Cumartesi, Şubat 3

4 sihirbaz filmi izledik bu yıl. Hepsi eğlenceli. İzlemediyseniz, yağmurlu bir tatil günü, alın film CD'lerini, mısır patlatın, girin battaniyenin altına. Kapatın perdeleri; unutun nerede, nasıl yaşadığınızı. Kendinizi sihre verin.

-the prestige/christopher nolan
-scoop/woody allen
-illusionist/neil burger
-hokkabaz/cem yılmaz

"SIRRI ARIYORSUN, AMA BULAMAZSIN.
ÇÜNKÜ SIRRI BİLMEK İSTEMİYORSUN.
KANDIRILMAK İSTİYORSUN."
-the prestige/christopher nolan

Az önce izlediğim The Prestige filmi, konu aldığı sihirbazlığın hoşluğunu böyle anlatıyor. Seyirci, kandırılmak ister. Ben, her filme kandığım gibi bu yıl fazlasıyla izlediğimiz sihirbazlık filmlerini de aklımı baştan teslim ederek seyretmeye başladım. Ben gerçi her şeye hayretler içinde kalan biri olarak, kolay bir izleyiciyim. Sadece tutarlı olmanız sayesinde bana tonlarca yalanı ardarda, kolayca söyleyebilirsiniz; hiç anlamam. Bir noktada tutarsızlık görüp şüphelenmeye başlarsam, o fena; çorap söküğü gibi başlar sorular ve ikna edilmem de bir o kadar da zorlaşır.


Farkındaysanız tüm dikkati kendine yönelmiş biriyim ben. Kendimi çok eğlenceli buluyor olmalıyım ki, o güzelim sihirbaz filmi bile kendime sırt çevirip şahane sihirleri anlatmam yetmiyor. Efendim, Christopher Nolan yönetmiş; kendisini Momento ve Insomnia filmlerinin yönetmeni olarak tanımış ve takdir etmiş; filmlerinde yarattığı karmaşayı anlamlandırmayı kendine bırakmıştık. Ben uğraşamam öyle...hımmm... mesela Pi filmini defalarca izleyip, sırları ortaya dökmeye. Bana bilmece de sormayın, bilemem.

(Şunu diyecektim, bu yıl Scarlett Johansson'un olmadığı bir filmi neredeyse izlemedik. Hatunun oyunculuğu çok takdir ediliyor bazı arkadaşlar tarafından, ben çok gülüyorum. Yahu oyunculuğu filan çok vasat, ama hoş, seksi bir hatun, ne var yani böyle söyleseniz. Evet, bedeni çok güzel ve ağzındaki şekeri bir taraftan diğer tarafa geçirir gibi konuşmaya başlaması filan çok hoş. Onu seyretmeyi ben de seviyorum, ama güzel olduğu için; çok iyi bir aktrist olduğu için filan değil, allahallaaah, kendimi anlatamıyorum, hayır kıskanmıyorum, mert olalım, doğruyu konuşalım. Tutarlı olalım, tutarlı! (:



Filmde yakışıklı Hugh Jackman ve Christian Bale var. Ama ben artık yöneldiği ilgi bakımından bir tür ruh hastası olarak adlandırılabileceğim üzere Michael Caine'e aşığım. Bu filmden ziyade dün izlediğim, Son Umut -children of men- filmindeki iyice kırlaşmış saçları ve yaşlı haliyle. (Bora'nın bakışları bir açıdan onun bakışlarına benzer.) Neyse, filmde iki sihirbaz arkadaşın önce centilmence sonra ölesiye rekabetleri anlatılır. Filmde pek sessiz sedasız anlatılan klonlama vs hikayeleri de var. Eğlenceli gerçekten de.

WOODY ALLEN LONDRA'DA
-scoop/woody allen

Ve Londra'ya gelip Match Point filmini çekmişken aradan bu filmi de çıkarmış sanırım. Çok, çok hafif; patlamış mısırınızı bile daha ağır filmler için saklayabilirsiniz. Londra güzel bir şehir, çiçekler, bahçeler filan, Hugh Jackman bu filmde gerçekten yakışıklı ve eğer Michael Caine 100 yaşında filan ölürse, ona kalbimi verebilirim. (:Gerçi Michael Caine'e olan tutkum ancak Clint Eastwood'a olan engellenemez eğilimimle yarışabilir:) Buradaki Woody Allen'ın beceriksiz ve sıkıcı sihirbazlığı, Tarot katili araştırması için bir hayaletin ortaya çıkışı ile biraz katlanılır. İnanın eğlenceli. İzleyin.



