Cuma, Nisan 13

1922-2007
Kurt Vonnegut Jr. 11 Nisan'da öldü.
Annesi intihar ettiğinde, 1944 yılında Almanlar'la savaşan Amerikan Ordusunda askerken Dresden Bombalaması'nda, kardeşi kanserden öldüğünde hep çevresinde dolaşıyordu ölüm. Ama o, ölümü en çok General Electrics'in halkla ilişkilerini yaptığı sırada tanıdı sanırım. Kapitalist düzenin, büyük şirketlerin acımasız sisteminin, teknolojinin insan ırkını nasıl öldürebileceğini gördü; Otomatik Piyano'da yazdı. Ömer önerince hemen gidip almıştım. Çok sevince, birine vermiştim okusun, diye. Çünkü hayrandı teknolojinin konforuna, medeniyete falan filan.
Cihangir'de bir terasta, uzun uzun bu kitaptan bahsettiğimi hatırlıyorum. Çok konuşuyordum çünkü çok seveceğimi bildiğim ama pek de ilişkim olmayan o kızla nasıl konuşacağımı bilmiyordum. Susarsam hiç konuşamaz, hemen kalkarsam ayıp olur, diye düşünüyordum. Şirazeden çıkmıştı dilim bunun üzerine. Habire kitabı anlatıyordum. Üstelik armağan olarak götürdüğüm şarabı da içip duruyordum. O zamanlar utangaçlığımı içki ile yenmeye çalışırdım. Bunalıyordum. Çıktığımda akşam olmak üzereydi ve Cihangir'in sokaklarından eve dönerken bir uzaylının ışın aracı ile beni çekip koparmasından başka isteğim yoktu.
İnsanlar ruhlarını nasıl kaybeder? Sözcükler nereye kaçar? Savaş için ne kadar beyinsiz olmak lazım? KWJ, komik komik anlatır. Komik olmak onun küçükken kendini büyüklere dinlettirmenin, konuşmaya katılmanın bir yolu olarak bulduğu şeymiş. İyi ki böyle bir yol bulmuş. Butler Üniversitesi'nde bir öğretmeni, yazım yeteneği yeterince iyi değil, diye karar verince bırakmış o okulu, kimya okumaya başlamış. Yani, paragöz, hesapçı, eski öğretmenlerin sahip olduğu haysiyetin bir gramından nasiplerini almamış öğretmenlerin verdiği kararlara bakmayınız siz. Gidin alnından öpün çocuğunuzu. Durup duruken "aferin sana!" deyin. Çünkü korkunç bir dünyada yaşamaya uğraşmak için müthiş bir özgüvene, sağlam bir sevgiye ihtiyacı var. Matematik de olmayıversin.
KVJ, kanserden ölen kardeşinin üç çocuğu, ilk karısından olan üç çocuğu ve sonradan evlat edindiği bir kızıyla yedi çocuklu bir ailenin edepli, onurlu, aşırı hümanist babası. Onlara hep şu tavsiyede bulunmuş: "Hiçbir şartta katliamlara ve savaşlara dahil olmayın. Bu savaşlar için silah üreten şirketlerde çalışmayın. Hepimiz öyle ya da böyle bu düzenin içinde yaşamak zorundayız. Ama bizden farklı oldukları için insanları öldürmemeliyiz. İnanmadığınız hiçbir partiye oy vermeyin. Cinayetlerin ortağı olmayın." Aslında "iyi"bir insan olmak için ne kadar az kural var ve diğer taraftan ne kadar zor "iyi" bir insan duruşunda kararlı olmak.
"Sırf bazılarımız okuma-yazma biliyor ve biraz da matematikten anlıyor diye evreni fethetmeye hakkımız yok", diyen KVJ'a sonuna kadar katılıyorum. Mezartaşına, " her şey güzeldi ve hiçbir şey canımı yakmadı" diye yazmak istemiş. Ne kadar bağışlayıcı. Ne kadar yüce gönüllü. Eh bazen ben de kafamdan intihar mektupları yazmaya başlarım öfkeyle ve sonunda kimseyi üzmemeye karar verip, herkese teşekkürlerimi sunarım.
Toprağı bol olsun, nur içinde yatsın. İyi ki böyle biri yaşadı bu dünyada.
Bora son idefiks siparişinde almıştı bana bazı kitaplarını:

Kedi Beşiği

Galapagos

Kodes Kuşu

Allah Senden Razı olsun Bay Rosewater

Ölümden Beter Yazgılar

Hokus Pokus

Ayrıca Alkım'ın K dergisinin 12. sayısında Kurt Vonnegut Jr'ın "Melekler Mafya Olsaydı" başlığı ile yazılmış hoş bir biyografi var. Zaten ben de bolca oradan yararlandım size bilgileri aktarırken.



