Cuma, Ocak 26


Bazı insanları sevmemizin nedeni, onunla olduğumuz zamanlardaki kendimizi sevmemizdir. Bazılarını çok özlememizin nedeni, onunla beraberken yapıp ettiklerimizin bizi iyi hissettirmesi...

İsmail Cem, benim çocukluğum. Çocukluğum ve o zamanlar beni kesinlikle büyüleyen televizyon demek. Televizyon izlerken dışardan gelen her tür uyarana sağır, kör olurdum. İsmail Cem'in adı, beni böylesine etkileyen bir nesne ile birlikte ve saygıyla anılırdı. Solcuydu ve işini, fikirlerine uygun olarak gayet güzel yapabiliyordu. Kimseyi incitmeden, inançlarını rencide etmeden, seviyeli, düzgün, ilkeli...

Hem çok güzeldi gözleri. Gülümsemesi de öyle. Çok zarifti, espri anlayışı zekasını gösteriyordu. Elbette aşıktım ona. Ben büyüdüm, o yaşlandı ama hala çok hoştu. Ses tonu nasıl gevrek, bir şeyi iyi anlatmak isterken dalgınlaşan gözleri ne kadar çekiciydi. Politikacılar bana hep insanı utandıracak kadar çirkinleşmenin, kabalaşmanın bir fotoğrafı gibi göründü. İsmail Cem ne yapsa zarifti.

Onu ne zaman televizyonda görsem şuursuzca bakakaldım. Bana ait biriydi. Hastalandığını bilmiyordum. Hiç hasta görmedim onu. İyi oldu. Çocukluğumdan beri zihnime yerleşen fotoğrafların hepsinde çok güzel. Bugün defnediliyor. Onu, çocukluğumu özler gibi özleyeceğimi biliyorum. Sevgilerimle.

http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=211142&tarih=26/01/2007

***

Kalemzede'nin Hrant Dink için yazdığı, "İpsiz sapsız Ahlak" yazısından bir paragraf var aşağıda. Müthiş! Dayanamadım, buraya da yazdım. Umarım Kalemzede kızmaz.

Ve ahlaki olan, ötekinin yüzüne bakmanın kendisidir; ahlaki sorumluluk, hiçbir karşılık beklemeksizin, hiçbir ödül beklemeksizin, gönülle, öteki için ötekinin yanında olmaktır. Ahlaki eylemlerin sonuçları önceden kestirilemez, bilinemez. Çünkü ahlaki olan, ilk karşılaşmanın gizeminde saklıdır. Bir sonraki ânın aklın ellerine teslim edilmesinden önce yaşanılan an. Değerlendirmenin, kıyaslamanın, ayıklamanın, elemenin, seçmenin olmadığı an. Estetik ve toplumsal mekânın görmediği, uzanmadığı, kurtarılmış mekân.

14 yorum:

asliberry dedi ki...

İsmail Cem'i kaybedene kadar TRT geçmişinden haberim yoktu. Türkülerle ve klasiklerle büyümemin sebebini Ali Bey’den ve senden öğrendim.
Yaman’ın ileride okuması için bu yazını ve Radikal’i link vermeliyim.

endiseliperi dedi ki...

Hay Allah,
10 yıl sonraya verilen bu okuma randevusu için yeterli bir yazı olmadı. Bilseydim, çok özenirdim.

:)

Teşekkür ederim Aslı.

metin-thePoor dedi ki...

İsmail Cem, bir zarafet timsalidir. Dink'i kaybetmenin acısıyla, oturup da iki çift lakırdı edemedim onun vefatı hakkında. Neyse, siz yazmışsınız. Şöyle diyeyim: Ben, İsmail Cem'i gazeteci, yazar ve en çok ama en çok da TRT Genel Müdürü sıfatıyla sevdim. Politikacı olmasaydı keşke, gönlümdeki yerini yerle bir edeyazdı.

Bekir L. Yildirim dedi ki...

Ismail Cem'i ben de TRT gunlerinden hatirlarim. Saniyorum Demirel'in adami Saban Karatas'in yerine Ecevit'in adami olrak gelmis idi. Ve o zaman ozel Tv olmadigi icin (ozel radyo da yokru yanilmiyorsam) hukumetler icin TRT'nin "kimin elinde" oldugu buyuk onem ifade dyordu. Tabiiki o da TRT'yi Ecevit ciozgisinde kullandi; fakat militanca degil. Sag kesim (o zaman boyle bir kavram vardi ve manali idi) den cok faZla tepki almadi. Programlarda cesitlilik getirdi; keni kutur, tarihimizi ihmal etmedi.

Sonraki siyasi kariyerini takip edemedim. Son 5-6 yil icerisinde hicte akillica adimlar attigi soylenemez. Son olarak Baykal'a katilmasi da herhalde icinde bulundugu yalnizlik duygusu ile ilgili idi. Benim bildigim gentlemean Cem'in Baykal'in ve partisinin soylemlerinin pek cogunu tasvip etmezdi. Iyi adamdi vesselam. Allah rahmet eylesin.

-------
Birkac kelime de Kalemzede'nin ahlak tanimi icin. Yazinin tamamini okuyamadigim icin bunu ahlakin tanimi manasindami yoksa ozellikleri veya tezahurlerinden bazilari manasindami soyledigini bilemiyorum. Ben ikincisidir diye dusunuyorum. Benim genel , kisa tanimim iyi ve kotuyu ayirmamiza yarayan olcektir olurdu. Kisi icin ahlak, digerlerinin olmadigi yerde de gecerlidir. Robinson Crusoe'ya da lazim oldu.

sersem sepelek dedi ki...

ben İsmail Cem'in TRT'deki yıllarına yetişemedim sanırım. Onu dışişleri bakanı olarak tanıdım. her zaman güleryüzlü ve zarif hatırlicam onu. hastayken bile kamera karşısına geçerken gülümsüyordu..Türkiye güzel çocuklarını kaybedio birer birer..

endiseliperi dedi ki...

