Cumartesi, Kasım 18


Annelik iktidarının
dayanılmaz hazzı

Ne zaman bir değerin kutsal olduğu filan söylense beni bir kaşıntı tutar. Kül yutmaz şüpheciliğim, alaycılığımla birleşir ve oradan itibaren cevaplar anlamını kaybeder. Annelik de öyle. Doğurmanın acısı hafsalanın almayacağı bir acı olarak dillendirilir, emzirmek, katlanılmış bir işkence, bir muazzam fedakarlık olarak alacak hanesine kaydedilir, hastalık durumunda sabahlamak, ateş düşürmek filan ise bambaşka bir acılı serüvendir sözüm ona. Evet, doğrudur, hiç kolay sayılmaz. Ama yahu bana hep korkunç bir alacaklı gibi gelir anne. Öde Allah öde, borcun hiç bitmez.

Annelik en çok sevgiye ilişkin bir şeydir topu topu. Acılar, sancılar, fedakarlıklar gibi kavramların söz konusu edilmeyip; aklın almayacağı kadar çok sevebilmeye ilişkin bir şeydir. Bu da çocuğu değil annenin kendisini ilgilendirir. Çünkü hesapsız kitapsız sevebilmenin kendisiyle tanışmanın fırsatını yakalamışdır; bunu da şu velet öğretmiştir. Öğretmiştir dediğim, veletin kerameti de değildir bu. Durumun doğası budur, bu kadardır. Katmerleştirmeye gerek yoktur. Başka çok şey söylendi, doğrudur, ama bir de böyledir. Bu ilişkide kimsenin kimseye borcu yoktur.

Canetti'nin Kitle ve İktidar kitabını dolaştırıyorum bu aralar evin içinde. Çok hoş bir bölüm okudum az önce. Sizinle paylaşacağım. Buradan başka yazılar da var aktarmak istediğim. Yoksa kütüphanenizde, alın okuyun, bana iş çıkarmayın. Mesela, bir ağıt yakma dini olarak anlatılan şii törenlerinin bahsedildiği bölüm muhteşem. Bir yandan başka bir kitap okurken, bölüm bölüm de bu kitabı okuyabiliyorsiniz, o saat keyfiniz hangi bölümü okumak isterse artık.

Ben bugünlerde deliler gibi yemek yapıyorum. Herkes yeterince yiyor mu, çok sıkı bir şekilde denetliyorum. Bu ihtirastan derhal vazgeçmeliyim, zira ev halkı fena halde kilo almaya başladı. Bu nedenle aşağıdaki yazıyı çok eğlenceli buldum. Hadi buyrun, servise hazır nefis bir yazı (son paragraf çok güzel). Afiyet olsun.

Kitle ve İktidar, Elias Canetti, Ayrıntı Yayınları, S:224

Yemenin Psikolojisi Üzerine

“(…)Bu kurumun (ailenin) özü ve kalbi olan anne hakkında bir şeyler söylemenin zamanıdır. Anne kendi bedenini yensin diye veren bir insandır. Çocuğu önce rahminde besler sonra da sütünü verir. Bu faaliyet daha az yoğun biçimde yıllar boyunca sürer; anne olduğu sürece düşünceleri büyümekte olan çocuğun ihtiyaç duyduğu yiyecekler üzerinde döner durur. Bu ille de kendi çocuğu olmak zorunda değildir; yabancı bir çocuk kendi çocuğunu yerini alabilir ya da bir çocuğu evlat edinebilir. Annenin tutkusu yemek vermek, çocuğun yemek yerken ve yediklerinin faydasını görürken izlemektir; çocuğun büyümesi ve kilosunun artması değişmez amaçlarıdır. Davranışı fedakarlık gibi görülür ve insan ona farklı bir birim olarak başlı başına bir insan olarak bakarsa, gerçekten de fedakarlıktır. Ancak gerçekte, artık bir değil iki midesi vardır ve anne her ikisini de kontrol altında tutar. Başlangıçta kendi midesinden çok yeni mide ile ve yeni, gelişmekte olan bedenle ilgilenir; hamilelik dışsallaştırılmıştır. İktidarın merkezi işlemi olarak öne sürdüğüm sindirim kavramı anne için de geçerlidir, ama onun durumunda işlem iki beden arasında paylaştırılmıştır ve beslenmesini sağladığı yeni bedenin kendisininkinden ayrılmış olduğu olgusu bu kavramı daha net ve bilinçli kılar.

Annenin çocuk üzerindeki iktidarı yalnızca çocuğun yaşamı ona bağlı olduğu için değil, aynı zamanda anne bu iktidarını her zaman uygulamak için çok kuvvetli bir istek duyduğu için, mutlaktır. Böylesine küçük bir organizma üzerinde egemenlik kurmak için iştahın yoğunlaştırılması, insanlar arasında kurulan diğer adet olmuş ilişkilerin hepsinden daha büyük bir üstünlük duygusu yaratır.

