Pazartesi, Mart 5

Bora’nın armağanları



Mutlu, güzel günlerde…
Bora, bir kız çocuğunu sevindirmek için alır gibi alır bana armağanlarını. Kalpli kupalar, kedili fincanlar, sapsarı, kuşlu tokalar, küçük otomobil maketleri, seni seviyorum’lu kartpostallar, oyuncaklar, sevimli buzdolabı magnetleri… Çocukluğunda pek hediye almamış olan ben, bu çılgın hediyelere deliler gibi sevinirim. Sevinirim, ama belli etmem. Bazıları güzel sevinir; zıplarlar, şarkı söylerler, sarılıp öperler, ortalıkta tur atarlar… Ben hep mahcup, "Aa teşekkür ederim, çok güzel. Nefis!” derim alelacele ve şaşkınlıkla. Armağana dönüp dönüp bakarım sonra. Bora, yani şimdi sevindim mi bu hediyeleri alınca, sevinmedim mi, anlayamaz; içlenir biraz.




Ayrılık zamanları…
Bora’nın ayrılık zamanı armağanları, romantizmle, ayıp bir ima arasında sallanır durur. Uyurken bile varlığını hissetmem için şirin nevresimler alır, sevimli gecelikler…

Adana’ya gittiğimde kocaman bir bisiklet gönderdi kargoyla, ırmak kıyısında binmem için. Sıcak, kocaman bir battaniye, çok üşüyorum, diye. Uzun, kalın çoraplar sonra. Erdoğan Tekin’in müthiş güzel fotoğraflarıyla bezeli, “Türkiye’nin en güzel yaban çiçekleri” kitabını postaladı. Araştırmış, Toroslar’da çok nadir çiçekler varmış çünkü. Eh, bütün bunlardan sonra da kendi geldi; ayrılık kısa sürdü:)



Özel zamanlar…
Güzel defterler, kalemlikler, kullanmaya hiç kıyamadığım ajandalar alır. Sevimli kitaplar sonra. Ekmek makinası almıştı; ben Adana'dan taşındığımda verdi. Henüz kullanmadım. Çünkü onu aldığı zamanlarda beni çok inciten bir şey yapmıştı. İlk ekmekten sonra unuturum belki. Hatırlamadığım daha bir sürü küçük şey. Mutfak önlüğü mesela, şimdi hatırlıyorum...

Bora bu sevgililer gününde bir şiir kitabı almış bana. Bu, şaşırtıcı bir armağan. Bora’nın genel olarak bana armağan alırken hissettiği duyguların arasında yeri yok. Çok güzel bir kitap: Turgut Uyar’ın “Büyük Saat” isimli, YKY’dan çıkan ve bütün şiirlerini içeren şiir kitabı. Bana bu armağanı aldığı o günden beri, dönüp dolaşıp bakıyorum kitaba; şaşırıyorum hala. Tuhafsıyorum. Çocukluktan yetişkinliğe evrilmişim gibi sanki, bir olgunlukla, açıp açıp fal bakıyorum. Ve işte alın, okuyun.

denge
Sizin alınız al inandım
Sizin morunuz mor inandım
Tanrınız büyük amenna
Şiiriniz adamakıllı şiir
Dumanı da caba
Bütün ağaçlarla uyuşmuşum
Kalabalık ha olmuş ha olmamış
Sokaklarda yitirmiş cebimde bulmuşum
Ama sokaklar şöyleymiş
Ağaçlar böyleymiş
Ama sizin adınız ne
Benim dengemi bozmayınız
Aşkım da değişebilir gerçeklerim de
Pırıl pırıl dalgalı bir denize karşı
Yangelmişim diz boyu sulara
Hepinize iyiniyetle gülümsüyorum
Hiçbirinizle dövüşemem
Benim bir gizli bildiğim var
Sizin alınız al inandım
Morunuz mor inandım
Ben tam kendime göre
Ben tam dünyaya göre
Ama sizin adınız ne
Benim dengemi bozmayınız
turgut uyar

27 yorum:

banu dedi ki...

sevgili peri,
öncelikle yazıların kısa öyküler gibi. merak ediyorum hiç öykü yazmayı denemedin mi? çok başarılı olacağını düşünüyorum.(ben romandan çok öykü okumayı severim. Murat Gülsoy veya Cortazar tadında geliyor bana yazıların.) benim kocamda beni kız çocuğuymuşum gibi sever. bence böylesi daha güzel. sevginizin daimi olması dileği ile...

pelin dedi ki...