14 yorum:

Adsız dedi ki...

Pardon ben mi yanlış biliyorum acaba..Otomatik Portakal Vonnegut'un değildir..

endiseliperi dedi ki...

elbette doğru biliyorsunuz. henüz düzeltiyordum. ben de yayımladıktan sonra farkettim. teşekkür ederim dikkatiniz için.

Turuncu Elma dedi ki...

"Keşke her nihilizm Otomatik Piyano'nunki kadar keyfe, eğlenceye, ölcez madem yiyelim bademlere götürse insanı" demiştim o kitabı okuyunca. Neden öyle dediğimi şimdi anlamadım senin bu yorumunla ama olsun. Sonuçta (sonuç olmasa keşke, ah) neşeler içinde gitsin abimiz. Sevgiyle.

Elif dedi ki...

Ah pesimizmin tatli zehri... Tam ben, bana gore, benlik. Kelimenin iki anlaminda da. :o)

www.elifsavas.com/blog

mavizeplin dedi ki...

Evde okunmayi bekleyen yaklasik sekiz kitabim varken Otomatik Piyano'yu alip basladim. Kitap konusunda bu kadar durtulmek iyi degil, insan solugu kitapcida nasil alacagini sasiriyor.

endiseliperi dedi ki...

kitapları onları o zaman okuyan benle hatırlamak ne tuhaf. ne çok değişmişim! şimdi o kitabı ve geçmişte okuduğum tüm kitapları yeniden okumalıyım. gelecekte ki beni tahmin bile edemiyorum. sanırım izin de veriyorum olayların, durumların beni değiştirmesine. böylece, böylece mi ait olmayı öğreniyorum zamana, yere, ona? bilmiyorum.

...

pek de kolay olmuyor, olmadı aslında değişmek. çok, çok sancılı geçti. bora görmezden gelinmiş her küçük meselenin sonra daha büyük dert olarak ayağa dolanacağına inanır. o küçük meseleyi eritinceye kadar uğraşır, uğraşır.

inanılamayacak kadar çok değişmiş hissediyorum kendimi. bundan hoşnutum. yani, şimdi, gelmiş olduğum halden hoşnutum. ancak onca kitabı gerçekten yeniden okumalıyım. her şey, durduğum, baktığım yer çok değişti. tekrar okuyacağım kitaplar, eminim ilk kez okuyormuşum gibi farklı olacak değişmiş olan benle.

magus'ü okumalıyım yeniden, mesela. bu sanki çok önemliymiş gibi aklımda hep. karamazov kardeşler'i de. flaubert de okumalıyım yeniden.

şunu, kahvaltıdan sonra bahçede hamağa uzanıp akşama kadar kitap okumayı istiyorum. arada tost, çay, karpuz, soyulup dilimlenmiş şeftali, kiraz servisi yapılsın. ve daha başka hoş şeyler olsun; her şey yavaş olsun. çok, çok, çok yavaş. lütfen.

ekmekcikiz dedi ki...

Gerçekten de, görmezden gelinmiş her küçük mesele sonra daha büyük dert olarak ayağa dolanır. Da, bazen hem görüp, hem çözemeyebiliyorsunuz: Sizin dışınızdaki bazı dinamiklere hükmedemiyorsunuz. O nedenle, çözüm gecikiyor, bazen bu can sıkıcı hale gelebiliyor. Yani, sorun bir de onu çözememek nedeniyle sorun yaratıyor. Bu durumda yapacak şey, biraz geri durup, zamanın akışı içinde çözüm üretilebileceğini ummak, beklemek oluyor.
İşte, yazınızın bana düşündürdükleri...

endiseliperi dedi ki...

sevgili ekmekcikız dünyada hoşlanmadığım çok şey var; öyle ya da böyle bana, bize zarar veren şeyler de çok fazla. bu nedenle sanırım içedönük bir yapımız var. uğraşmıyoruz dünyayla. örneğin daha çok para olsa, biraz daha rahat ederdik. öyle ama, bu durumda küçülmeyi tercih ediyoruz mesela. paranın hacmine göre yaşam tarzımızı değiştirme esnekliğine sahibiz. önceliklerimizi de gerçekten bize katkısı olan şeylere yapmaya çalışıyoruz.

kır evinde yaşamayı çok, çok isterdik. olmadı, olmayacak da korkarım. ama işte zaten çocukların okulu, uzaklaşmamaları icap eden diğer akrabaları var, gidemeyiz. parklara, kıyılara gidiyoruz fırsat buldukça. kısaca problemi küçültüp küçültüp, tüm süslerinden arındırıp, hayatımız için anlamını ölçüp sonra çözmeye, çözülemiyorsa da kendimizi üzmemeye çalışıyoruz.

