Cumartesi, Kasım 07, 2009

billy holiday:


üniversitede, ikinci sınıfın ya da üçüncü sınıfın yazındaydı. hayali, sinema filmleri çekmek olan ferit abi, kuşadası'nda bar açıp, para biriktirmek istiyordu bunun için. bir grup arkadaş, ona yardım etmek için kuşadası'na gitmiştik. herkes oradaydı galiba. eşyasız bir yazlık evde uyuyorduk, bahçesinde hamaklara uzanıp, kitap okuyorduk. ben çoğu kez şiir okuyordum o zamanlar (fransız bir şair vardı, kimdi?).

çiğdem'in el yazısı çok güzeldi. o, "çalıkuşu" yazmıştı. ç'nin, ş'nin kuyrukları yaramaz, k'nın sapı kısa, u'lar, a'lar tombul. çok güzeldi gerçekten. onun el yazısından yapılmıştı ahşap tabela. başka bir çiğdem, beni alıp denize götürüyordu sabahları.

barın açılış günü ferit abi billy holiday kaseti olmadığını farketti. açılış günü illa ki onu çalmak istiyordu oysa. gökhan'la çıkıp billy holiday kaseti aramıştık bütün kuşadası'nda. bulduk mu, hatırlamıyorum. ama o barda dinledik biz billy holiday'i.

sonra sonra ilişkimiz tümden koptu ekiple. ferit abi, sydney'e gidip döner dükkanı açmış, dediler. canı sıkılıyormuş çok. çiğdem hukuk fakültesini bitirdi, ama bir gazetede ekonomi muhabiri oldu yine de. gazeteci olmak istiyordu. öbür çiğdem son olarak bir avukatlık bürosu açmış ankara'da. gökhan'ın başına hor gördüğü her şey geldi: zengin bir kasaba avukatı oldu, evlendi, karısı hamileydi. recep, tiyatro oyuncusu olmak istiyordu. okulu bitirdi o da. bir kaç filmde gördüm. gerçekten çok, çok iyi bir oyuncu. bir gün reha aramıştı; "bil bakalım yanımda kim var," diye sormuştu. aa, recep'in sesi! yayınevi açmış, reha'nın kitaplarını yayınlayacakmış. kahkaham okul kahvesinde çınlardı ya, onunla telefonda konuşurken yine öyle çınıltılıydı. "değişmemişsin," dedi, bunu ima ederek. "neler yapıyorsun," diye sordu. bora'dan ayrılmış, göztepe'de bir evde arçil'le oturuyor ve yeniden avukatçılık oynamayı planlıyordum o sırada.

neyse. billy holiday'in anısı bende böyle neolitik'ciğim.

Perşembe, Kasım 05, 2009

madeline peyroux:






lena karpinsky'den.

yaz gecelerinin geç vakitlerinde de dinlenir, ama tam da şimdi dinlemek çok güzel olur. hava kararırken, yağmur az önce dinmiş, şehir ıslak. sen, şehrin tam göbeğinde yüksekçe bir binanın penceresinden şehre bakıyorsun. sokakta heyecanlı ama neşeli bir trafik var. arabaların, trafik ışıklarının, mağazaların renkli ışıkları ıslak yollarda yansıyor. muhtemelen içiyorsun, ama şu bu değil de iyi cins bir viski içiyorsun.

raymond chandler'ın kitabı big sleep'ten uyarlanan film.

humphrey bogart'ı ve lauren bacall'ı görüyorsunuz. filmin senaryosunu faulkner yazmıştı.


nerden bakarsanız bakın, bu, seksi bir müzik. diyelim ki orası bir dedektiflik bürosu ve siz de dedektifsiniz. birazdan kapı açılacak, meselesi olan çok dertli, çok güzel sarışın hatunun silüetini göreceksiniz. içki teklifine hiç hayır demeyen bu hatun, elemli, boğuk sesiyle, "az önce birini öldürmüş olabilirim," diye fısıldayacak. "bana yardım et!" güzel kadınlar rica etmez, emrederler ve içinde şövalye ruhu taşıyan hiç bir erkek bu ayrıntıya takılmaz.

:) elbette çok başka hikayeler kurarak da dinlenebilir bu müzik. peki, kime teşekkür ediyoruz? journey to orient'e!