Neden? Hem Scarlett Johansson çok güzel hem de biliyorsunuz ya; gerçek sıkıcıdır, perişandır. Gerçek, dehşet uyandırır, boğar, dalar ruhunu. Sabır ve tevekkül, tahammül ve kabulleniştir. Gerçek ortadadır işte, yaşadığımız hayattır. Bu hayatın ortalamasını yakalamak, bazı insanların doğasında varken, bazıları için zordur. Diğerleri gibi olmak, farkedilememek, kendini onlarla bir tutmak... Çok, çok zor. Buz gibi bir ürpertiyle uyanırsın bir sabah, yapayalnız olduğunu az önceki uykundayken bilmiş olarak, bir terslik duygusuyla, bir şeylerin zincirinden boşandığı, bir boşluğun çoğaldığı... nefes nefese bir panik duygusuyla. Bilincine varmaya çalışırsın yanlışlığın, "ne oldu? ne oldu!" Pencereden bakarsın, yutkunursun, kediyi kucaklar, kahve suyu koyarsın. Hiç. Hiç bir şey. Sadece düş. Düşüşleme. Düşümde uykuluydum ve çok tehlikeli, kalabalık bir caddedeydim. Otobüsler, kocaman ve hızlı, sıyırarak bedenimi, geçiyorlar yanımdan. Bense hala şuursuz yürüyorum caddede ve bir türlü kendimi kaldırıma çekemiyorum. Evet, sihir yanında, düşler de iyidir. Kabus da olsa.

HİÇ BİR ŞEY GÖRÜNDÜĞÜ GİBİ DEĞİLDİR
-illusionist/neil burger

Sevgilim Edward, hepsi yalan. Ne Michael Caine, ne Clint Eastwood, Dövüş Kulübü'nden ve High Fidelity ve o en eski, mahkumlar filan vardı, sen yüksek görevli bir polistin, Malkovich kötü adamdı hani, o filmden beri sana deliler gibi aşığım.

Bu sihirbaz filminde öyle romantiktin ki, daha teenager'ken aşık olduğun kızı yıllar sonra gördüğünde aynı tutkuyla sevmen ne hoştu. Sadakatin, sadece birini çok özel bir şekilde sevebilme yeteneği ile donatılmış olman... sonra marangoz olman, bu yeteneğinin sihirbazlığına olan hayranlık uyandıran katkısı, Avusturya- Macaristan İmparatorluğu veliahtını hem tahtından hem evleneceği kadından hem de o excalibur sihriyle onurundan filan ediyazman...





Edward, sevgilim, seni çekici yapan ne biliyor musun? O çok düzgün görüntünün, çok sıkıcı olduğun yolunda yarattığı izlenimi bir anda yerle bir etmen. Daha evet dün izlediğim The Painted Veil filminde sıkıcı laboranttan, tutkulu bir aşığa, nefret dolu bir aşığa dönüşmen ne trajikti. Her zaman, her rolde seyircinim senin.


HOKKABAZ, MADRABAZ, SİHİRBAZ.... BU KEZ KOMİK DEĞİL, SEVİMLİ.
-hokkabaz/cem yılmaz

Cem Yılmaz'a uzak dururum genelde, ama içten içe severim. İlk filmini, şu uzayda geçeni sevmedim. Tümden seyredemedim de zaten. Bu iyiydi. Gerçekten. Bir şey yazamayacağım. Aşık değilim katiyyen. Ben hem beni güldüren erkeklere hiç aşık olmadım. Komedi filmlerini de pek sevmem. Komedi filmlerini zarif bulmam. Kaba sabadır, niyetini çok da gizlemeden ima eder falan filan. Şeker bir film. İzleyin bence bunu da.