ancak aslında yukarda benim bahsettiğim, ilişkide uyumu sağlamak için sorun yaratan karakter farklılıklarının yontulması, değiştirilmesiydi. olan, oluşan benden memnunum. edindiğim zenginliklerin hiçbirisi önemli değil diye düşünsem bile, insanın sadece bakış açısını değiştirerek, bir günü çok farklı algılayabileceğini farketmesi müthiş bir şey.

yine de o kızın taşkın neşesini, karşısındakini, mimiklerinden, ses tonuna gezinen dikkati ile şıp diye anlayıvermesini, cesaretini, eyvallahsızlığını, alaycı gücünü, kafasına koyduğunu yapabilmesini özlüyorum. çok da yalnız hissediyordum falan, ama izlerken şimdi buradan o kızı, çok çok beğeniyorum. gülümsüyor ve bazen de çok üzülüyorum onun için.

zamandan kastınız, "sabretmek". bu benim hiç sevmediğim bir sözcüktü. duyguları filan zamanın tozlu kollarında avutulmaya bırakmak... o seni isteksiz ve unutkan yapana kadar beklemek pek bana göre değildi. ancak şimdi hak veriyorum size. buna yorgunluğum ve telaşlanmak için hep başka önceliklerimin olması, çözülemeyeni ertelemenin zorunluluğu da etken oldu. eskiden ya şimdi ya asla kesinliğinde bir şeydi istemek. şimdi, eğer yarın da istiyor olursam bu güçlü ve anlamlı bir istek demek ki, diyecek kadar olgunlaştım, diyelim. ve yarın çok uzuuun bir gelecekten oluşuyor.

biraz sesli düşündüm. biraz da söyleşmek istedim sizinle sessiz gecede şöyle sakin sakin.

sevgilerimle.

s. templar dedi ki...

yorumlar başka yerlere uçmuş ama direk yazıdan:
"uygarlaştıkça iğrençleştiğimizi anlatan kitaplar yazan yazarın" ölümünü o uygar dünya tabi ki boş geçmedi; hemen 1 gün sonra bir kitapçı zincirinden mail geldi, sonuçta kitapları ile ilgili reklam amaçlı.

ekmekcikiz dedi ki...

Peri'ciğim, Peri'ciğim,
İnanın hassas bir noktanıza dokunmak için yazmamıştım; sadece kendimle ilgili düşüncelerdi aktardığım.
Kendimi, huzursuzluk vermiş gibi hissetmeyeyim, di mi?
Sonra, yine bir fırsatta bu konuda konuşuruz belki?

endiseliperi@yahoo.com dedi ki...

Sevgili Ekmekcikız,
elbette hassas olduğum bir konu ve seviyorum insanın kendini anlamak için düşünüp durmasını. Hiç huzursuzluk vermediniz. Düşünmeyin böyle. Ben yalnız başına bir adaya düşecek olsa ölünceye kadar, sıkılmadan kendisi hakkında düşünebilecek biriyim sanırım:) İnsanın kendisi hakkında düşünmesi de hep hüzünlü bir hata yaratıyor. Oysa değilim. Hem ben kendisiyle çok da dalga geçen biriyim.

Böyle işte.

Sevgilerimle.

endiseliperi dedi ki...

Simon,
muhtemelen öyle olmuştur. Her şeyi itina ile ve hiç atlamadan sömürmek için medeniyetten başka neyimiz var?

Simon, sen her ne kadar hırsız polis frekansında dolaşıyorsan da gurbet ellerde, bir yönünle senin çok seveceğin bir yazar olarak düşünüyorum Kurt Vonnegut Jr'ı. Hatta biri sormuş olsaydı, en çok kim sever, diye, sen (simon), derdim. o kadar yani.

endiseliperi dedi ki...

bu arada mail adresim kazara çıkmış yukarda. pardon.

Meral Purple Aphelion ad infinitum dedi ki...

Bu yazınızı çok sevmiştim: yalnızca Kurt Vonnegut hakkında güzel güzel yazmanızı değil, güzel bağlantılar yapıvermenizi de çok sevmiştim (yani "Gidin alnından öpün çocuğunuzu. Durup duruken "aferin sana!" deyin. Çünkü korkunç bir dünyada yaşamaya uğraşmak için müthiş bir özgüvene, sağlam bir sevgiye ihtiyacı var. Matematik de olmayıversin.")... Bugün yazdığım yazının ucundan kıyısından Kurt Vonnegut geçiyor... Bu yazınızı da hatırlayınca, ufacık bir fotoğrafı da size armağan etmek geldi içimden...
Tina'ya, çocuklara ve size sevgiler...