Çarşamba, Haziran 4

"taşınacak suyu göster, kırılacak odunu"




işte ev, işte iş. arada yol. gidip geliyorum. hep aynı. her şeyin hep aynı olmasına azami dikkati gösteriyorum. kaldırımı bile değiştirmiyorum. evde kanepemden başka yere oturduğum yok. zaman bedenimin şeklini alan eski bir eşya gibi, gidip yerleşiyorum içine. aynısını yapmak zamanı hızlandırıyor.. oysa ben zaman hiç geçmiyor sanıyorum. hep aynı fotoğrafı çıkarıp gösteriyorum, ben şöyleyim böyleyim derken. ne kadarı doğru hiç bilmiyorum. işten yorgun dönünce yemek yerken bir film, sonrasında kitap. kafka okuyorum şimdi. sağ olsun kaçak agamben ve eagleton ile tanıştırdı beni de onlarda bahsi çoktu. ben de yeniden tanıştım sanki kafka ile. başka türlü ve çok seviyorum onu. hüzünlü müyüm? değilim. yağmur, rüzgar... hep yorgunum, çay içiyorum. tatil planları, adana, berlin, bir de hamak (hamak deniz kenarında bir otelde galiba ya, hamak dışında umursamıyorum, orada kitap okuyorum) üç kartpostal gibi kafamda, bakıyorum bakıyorum, kıpırdayamıyorum. birinin sırtımdan hayatın içine ittirmesi lazım. anca öyle öğreneceğim tekrar yaşamayı. bakalım.

21 yorum:

Aze dedi ki...

Dün aklıma geldin, biliyor musun? Bloğuna baktım, resmine baktım. Nasıl acaba dedim. Soracaktım sormadım. Rahatsız etmeyeyim dedim. Sonra geçen akşam sanırım chrisytal otel olmalı, öyle bir otelin reklamı var. Senden öğrendiğim ve çok sevdiğim bir şarkıyı çalıyorlar. Oradan da aklıma geldin. Gene kalmıştı sorum.
Velhasılı, daha istediğin gibi olursun umarım yakında. Bazen rutin iyidir bana göre, hatta genelde belki. Evet, dediğin doğru daha kısa zamanda yaparsın bazı şeyleri.
Sevgiler peri..

endiseliperi dedi ki...

az önce mecidiyeköy'de servisten indim eve, şişli'ye yürüdüm. servis güzeldi. serin havada ılık, loş. okuduğum kafka'nın 'çin seddi'nin inşaası' kitabını serviste bitirdim. alışveriş yapıp eve gelir gelmez de 'taşrada düğün hazırlıkları' kitabını çıkarıp kütüphaneden sehpaya bıraktım. bir kadeh şarap koyup sigara yaktım ki biraz dinleneyim. dinlenirken de sana yazıyorum işte. iyiyim, iyiyim aslında da yaşam sanki hep ertelediğim bir şey. bir yandan da tam da bunu istiyorum diyorum, sadece sevdiğim şeyleri yapıyorum evde. evi seviyorum. geçen gün taşınma sohbeti yaptık, bu ev güneş almıyor da, arçil, şişli tam da senin semtin dedi. mahalleden geçip caddeye geçinceye kadar tüm esnafla selamlaşıyorum hemen hemen ve hepsi huyumu suyumu, kaçta işe gidip nasıl döndüğümü, neyi yemeyi sevdiğimi biliyor. yemek tarifi verenden tut, bırak şu sigarayı diyen tütüncüye kadar her biriyle bir selamlaşma adabımız var. işte böyle.
şimdi bir müzik açıp, üstüme eşofmanlarımı giyip, mutfağa geçeceğim.

beni hatırlayıp düşünmen beni nasıl mutlu ediyor. bir ihtimal tanrı yok, bir ihtimal zaman da yok, birbirimizi aklımızdan geçirmek ve iyi duygular bırakmaktan başka hiçbir şey yok. sesim niye hüzünlü çıkıyor bilmiyorum. iyiyim.

öpücükler, sevgiler.

Aze dedi ki...

İyi ol :-) Güzel şeyler olsun hep demek yanlış. Hayat denge diyorum artık..Ama kötü dalgaları göğüsleyecek güç, içinde geçecek yürek ve güneşli günler için gözümüz gönlümüz açık olsun diyorum.. Ama yine de mucizeler olsun.Güzel değil en güzeli olsun :-))
Sevgiler, bende de.

Kagittan gemiler dedi ki...

çok özlemişim, okumak iyi geldi.

zeytin dedi ki...

"bir ihtimal tanrı yok, bir ihtimal zaman da yok, birbirimizi aklımızdan geçirmek ve iyi duygular bırakmaktan başka hiçbir şey yok."
öyle galiba.. Bu aralar benim de sığındığım şey rutin.. Sevgiler Peri...

ulker dedi ki...

