Perşembe, Ocak 4


AN'LAR
Sevgilim... İzmir

İzmir, ilk aşktır. Köpük köpüktür. Işık patlamasıyla gözlerin kamaşmasıdır. Kaynamış süt kokusudur. Tertemiz kalplerdir. Uyku sırasında olsa bile, kollarından sıyrılıp sırtını dönecek olsan, sevgilinin yapayalnız bırakılmış gibi canının sıkılmasıdır.

İlk aşkım İzmir’deydi. İkimiz için de çok zor olan ayrılık kararını aldıktan (eh tabii ki tüm suç ve sorumluluğu bana ait), çok sonra da ben zihnimde hep İzmir’e döndüm. Döndüğüm, fiziksel olarak ne İzmir ne de ilk aşkımdı; döndüğüm hep sıfır noktasıydı, yeniden başlama duygusuydu, aşkın o ilk, beceriksiz ama yine de görkemli haline bağlılıktı ve evet, hayat dolaşık, kafam karışıksa, gittiğim yer, dönmeyi istediğim yer hep İzmir’di.
Ankara, dümdüz ve sıcakkanlı dostlukları ile kavrayıcı olabilir, ama benim gibileri sarp uçurumları görebilir ve korktukları için değil yoruldukları için her zaman terk etmeye hazırdırlar. Terk edişlerimin sonuçları trajik oluyor; oysa mümkün olsa, izin verilse, kendime ait bir zaman, bir yer bulabilsem, hiçbir yeri terk etmek zorunda kalmazdım. Belki. Ama hayat genellikle yakama yapışır, dır dır dır hesap sorar, emir yağdırır, nefes aldırmaz. Zaafiyetleri merhametleri olanlar bilir; merhametimizi yargıladığımız, neye hakkım var!? diye sorduğumuz kendimize dönük tartışmanın o son noktasında nasıl öfkelenir, nasıl kırıcı oluruz. Eski eşim derdi, “Senin kadar haklı olup, senin kadar kendini haksız hale getirecek kadar yanlış ayrılık senaryoları kuran var mıdır acaba?” diye. Yoktur. Belki bu yüzden ne yaşadıysam paçalarıma dolanır, ne kadar kırıp döksem de ortalığı, kafamın içinde hesaplaşmam yıllar boyu sürer, gerçek bir terk edişi asla ama asla gerçekleştiremem.

Ankara’da staj yaptığım dergiye, İzmir’de çevrecilerin toplantısına katılacağımı ve ilginç bir haber olursa getireceğimi söyledim. Uyarı kesindi: “Bizim dergi çevreci değil, haberin basılmaz”. Olsun! Avans verelim filan dediler, almadım. Ankara’da işlerin kesat gittiği ortadaydı. Muhtemel Ankara geleceği sevimsizdi. Yorgundum. Ertesi gün derhal bilet alıp İzmir’e gittim.

İzmir’de meltem filan yoktu, yağmur vardı ve İzmir, upuzun saçlı, salkım saçak bir kız gibi ıslanır. Yağmurda bu kadar ıslanan, ıslaklığı bu kadar insana tuhaf gelen başka bir şehir var mıdır acaba?Karanlık ve griydi. Yağmur suları dizlere kadar çıkıyordu. O berbat, sıkıcı çevreci toplantılarına katıldım. Kendime iş bakındım. Bir pazarlama şirketinin sahibi ile konuştum ve onu, bana bir odalarını büro olarak kullanmama izin vermeleri durumunda, dışarıya verdikleri tüm hukuk işlerini yapacağıma ikna ettim. Hiç güvenilir bir toplantı değildi, ama güvenmiş gibi yapmak bazen iyi olabilir diye düşünmüş olmalıyım.

İlk aşkımı aradım. Heyecanlı değildim. Alsancak, 1. Kordon’da eski Pasaport'un karşısında bir gemi lokantada buluşup yemek yedik. İnsanı kahredecek kadar hüzünlü bir görüşmeydi. İkimiz de birbirimizin hayatında, ölünceye kadar geçmeyecek bir sızıydık, biliyorduk. Sessizdik. O, yağmur damlaları süzülen yanımızdaki pencereden denize bakıyordu, kederden koygunlaşmış güzel ela gözleriyle. Boyası yer yer sökülmüş kırmızı kayığı göstererek “Hayatımız böyle işte. Başından ve kıçından bağlanmış, sallanıp duruyoruz. Bir bok olduğu yok. Böyle geberip gideceğiz.” Bana döndüğünde gülümsemeye çalışıyordu ama allak bullaktı, gözyaşları içindeydi. (Ah!Sevgilim, sen benim bi’tanemsin, ama birlikte bir hayat kuramayız ki. Çünkü ben belasını arayan lanetli biriyim.)

