Cumartesi, Eylül 29

s.187


Göllerimizin kocaman çiçeklerinden yaralara merhem çıkarırdık, şeytan örümceklerinden lifler yapardık. " Muharebe meydanlarında can çekişen asker, kendi köyünün perisini, yarı kapanmış gözleri üzerine eğilerek, ona ormanın bir köşesini, bir yol dönemecini, memleketini hatırlatan bir şeyi gösterdiğini görürdü." Millet harbi, mukaddes cihat böyle yapılırdı. Fakat ne yazık ki artık inancını kaybetmiş memleketlerde, perisi kalmamış memleketlerde böyle bir harb mümkün olmuyor.

Pazartesi Hikayeleri, A. Daudet, Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, Dünya Edebiyatından Seçmeler, s.187

herkesi sobeliyorum burada gördüğüm:)

15 yorum:

gülçin dedi ki...

Alyoşa, besbelli az önce birisinin oturduğu bir divanda bırakılmış bir ipek şal,divanın önündeki masada sonuna kadar içilmemiş iki çikolata fincanı,bisküviler, biri kara üzümle, diğeri şekerle dolu iki kristal tabak seçti.Bunlar birisine ikram ediliyordu. Konuk üzerine geldiğini anlayan Alyoşa yüzünü buruşturdu.

Karamazov Kardeşler, Fyodor Dostoyevski, İş Kültür Yayınları, Haziran 2007 baskısı, çeviren: Nihal Yalaza Taluy

ekmekcikiz dedi ki...

Şimdi yazmaya gidiyorum.
Kafa patlatmayacağım, ne yazsam diye.
Bu iyi.:)

endiseliperi dedi ki...

dün gece bir, yok iki film izledik. yazacağım daha sonra. müthiş, ama müthiş filmlerdi. ve filmde, beni hayretler içinde bırakan şöyle bir şey oldu: kadın yazar kocasına kaçıncı sayfayı yazdığını sordu. kocası, 187, dedi. evet! inanılmaz ama gerçek. acaba hayat rastlantıların böyle serpiştirildiği, acayip kurgusal, her şeyin bilinebileceği bir şey mi? yani ben mesela, paradan bahsedip dursam, üstüme para mı yağacak bu basit kurgu gereği, nedir? çok tuhaf...

Meral Purple Aphelion ad infinitum dedi ki...

Ama Peri Hanım,
Bu yapılır mı?! Ben sevdiğin yazarlar, kitaplar, filmler, yemekler vs vs vs diye sorulunca ya aklıma hiçbir şey gelmediğinden kem küm ederim ya da o kadar fazla isim gelir ki hangisini söyleyeceğimi şaşırırım. Sonunda da birkaç isim sayar, en sevdiklerimi unuturum! Şimdi de aklıma o kadar kitap, o kitaplardan -kimini okuya okuya ezberlediğim- onca bölüm geliyor... Geliyor da, ben hangisni yazayım???

Hah... Galiba buldum... Sizin sobenize yazmak için en güzeli bu parça... Bu kitapla beni siz tanıştırdığınız sonuçta:) Teşekkür ederim... Ve hoşgeldiniz... (Oldukça geç bir hoşgeldiniz, ama ben son zamanlarda...neyse söze yeniden kavuştum diyebilirim kısaca.)

Büyükannem hastahaneye yatalı üç gün olmuştu. Henüz bir vakit bulup gidememiştim. Bir işim vardı, bir yerde bulunmam gerekiyordu zannetmeyin. Hiçbir işim yok. Böyle olduğu için de bir yere gitmeye vaktim yok, desem yeri. Belli bir işte olanlar iş saatlerinin dışında ne kadar özgür oluyorlar. İstediklerini başıboş gezenlerden daha büyük rahatlıkla yaparlar. İstedikleri yere giderler. Belli bir işi olmayanlar için olay hiç de böyle değil. Her an bir iş çıkabilir, bir avare için. Her an görülmeye değer bir şey olabilir. Öyle bir iş, öyle bir şey ki, fırsat kaçırılınca yaşamanın, dünyada olmanın anlamı bile uçup gider. Bir kadın. Bir vapur. Bir ağaç. Söz arasında geçen bir nükte. Yalnız o an için görülmeye değer bir ışık. Bir gölge. İki sokak çocuğunun kavga etmesi. Ada, Boğaz iskelesinde yaz günü insana birçok şeyleri unutturabilen bir serinlik. Belki de akla ne gelirse hepsi. Başıboş dolaştığım bir günde ne varsa her şey aralamıştı bana mutluluğun kapısını. Bütün gün, bir öğleden sonrasına kadar evde sigarasızlıktan bunaldığım bir yaz günü, önüme çıkan ilk tütüncüden bir sigara almış, çektiğim ilk nefeste dünyanın dünya olduğunu anlamıştım. Şimdi, her gün biraz daha ustalaşarak, o yaz günü sigaradan çektiğim ilk nefesin tadını her yerde, sokakta, sinemada, insanlarda, mahzun dururken, gülerken, denize bakarken, sabah uyandığım zaman, her yerde arıyorum. ("Gazoz Ağacı ve Diğer Öyküler" Sabahattin Kudret Aksal, Yapı Kredi Yayınları, Nisan 2006, s: 42)

Yaşamın, yaşamanın ne olduğunu onca yazar, şair, ressam, filozof anlatmıştır da hiç böylesine yalın ve yürek ısıtan ve çarpan anlatımına rastlamamıştım... Bir de yaşamın, şu dünyanın ne kadar dolu olduğunu ne kadar güzel anlatmış...