Merhaba Metin Bey,
Ben de diken üstündeydim onun siyasi serüvenini izlerken. Yine de hoştu. İnsanda, derin devlet, gizli çirkin işler, halka sadece gerekenin söylendiği o berbat "baba" tavırlar vs yoktu onda. Ne yaparsa yapsın seviyordum onu.

endiseliperi dedi ki...

Bekir Bey, ben de öyle sanıyorum ki yalnızlık duygusundan katıldı CHP'ye. Yoksa Baykal'ı gerçekten ve hiç sevmediğine inanıyorum. Eğer yalnızlık duygusu bu kadar yoğunsa ve öleceğini biliyorsa...

Hem centilmen, hem güleryüzlü, hem zarif hem de akıllıydı. Onda çok hoş bir terbiye vardı ve hiç çirkinleşmeyeceğine güvenebilirdik.

***

Kalemzede'nin bu ahlak tanımı beni çok heyecanlandırdı. Almamız gereken tavırları, önceden tesbit edilmiş ahlak kurallarına dayanarak sergilersek çoğu kez müthiş haksızlıklar yaparız. Doğru görünür; savun kendini deseler kendimizi düze çıkarırız, ama yine de feci şekilde "yanlıştır" yaptığımız. Ahlak öyle intim bir duygu ki, yapmamız gerekeni ta içerden çok derinden, pes perdeden, bazen herkesin ve geçerli görünenin aksini işaret ederek fısıldar. O sesi duyabilmeli, ona güvenmeli ve ahlaklı olanın o olduğunu bilmeliyiz. Bence herkes içindeki o sesi yürekten dinlese, "bir sonraki ânın aklın ellerine teslim edilmesinden önce"sine baksa, onu aklın süzgecine koyup bir seçim, eleme, değerlendirme yapmadan, yani insiyaki olarak "çıkara" -kişisel, toplumsal çıkar vs- dayalı bir tavra yönelmeden önceki ana bıraksa kendini, ahlakın o saf halini bulacaktır. "estetik ve toplumsal mekan" tüm değerler ve kavramları öylesine çiğnenmişken, basit, sade, sağlam olarak, o kurtarılmış mekanda, içimizde, bir sürü gevezeliğin örtbas ettiği yerin de derinindedir, bize o "an"da ne yapmamızın doğru olduğunu söyleyen ahlak. Kimseye gönül borcu, alacağı, vereceği olmadığı için, akılla kirlenmediği için ipsiz sapsızdır ve hala vardır. Nitekim işte içlerindeki bu ipsiz sapsız ahlakın sesini dinleyen kalabalık gitti Hrant Dink'in cenazesine. Gerisi fasa fiso.

Elbette Kalemzede daha iyi açıklayacaktır. Şimdi kendi anladığımı açıklarken de utandım biraz.

Bekir Bey sizi ne zaman görsem çok seviniyorum.

Sevgilerimle.

endiseliperi dedi ki...

Emel Hanım (Sersem sepelek demeyin kendinize. Emel mi adınız bilmiyorum, şimdi sizden geliyorum. Öyle değilse bile Emel olsun adınız burada, olmaz mı?:)Hoşgeldiniz,

Evet, 2007 hiç iyi başlamadı. Hayret, ben her şey çok güzel olacak sanmıştım.Artık kimse ölmesin ve güzel bir şey olsun, çabuk, çabucak hem de, lütfen.

Sevgiler.

sersem sepelek dedi ki...

evet ismim Emel =) hoşbuldum =) bende size Peri demeyi tercih ettim =))) dileklerinize katılmamak mümkün değil..cidden güzel şeylere en çok ihtiyaç duyduğumuz anları yaşıyoruz..umarım herşey güzel olur..

sevgiler.

"aLiKaYHaN" dedi ki...

İsmail Cem'in dış işleri bakanı olarak tanıdım ben de, öncesini şimdi o ölünce öğrendim. Ama önceden bildiğim ve şimdilerde öğrendiğim bilgileri birleştirip şu fotoğrafa da bakınca ülkenin "batı yüzü"nü görüyorum. Umarım Cem gibi çoklarını görmeye devam eder bu ülke.

nln dedi ki...

Ben ilk oyumu kullanacaktım sanırım seçimlerde ve O bir parti kurmuştu...Lider lakabına duruşunun çok yakıştığını düşündüm ve hiç düşünmeden verdim. Belki seçilmedi ama ben şu anda daha iyisini göremiyorum...

not: bu resme aşık olmamak mümkün değil tam bir jön gibi...

endiseliperi dedi ki...

Ali,
Hoşgeldiniz. Dışişleri bakanı iken de işini gayet güzel ve şık yapıyordu, evet. Dileğinize ben de katılıyorum. Hiç umut kesmemek gerek bu ülkeden.

Sevgiler.

endiseliperi dedi ki...

Sevgili nin,
Hoşgeldiniz. Ne kadar uzaktasınız? Rüyanızda gördüğünüz insanları aramayı istemiyorsanız, heryerden uzaktasınız, demektir. Ben de öyle! Ben de öyle! Blog'a yazacaklarınızın, Moleskine defterinize yazacaklarınız kadar hoş olacağını biliyorum neredeyse.

Sevgilerimle.

nln dedi ki...

yazmak bazen konuşmak yerine, hem nede olsa söz uçar, yazı kalır...
teşekkürler...