bir sevinç duygusu bırakmıyor. yani mutsuz hissetmek 'normal'. normal olan bir şey yolunda demektir, yani ruh sağlığımız yerinde demektir bu. buna şükredebiliriz:)

eh işte hayat bazen sadece onu düşünme tarzımızda, bu şekilde bir neşe akışı sağlayabiliyoruz.

ben gözlüklerimi değiştirdim. akşam azı d aolsa okuyabiliyorum. ama doktor elden geldiğince yormamaya bakın diyor.

teşekkür ederim geldiğin için. öpücükler, sevgiler.

endiseliperi dedi ki...

mango meyvesi,ben avukatken o döpiyes olayına girmiştim, mini etek, dar ceket, hafif ökçeli pabuçlar fena da durmuyordu hani ya tarzım değil. rengi seviyorum. renk varsa rengi giymeliyiz. bir ara renki dövmeler de yaptırayım istemiştim ama vazgeçtim, o kadar seviyorum. benim kafam da çocuksu. olgun insanların mantıklı, rasyonel düşünme şeklini beceremiyorum. uzun yıllar en nefret ettiğim renk olan pembeyi bir başka seviyorum hem artık.

bernhard hakkında kaçak'la o kadar konuştuk ki, şimdi bernhard heyecanını tekrar uyandırıp yazmak... bilmem ki. elimde son goethe öleyazıyor kitabı var. bu kitap kendime hediye, hayattan en sıkıldığım an açıp okuyacağım. fazla uzun sürmez gelmesi, merak etme; ) o zaman konuşuruz umarım.

sevgiler.

endiseliperi dedi ki...

teşekkür ederim elisabeth vogler, tam da bunu istiyorum.

sevgiler çok.

endiseliperi dedi ki...

mersi azeciğim, pek hoş çıkmamışım aslında. yarın arkadaşımdan rica edeyim de biraz fazla çeksin, güzle çeksin, fotoğraf koyayım buraya.

sevgiler.

endiseliperi dedi ki...

adsız, emin misiniz ya? bu fotoğrafı bile seksi bulduysanız derhal bir kız/erkek arkadaş edinmenizi öneriyorum size. ben bu çocuksu renkler, aseksüel tavırlarla bir anime karakter gibiyim, fakat hiç seksi değilim. olmayı istemezmişim gibi konuştum, değil, ama hayır seksi değilim.

endiseliperi dedi ki...

teşekkürler ebrucuğum, sorund eğil, ben de hep geç gelebiliyorum zaten buraya:) sevgiler.

endiseliperi dedi ki...

şule, bugün hava nasıl güzeldi! bahçeden yukarıya çıkmak istemedik hiç. sanki tüm bu berbat hayat trafiği içinde bile yaşıyor olmamız 'sağlam irade'nin bir göstergesiymiş gibi dayanıyoruz, ama keşke hayat da biraz insaflı olsa. neyse elde var bir bahar, gelecek, iyi olacağız:)

sevgiler çok.

endiseliperi dedi ki...

tolga selam:)
botox yerine bir adet kafa çalıştıran kitap önermişsin, iyi olmuş:)

sevgiler.

endiseliperi dedi ki...

selam özge, okur okumaz sildim yorumunuzu isteğiniz üzerine. umarım geç kalmamışımdır. özge, ben uygun bir zamanda mail yazayım size, ama korkarım pek iyi haberler veremem size.

çok çok teşekkür ederim yakınlığınız, samimiyetiniz için.

içten sevgiler.

endiseliperi dedi ki...

meral bilmem ki, ben de tanımadım bu arkadaşları. selamımı söyle lütfen, umarım bir gün karşılaşırız.

sevgiler, selamlar.

endiseliperi dedi ki...

armağan, maslak'ta ben de çalıştım. alice BBDO adınd abir reklam ajansında. evet, o binalar arasında yaşayabilmek pek akıl karı değil. öğle yemeğinde biraz ilerideki at binme çiftliğine giderdik (unuttum adını şimdi), pahalı da olsa ağaçlar arasındaki restoranında yiyebiliyorduk yemeğimizi ve prenses hotel'in üst kattaki restoranına giderdik bazen de (adını atıyorum yahu, böyle bir şeydi) ve işimiz azsa barında bilardo oynayıp bira içerdik. bazı öğle tatillerinde aynı otelin sinema salonunda film izlediğim deçoktur. öğle yemeğinde elma yerdim öyle olunca. ya d ahızla taksiye atlayıp, yeniköy'e filan giderdik, deniz kıyısında güzel bir kahve vardı ve menemeni de şahaneydi. ya da kahvenin ön kısmında bir köfteci vardı. bak, fena da bir yer değilmiş:)

bizim işyerinin bahçesi olmasaydı çok ama çok sıkılırdık evet.

sevgiler çok.

endiseliperi dedi ki...

elifciğim sarılıyorum sana,
sana ve toprak2a öpücükler kocaman.

Buket dedi ki...

aa peri döndün demek, ne iyi oldu tekrar seni görmek :)

ulker dedi ki...