Kitabın adını, sizin bu kitap üzerine yazınızda duymuştum; yazınızı okuyunca bu kitabı seveceğimi hissetmiştim... ama bu kadar seveceğimi değil. Kitap o kadar güzel ki, ben de ona yanımsıra getirebildiğim güzellikleri armağan ediyorum: Kaz Dağları'ndan bir zeytin ağacının yaprağı örneğin, Akdeniz'in o çağıl çağıl renkli begonvillerinden ya da adını bilmediğim ama kokusu belli belirsiz etrafı kaplayan, avuçlarımda kalan, dünyadaki tüm güzel kokuları toplamışçasına -yeni demlenmiş çay gibi, deniz gibi, kütürdeyerek kesilen bir karpuz gibi, biçilmiş çim gibi, az sonra yağacak yağmur gibi, anneannemin bahçesi gibi, kavrulan kahve, fesleğen, sabah gibi kokan yabani bir ot...

Meral Purple Aphelion ad infinitum dedi ki...

Aaa bir de böylesi rastlantılar beni hem gülümsetiyor hem de yaptığı yaramazlık kendini çok mutlu etmiş ama yaramazlığı ortaya çıkmasın diye gülmesini, kahkahalarını elleriyle kapattığı dudaklarında zaptetmeye çalışan bir kız çocuğu gibi hissettiriyor...Ama böylesi rastlantılar bana hayattaki her şeyin kurgusal, her şeyin bilinebileceği duygusunu, düşüncesini değil, tam tersine her şeyin karmakarışık olduğu, her şeyin olabileceği hissini, düşüncesini veriyor.

Meral Purple Aphelion ad infinitum dedi ki...

Ve şey...aaaa...ben 187. sayfadan alıntı yapmadım!... Oyunun kurallarını azıcık değiştirmiş olmam beni ebe yapar mı yoksa?...

endiseliperi dedi ki...

meral hanım, hoşgeldiniz. ben de sizi merak ediyordum. (hele kara kedi'den sonra sizden hiç haber alamayınca:)

bu mim 187. sayfanın yazılmasını şart koşuyor. ama siz öyle hoş bir kitaptan öyle hoş bir alıntı yapmışsınız ki, bu kusuru bağışlayabiliriz:) bu kitabı size benim tanıştırmam öyle çok hoşuma gitti ki, anlatamam.

ben sık sık hayatın kurgusal olduğunu hissederim. rastlantıyı hoş yapan onun bilinemzliği değil de oyun kurucunun ironisi diye aklımdan geçiririm.

gerçi bazen de güm, diye bir şey olur ve feleğim şaşar o başka. onlar olmasın. şaşırmak filan hiç istemiyorum.

neyse. sizi gördüğüm için çok sevindim. kendinize iyi bakın.

sevgiler.

enne dedi ki...

Selam,
Ben çok alakasız bir şekilde Aslıberry'nin mail adresini soracağım:) varsa verebilir misiniz? teşekkürler.

endiseliperi dedi ki...

selam enne,
hiç alakasız olur mu! buyrun:
asliberry@yahoo.com

ekmekcikiz dedi ki...

Periciğim,
Aslıberry'nin bloguna ne olmuş?
Cansıkıcı birşey mi oldu da blogunu kapattı?
Üzüldüm, doğrusu.:(

endiseliperi dedi ki...

ekmekçikız,
az önce konuştuk. bunalmış biraz bu youtube yorumlarından. biraz uzaklaşmak istemiş, o kadar. bloğunu kapatmamış, tekrar dönecek kendini iyi hissettiğinde.

sad-ece dedi ki...

Ben de konu dışı birşey söyleyeceğim:)
Peri, bu sitenin temasını değiştirelim istiyorum..
Detayları mailine yazdım:)

[Aslı ya selamlar..Aslan burcu olduğu için , onu çok iyi anlıyorum..]

sevgilerimle

balki dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
balki dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
endiseliperi dedi ki...

ece'ci�im �ok te�ekk�r ederim. ben bir s�re b�yle devam edeyim istiyorum. seviyorum bu temay�. sonra belki daha ne�eli �eyler yapar�z. �ok ama �ok te�ekk�r ederim. �ok �ekersin.

�pt�m, ho��akal.