Pericim selam, Berlin,mi dedin. Ne şahane !! Bergama Müzesi bakım için kapanacakmış, ben de onun için çok istiyordum bu yaz gitmeyi ama sanırım olmayacak.
Hayatın içine bizi itiyorsun, arkamızda bu şekilde de yaşanır güveni ile durarak

Öptüm çok

ışıl ç. dedi ki...

periciğim, ben de hayatıma direkt giremiyorum da ara sıra arkadaşlarımın aklına geldiğimde biraz toparlanıyorum. yukarıda aze ile olan yazışmanız gibi, aylar sonra bir arkadaşıma yazdım ve "ben de seni düşünüyordum" cevabını aldım (ha, iyi, ben varım o zaman, durumu :)).

"birinin sırtımdan hayatın içine ittirmesi lazım" demişsin... hayatın içinde olmayı çiçeklere bakmak, çocukları görmek gibi şeyler diye düşündüm hep. yani biraz, bir şeyleri takdir etmek - ki bu sende ne kadar çok var! belki biraz da 'bedeninin içinde olmak'; işte eller, gözler filan... seyahat de iyi gelecektir, bak, ittiriyorum :) sevgiler.

Hopelovefunetc dedi ki...

Bu kadar renkli giyinen bir insanın bu kadar hüzünlü olması çok tuhaf.

En neşeli yazıda bile bir pus var sanki.

Yazılarınızı seviyorum ama en çok günlük şunu yaptım bunu yaptım kısımlarını:)O yüzden tüm yorumları okurum mesela:)) Benim evim temizlenmiş, yemeğim hazırmış da oturup kitap okuyormuşum gibi geliyor:))

endiseliperi dedi ki...

merhaba:)
pazar günü çalışmaya hala alışamadım. öyle de yoğun ki bugün iş. arçil taksim'de, arkadaşlarıyla. artık iyice büyüdü. evde daha çok yalnız kalıyorum. dün gece saat 2 gibi sevgili olan bir çift arkadaşı geldi, evlerine dönecek taşıt bulamamışlar. sabah onları müzik dinleyip kalhvaltı hazırlarken bırakıp işe gittim. bu sabahları seviyorum. işten eve döndüğümde o kadar azalmış, küçülmüş hissediyorum ki kendimi. şimdi en tasarruflu, verimli nasıl kullanırım zamanı diye düşünerek ve bu sırada dinlenerek en az yarım saat geçiyor. şimdi yiyecek bir şeyler alıp bir film açacağım. yorgun zamanlarımda film izlemeyi tercih ederken adorno'ya hak veriyorum. berlin'e gitmeyi hayal etmek yerine harekete geçip pasaportumu çıkartsam daha iyi olacak ama iş zamanı güçlü bir mıknatıs gibi her şeyi kendi çevresine topluyor, kıpırdayamıyorum. bu arada zaman bulursam sosyal.hurriyet.com.tr'de kısacık şeyler paylaşıyorum. işyerinde ve evde hep açık olduğu için o site sanırım daha kolay geliyor. beni affedin bu nedenle.

sevgiyle kucaklıyorum hepinizi. not: aaa eğer gelirseniz orada adım endişeliperi değil. olcay öztorun. ya, işte böyle.

özlem dedi ki...

Yazını görüp,sevinip,okuyup ,resmine bakıp tamda Hopelovefunetcin söylediklerini yazacaktım.İnsan nasıl böyle ışık saçıp hemde bu kadar derin bir hüznü barındırır.Aslında cevabını ben biliyorum :) hayat bir paket program , herşey var içinde....Adını hep merak etmiştim , OLLCCAAYYY....

neolitik hanım dedi ki...

periciğim,

yazının başlığını görünce geçenlerde okuduğum ve çok beğendiğim john berger'in kitabından şu satırlar aklıma geldi:
https://twitter.com/neolitikhanim/status/471377880169988096/photo/1

yazmaya üşenip fotoğrafını çekmişim. böyle işte eskiden kitaplar üzerine sayfalarca yazardım, şimdi alıntı fotoğraflıyorum peeyh!

yıllar önce hürriyet'te çalıştığım bir dönem olmuştu, her sabah serviste aynı koltuğa oturduğum, pazar mesaisi ıssızlığını dert ettiğim günleri bloga da yazmıştım diye hatırlıyorum...

rutinin iyileştirici bir yanı var bence de ama seyahat planlarıyla o rutini dalgalandırmak da iyi olabilir sanki.

zaman zaman daralabilir insan ama unutma seni (arada öyle hissetmesen de) hep kollayan, adını seni seven birinin kalbine ve dua defterine yazdıran Biri var ;)

öptüm

endiseliperi dedi ki...