Ah Peri, o kayanın kıyısında ne çeşit çiçekler yeşertip, bakamayıp öldürdüm yıllarca. Ama beni verimli bir toprak yapmıştır di mi

Ulker

özlem dedi ki...

Neşeli olmak zorunda değilsin ki Peri.Hayat bir paket program ,içinde hepsini birden sunuyor.Bence zaten neşe daha herkesle paylaşılır bişi.Senin farkını yaratan hayatın bu nahoş tatlarına kattığın gerçeklik ve yorumlayış.Gerçekler acı değildir,acıtır.Hayat bir algı meselesi , sen hayatındaki gerçekliklere o kadar doğru yaklaşıp öyle hoş algılıyorsun ki.Evet iş hayatı tatsız ama ben bunu renklendirebilim gibi...Bu arada İzmire gelirsen haberim olsun:)....

grikoyun dedi ki...

Sıkıcılıktan uzaklaştıran tek yazar olarak bir yere sahipsiniz gözümde :)

endiseliperi dedi ki...

selam buket, döndüm evet de, bu kadarcık dönebiliyorum. ama kalbim sizlerle:)

sevgiler.

endiseliperi dedi ki...

ülker, canım yapmıştır kesinlikle. bir otorite yok ki seni değerlendirecek. toplumsa mesele, vasattır, önemli ayrıntıları dikkate almaz o. sen kendine bak, ölçün hep kendin olsun.

dertli gördüm seni.
öpüyor, kucaklıyorum seni.

endiseliperi dedi ki...

özlem çok sağ ol. bunları duymak nasıl iyi geliyor anlatamam. ah özlem, şişli'de oturuyorum, film izlemek için taksim'e gitmeye bile fırsatım olmuyor. iş arkadaşım izin almış bana söylemeden bir haftadır deli gibi çalışıyorum, pazartesiye kadar böyle, eve döndüğümde beynimde uğultu oluyor resmen. gelmeyi çok isterim, tatile, dinlenmeye, değişikliğe öyle ihtiyacım var ki. teşekkür ederim.

sevgiler.

endiseliperi dedi ki...

grikoyun, ne tatlısınız, teşekkür ederim:)

sevgiler.

Adsız dedi ki...

Pericim, dediğin yerleri bulmaya çalışıp deneyeceğim:)armağan

Adsız dedi ki...

Ohh çok şükür :). Son günlerde hayatımda güzel şeyler oluyor, sizi burada görmek ve yeniden okumak da bunlardan biri. Sevgiler Güneysa

endiseliperi dedi ki...

:) umarım devam eder güzel şeyler güneysa.

sevgiler.

yagmur dedi ki...

Senin yazilarini okuyunca bir bilmis nese yayiliyor evimize ve 11 aylik kizim bu nesenin senden kaynakli oldugunu biliyor artik! Peri girmeyen eve, doktor girer gibi bisi oluyor sen olmayinca. Bozuluyoruz:)

Seni seviyoruz Peri, hem de cok!

meftun dedi ki...

aaaa periciğim gelmiş :D off çok sevindim yaw :)) hoşgeldin, hoşgeldin..

Murat Yedigünyazilari dedi ki...

garip olan hem hayat
hem de zihinler...
zihinlerimiz...

bunaltıcı bir pazar günü..
ve gecesi...
daha da fenası var...
bunaltıcı çalışma günü pazartesi...

ekranda haberler...
ukrayna, askerler...
rusya, işgal,sınırlar, nato...

zihnimin hatırla dediği ;
ukrayna gürcistan benzerliği mi ?
gürçistan deyince
garip biçimde çağrışım ;
reha mağden...

derken endişeliperi..

derken bloga gözatma ihtiyacı...
ve yazılar...
yeni yazılar...

ne güzel...
yine de ne güzel...

hoşbulduk sevgili peri..
hoşgeldin ...
hakikaten hoşgeldin...

merhaba...

murat örem / ankara...

endiseliperi dedi ki...

aman yağmur ne mahcup ediyorsun beni:) teşekkür ederim. bu nasıl gelmek? iki hafta izinsiz çalıştım, hal kalmadı bende yazacak. sonra birkaç gün izin aldım, bursa'ya, ablama gittim. yeni döndüm. umarım bursa fotoğrafları ile birlikte birkaç cümle de olsa yazabilirim.

hepinize kucak dolusu sevgiler.

endiseliperi dedi ki...

oo meftuncuğum, nerde kalmıştık? ufaklık doğmuştur, konuşmaya bile başlamıştır değil mi?

hoş buldum:)

sevgiler çok.

endiseliperi dedi ki...

merhaba murat:)
ben bile bu çağrışımı izleyemiyorum artık. sağ olun:) bursa'dan ablam arçil'e içli köfte gönderdi de onu pişirdim, ben düşkün olmasam da arçil pek seviyor. ona bu akşam dedim, ne biçim gürcü'sün, karadenizlisin sen, adana yemeklerini seviyorsun, bir tane gürcü, ordu yemeği sevmiyorsun diye:)
yarın iş var ve çok yoğun. okumaya çalıştığım nefis kitaplar öylece duruyor. cohen kardeşler'in son filmini izleyecektim, o da kaldı. zihinlerimizi ayık tutmak ne zor.

