Salı, Ağustos 28

mim:koku

gaykedi beni de mimlemiş; koku meselesi hakkında konuşalım, diyor. konuşalım.

bu ilki:

ankara'daydım. hukuk fakültesinde 4. yılımdı. yılbaşının hemen ertesiydi. çok yakın olmadığım ama yakın olmayı istediğim bir kız vardı. benzer insanlar değildik, zordu arkadaş olmamız, ama gençtik, vaktimiz boldu, her ilişkiye dilediği kadar şans verebilirdik. yılbaşı ertesi, onlardan ayrı yaşayan doktor abisinin evini şöyle bir toparlaması gerekiyordu. abisinin nöbeti varmış o gece. bana, birlikte gidelim, hem balık alır, rakı içeriz, dedi. o sevmezdi böyle şeyleri aslında. ben de rakı filan içemezdim. bira olsa, neyse. ama işte ilişkide bir tür birbirimizi sınama, jestler yapma aşamasındaydık. hem dedi, ders de çalışırız:) ikimiz de pek çalışkandık. peki, dedim.

yiyecekleri, içecekleri alıp bahçeli otobüsüne bindik. kapıya geldiğimizde, aa dedi abim evde. zili çaldık ve kapıyı, üstündeki bir beden büyükmüş gibi duran balıksırtı desenli paltosuyla dışarı çıkmak üzere olduğu anlaşılan abisi açtı. onu gördüğüm anda kalbim yerinden fırlayacak gibi çarpmaya başladı. bir olağanüstülük yoktu oysa. kıvırcık saçları, kapkalın dudaklarının üstünde kocaman stalin bıyıkları, biraz kadınımsı bakan uzun kirpikli gözleri... bilmiyorum, o zaman tipim değil, derdik. tipim bile değildi. boğuk sesiyle, merhaba, dedi ve çıktı. ben içeri geçip paltomu asıncaya kadar sesimi çıkaramadım.

biz güya biraz evi toparladık, eşyalarına baktım, güzel bir evi vardı. kitaplarına dokundum. deri bir okuma koltuğu vardı. siyah. don kişot'un ünlü illüstrasyonunun tablosu... sonra yemeğimizi yedik ve bir kadeh rakı içmeye çalıştık ama içemedik diye hatırlıyorum:) zil çaldı. abisi, bu gece nöbeti ertelenen arkadaşıyla geldi. neşeli bir sohbet yaptığımızı hatırlıyorum. ben ondan çok küçük olan kızkardeşinin arkadaşıydım ve bizi güldürüyorlardı işte komik şeyler anlatıp. gece gündüz bir kaseti dinlediğini söyledi. yeni çıkmış. arabadan alıp geleyim, dedi. getirdi. sting! müzik aletine koydu. fragile duyulmaya başladı. kar lapa lapa sessizce yağıyordu. sting hep kışın dinlenir gibi gelir bana bu yüzden. yazın ortasında fragile'ı duyduğumda tuhaf bir yanlışlık hissederim.

sabaha karşı benim için hazırladıkları odaya girdim. ayaktaydım, öylece durdum ve kapının arkasında asılı gömleğini alıp yüzümü gömdüm. giyilmişti, ütü kokusunun arasından belli belirsiz kokusunu alıyordum. o halde ne kadar durdum, bilmiyorum. gömleği kendimden uzaklaştırdım. yaptığım çok utanç verici, neredeyse sapkınca geliyordu. çünkü bir insanın kokusu çok mahremdir. bizi ona çok yakın kılan bir şey. medeniyet bize parfüm kullanmamızı söyler ki, aramızdaki mesafe de taa buradan başlar. onun haberi olmadan birine bu kadar yaklaşmak ve kokusunu içine çekmek, neredeyse bir tecavüz sayılır. gömleği güzelce yerine astım. sabah herkes uyurken evden çıktım.

sonra sonra arkadaşıma laf arasında abisinin burcunu sordum. terazi, dedi. bir terazi ile olan tek yakınlığım da bu oldu. (atakuş'un burcu da terazi) koku, sting ve terazi bunları birbirinden ayıramam gay kedi. hikayenin ilki böyle. umarım beğenmişsindir.

sevgiler.

18 yorum:

ekmekcikiz dedi ki...