Salı, Kasım 03, 2009

hayranıyız... şimdi ve daima mohsen namjoooooo!

sabah dolaşıyordum aranızda. erhan bey, çok tuhaf bir yerde (böceklerden, onların gözlerinden, o gözlerin dünyayı nasıl gördüklerinden şaşırarak bahsederken), bir şifre gibi, mohsen namjoo dinlediğini ve pek beğendiğini söyleyivermiş. onun söylediği her şeyi çok ciddiye aldığımdan, araştırdım. sabahtan beri de mohsen namjoo dinliyorum. hep de dinleyeceğim. seviyorum. keşke farsça bilseydim. ama bilmiyorsak bile bu aşık olmamıza engel değil. tahmin edebiliyoruz onu çünkü ve bahsettiği dünya, yaptığı müzik, hatta yasaklarla dolu hayatı bize çok yakın. ben erhan bey gibi cool değilim. yakanıza yapışırım, sırtınıza tık tık yaparım; "dinledin mi? dinledin mi, dedim!" "beğendin mi? çok güzel değil mi?"
aşağıda, ekşi sözlükten bir alıntı var. daha da aşağıda mohsen namjoo şarkı listesi (dinleyin lütfen, hak vereceksiniz), daha da aşağıda başka bir sitede, başka şarkılarını da dinleyebilir, hayatı hakkında azıcık daha bilgi edinebilirsiniz.

şikayetler bana, teşekkürler erhan beye!

"bambaşka bir adam mohsen namjoo, bambaşka bir ses, başka başka birçok ses...yaşadığımız zamanda her aklı başında insanda olması gereken delilik de var kendisinde. kendi sitesinde bulunan ''a note from mohsen namjoo'' adlı yazısından çevirmeye çalıştığım kadarıyla şöyle anlatmış kendisini;
mohsen namjoo'dan bir not; zordur birisi hakkında konuşmak, hele ki yanlış anlaşılmaya açıksa bu kişi ve modern iletişim araçları kolayca yayabiliyorsa bu yanlış anlaşılmaları. aslında öyle görünüyor ki kimse dinlemek istemiyor seni, sen kendi hakkında konuştuğunda. yine biz öğrendik ki ahalinin eserlerin hakkındaki görüşleri, senin kendi hakkında yaptığın yorumlardan daha değersiz değil.
kısa keseceğim bu yüzden. 1976 yılında torbate jam'de doğdum. 12 yaşımdan 18 yaşıma kadar nassrollah nasseh- pour'la klasik-geleneksel iran müziği söyleyişi üzerine çalıştım. yüksek eğitimime kabul edildiğim tahran üniversitesi'nde tiyatro ya da müzik alanında devam edebilirdim. 1 yıl müzik kursunu beklemek yerine tiyatro kursuna başlamaya karar verdim. 1 yıl sonunda müzik kursuna başlamaya hazır; öğrenmek, tecrübe etmek ve ilerlemek için heyecanlıydım. fakat tahmin ettiğim gibi yürümedi işler ve tahran üniversitesi'nin eğitim sistemi beni hayal kırıklığına uğrattı. başlangıçta müzik aşkımdan dolayı müzik okumaya karar vermiştim, sonunda müzik aşkım için müzik okumayı bırakmak zorunda kaldım.
her müzisyen gibi, hayalim profosyonel müzik sahasında yer almaktı. sonunda, felaket yıllarımın ardından , bundan sadece birkaç yıl öncesinde müzik benim tek işim haline geldi. eserlerim (100'den fazla) , müzikle olan 18 yıllık yolculuğumun sonuçları. müziklerin ve şiirlerin kaynağı uçsuz bucaksız iran kültürü ve tarihidir. bu ezgiler ve sözler, 400 yıldır çarpışan modernite ve geleneğin savaş alanı iran'dan bahseder ve iran kültüründe bulur anlamını.
ne vakit gülesim gelse toplumumdaki çelişkilere, blues müziğin gülen gamını ve söyleyişini kullanırım, harmanlayarak iran gamıyla ve söyleyişiyle.
sonra ne vakit bir ağlamak tuttursam, anlatmak istesem kederimi; iran söyleyiş tarzıyla blues a yol alırım ya da bir mülteci olarak bulurum kendimi ezberlenen şiirlerde.
(başlangıçta dediğim gibi zor iştir birisi hakkında konuşmak, dolayısıyla emin değilim size söylediklerimin, söylemem gerekenler olduğundan.)
(yolcuvincent)









sonra şuraya girin, oradaki muhteşem şarkıları da dinleyin.