işim akşama kadar haberleri okumak murat, bıkıp usandım türkiye'deki, dünyadaki haber trafiğinden. akşam tapeleri dinlemekten bir sayfa kitap okuyamaz oldum.

böyle işte. buraya daha sık gelmeye çalışırım. böyle sevgiyle karşılanınca çok utanıyorum yazamadığım için.

sevgiler.

ekinyeri dedi ki...

eski yazılarından birinin linklerini takip edip de telefonunu bulduğumda, seni arayarak yeniden yazmaya ikna etme çabamı tacizden sayarsan bunun neticesinde mahkemede hakimi asıl suçlunun sen olduğuna ikna edeceğimden korkmadığına eminim :) neyse niye geldiysen, iyi ki geldin... sen de bizi seviyorsun peri... seni gidi güzel peri :)

Butterfly dedi ki...

Geç gördüm ve kocaman aaaaa gelmişşş nasılda kaçırmışım dedim. ne iyi ettin gerlmekle, ne güzel yine kendimden izlerle başladım güne.... hoşgeldin, iyiki geldin, hiç gitme nolur...

evvelzamanyolcusu dedi ki...

Hoş geldin, iyi ki geldin :)

sevgiler.

endiseliperi dedi ki...

seviyorum ekinyeri:)

butterfly! selam!:) bu seyrek, az gelişim kabulünüzse geldim işte. gitmem:)

hoş buldum evvelzamanyolcusu:)

öpücükler, sevgiler çok herkese.

love dedi ki...

böyle geri dönüş mü olur hıh küstüm

sonvasana dedi ki...

ah peri! ah peri, nasıl, ne çok özlemişim seni...

meftun dedi ki...

merhaba peri, benim kız 2 yaşına geldi :)düşün artık ne kadar uzun süre gelmediğini :D bu günlerde tuvalet eğitimi veriyor ve zorlanıyorum. çocuk yetiştirmek zor zanaatmış onu anladım.. sevgiler..

gülçin dedi ki...

bekliyoruz Peri, ben bile geri döndüm :)
sevgiler çok.

Vuslat Aktepe dedi ki...

Merhaba, tekrar gördüğüme sevindim. Tek düze olma meselesi her zaman kafamı karıştırmıştır benim. Tek düzelikten kasıt büyük oranda birbirine benzeyen yahut benzemeye elverişli zaman ayrıtları ise doğa bir bakıma böyle işlemiyor mu? Ağaç her gün belirli bir ölçüde büyür, ama her gün ve her gün, diğer canlılar için de böyle değil mi? Belki de tek düzeliği bozan şey görüngülerimizin biraz daha altında, hayatın daha küçük görüngülerindeki sürekli harekettir. hadi bu çok abartı yada bizler için pek kullanışlı değil. O halde felaket tanımı gereği de tek düzeliği sarsabilir. Olağandışılık anlamındaki felaketten bahsediyorum. Bu felaketlerin bir çok görünümü bize felaket gibi görünmeyebilir, mutluluk, jest, sürprizler vb. Ama son kertede seyrü sefere etkiyen olağandışılığın sonuçlarının daima ikincil bir yüzü var gibi... Asıl olan bu değil bence fazla uzattım biliyorum. Tek düzelik bana kalırsa türümüzün doğa ile girdiği rekabet esnasında kaybettiği ritmi tutturamamasının sonucu. Aksi durumda tek düzelik yaşanır ama fark edilmez, hayatın kendisi olabilirdi. Şimdi fark ettiğimiz tek düzelik ise hayat ile girdiğimiz ilişkide bir yanlış yol anlamına gelebilir pekala. Manzaraya baktıkça içten içe bu yolun bizim yolumuz olmadığını bilmenin huzursuzluğu, öte taraftan ne olursa olsun dinginliğine ayak diremeyen adımların tek düzeliği... Velhasıl sizi gördüğüme sevindim tekrar. Uzatma için özürlerimle...

ulker dedi ki...

Bu kadar mıydı ? Bir parmak bal

endiseliperi dedi ki...

deniyorum, tüm samimiyetimle deniyorum dönmeyi. olmak istediğim yer de burası. fakat ne oluyor? nedir isteğimi yok eden, kimdir yoluma taş döşeyen? niçin hep yorgun ve dalgınım? şuurunda olmadığım belirsiz bir sorunun çevresinde dönenip durmakla geçiyor zaman. heyhat sorun ne? kaldı ki çözümü bulalım. öyle bulanık, belirsiz, biraz da ağrılı bir hal.
ama nedir, dönmeyi istiyorum. niyete bakalım.

sevgiler, selamlar herkese.

maviye iz süren dedi ki...

merhaba :)
yazılarınızı çok seviyorum, dönmenize sevindim.sevgiler..