Evet, şimdi, burada yarattığımız imgeler bir sihir belki de. Belki bir sihirbazım şu an bunları yazarken. Bu görüntüler, cümleler, itiraflar, meşum birer örtü... Kendini kat kat örtmenin, gizlemenin, korumanın bir yolu. Bir durumu anlatmanın onlarca yolu varken birini seçmek... soldan başladığımız yol, sonuna geldiğimiz anlatım yolunda tümden kılık değiştirmişse... örtü kalkınca güvercin bir buket çiçek olmuşsa? Yalan söylemek de değil üstelik bu. Sadece bir sihir. Ama fotoğraflar, görüntüler yalan söylemeyebilir. Yalan söylemeyi kim umursar? Korkaklar umursar? Gerçeğe dayanamayan ödlekler.


Bizim ki öyle değil. Bu sadece sihir. Sihir, görüntüye, fotoğrafa dayanır. Görüntü yoksa sihir de yok. Sihir yoksa oyun yok. Oyun yoksa? Devam etmek çok güç o zaman. Söz ve görüntü, yazı ve fotoğraf birarada olmak zorunda. O zaman sihir başlar.

Ben uyumaya gidiyorum. İyi geceler.

29 yorum:

miso dedi ki...

Ama bu kadar şey anlattıktan sonra ben uyumaya gidiyorum deyip gidilir mi peri? Hem bütün güzel adamları da kendine ayırmışsın, biraz paylaşımcılık lütfennn... Ben Hugh Jackman'ın X-Men'deki halini alayım, gerisi sana kalabilir. (Oradaki kıllı yünlü hali traşlı genç oğlan halinden daha iyi bence). Ama Edward'ı veremem. Pardon yani, her şey bir yere kadar. mmm, Edward'cım benimm. maruu

Köşenin Delisi dedi ki...

Oh ne güzel herkes kendi arasında paylaşmış Edward'ımı Norton'umu..olmaz ki ama, gençlere de fırsat vermek lazım hehehehehe :))

Endişeli Peri, Misocum sağolsun senden haberdardım bir süredir, ama sanırım bu ilk yorumum oldu. Çok ama çok hoş bi yazı olmuş :) Ama dediğim gibi, böyle herkesi hiçe sayıp aranızda bölüşmeniz adamları...ben de accuk alabülü müyüm? :))

endiseliperi dedi ki...

Aa arkadaşlar ben bugün Edward'ı unuttum bile. Bugün Hasan Bülent Kahraman, diyor başka bir şey demiyorum. Radikal 2'deki yazısı ile yine çok berrak bir analiz yapıyor. Bugün ona deliler gibi aşığız muhteşem siyasal çözümlemesi nedeniyle.

http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=r2&haberno=6700

Gördüğünüz gibi ben aşık olurum, ama aşkımda hiç müstehcenlik ve korkarım sadakat yoktur. Edward, gündeme geleceği ve ışıltısı ile tüm dikkatimi kendine yönlendireceği zamana kadar bir süre bekleyecek.

Birazdan izleyeceğim Blood diamond filmi belki başka maceralara sürükler. Gönlümü, "demokrat ve evrenselci bir sol siyaset" in gerekliliğini anlatan HBK'dan, Afrika'nin cangıllarında, elmas kaçakçılığı yapıp gelen paralarla Afrika terörünün beslenmesine neden olan ve sonra izleyeceğim şekilde iyilerin safına geçen (Filmin böyle olacağını sanıyorum, bakalım izleyelim)Leonardo Di Caprio'ya kayabilir:)

Sevgiler.

Mutfak Robotu dedi ki...

:)gönlün, mutlaka Leonardoya kayacaktır Peri'cim. Benim kaydı da...:)

Ama yazında bahsettiklerinden herhangi birisi de olabilir hani benim için...:) Michael Caine hariç tabi, onun yerine doyulamaz çekiciliği ile Sean Connery tercihimdri !!! :))

Karşıdan da Scarlett', seyretmeye varım valla..Güzel kız vesselam...

sedencik dedi ki...

prestige'i henüz seyretmemekle birlikte...illüsionistden çok etkilenmiştim :)
etkilenmeklede kalmamış oturup yazmıştım...

http://sedencik.blogcu.com/1422192/

final sahnesi harikaydı...
sevgiyle...