Peri,
ne hos hediyeler bunlar boyle. bisiklet, battaniye...boyle incelikli hediyeler veren insanlar ne hostur.

Elif dedi ki...

Kocama tercume edeyim de, biraz feyz alsin. :o(

Lilith dedi ki...

Muzikle pek aram yok ama bu siiri Sezen Aksu bestelemisti galiba...
Iyilesmene cok sevindim Peri. Bir de, peri gibi bir kadinin sevgilisi tarafindan bu kadar naif, bu kadar guzel sevilmesine cok sevindim.
Sevgilerle.(Ne kadar sev- li bir yorum oldu bu!:) )

Köşenin Delisi dedi ki...

Peri,
O kadar güzel ki yazıların, o kadar doğal, içten ve huzur verici. Hep gülümsetiyor beni ve dingin bir film izliyorumuş gibi okuyorum yazdıklarını.

İyi ki yazıyorsun :)

metin-thePoor dedi ki...

Banu ve Köşenin Delisi Hanımlar,

Sizin yorumlarınız da Peri Hanım'ın yazılarını tamamlayıcı güzellikte... Sizler de teşekkürü hakediyorsunuz! Böyle blog yazarına böyle yorumcular yakışıyor zaten.

metin-thePoor dedi ki...

...Ve Peri Hanım,

Evet işte, aynen Banu ve Köşenin Delisi Hanım'ların dediği gibi...

KİTTY WU dedi ki...

sevgili endişeli peri,
sen yazınca ve ben okuyunca içimden geçen hızlı tren yavaşlıyor ve dinlenmeme müsade ediyor sanki biraz. yorulunca aldığımız kısa ve hızlı soluklardan sonra gelen uzun ve rahatlatıcı soluklar gibi.seni okumayı çok seviyorum kısacası.
sayfanı linklerime ekledim müsadenle, bir de bu vardı.

Elif dedi ki...

Evet, tercume ettim ve bir baktim eve geldigimde elinde bir cikolatayla bekliyor beni. :o)

Tesekkurler Bora!

isitmekaybi dedi ki...

aşkın buram buram kokusu geldi burnuma,gönlüme...kıymetini bilmeli sevmenin,sevilmenin...

Ece dedi ki...

Canım,
inan size nazar değecek diye korkuyorum:)
Böylesi bir aşkı, beraberliğe dönüştürebilmiş nadir çiftlerdensiniz..Demiştim ya hani, benim roman kahramanlarımsınız..
[Allah sizi birbirinize bağışlasın..]
ikinize de sevgiler..

teyzenteyfik dedi ki...

Selam,
ben de Elif`in uyguladigi yöntemi uygulamayi düsündüm ama bu defa da dogal gidisatimiza zarar veririm diye korktum :)

Kiyafet disinda hediye gelmiyor bana da. Ha, en son Istanbul`dayken ilk defa bir kitap almisti bana hediye olarak bir de.

miso dedi ki...

merhaba endişeli peri

ne güzel böyle hissetmek ve hissettirilmek. kıymet bilmek lazım sanırım; evet evet, kıymet bilmek yeterli. gerisi geliyor.
bir de tabi hediye meselesi... ne amaçlarla alınıp, ne anılarla yerleşiyorlar kalbimize...

sevgiler
miso

endiseliperi dedi ki...

Bir armağan, alanın mı yoksa verilen kişinin mi kimliğine daha uygun olmalıdır, diye de konuşmuşluğumuz vardı yurt kantininde sabahlara kadar oturduğumuz arkadaşımla. Ben, yanlış hatırlamıyorsam, verenin kimliğinin çok önemli olduğunu iddia ederdim. Yani armağanı alan kişi için, verenden bir anı değil miydi bu armağan? İyisi mi kimliklerin uzlaştığı bir hediye düşünmek gerekirdi.

Belki düz ilişkilerde böyle ama, bir taraftan da kadın erkek ilişkilerinde, aradaki cinsiyet farkını vurgulayan armağanlar daha neşeli oluyor sanki, değil mi? Yazmayı unuttuğum, Bora'nın armağanlarından Tarot desteleri mesela ki Bora hiç ilgilenmez böyle işlerle, ama onların resimlerine dalıp giden, illa sol elle onları keseceğim diye uğraşan, kendine baktıkları yetmezmiş gibi, "hadi sana fal bakalım" diye tutturan beni sanıyorum ki sevimli bulur.