Anne gece gündüz bu egemenlikle meşguldür ve bu egemenliğin sürekliliği ve ifade edilişindeki sayısız ayrıntı başka hiçbir iktidarın başaramayacağı bir kesinlik ve mükemmeliyet kazandırır ona. Bu iktidar yalnızca emir vermekle yetinmez, çünkü emirler küçük bir çocuk tarafından anlaşılmaz. Bunun anlamı, bu durumda gerçekten de kendi yararına olsa bile bir canlının tutsak tutulması; ne olduğunu bilmeden de olsa, annenin onlarca yıl önce kendisine dayatılmış olan ve o zamandan beri kendi içinde eksiksiz koruduğu emirleri çocuğuna geçirmesi; büyümeyi, yöneticilerin ancak paye dağıtarak yaklaşabildikleri bir şeyi, annenin sağlayabilmesidir. Anne açısından, çocuk hem bitkilerin hem de hayvanların niteliklerini kendinde birleştirir. Çocuk, annenin aksi koşulda yalnızca ayrı ayrı uygulanabilecek egemenlik haklarının tadını çıkarmasını sağlar; bir bitki gibi çocuğun kendi isteklerine göre büyümesini sağlar, bir hayvan gibi onu tutsak edip hareketlerini denetleyebilir. Çocuk, annenin ellerinde ekin gibi büyür ve evcil hayvan gibi annenin izin verdiği hareketleri yapar; çocuk, uygar her varlığın üzerine bütün varlığıyla çöken emirler yükünün annenin payına düşen çok eski bir kısmını üstlenir ve sonunda yeni ve tam bir insan olarak, bir kadın ya da erkek olarak büyür ve bu başarıdan dolayı annenin içinde yaşadığı grup ebediyen anneye borçlu kalır. Bundan daha kuvvetli bir iktidar biçimi yoktur. Annenin rolünün normal olarak bu açıdan görülmemesinin nedeni iki olgudan oluşur: Birincisi, herkesin hatırladığı başlıca şey bu iktidarın azalmakta olduğu dönemdir ve ikincisi, babanın egemenlik haklarının, gerçekte daha önemsiz olmasına karşın, yüzeysel olarak daha çarpıcı olmasıdır."

6 yorum:

mz dedi ki...

Annelik konusunda yazdiklariniz cok dogru. Bunu ben soyledigimde daha anne olmadigim icin tipik cevaplar aliyordum. Sizden duymak guzel, demek ki fikrim degismeyecek anne olursam da :)

yasemin dedi ki...

ben ona en ufak bi golge etmeden buyumesini cok isterdim cem'in ama bu imkansız. emirler, izinler, kalıplar vs. hiç olmasın diye çabalıyorum güya ama bunların ne kadar başarılı olabildiği/olabileceği şüpheli. ona baktığım için kendimden çok şey feda ettiğimi düşünenler var, "umarım kıymetini bilir ilerde" diyenler bile çıktı ama hayır bu yüzden değil benim evde oturup cem'i büyütmem.
yemek yedirme ile ilg. meseleler ise düşünülesi konular.

endiseliperi dedi ki...

mz, yasemin,
annelik çok, çok, çok tuhaf bir şey. Arçil'in dersaneden kaydını almak için gittiğimde, dersane müdürü silmeye yanaşmadı, "bir kere kayıt olmuşsunuz, biz ne yapalım vs gibi abuk sabuk laflar etti, hiç bir katkısı olmamasına rağmen bizi devam etmeye zorlayacak acayip ucuz laflar... Ona sinirden incelmiş ama yine de sakin kalmış bir şekilde "bu çocuk için adam öldürebilirim, sizin kaydı silmenizi de sağlarım, dedim.Bunu inanarak dedim. Ama iyi bir anne miyim, pek değilim sanırım. Bazı kadınların doğasında var. Bizim hayatımız pek normal olmadığı için de takip edemedik meseleyi. Hep kesintiye uğradı. Arçil'in benim hayatımı tersyüz ettiği doğru, gayretim hiç borçlu hissettirmemek ama falan filan. Zor işler.

Sevgiler.

annelog dedi ki...

Anneliği hep karşılıksız vermek olarak görüyorum ben. Koca bir sığınak zorda kalındığında. Bilgelik bir de. İyi ki babalık da var ki, anneliği törpüleyip dengeliyor.

Adsız dedi ki...

annelik mi dedi birileri
sabah anaokuluna gitmesi icin bir saat dil doktum (8:02 den (8:53e kadar)beceremedim
hava guzeldi dolasmaya ciktik parka girdi islak kumlara oturup camur icinde bir saat oynadi eve gelmeye ikna edemedim
eve gelince ogle uykusuna yatiramadim
ben yarim saat mutfakta oyalandim geldigimde oturma odasinda cirilciplak oynuyordu
araliklarla iki saat aglayarak kendime gelebildim
ONLARI KENDIMIZE BAGIMLI INSANLAR OLARAK YETISTIRMEYECEGIZ YA BASKI KURMAYACAGIZ KISILIKLERINI EZMEYECEGIZ YA ONLAR BIZIM MALIMIZ DEGIL YA
GELISMEKTE OLAN ILKEL BEYINLERIN SOMURUSUNDEKI GARIPLERIN TEK SERMAYESI FEDAKARLIK TEK KAZANCI DOKULMUS DIS BEYAZLAMIS SAC
yasadiklarimin annelikle tek ilgisi son paragraftir

seyma

endiseliperi dedi ki...

Seyma,
sizi anladığımı bilin, lütfen.
sevgilerimle.