Oya Kayacan dedi ki...

Peri'ciğim, görmüş kadar oldum. Çok seçici olduğumdan (geçici bir durum değil, hep böyleyim) o kadar az film izliyorum ki. Yaşasın artık bir guide buldum kendime, vallahi gider bir de dvd alırım!

ayse dedi ki...

Gerçekten de bu yıl ne kadar popüler bu abra kadabra filmleri! Ben en çok Illusionist'i beğendim. Edward Norton'a olan büyük aşkımın da payı var sanırım. The Prestige'de Nikola Tesla'yı canlandıranın David Bowie olduğunu fark etmiş miydin onu sormak istedim! :) Evet biliyorum afişte de yazıyor ama ben bütün film "Ben nereden tanıyorum bu adamı?" diye düşündükten sonra alakasız bir şekilde öğrenip şaşırdım onu tanıyamamama.. Scarlett Johansson ise bence de abartılıyor. Kafası vücuduna göre biraz büyük kalmış sanki:) Yok yok ben de kıskanmıyorum!:)

elifsavas dedi ki...

Yillar once Michael Caine Turkiye'ye gelmisti. Guneyde bir yerlere gitmis karisiyla. (Evet, Endiseli, karisi var. Zenci, hos bir hatun.) Herkesin kendisini tanimasina cok sasirmis. Filmlerimin burada gosterildigini bilmiyordum, beni tanimanizdan cok mutlu oldum, gibi birseyler demisti. Halbuki ben onun filmlerini hele cocukken, hele Turk televizyonu bugunku gibi abidik gubidik degil, gercek televizyonken ne cok seyretmistim! Ben de cok begenirim kendisini. Hatta 1970'lerin yandan ayirma, dalgali tipsiz saclariyla bile begenirim.

s. templar dedi ki...

oysa.. oysa.. filmleri sinemada seyretseniz ne sihirbazlık filmlerine gerek kalır, ne yazıyla sihir arayışına. sinemanın kendisi sihirdir çünkü.

metin-thePoor dedi ki...

David Bowie'yle ilgili olarak Ayşe Hanım'ın anlattığını ben de aynen yazmış olayım.
***
Simon Templar kesinlikle haklı.
***
Cem Yılmaz'ın filmini sevdim mi? Sevdim. Beğendim mi? Hayır.
***
Diğer iki filmi ise henüz seyretme fırsatım olmadı.

endiseliperi dedi ki...

Sevgili Zeynep,
Yok ben bu yeni Hollywood aktörlerinin karizmasını pek sığ buluyorum. Çok hoş, ama Leonardo, gerçek değil. Rol yapıyor bunlar. yani nerde Clint Eastwood nerede Leonardo.

Sean Connery, ne desem, biraz fazla milliyetçi, biraz fazla bu dünyadan, bilemiyorum pek hoş bulmam onu.

Bu aralar hiç film çevirmiyor, değil mi?
Svg.

endiseliperi dedi ki...

Sedencik,
Evet okudum. Sonunun öyle bitmesi içimize su serptti gerçekten de. ne yapardık yoksa, bilmem. Happyend adında bir film var; Amelie'deki kız oynuyor, siz seversiniz. Ben de sevmiştim. Şeker bir film. Yağmurlu, sıkıcı Pazar günlerini unutturmaya birebir.

svg.

endiseliperi dedi ki...

Oya Hanım hoşgeldiniz.
Ben çok film izliyorum. Mesela az önce berbat bir film izledik: Devil wears Prada. Öyle kötüydü ki, gülmeye başladık bu yüzden. Meryl Streep hoştu ama.

Demem o ki, benim mezhebim geniş bu film konusunda. Siz bana çabucak kanmayın:)

Sevgilerimle.

endiseliperi dedi ki...

Aa Ayşe,
Ben film boyunca bu David Bowie, dedim durdum kendi kendime. Bu kadar kilo almış olamaz, dedim. Bukalemun gibi adam o, bu odur, dedim... Ama CD kabına bakıp doğrulamadım kendimi. Şimdi sizden öğreniyorum. Mersiiii.

endiseliperi dedi ki...

