Cumartesi, Ekim 6

olan biten: çok yaşa atakuş!

cuma



5 ekim, atakuş'un doğumgünüydü. dedim ya, tuhaf bir yoğunluk var; bir türlü bilgisayarı açıp yazamadım. şöyleydi: o gün öğleyin bora ile buluşup dolaştık, ıvır zıvır aldık, yemek yedik, yeni film CD'leri aldık. bir telefoncuya gidip, hediye olarak bir cep telefonu aldık. ben bu hafta içi zara'ya gidip baharlık, uzun kollu bir tişört almıştım atakuş için. sonra çocukları almak için okula yürüdük. onlara yemek ısmarladık, eve döndük.





geçen yıl olduğu gibi pijamalarımızı giyip, pasta yedik. yaprak sarma da vardı (aklınızda olsun, aslı börekçisi'nin yaprak sarmaları çok ama çok lezzetli. kilosu 18 ytl). pis yedili oynadık. ben ilk kez oynadım. çok güzel bir oyunmuş. kaybedene küçük cezalar verdik. ben hiç ilk kazanan olmadığım için ceza meza veremedim kimseye.



sonra ratatouille'u izledik. atakuş filmin ortasında uyumadı bu sefer, demek ki gerçekten büyüdü:) bora ile bizim midemiz bulandı fareden. hele hep birlikte lokanta mutfağında yemek yapma sahneleri tiksindiriciydi valla. bunu zaten biliyor olmalı yapımcısı. ne riskli bir şey bunu göze alması. neyse. çocukların midesi filan bulanmadı, gayet doğal karşıladılar her şeyi.




atakuş cep telefonuna bayıldı. hatta zarif bir terazi olduğu için benim aldığım basit tişörtü çok sevdiğini de söyledi:)


iyi ki doğdun atakuş. uzun, sağlıklı ve çok mutlu bir hayat dilerim sana.



cumartesi

cumartesi öğleyin bora işten aradı, hava çok güzel hadi buluşalım, dedi. yürüyerek arçil'i dersaneye bıraktık. kadıköy çarşıda dolaştık, film aldık bir sürü. sonra eminönü vapuruna bindik(fahri korutürk ismi. bora bu vapurun oturacak yerlerinin farkını ve önemini, şeklini şemalini anlattı. bütün vapurları tanır bora). nereye gidiyoruz? elbette neolitik hanım'ın daha evvel bahsettiği kürkçü han'a! mahmutpaşa'da imiş. çok kalabalıktı. han'ı bulduk ve birkaç dakika içinde de yünleri aldık. dört çilesi birarada olan kocaman krem rengi üç çile ile normal çilelerden acı kahve renginden aldık. sanırım sekiz tane o da. battaniye öreceğim için de upuzun şişler aldık. ben ilk kez gördüm bu şişleri. onlar da beş numara. henüz nasıl yapacağıma karar vermedim. kahve ile başlayacağım. sonra krem rengi olacak ve onun içine de küçük kahve kalpler yapmayı düşünüyorum ama kalp yapmayı bilmiyorum (kalp kırmayı biliyorsun ama esprisi yapanı vururum). belki internetten örnek bulabilirim.

günler böyle geçti işte. balık pazarı çok şenlikli bu aralar. ancak bu yıl iyi palamut görmedik henüz. levrek ve lüferler fena değil. istavrit de çok var. ben bu yıl balık köftesi ile çorbasını da yapmayı istiyorum.
dersler çok yoğun. arçil'le birlikte çalışıyoruz hep. o bir ara ergenlik krizine girdi ama direnç gösterip kararlı davrandım. yine de çok asab bozucu anlayışsız olmayı göze alan biri ile tartışmak. okuldan bora ile birlikte yürüyerek dönüyorlar ki bu çok hoşlarına gidiyor. bizim sokaktaki park yeri savaşının istanbul trafiğine katkısı böyle oldu. biz haklıyız ve inat ediyoruz, arabayı yerinden çıkartmayacağız. hatta bora, sana bir vosvos alalım, ancak onu buraya koyarsak arabayı çıkarabiliriz, dedi. durum o kadar ciddi yani:)
yarın veli toplantısına gideceğiz ikimiz de. bu toplantıların aciliyetinin nedeni, para! bunun dışında eğitime katkısı olan bir konuşma yapıldığını hatırlamıyorum. arçil, veli toplantısını hatırlatan öğretmene, annem ödeme yaptıysa yine de gelsin mi, demiş, (sanırım ki pisliğine dedi arçil bunu). öğretmen anladı mı bilmiyorum ama, olsuuun, yine de gelsin, demiş. arçil elbette haylazlığının dökümü de verileceği için pek memnun değil bu işten.