Taksiyle beni eve bıraktı. O devam etti. Arkasından baktım. Yağmurda ıslanırken, hemen yanında ona bıraktığım yeşil şapkamı bulmasını ve beni affetmesini diledim.

18 yorum:

"aLiKaYHaN" dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
"aLiKaYHaN" dedi ki...

Bazen her insan fark eder ki gerçekten de bir bok olduğu yoktur. Bu fark edişten sonra hayata dair umutlarımız azalır, yaşamımız zorlaşır. Tek çare gözlerimizi kapatır, gerçeğin içimizde bir yerlerde olduğunu bile bile bizden beklenildiği koşullarda hayal görmeye çabalarız. Azıcık gözlerimiz açılsa kanarız. En sonunda da işte geberip gideriz.

Yağmurlu ve hiçbir zaman manik duruma geçmeyecek bir depresiflikle süslenmiş bir akşamüstünün acıtarak huzur vereceği bir hale soktu bu yazı beni.

Adsız dedi ki...

Endiseli Peri,

Ortak nokta veya benzerlik arar insan istemeden her okudugu yazida/oykude... Izmir yeterince ortak...

Giden ask, giden asik, kalan sen/ben...

Bilmem...

Karamsarliklara yer olmamali demenin, yasami adamakilli yasamali demenin bir yasi varmis meger...

36 yasimdayim, yasami oldugu gibi kabullenip, aci/tatli karisik/sade yasamaya ancak yeni basladim; eski "kendimle" didismelerimden eser yok artik.

Guzelliklere.

Sevgiler..

ESEN OZTURK

fulya dedi ki...

Bende yaparim bunu. Gidip gidip gelirim, tencerenin dibini soyle bir karistiririm tutmasin diye.
Anlar, anilar olmaksizin ben, ben olamiyorum... Siz birde heykeltras edasiyla, guzelce bicim verip anlariniza bir bir yerlestirmeye basladiniz vitrine.
Kiskandim ama bakmaktan zevk aldim, usenmesem bende yapabilsem...

metin-thePoor dedi ki...

Sevgili Peri Hanım,

Anladım sonunda. İki olasılıktan biri:

a) Ya bir kurmacayı kırpıp kırpıp blog yazıları halinde içimizin derinliklerine zerkediyorsunuz.

b) Ya da tam tersi: Bunların bazıları birikecek ve sihirli bir şekilde birbirine ulanıp ortaya nefis bir kitap çıkacak.

Ne güzel!

daphnevega dedi ki...

Ben çok etkilendim. Çok.

SanemcEtamin dedi ki...

Izmir'i ozledim, o yagmura bir daha hic kizmamaya bile karar verdim.
Metin beyin b secenegine kesinlikle katiliyor, zevkle takip ediyorum.
S.

endiseliperi dedi ki...

Ali Bey,
Aslında niyetim, geçmişi savurup durmak, üstüne üstlük o geçmişten taze hüzünler üretmek değil. Ah, bilmiyorum ki... Ne yaparsam yapayım, geçmiş hüzünlendiriyor beni. Sizi de öyle yapmış, üzülmeli mi sevinmeli miyim buna, bilmiyorum.

Ama içimde bir teşekkür etme duygusu hakim. Teşekkür ederim.

endiseliperi dedi ki...

Sevgili Esen Hanım,
Ben de kendime o olgunluk denilern durgunluktan bir pay çıkarum elbet, ama yalan, sanıyorum. Ben olgunlaşmıyorum, uyuşturuyorum kendimi. Zaman bir dönüşüm sağlamıyor da sahneye koyduğumuz repliklerim değişiyor sanki. Bana deyin ki mesela, 10 yıl önceki 356. repliğe geri dönüyoruz, aynen oynarım gibime geliyor.:))

Belli ki yine haksızlık ediyorum kendime şimdi. Yine de yukarda söylediğim sözde bir gerçek payı varmış gibi geliyor.