canım neo, seni seviyorum. 'hiçbir şey değişmesin, hep aynı kalsın' duygusu ve bu duygu bir fikre dönüştüğünde hep aklımdasın. bu senin, seninle adlandırabildiğim bir şey. ne güzeldi o yazın hem, babanın istasyonda seni beklediği sahne... tren dedim de, bak bugün serviste gelirken ne oldu: serviste şoförün yanında bulabildiğim boş koltuğa oturdum, alışkanlık, kitabımı açtım, kafka max brod ile yazdığı hikayede bir tren yolculuğunu anlatıyor ve tren sesinin bir yatak gibi uykusunun getirdiğini söylüyordu. çok güzel, tren sesini hayal etmek, bir sesin bir nesne olabilme imkanını düşünmek için kitabı kapattım, tam kapattığım anda, okurken değil, şoför radyoya uzanıp açtı. hız, saldırganlık, vurduymazlık demek şehir hayatı ya, böyle azıcık bir özen, dikkat gördüğüm zaman, hayat diyorum ne güzel.

john berger'in yazısını okudum. çok güzel. kaçak'ın geçen yıl okuyup çok sevdiğini söylediği, lütfen sen de oku bak tam sana göre diye önerdiği bir yazar john berger. gençliğimde birkaç kitabını okumuş, sevmiştim ya, bırakmıştım sonra. iyi dedin, john berger aklımda olsun o vakit.

neo, bazen yalnız ve güçsüz hissediyorum, aklıma sen geliyorsun, acaba diyorum neo'nun duasında yerim var mı? eğer var olduğumu hissedersem, bunu düşünürsem o zamanları daha kolay atlatıyorum. tuhaf, umut veriyor bu bana. beni dualarından eksik etme.

özlemle sımsıkı kucaklarım.
sevgiler.

endiseliperi dedi ki...

sevgili özlem:)
ya, işte adım olcay. bilmem olcay'ın duygusu ne hiç bilemiyorum. kadın-erkek rtak bir isim ya, yüzüme baka baka olcay bey diyenler çok olur:)

ben de hiç bilemiyorum, neşeliyim desem değil, hüzünlüyüm desem değil. senin dediğin gibi, hayatı hepsiyle karşılayacak bir katmanlar bütünü insan işte.

eve geldim de ızgara köfte yapacağım şimdi. piyaz da. aç değilim, arçil de henüz gelmedi ya, hazır olsun. ne kadar yorgun olsam da mutfağı çalışmayan bir ev ev değil bana göre.bir müzik açıp, ara sıra şarkıya katılarak mutfakta oyalanamayı seviyorum. işyerinde bir arkadaşım dün, evini sevmediğini, sıkıldığını söylediğinde ona, ben sevdiğim her şeyi evde yapıyorum dedim. yemek, kitap, film, yazı yazmak... sen de neyi seviyorsan o sevdiğin şeyin mekanı olarak evi ayarla.

böyle işte.

öpücükler, sevgiler.

ulker dedi ki...

Periciğim, Olcay tam senin adınmış, hiç yabancılık çekmedim.

Öpüyorum

endiseliperi dedi ki...

teşekkür ederim. peri de güzel, bana peri diyebilirsin.

ben de öpüyorum.

redrabbit dedi ki...

durma hali.Güzel diyemem ama gerekli galiba.Bir süre.O süreye sen müdahele edebilir misin bilemem,ben benimkine müdahele etmedim.o kendiliğinden,yerini harekete bıraktı.Hareket dediğim bildiğin hareket.Müdahele etme,eyleme,karar verme...Rutin güzeldir.Beni bu dünyaya bağlar.O kadar kendi dünyamda yaşıyorum ki,rutinler geride bıraktığım açık lambalar.onlar sayesinde geri dönüş yolumu bulabiliyorum.Hanselle gratelin ekmek kırıntıları...Yeni evler iyidir,yeni rutinler getirir.öpüyorum.

senayizneayrildi dedi ki...

sizi mecidiyeköy'de servisten inip şişli'ye yürürken düşünemiyorum, yoo yoo.

Adsız dedi ki...

Öbür ev bulutlara komşu idi. Bu ise çok aşağıda. Size ortası lazım Endişeli Peri. :)

endiseliperi dedi ki...

selam arkadaşlar, işteyim, birazdan çıkacağım ama yağmur fena bastırdı. şenaycım, düşün düşün, aynen onu yapacağım trafiği atlatıp sonunda servisten indiğimde:)

redrabbit bu akşam yağmurun verdiği şu uyku hali içinde yemeğimi alıp, battaniyenin altında film izleyeceğim, uyuyakalmazsam.arkadaşlara az önce süper bir şey yapacak gibi anlattım bu planı. hep aynı ama her seferinde yeni, heyecan dolu bir fikir gibi:)

öpücükler herkese

Adsız dedi ki...

Bir kuş vardı değil mi, çok eskiden? Onu hatırladım adını görünce:)
Terken

endiseliperi dedi ki...

hahaaaa terken, ne hafıza!:)ben bile unutmuştum, olcayka diyorduk kuşa:) iyisiniz umarım. sevgiler, selamlar, çok!