bolca film izliyoruz. bir gün onları da anlatırım belki. bugün evin şeklini değiştirdim. yine kış haline getirdim. TV'yi kaloriferden uzaklaştırdım ve kanepeleri karşılıklı değil, çapraz koydum. biraz yorgunum. çocuklar, bora'nın bugün aldığı kitapları okuyup yattılar çoktan (arçil için, harry potter'ın bugün çıkan son kitabı. atakuş için osmanlı padişahları adında güzel, resimli bir kitap). ben de az önce nihayet edward said'in yersiz yurtsuz'unu bitirdim. kitap kalındı ama sıkıcıydı da. arada bir sürü ince hoş kitaplar okudum. kitaplardan da bahsederim bir gün size. bora sabahlayacak. ben de laptop'ı çıkardım, onda yazıyorum. sonra stephan king'ten, kingdom hospital dizisini izleyeceğim CD'den. çay ve paskalya çöreği de var.


benden haberler bu kadar. herkese sevgiler.

18 yorum:

elektra dedi ki...

peri peri, benim yarın çok erkenden kalkmam lazım, ama hiç uykum yok. ne güzel oldu taze yazını bulmak.
zarif terazi atakuş'u , daha önceki resimlerinden de sever ve çok uyumlu bir çocuk olduğunu düşünürdüm. bu gece, yazın sayesinde zerafetinde yanılmadığımı görmüş oldum:)zarif burçdaşım atakuş'u öper, yeni yaşının ona hoşluklar getirmesini dilerim. ayrıca dalton brothers pijamalı resimlerine bayıldım. arçil biraz süzülmüş mü ne? bu sene işi zor annesi. ben benim dershanedeki bu küçücük çocukları uykudan yeni kalkmış mis poğaça kokulu halleriyle gördüğümde, içim titreyerek seyrediyorum. hele bir minik var, gördüğüm her yerde yapışıp öpüyorum. işleri çok zor. hepsine kolaylıklar diliyorum. arçil'i de öpüyorum. geçecek, hayat yolunu bulacak dediğimi iletir misin ona?

örerek kalp figürü yapmak, beni de aşan bir şey. ama aklıma şu geldi. renk renk keçe alıp kalp biçiminde kesip diksen de hoş olmaz mı?


bir de, atakuş'a aldiğınız kitaptan oğluma almıştık biz de. o bir tarih delisidir. satır satır okudu ve hep şunu sordu: anne niye bir tane ölüm nedeni yazmıyor bu padişahların ölüm nedeninde? ve niye hepsinde de ölüm nedeninin yanında soru işareti var? :))) hazırlıklı olun diye yazayım dedim.

ne çok yazdım. uykudan kaçmaya çalışıyorum peri. evkadını olmak istiyorum. imdaaaat:)
sevgiler...

gülçin dedi ki...

sevgili peri,
zarif terazi atakuş'a çok sevgiler, doğum günü kutlu olsun. pijamalı fotograf çok güzeldi. arçil'e de kolaylıklar diliyorum. ben de galiba o kalp modeli vardı, bir bakayım, bulursam yollarım. çok güzel olur kahve ve krem.
işyerinden yazıyorum böyle patpat birşey oldu, kusura bakma :)


sevgiler.

Oya Kayacan dedi ki...

Atakuş'a sevgiler, güle güle büyüsün... Fareleri mutfakta görmeyi ben hiç yadırgamadım. Keyif bile aldım hattâ. "Bazı evlerimde minik farelerim olmuştu çok iyi geçindiğimiz!" desem düşüp bayılmazsın değil mi Peri'ciğim?

filizinadası dedi ki...

sağlıklı mutlu nice yaşlar diliyorum atakuş'a...
:)

Biyonikkedi dedi ki...

Atakuş'a benden de mutlu yıllar.
Pijamalı parti fikri de süper:)
Yünlerle buluşma zamanım geldi benim de sanırım.
Hem senin kalp kıracağını sanmıyorum ben.Elbette kanatsız melek değilsin ama(Vurma ya Perii. ehiii) senin gibi hassas,zarif ve naif biri bunu bile bile yapmaz.Yaptıysan hafifletici bi ton sebebin vardır eminim.

miso dedi ki...

Sevgili Peri,
Mutlu ve sağlıklı yıllar; hem Atakuş'a, hem de sizlere :) Huzurlu bir yıl geçirin inşallah hepiniz.
Edward Said'e gelince... Evet, büyük adam, ama o Yersiz Yurtsuz bende fevkalade sıkıntı gazları yapmıştı. Oku oku bitmemişti. Sonra sokağa indim, annem şöyle dedi, bir komşumuz bilmem neeee. Eeeee. (pıhhlamıştım ama, ne yapayım?)