Peri Kızı,
"bu: ilki" hikayesini çok sevdim.
Nasıl sade ve nasıl canlı, olduğu gibi anlatmışsın.
Çok güzel!

endiseliperi dedi ki...

teşekkür ederim ekmekçikız,
şimdi ekrar okudum da bir dolu da hata yapmışım, dümdüz olmasının yanı sıra. belki dümdüz olması hoştur.

biraz utanmadım değil yazarken. ama olan aynen buydu işte. odada hazırlanan çek yat gitar şeklindeydi bir de.

tekrar teşekkürler.

sevgiler.

elektra dedi ki...

peri peri çok güzel olmuş bu yazı, çok çok çok.
beni de böyle utanarak yazabileceğim zamanlara götürdü. bir derin rebul kokusu kapladı odamı,başım dönüyor şimdi
20 kere dinledim fragile'ı, sanırım diğer blogları gezerken de açık kalacak sayfan ve yine dinleyeceğim.

semiramis dedi ki...

gecenin bi vakti insan böyle de ağlatılmaz ki! aşk olsun.

YILDIZNAF dedi ki...

Endiseli Peri,
Bana da bambaska kokulari hatirlatir bu sarki, bu sarkinin izdusumu tum kokular, yuzler, dokunuslar, sokaklar, otobus duraklari birbir gecti gozumun onunde seni okurken. Ne garip degil mi sanki onlari yasayan biz degiliz su anki hayatimizda. Sanki bir baskasiydi oyle carpilan, oylesine heyecanlan hatta o kadar caliskan olan... Bir tanidiga rastlar gini keske rastlayabilsek o gunlerdeki bize aniden sessizce...

gülçin dedi ki...

peri çok güzel olmuş.karlar düşer bir yandan, bir yanda sting, öbür yanda gitar şeklinde yatak. acayip ayrıntılar.çok canlı.

hem kim demiş çaktırmadan gömlek koklamak ayıp diye :P

sevgiler

endiseliperi dedi ki...

elektra, kim kullanırdı bu rebul kolonyasını diye çok düşündüm.sonunda çıkardım birlikte aynı odada çalıştığımız bir iş arkadaşı. şairdi. fena değildi şiirleri. arıza biriydi çok. geç gelir, kolonyasını törenle açar odayı o sevip sevmemeye karar veremediğim o kokuyla doldururdu.

diğer oda arkadaşımız, artdirektör olan kız beğenmezdi kokuyu. rebul kolonyası açılırken kız bana şöyle bir bakardı.

:)

sevgiler.

endiseliperi dedi ki...

ah, semiramis neden ağladınız? aşk tuhaf ve çok çeşidi var. birisine ilk ama ilk bakışta aşık olmamız neticede hayvani bir şey. vücut kimyasıyla alakalı bir şey olmalı. yoksa akla vurulunca şimdi olduğu gibi gülüp geçiyorum.

ayrıca, mesela öyle rahatsız bir okuma koltuğu olamaz, diyorsunuz. gösteriş için alınmış. donkişot tablosu olabilir ama kitabını okuduğunu da sanmam. aa dur kalanını yıldıznaf'a da anlatayım.

sevgiler.

endiseliperi dedi ki...

yıldıznaf,
o zamanlardaki kendimle karşılaşsam onu şöyle kollarından sıkı sıkı tutup, hareket etmesini engelleyecek kadar işte, beni iyice dinlemesini sağlamak isterdim. ama o ben, şimdiki beni dinlemezdi. küçümserdi öğütlerini.

ona, bunun, neticede bunun doğru olduğunu anlatamazdım. dünyayı böyle avuçlarının içinde hissedecek kadar enerji ve güç ile dolu olmasının çok iyi olduğunu ama her şeyin tuhaf ve beklenmedik şekilde değişeceğini, buna hazırlıklı olmasını... hımm dinlemezdi beni ama işte şu an düşünüyorum da çok da iyi ederdi. herkes kendi serüvenini yaşamalı. atasözleri ve öğütler, bolca hata yapıp tövbe eden yaşlılar tarafından uydurulmuş şeyler.

bu sözümü daha sonra bana karşı kullanırsanız söylediğimi inkar ederim:))

ama size anlatacağım bu değildi. neyse, gülçin'e anlatacağım.

sevgiler.

endiseliperi dedi ki...