Biz ki ne kadar ciddiyizdir hayatta inanamazsınız, ama bir o kadar çocuksuyuz demek ki. Ya da içinde, tatmin olup, gerçekdışı bir süreç içinde dahi büyümeyi reddeden ve insanı bir yanıyla hastalıklı bir çocuksuluğa mahkum eden bir yapımız var, diyeyim. Acımasız olmak gerekirse böyle. Merhametimizi, çocuksuluğun en çok bir masumiyet taşıması, olaylar karşısında yansız kalmayı, çıkarını hiçbir koşulda kollamaması durumunda sunabiliriz. Ki bu da ancak 7 yaş altı çocuklarda görülen bir özellik. Sonra bir anda büyürler ve dünyanın boktan dengesini çözmüş olarak, alacakları tarafı seçmiş olurlar.

Huysuzluğum üstünde de böyle konuşuyorum onun için. Oysa yazının ta başında size söylemek istediklerimi unutmuş gitmişim. Bakın en sona kaldı. Oldu olacak şunları da isterdim ben: Hacıyatmaz. Güzel bir kar küresi (ağır, karları yavaş yavaş düşecek). 3. yü unuttum. Bu nitelikte hoş bir oyuncaktı o da. Allahallaah hatırlamıyorum, neydi? neyse hatırlarsam eklerim.

Böyle şeyler hoş. Diyelim Bora akşam tütüncüye mi gitti sigara almak için, eh benim için de bir paket tuzlu fıstık almışsa, bunun sevinci gerçekten büyük olur. Yani eğer bir terazi alsak elimize ve sevinçleri tartsak; diyelim ki bir yanda tuzlu fıstık sevinci varken, diğer tarafa, ölçülmüş biçilmiş, taksitli bir pırlanta yüzük koysak, sevinçleri eş oluyorsa, şu armağan hikayesini bir daha düşünmek gerekir.

Demem o ki, ben dünyevi şeylere prim vermeyecek kadar zengin olmalıymışım:) Hem yoksul, hem ruhani olmak insanı aç da bırakabilir bir bakmışsınız.

Fotoğrafını koyduğum için bana kızan Sevgilim Bora'ya çok teşekkür ediyorum, sevinci büyük yapan, aklında hep beni dolaştırması. "Aa bunu sever mi acaba?" demesi. Elinde evirip çevirirken, armağan paketini tam açtığım andaki yüzümü hayal etmesi. Yani "düşünmen yeter," dedikleri bu olsa gerek.

Size de teşekkür ederim. Şimdi, şu anda müthiş bir sevgiyle sarılmak isterdim size. Ve gülücüklerle dolu sohbet etmek. Neyse, hadi.

Sevgilerimle.

yagmur damlasi dedi ki...

Aaah aşk.:)
Maydanoz da kocaya kaçtı zaten.:)
Ama yağmur damlasında anlattım.:)

Adsız dedi ki...

Blog dünyasına dalınca çıkamıyorsun. Ben sizin blogunuzu özellikle sona saklamıştım. İyikide öyle yapmışım. Arşiv bitmesin diye kendimle mücadele halindeydim. Satırlarınızın arasında bazen kendi ruhumun aynadaki aksini gördüm. Utandım sanki çıplak kalmış gibi ama rahatladım aynı zamanda. Şu ara o kadar sıkıntılı bir dönemden geçiyorum ki. Siz bana günlerimi daha yaşanabilir hale getirme gücü verdiniz. Arşiv bitti. Simdi umutla yeni satırlarI büyük bir aclıkla bekliyorum ve yapım geregi bu kadar soguk ve kibirli görünmeme ragmen utanmadan ve sıkılmadan size, "seni seviyorum" diye yazmak istiyorum. Sağolun paylastıgınız her sey icin.

Arife Erdem / Osmanbey'de her hangi bir ofis.

Saint dedi ki...

nasıl yadsınabilir yüreklerde gezinmesi
tozlu bir gümüş tabağın, çiçeksiz bir sardunyanın
bir kadifenin avuçları kamaştıran anısı
ıpışık caddelerden, armağanlık çiçeklerden
kanı çekilir gibidir eski dünyanın
kalabalıkta, yarışsız bir hipodrom ıssızlığında
bir suyun durmadan durmadan aktığı sanısı
geceyi, egemen geceyi hazırlayan akşamı
bir altın yüzük gibi sıyırmak taşbebeklerden
köşebaşları acımasız bir yüzdürler sunarlar kendilerini
dünyada, bir güneş yılının en soğuk akşamı.

endiseliperi dedi ki...