Ne demek ne demek, tabii ki hem tanıyor hem aşık oluyoruz. Ne tuhaf değil mi, evli olması, eşinin hoş olması filan hiç ilgilendirmiyor, ama adamı filan çok hoş buluyorsun. Ne güzel bir şey. Galiba ilişkinin imkansızlığı böyle barış dolu birbirini beğenme hallerinin nedeni.

Robert De Niro'da zenci hanımlardan hoşlanıyor.Bunlar bizi ne sanıyorlar; kendilerini tanıdığımızda çok şaşırmaları filan ne tuhaf.

Svg.

endiseliperi dedi ki...

Ev-vet Simon! gecenin özlü sözü sizden geldi. Sizi kutluyor ve şu hediye ile ödüllendiriyoruz: Çok eskiden bir rüya görmüştüm: Şimdi sizin ilginizi pek çekmeyecek olaylardan sonra koşarak bir caddeye ulaşıyordum. herkes kaldırımlara oturmuş, akşam olmak üzere ve bana şşşşt filan diyorlar. Az önce yağmur yağmış. Bir yere oturuyorum ve onların baktığı gibi gökyüzüne bakıyorum. Ah! Gökyüzü kocaman iki perde. Sağda ve solda aynı film oynuyor, artık oturduğunuz kaldırıma göre nereye bakmak isterseniz. Başları, sevgiyle yanyana olan bir erkek ve kadın, tablo gibi.

Film izleme rüyaları çok görürüm. mesela, sürekli gittiğim ilginç bir sinema salonum bile var. Bunun yanında eskiden en berbat filmleri bile sinemanın sihri hatırına orada izlerken, şimdi cehennemi kalablık ve sokaklar yüzünden ve başka nedenlerle evde izliyorum. Bu filmi keşke sinemada izleseydim dedirten bir film izlemedim bu yıl Simon. Sizin şu Pan'ın labirenti de dahil buna.

Sevgiler.

endiseliperi dedi ki...

Metin Bey,
* Hoşgeldiniz. Demek siz David Bowie olduğunu anlamıştınız? Şaşırdınız mı? Sever misiniz? Biraz ürkütücü değil mi? Çok yabancı? Scarlet Hanım'ı nasıl buluyorsunuz? İyi aktrist mi?:)

* Simon Templar elbette haklı, ama bu sözünü benim bilmediğimi, anlamadığımı nasıl düşünür?

* Cem Yılmaz'ın filmi hakkında sçylediklerinize katılıyorum.

* Fırsatınız olmazsa çok da üzülmeyin.

Sevgilerimle.

celerone dedi ki...

Endişeli Peri,

Nihayet Scarlett Johansson hakkında biri benim düşündüklerimi söyledi. Evet kız güzel ama rol yapamıyor, içimi daraltıyor, ne olur dürüstçe fıstık gibi o yüzden her filmde olsun istiyoruz diyemiyorlar ki?
Michael Caine yürüyen bir karizma. Çocukken ben de aşıktım ona.

Senin fimleri anlatmanı seviyorum. Mezhebinin geniş olması da bana hitap ediyor doğrusu. Anlat sen :)

Mutfak Robotu dedi ki...

hayır maalesef çevirmiyor. Pekala madem Sean uymadı, John Malkovich'e ne dersin ?
İki ayrı uç...severim böyle zıtlıkları...

boyraz dedi ki...

....birde tv'de gösterilen filmlerle ilgili tavsiyelerde bulunsan..hemen çıkıp film alınmıyor..eve gelmişsin bir kere.. :)

pelin dedi ki...