Tina nasıl? Bir de tabi Yağmur? Sesi soluğu çıkmıyor. Her şey yolundadır diye varsayıyorum.

marruu

Öykücü dedi ki...

Peri:)

Günlük hayatını bile ne hoş yazıyorsun.Battaniye örmek denince benim aklıma gelen renk renk motiflerin birleştirilmesiyle yapılan battaniyeler.Ben öyle bir battaniye yapmak istiyorum ama bir bebek için yapmak istiyorum bunu.Büyükler için yapamam ayol öyle kocaman nasıl öreyim.Yıllar sürer:))


Atakan senle aynı evde büyüdüğü için çok şanslı.Atakanın doğum gününü kutlarım.Nice yıllara hep beraber inşallah:))

Sevgiler.

Devletsah dedi ki...

Öncelikle Atakuş'un doğumgünü kutlu olsun...

Sonra Kürkçü hana gitmeye bayılırım. Herşeyi almak istiyorum. Tek problem var. Aldıklarımı örecek birisi lazım. Aslında örgü örebiliyorum daaa... İlmekleri atacak, sonra ben örmeyi bitirdiğimde de kesecek birisi lazım. Annem her seferinde göstermekten bıktı. Bir milyon şey öğrenip bunu öğrenememeye de şaşıyorum.

Bu konudan sonra ben de filmde hep beraber yemek yaptıkları sahneden iğrendim. Onun dışında pek etkilenmedim. Ama o sahne feciydi.

Ve en son olarak geçtiğimiz hafta ve ondan bir hafta önce KAdıköy'e geldim. Moda'ya doğru yürüdüm. Herkes vitrine ben kapı pencere ve yollardaki insanlara baktım durdum. Niye mi sen göreceğim ya sokakta..

Elif dedi ki...

Iyi ki dogmus Atakus!!!!!!!

Bu son fotografa baktim da, ne kadar cok buyumusler! Hele Atakus, vucudunun durusu delikanliliga goz kirpar gibi.

Buralarda kis yok henuz. Ama aksamlari ta col havasi gibi, isi birden dusuyor. Nefesini goruyorsun. Oglen kolsuz elbiselik.

Vosvos yakisir. :o)

www.elifsavas.com/blog

ekmekcikiz dedi ki...

Yakışıklı delikanlı Atakuş'a (kendisine böyle seslenilmesinden hoşnut mu?) çok mutlu bir yeni yaş diliyorum.
Hepinize sevgiler.
:))

sule dedi ki...

Ne güzel yazmışsın yine ve yünlerin arasındaki fotografin ne hos çıkmış...Bir de, örgü örmeyi bilmem gerçi ama gidip dokunasım geldi o renk renk yünlere...
Atakus'a cok cok mutlu yillar diliyor, sarmalarda gozumun kaldigini itiraf ediyorum :P
sevgiler

hayat dedi ki...

gecenin bu vakti okuyunca nedendir bilemedim duygulandim..yani bilmiyorum da sebebini..yazi duygusal da degil..acaba o kalabalik mi hosuma gitti turkiye'den bukadar uzaktayken?..sen hep yaz hep hep:)

Butterfly dedi ki...

Bir suredır yazılarınızı takıp edıyorum, Dory'den gecıs yaparak. Nice uzun yaslara, mutlu mutlu ve uzun uzun olsun dileklerimi yolluyorum! Mahmutpasa ve kurkcu han kelımelerı gecınce duygulandım, ne cok gıderdım oraya,o Mahmutpasa yokusunda renklı vıtrınlerle renklı ve bıtmeyecek hayaller kurarken, herseyın tukenılesı bır dunyada yasadıgımı fark ettıgımde henuz cok genctım...
Dogum resmınde, arkanızda kı kıtaplık fonu kadar baska guzel olabılecek bır yer olamazdı! cok ama cok guzel bır resım olmus, cok yakısmıs, uzun uzun baktım, kendımce anlamlara soktum...Sevgıler...

endiseliperi dedi ki...

merhaba:)