Saliha Hanım, aşk demişken, ne olacak bu Tina'nın hali, bilmiyorum. Bir taraftan aşk yaşasın ömründe bir kez olsun, çoluğa çocuğa karışsın istiyorum; diğer yandan biliyorsunuz ya, ne zor bu koşullarda.

Hadi hayırlısı. Maydanoz'a mutluluklar, en iyisini yapmış:)

Sevgilerimle.

endiseliperi dedi ki...

Sevgili Arife,
Öyle mutlu oldum ki yazınızı okuyunca. Ne desem az. Bana mail de yazabilirsiniz. Çok sevindim tanıştığımıza. Yine bekliyorum.

Sevgilerimle.

endiseliperi dedi ki...

Azizim Simon,
Çok güzel bir şiir bu. Öyle ama, neden tuhaf şiir okuman, bilmiyorum. Şiir çok sahici ve çok yalancı bir yazı türü. Hiç yalancı değilsin, sahiciliğin de kendisiyle dalga geçen tarzda. (İyi bir şey diyorum Simon! Çok iyi bir şey:)(Bu arada bütün siz'leri sen'e çevirdim, biraz da kırptım:P

Hoş oldu bu şiir, teşekkür ederim.

banu dedi ki...

sevgili peri,
tarot bakıyormuşsun ya çok sevindim. bana da bir gün fal bakarmısın? Zira bu aralar pek bir karışık hayatım.
Sevgiler...

tuğba dedi ki...

öncelikle merhaba.uzun zamandır takip ettiğim blogcular arasında nerdeyse ilk sıradasınız.söylemek istediğim bişey varki buraya bunu beyan etmeye geldim.dün akşam amelie'yi izledim yeniden.orda bi sahne var filmin sonlarına doğru.amelie mutfakta bişeylerle uğraşırken sol fonda hayalinde canlandırdıkları düşündüklerini görüyoruz.bi anda yüzünü kaldırıyo ve işte tam o noktada siz geliyosunuz aklıma.periii...amelie de böle.hayatta gerçek olamıyacak kadar masalsı bi peri.ve hemen sonrasında birden bire tüm hareketlerini mimiklerini bakışı kaşı gözü ve daha biçok şeyini size benzetirken buldum kendimi.kalktım,filmi durdurdum, laptopumu açtım ve sizin bloğunuzdaki resminize baktım.haklıydım kendimce.belkide çokça izafi bi durum bu bilmiyorum ama bi şey çok net.amelie yi izledikten sonrada sizin yazılarınızı okuduktan sonrada bisüre yüzümde benimle ilgisi olmayan ve hatta bana hiç ait olmayan bi tebessüm oluşuyo yüzümde.çünkü ben tebessüm eden biri diilim asla da olmadım.bişey gülünçse sesli biçimde gülerim.hepsi bu.ve akabininde flm önümde pause ta dururken düşündüm.hayatımdaki ve hatta hayatıma dahil ettiğim kaç yaratık benim yüzümde tebessüm oluşturuyo.siz ve amelie.okadar uzak ve imkansızki.bunca şeyden sonra ben teşekkür etmek istediğimi söylemeliyim.çünkü aslında çok önemli bişeyi farkettim o esnada.benim için çok önemli.
sevdiklerinizle birlikte uzun güzel ve iyi kartların çıktığı bi hayat diliyorum
tuğba....

devletşah dedi ki...