Peri,
prestige disindakileri izledim. dun sinemaya gideyim dedim, prestige'i izlemek icin, ama hava o kadar soguktu ki, disari cikmaya korktum resmen.

scoop dedigin gibi insani hic yormayan, eglencelik hos bir film, ve Scarlet harbiden bu yil ne cok filmde karsimiza cikti. "the girl with the pearl earring" diye bir film vardi, izlemis miydin? orda sanki daha iyiydi oyunculugu.

painted veil'i de gormek istiyorum ne zamandir. fragmanindan belliydi guzel oldugu. Edward Norton ne hos gercekten. biliyormusun "fight club" burda amerika da pek bilinmiyor. yani bizde oldugu kadar ses getirmemis.

neyse, yazacak cok sey var, bitmiyor:) disin nasil oldu, iyi misin biraz daha?

endiseliperi dedi ki...

celerone,
mersi, mersi, mersiiii:)))

endiseliperi dedi ki...

zeynep,
siz çok cesursunuz. sean connery hadi neyse, ama benim de düzayak bir şekilde beğenmeyi umduğum malkovich yine de çok uzak bana. çok tehlikeli, ürkütücü, karanlık... bilmem anlatabildim mi?

:)))

endiseliperi dedi ki...

boyraz bey,
tv filmi servisimiz yok. tv guide alsanız, gazetelerin ekinde olan, işinizi görür, sanıyorum.

hoşçakalın.

endiseliperi dedi ki...

pelin,
dışarıya çıkmadığın iyi olmuş. Cd alıp evde izle bazı filmleri, kanepede. bayılıyorum ben buna.

edward norton, istiyorum ki beni etkilemesin. istiyorum ki onu yavan, yüzeysel bulayım. ama olmuyor. beğeniyorum onu, elimde değil:P

dişim iyi. yani iyi değil de alıştım artık:) o gün çok fenaydı ama, sana geldiğim gün. diş doktorumun gel dediği gün ben gidemedim, bugün gideyim, dedim doktorumun işi çıkmış. artık yarın gidebileceğim umarım. teşekkür ederim sorduğun için.

biraz sonra klimt filmini izleyeceğim. malkovich oynuyor. 2 gün önce bir başka filmini izlemiştim, hoşlanmamıştım. ismi, "color me kubric". ah, zeynep hanım siz de okuyun; film sıkıcıydı, ben sıkıldım. kubric olduğunu söyleyerek, türlü hikayeler anlatarak, iltifatlar yağdırıp, projelerini destekleyerek onları dolandıran birinin hikayesi.

klimt'i steve rush yönetmiş, bakalım nasıl.

sevgiler.

endiseliperi dedi ki...

pardon, klimt filmini Şilili yönetmen raoul ruiz yönetmiş.

evde tina yokken biz de puzzle yapıyorduk ve bora bir klimt tablolu puzzle almıştı bana. uzunca bir süre uğraştıktan sonra sağ taraf tümden, tuhaf şekilde yanlış çıktı, tina geldi, kaldı öyle. evet, filmi izledim az önce. klimt hakkında hazırlıklı olmakta fayda var seyretmeden önce. ben özel olarak bir klimt sever değilim.

hoşçakal.

Adsız dedi ki...

sadakat insan doğasına aykırıdır... tutulamayacak sözdür... filmin sonunu bilerek yaşamaktır... bilinmeyene tahammülsüzlüktür... bilinmeyenle yaşayamamaktır... imzalanmış boş senettir... göz göre göre yalan söylemektir... tersaneleri, limanları düşmana açmaktır... bundan sonra birşey keşfetmemeye söz vermektir... duyuları dağlamaktır...

sadakat bütün kötülüklerin anasıdır...

the anonymous - Aşağı Troy Dükü

endiseliperi dedi ki...

Selam Aşağı Troy Dükü,
Öylesi zor; dediğiniz gibi yaşamanın bedeli daha ağır. Doğrunun ne olduğunu bilmek, onun yaşanması anlamına gelmez çoğu kez. Tüm dileğimiz o, ama olmaz yine de. Deneyenler ya mezarda ya alkolik ya da konuşuyor bir yerde... sadece konuşuyor. Bunu siz de biliyorsunuz, eh, ben de biliyor sayılırım.

O halde sevgili Troy Dükü, bile bile... bile bil,e lades! Bile bile kaybedenlerden, bile bile görkemli kaybetmeyenlerden olunacak, başka yolu yok.

Şehir Melekleri dedi ki...

Yahu peri, prestiji seyrediyorum parça parça.. baktım anlatıyorsun, hooopp kestim :)) bitirince okurum yazını..