Sevgilerimle.

endiseliperi dedi ki...

Ah Fulya,
Hiç düzenli biri değilim. Aklım, hafızam karmakarışıktır. Derleyip doplayıp zihnimin odalarını ve işte böyle naftalinleyip bir daha hatırlamamak üzere, aklımı rahatlatmak için de buraya aktarıyor olabilirim. Öyleyse, işe yarar umarım. Öyle değilse, dertleşip, anıları paylaşmanın da bir zararı yok, diyorum.

Siz de yazın. Ben anlatacağınız şeylerin hem çok olduğunu hem de gayet güzel yazacağınızı neredeyse biliyorum.

Sevgilerimle.

endiseliperi dedi ki...

Sevgili Metin Bey,
Beni utandırıyorsunuz. O kadar da güzel değil. Hem ben çok kısa sürede yazıyorum. Yazarken bazen çok duygulanıyorum. İnsan çok güzel yazıyorum filan diye düşünse ağlar mı? Ağlamaz.

Eh, siz de biliyorsunuz ki, iltifat almaya da bayılıyorum. Siz yine de güzel olmuş filan deyin; ben şarkı söylemeye başlayayım sevinçten.

Sevgilerimle.

endiseliperi dedi ki...

daphnevega,
siteniz yokmuş. oysa hem daphne hem vega'nın ikisinin bir araya gelmesi bir kızı fena halde çağrıştırıyor. gerçi o belçikalı ve türkçe'yi çok iyi konuşamaz. sevimli, muzip, şakacı, ufak tefek bir kızdı. zaten londra'da olmalı. şimdi karşımda o varmış gibi içimde bir neşe var; teşekkür ediyorum size.

endiseliperi dedi ki...

sevgili sanem hanım,
kış gelince insan yazlık şehirleri özlüyor, ama yazlık şehirlerin kış soğuğu, o hazırlıksızlıkları, kışı geçiştirme halleri insanı donduruyor. ben en çok izmir ve adana'da üşüdüğümü itiraf ediyorum ve sokağa çıktığımda dizlerime kadar ıslanmak istemiyorum. Ne yapıyor izmir'in belediye başkanı!? uyuyor mu!
:)
beni şımartmayın sanem hanım. şımarmak bende müthiş bir enerji patlamasına ve sonuçları pek düşünülmemiş kararları hızla almama neden oluyor.

evet evet, gördüğünüz gibi olgunlaşmışım ben de esen hanım:))

sevgilerimle.

vecihe dedi ki...

Çok güzel çook güzel..Olduğum yerden beni koparıp 570 km uzağımdaki izmirime attınız.Vedalaşmaya kıyamadım.Okudum bir kez bir kez daha..Yüreğinize sağlık peri hanım..Sevgiyle..

endiseliperi dedi ki...

Pınar Hanım,
Teşekkür ederim:) O kadar da değil, canım.

Teşekkür ederim:)))

Sevgiler

Alihan dedi ki...

Son günlerde tütsü gibisin, yanıp, içindeki güzel kokuları gösteriyorsun bize. Neden yanıyorsun? Bitmezsin di mi?

Mrfood@BlogNot dedi ki...

İzmir öyle.. Güzel yer, güzel şehir. Yaklaşık onbeş senedir burada yaşamaktayım. Çok severim her karışını; Kadifekale'sini, Konak'ını, Bornova'sını.. Elbette herkesin olduğu gibi mutlu, acı anılarım oldu burada. Asıl söylemek istediğim ise; on dakikalık bir molada bu kadar güzel bir yazı okumak, bir ödül, bir hediye olsa gerek.. Çok beğendim. Aldı ve götürdü yazınız. Olur ya hani; bazen bir fotoğraf görürsünüz ona bakakalırsınız dakikalarca, ben de okuduktan sonra aynı şekilde kalakaldım.. Fotoğrafa bakar gibi okumuşum; zamanın farkında olmadan da kalmışım biraz.. Bu güzel yazı, bu içtenlik için teşekkürlerr.. Kendinize dikkat edin.

Sevgilerimlee..

endiseliperi dedi ki...

Hilal,
Beğenmenize sevindim. Teşekkür ederim.