Öncelikle yazılarınız ne güzel... Gerçekten bir hikaye yazsanız. Gelelim hediye konusuna. Benim eşim bana acayip, bir kadının hoşlanmıyacağı hediyeler alır... Mesela:
Soğukta eldivenle fotoğraf çekemediğimden şikayet ettiğim için parmaksız eldiven, sinemalarda mısır yiyen, mesaj çekenlere söylenip gitmek istemediğim için dev boyutta bir televizyon, bilgisayarımı televizyona bağlarken sağımı solumu sakatladığım için divx player, evde çalışırken hep masa başında kalmak zorunda kaldığımdan şikayetçi olduğum için notebook, notebook'un ağırlığından şikayetçi olduğumdan daha küçük bir notebook, notebook ısınıp bacaklarımı yakıyor diye altı süngerli tepsi, garip sesler duymadan uyuyamıyorum diye ipod, uyurken kulaklıklar kulağımı acıtıyor dediğim için minyatür hoperlorlerden oluşan ses sistemi, ipodu uykuya dalacağım sırada kapatmakta zorlanıyorum diye uzaktan kumanda.......
Tamamı teknolojiye dayalı olan bu hediyeler beni çocuk gibi sevindiriyor. Çünkü ben mızmız şikayet ederken o beni mutlu etmek için çözümler geliştiriyor. Birçok kişi bana mı kendine mi aldın bu televizyonu diyebilir. Ama biliyorum ki televizyon gözlerimi ağrıtıyor dediğimde paketlenip bir yerlere gidecek...

Ayrıca "ekmek yapmak bütün acılara iyi gelir" gibi birşey söyleyebilirim. Çok stresli iş hayatımda ruh sağlığımı iyice bozmadan bu yolu keşfettiğim için çok mutluyum. Makinadan yayılan mis gibi ekmek kokusu o havayı soluyan herkesi mutlu kılıyor... İlk ekmekle beraber herşeyi unutacaksınız..

Ece dedi ki...

Peri ciğim,
okumanı istediğim bir yazı var:)
Kadın nasıl olmalı?

sevgilerimle

endiseliperi dedi ki...

banu,
aslında falların hiç birinden zerre kadar anladığım yok. ancak, yakında sizin için günlük tek tarot kartı açıp, kartın anlamını yazabilirim. sde sorunuz doğrultusunda ne olacağını çıkarmaya çalışırsınız.:)Umarım tüm karmaşa en kısa sürede çözümlenir. Karmaşa iyidir, canınız sıkılmaz hem:)

tuğba,
size uzun uzun yazardım aslında -konu "ben"olunca konuşmak çok hoşuma gider, biliyorsunuz:)- amelie filmi ilk vizyona girdiğinde iş arkadaşım, nefis bir film izlediğini, oradaki kızın da tıpatıp ben olduğumu söyledi. izlerken sanki beni izliyormuş. o kadar benzemiyor aslında. belki, hali tavrı, düşünme biçimi, çılgınca şeyler yapmaya karşı duyduğu müthiş eğilim vs. fiziksel olarak da birazcık andırıyor. evet, björk'e ve anne tataou (?) benzetilmek hoşuma gider. teşekkür ederim. artık gerçekten yaşlanıyorum ve buna çok şaşırıyorum.

devletşah,
hoşgeldiniz. sişzi ben taa ilk başından itibaren tanıyorum. hatta birkaç kere sitenize girip, tarifini verdiğiniz sakızlı sütlacın çok hoş olduğunu, yazıp, teşekkür edecektim, ama arıza nedeniyle girilemiyordu,yazamamıştım. beni en çok yemekleri tanıtma biçiminiz gülümsetir. sloganınızdaki meydan okuma da gülümsetir. bu arada slogan sözcüğü keltler'den geliyormuş, savaş çığlığı demekmiş:)

herneyse. eşinizin aldığı hediyeler nefis. sizi şımartma halleri çok hoş da siz hiç şımarmazmışsınız gibi. müthiş yalın bir haliniz var. ekmeği yapacağım en kısa sürede. ekmek beni hep iyi hissettiren, dokunaklı bir gıdadır. sanırım bora'yı affettemeye de yeter.

ece,
ben o yazıyı okumuştum aylar önce. hadi len, filan demiştim, sen kimsin! filan diye de sürdürmüştüm. sıradan bir erkeğe karşılık mükemmel bir kadın olmak bence pek adil değil. insan her il,işkide değişir. kadınlar için daha doğrudur bu. iki farklı ilişkimdeki beni karşılaştır, alakası yoktur:) yani arkadaşın çalışması lazım mükemmel bir kadını haketmek için.

sevgiler.

metin-thePoor dedi ki...

Tabiiii yaaaa! Başından beri ben Peri Hanım'ı kime benzetiyorum diye kendi kendime söylenip duruyordum! Kim olacak: Björk!

endiseliperi dedi ki...

metin bey, doğruyu mu söylüyorsunuz, şaka mı yapıyorsunuz? pek ona da benzemiyorum galiba. çekik gözlü olan herkesi andırıyorum.