o karanlık odadaki beni izlesen, derin sessizlikte kalbimin gümbürtüsünü duyabilirdin gülçin. bu gümbürtü o an için anlamlı ve allahım ne kadar geçici. metabolizmanın işleyişini değiştirecek kadar heyecan yaratan şeyin, aynı şeyin işte, sonra neredeyse sıkıcı gelmesi ne anlaşılmaz.

ben onu sonra tv'de, kanalın birinde, danışman doktor olarak gördüm. öyle aptalca konuşuyor, öyle düzayak açıklamalar yapıyor, öyle seyirciye oynayan şekerlikler (!) sunuyordu ki, off, dedim yaa yapma ya, sus ya, bi sus, gömleğin hatırına, o gecenin hatırına...

sizin de zihninizdeki o romantik hikayeyi bozmak istemezdim ama işte boşuna ağladınız semiramis. o hikaye yıllar sonra bu şekilde bitti.

sevgiler.

not: gülçin, ne ayıp ne değildir düşünmeye başladığın anda işler arapsaçına döner. öyle ki düşüne düşüne elde topu topu üç beş tane ayıp olabilecek şey kalır ki o da çok şüpheli. en iyisi kestirmeden annemizin dediği ayıplar silsilesini, hiç kurcalamadan, aklımızdan çıkarmamak.:)

TalismanDiyette dedi ki...

Immmm çok beğendim ben. Çok güzel anlatmışsın sevgili Peri..
Keşke roman yazsan, böyle insanı sarıp sarmalayan yazıların herkese ulaşsa.. Bu sarıp sarmalanma hissi laf değil vallahi, ben öyle hissediyorum, baştaki "ımmmm" nidası da bunun verdiği keyif..

Köşenin Delisi dedi ki...

Ah Peri, bir de bırakıp gidiyordun buraları. Bak o zaman biz bu nefis hikayeyi okuyamayacak, film seyreder gibi seyredemeyecektik.

Benim çocukluğum Kurtuluş'ta geçti. Hukuk Fakültesi'ne çok yakındık. Kimbilir, belki de görmüşümdür ben seni küçük bir kızken :) Yanından geçip gitmişimdir, "ne güzel kız, hem de üniversiteli" diye gıptayla bakarak. Olamaz mı yani ?:)

neolitik hanım dedi ki...

pericim,

bayıldımm bu koku yazısına.. doktor hani şu budapeşte'de ihtisas yapan diy mi? tv'de görünce "nasıl aşık olmuşum, ööğğğh!" dediğin? :)

fragile şarkısı benim için de ankara'dır ama biz yazın dinlemiştik..

ssbb dedi ki...

bravo!

Köşenin Delisi dedi ki...

kim bu doktor ya :))

gaykedi dedi ki...

pericim bir gömlek kokusundan güzel bir öykü çıkartmışsın, tam bir "benim hüzünlü kokularım" yazısı olmuş, bu konuda birkaç yazı daha istesek senden ayıp mı olur :)

Yildiz Seyri dedi ki...

Evet dinlemezlerdi bizi oyle basariliydilar ki okullarda, hayati da kagit uzerindeki sorular gibi hazirlanilip karsilasilacak birseymiscesine kolayca altedebileceklerini dusunuyorlardi. Oysa, o gun dost olanlarin bugun dost olamayacaklarini sezdigin icin yasamindan kendi ellerinle cikarilacaklarini, o gun hayatta olanlarin bugun hic yasamamiscasina yok oldugunu,ve hatta hatta, o gun hic krem gerektirmeyen ellerinin artik kremsiz kalem bile tutamayacagini anlatabilmek isterdim, gozlerinin icine bakip sevgiyle. Bir bebek safligi icindeki yuzunu opup, sarilmak korumaya calisircasina yasayacaklarindan....

endiseliperi dedi ki...

arkadaşlar gerçekten utandırıyorsunuz beni. konu edebiyat yapmayı dayatıyordu ama yapmamaya çok dikkat ettim. dümdüz anlattım. belki yazı değil de, konunun kendisi ve paylaşılması etkileyici olmuştur.

çok teşekkür ederim.

gaykedi, koku konusuna devam edebilirim ama içinde pek azı bu gömlek hikayesine benziyor. belki bora'dan bahsedebilirim o minvalde.