Perşembe, Haziran 29


Eski insanlar gibi, saat vermiyorum, akşam ezanını duyduğun an yola çık, diye tembihliyorum oğlumu. O da biraz gecikerek geliyor basketbol oyunundan. Dün akşam erken geldi, yüzü bembeyaz, dudakları titriyor. Yanımda ağlamak istemiyor, büyüdüğü için. Ben de bir tek benim yanımda ağlayabilirsin, diyorum halbuki. Bir bisikletli yanlarından hızla geçerken, bisikletin bir aksamı oğlumun arkadaşının bacağını boydan boya yarmış. Burada hıçkırıklıklarını tutamıyor oğlum. Hemen evine götürmüş arkadaşını. Baba gördüğü anda, hiç konuşmadan aceleyle sırtına alarak ( bana gösteriyor nasıl sırtına aldığını. Birisinin sırtında bu şekilde duramayacağını, bunun çirkin olacağını düşündü sanırım.) hastaneye götürüyor çocuğunu. Kırılmış mı acaba? dedim sakince. Yok, dedi kırılmamış. O zaman dedim, hiçbir şey değil 3-5 dikiş atılır, 15 günde de iyileşir. Bu sözlere güven duymak ister gibi bakıyor. Anne, dedi, özür dilerim ama kötü bir şey yaptım. Bisikletli çocuğun arkasından küfür ederek bağırmış. Ben çok kızıyorum ya küfre. İyi yapmışsın, dedim bu sefer. Herhalde senin yerinde ben olsam, bu durumda ben de küfrü basmıştım. Çok sevindi bu sözüme. Masanın karşısında oturan bedeni, sarıp sarmalanmak istiyor. Gittim, kavrayabildiğim en geniş haliyle kollarımın, sarıldım, sarıldık öyle.

Gece kabus gördü. Bağırarak uyandı. Su verip, anlattırmaya çalıştım ama, genelde sabaha saklar anlatmayı. sabah anlattı. Rüyasında, filmlerde olduğu gibi, hızlandırılmış çekimle yatak odamdan çıkıp salona gitmişim. Arkamdan baktığında, gittiğim yerin sisler içinde bir aydınlık olduğunu görmüş. (ölmüşüm gibi, sanırım.) Bir anda balkon kapısı ve pencereler açılmış ve perdeler dalgalanmış. Korku dolu gözlerle tepkimi bekliyor. Ah, dedim ne var korkacak!? Bu rüyanın yorumu çok ama çok güzel. İyi ki böyle bir rüya görmüşsün, geleceğimizin çok aydınlık olacağına iyice inandım ben şimdi.

Yine sarıldım. Canım benim ya, bana bir şey olmaz, dedim. Hem biliyorsun falcı 81 yaşına kadar yaşayacaksın, demedi mi bana? (Bir kahve falcısı böyle, dedi. Hem önceki hayatımda da Budist rahipmişim Hindistan’da. Genç yaşta ölmüşüm. 1800 ve 1840 yılları arasında yaşamışım. Doğal olarak hiç evlenmemişim. )

İşteyim, az önce aradı oğlum evden, arkadaşını ziyarete gidecekmiş. Masaya bir paket çikolata bırakmıştım sabahtan, eğer ziyaretine giderse arkadaşına götürsün, diye. Eğer utanmazsa onu da götürecek.

Birbirimize bir şey olacak diye çok korkuyoruz oğlumla. O benim üstüme titriyor, ben onun üstüne, hiç yalnız hissetmiyoruz.

4 yorum:

Şebnem dedi ki...

Oğlunla olan ilişkinize çok gıpta ettim. Benim oğlum şu an 13 yaşında ve iletişim kurmakta oldukça zorlanıyorum. Bu durum beni çok üzüyor. Elimden geldiğince sevgi dolu ve sıcak davranmaya çalışsam da bir yerde yine kopup gidiyor.

ismail boyraz dedi ki...

bisikletli küfürü haketmiş öylemi..bunu şunun için düşünüyorum veya kendimede soruyorum..sonuçta bu bir yargı..bir yargıya varmak için her şey yeterlimi..burda bisikletlinin kesin suçlu olup olmadığı, kesin suçluysada bunun küfürü gerektirip gerektirmediği sorunu var..belki çocuk kaldırımda yürümüyordu veya bisikletliye doğru sendeledi veya bisikletlinin kendince çok önemli acelesi vardı vs.. bunu hukuçu ukalalığı olarak görmeyin lütfen..hukukçu olarak daha doğrusu için varız ya..ama kesin ilkemiz hoş görü ve kibar olmanın haklı olmaktan önemli olduğu ya..becerebildiğimiz kadar..
çok hoşuma giden bir söz var..''henüz hiç bir eleştirmenin heykeli dikilmedi'' diye..sizin gibi yazabilmek çok güzel en azından vakit ayırıp bunu paylaşabilmek..çok özendim..iyi akşamlar..

endiseliperi dedi ki...

Şebnem, çok teşekkür ederim. Ama biliyorsun ya, hiç ama hiç kolay değil çocuk büyütmek. Biz de bazen iyi bazen kötü yaşayıp gidiyoruz, bakma sen.

sevi dedi ki...

hayatım boyunca okuduğum en güzel postlardan biri bu...