çok teşekkür ederiz. atakuş, (hayır ekmekçikız hiç bozulmuyor böyle dediğimiz için. hatta eğer atakan dediysek bir sorun olduğunu düşünüyor. ama yine de sormak lazım bir kendisine:)öyle sanıyorum ki arçil'den daha önce girecek ergenliğe. arçil'in yüzünde kırmızı noktacıklar çıkmıştı geçen hafta. arçil acayip sevindi artık ergenliğe giriyor diye. ama onların allerjik noktalar olduğu anlaşıldı:(ikisi, kararkterlerindeki tüm farklılığa karşın, büyüdükçe çok daha iyi arkadaş oldular. biz, kardeş, ağbi muhabbeti hiç yapmadık. anne baba muhabbeti de yapmayız öyle. birbirini sevdiği için aynı evde yaşayan dört kişi olduğumuzu düşünürler. geleneksel desen değil, modern desen hiç değil, öyle kendine özgü bir "aile" yapısı var. bazen düşünürüm, atakuş'un zihninde nasıl bir yere ait olduğumu, sevgisinin çeşidini filan... büyüyüp gidince beni hiç hatırlamayabilir bile, diye canım sıkılır. bora asla öyle olmadığını düşünüyor ama emin değilim. çünkü ben iyi bir ev düzenleyicisi olmakla birlikte çok dalgın biriyim. eğer çevremdeki insanlar ilişki kurmakta isteksiz davransalar, ben o dalgınlığımla sessizliğe gömülmeye çok hazırımdır. sevgi tehditlerinde filan bulunmam, vicdana yönelik strateji kurmam. (belki arçil için yapıyorum. bazen söz dinlememekte ısrar ettiğinde, kanser olacağım bir gün, derim nefesim tıkanarak. o da üzüntüyle heyecanlanan sesiyle, olmayacaksın işte! der.

bugün nefis bir rüzgar dolaşıyor havada. ama ben biraz kaygılıyım. arife olduğu için çocuklar bugün erken gidip erken gelecekler ve kendi başlarına gidip gelmek konusunda ısrar ettiler. yürüyerek gidip gelecekler. çok uzak değil okul ama trafiğe de hiç güvenmiyorum. arçil telefonunu yanına aldı ama her zaman ki ihmalkarlığı ile açmayı unutmuş, ulaşamıyorum. burada sıkıntıyla onları beklerken çok sevdiğim apertment therapy sitesindeki yarışma yazısını girdim yukarıya.

hepinize tek tek çok teşekkür ederim.

(battaniye örgüsüne başlayınca yazarım size. elektra, keçeden kalp yapma fikri hiç fena değil. hatta ben keçe bulsam, onlardan oyuncak yapmak da isterim. ama keçe nereden bulunur ki?)

sevgiler.

GULTEINEN ENKELINI dedi ki...

Zarif Terazi yorumunuza bayildim:))))
Mutlu yillar Atakusa..
sevgiler

ekmekcikiz dedi ki...

Şu telefon açmayı unutmalar hep oluyor.:)
Artık gelmişlerdir, bile.:)
Peri,
Ne olursun, "kanser olucam birgün" deme.:( Annelerin hasta olma ihtimali çocukları çok üzen, yoran bir duygu. Ben, kendi çocukluğumdan çok iyi biliyorum. Hasta olmuş anne üzücü de, ihtimali de çok tatsız.
Bayram üzeri öğreten kadın pozu almam tatsız, biliyorum, ama, kendi hassas olduğum bir konu olduğu için, çenemi tutamadım.
Hepinize iyi bayramlar dilerim.
Sevgiler.

semiramis dedi ki...

pericim,
çok uzuuun zamandır tatilde idim. tek şeye üzüldüm dinlenirken, seni okuyamamaya. şimdi arayı kapatmaya çalışıyorum.
Atakuşa ben de mutlu bir yıl, hatta ömür diliyorum ve Atakan denildiğinde bir sorun olduğunu sanmasını çok çok iyi anlıyorum. Bana da yakınlarım semoş der, semiramis çıkarsa birinin ağzından hemen anlarım ki bir sorun var.
yaaa benim en sevmediğim balık palamut. kuru kuru geliyor, sevemiyorum.
Balık çorbası yapacaksan kırlangıç ya da iskorpitten yapmanı tavsiye ederim naçizane. Diğerleri un ufak oluyor, çamur gibi bir şey oluyor çorba. Hayal kırıklığı yani onca uğraşa. Benim araştıra uğraşa bulduğum bir çorba tarifim var. İstersen gönderirim.
Burada kesiyor ve sevgilerimi yolluyorum.

endiseliperi dedi ki...

hoşgeldin semiramis. çok teşekkür ederim atakuş adına.

evet evet, kırlangıç ve iskorpit'in balık çorbası için daha uygun olduğunu biliyorum.

palamut bana kuru gelmez ama o acımsı tadını aslında pek sevmem. ama boralar için palamut zamanında palamut yemek neredeyse bir gelenek. ayrıca çocuklar da çok seviyorlar. ben fırında yapıyorum palamut'u. domates soslu filan, fena olmuyor.

ufaklıkları öperim. sevgiler.