Cumartesi, Aralık 12

lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh

anlatmıştım o evi; ankara'nın bahçelievler'inde geniş ama kısa bir sokakta, küçücük bir kapıcı dairesiydi, hani kışın da solmayan yemyeşil, sarmaşık yaprakları bürümüştü tek penceresinin bir metre uzağındaki bahçe duvarını ve kar, pancereyle duvar arasına yağardı ve o yağarken çepeçevre dolanan kalorifer boruları yüzünden bir kor gibi ısınırdı oda, ki uzun yürüyüşlerden, kendi zihnimin kuytu köşesine girer gibi kapısından girer, bir kız çocuğunun evcilik oyunlarına yakışır, süslü, çiçekli minderleri olan bambu koltukların karşısında, daracık, sert yatağıma oturur, hemen üst katta, huysuz yöneticinin kanserli karısının acılı iniltisini biraz dinler, eğer bir kitabı açıp okumuyor, yatağın altından çekip çıkardığım poşete tıkıştırdığım hikayelerimi gözden geçirmiyorsam ışığı da açmaz, karanlıkta, yassı şişesinden cep kanyağını içerken bir sigara yakar, el yordamıyla bulup, kitaplıkta, küçük, mavi hoparlörlere bağlı walkman'e bülent'in bir islamcı kitabevinden alıp armağan ettiği ismet özel'in kendi sesinden okuduğu şiirlerinin kaydı bulunan kaseti koyar, oda onun gür sesiyle yavaş yavaş dolarken, ondan başka hiç bir şeyi düşünemez, yatağa uzanır, derin, kalın bir uykuya dalardım.

dün akşam, bora'nın haber verdiği DTP'nin kapatılma hadisesini dinlemek için hemen hiç kullanmadığımız televizyonu açıp, bir tür bıkkınlık, yılgınlık ile izledikten sonra, vazgeçtim. o kaseti hatırladım. imge'den çıkan koyu sarı kapaklı, incecik kitabı çıkardım. hapishanedeyken arkadaşlarının reha'ya gönderdiği kitaplardan biri. iç kapağında adı var; incecik uçlu, mavi bir tükenmez kalemle nedense aceleyle yazmış. ils sont eux şiirini okurken, tuhaftır ki, geçmiş zamanlardan, o odadan sesi de duyuldu ismet özel'in.

ils sont eux

ağır ceza reisi duruşmaya girerken
safir bir göz yapışıyor kırmızı yakasına
kırmızı yakaları var yargıç cübbelerinin
fransız ihtilâlinden kalma.
burslu okuduğu yıllardan kalma ceza reisinin
garip bir tarafı var
kaşlarını çatınca bir çocukluk
dolduruyor yüzünüürkünç bir uğursuzluk gülümsediği sıra.
garip bir tarafı var valinin
makam arabasına binerken her seferinde
bakır bir dudak karışıyor kırmızı saçlarına
saçlarını parmaklarıyla taradığı zamanlar
bu dudak
öpüyor onu hain bir yumuşaklıkla.
Safir göz görünmüyor yargıca
kendini valiye vermiyor bakır dudak
görmüyor alay komutanı tekmil alırken
gömleğine bir damla cıvanın sızdığını
bir gözyaşı, bir ukde anlamı kazanarak.
kimse görmüyor buruşuk pardesüsüyle bir babanın
kırılgan bir yelpaze olduğunu akşam eve girince
karısı
katlanmış kilimlerle uyum içinde
kolunu büküyor, dayıyor elini yanağına
büyük kız kanepede bu ara
bir göl gezintisine çıkmıştır
kelebek ölülerinden bir ırmakta
sürüklenmektedir lisebirdeki oğlan.
kız için
sırlara karışmaktır
bir gölün ortasında olmak
erkek kardeşi bir türlü
varamaz herhangi bir sırra...
iki yanında neden akar binlerce bu kelebek?
binlerce kanatlı çekirge neden uçar
beyninin yukarısında?
evde soba yanıyor
önce çalılar geçiyor çocukların boğazından
sonra ağaç kökleri yırtıyor damarlarını
bütün ailenin.
dışarda soğuk
safirden, bakırdan, cıvadan bir gece uçuyor
gece uçarken kulaklarına dokunuyor bekçinin
bekçi
mavi zehir şiddetinde düdük çalarak
bir soru soruyor karanlığa
bütün cevaplar sendedir, saklama
diyor karanlık ona
bekçi en saklı yerinden bir banka broşürü
bir piyango bileti çıkarıp gösteriyor
copunu gösteriyor lisebirdeki oğlana
sonra acılı olduğu açıkça anlaşılan
bir kadına bıyık buruyor
buruk bir sabah
başlıyor acılı olduğu
açıkça anlaşılmayan
dünyada.
ağır ceza reisi
santa luçia söylüyor traş olurken
maiyet memurluğundan beri aksatmadan
yaptığı gibi vali sabah sabah
parlatıyor
zaten pırıl pırıl olan siyah
kunduralarını.
kışlada alay komutanı
barakaların kar altında öksüz
duruşlarına bakarak
susuyor, söylemiyor bildiği tek şiiri
"güzel olan hiçbir şey hülâsa edilemez"
demiş çünkü valéry.
çünkü serbest düşünme zamanı geçti artık
şimdi mesai saati
disiplin kurulunun toplantısı var
arşivde sicil belgeleri damgalanacak
tayinler imzaya gidecek
teftişe gidecek generaller
rüya, okşayış, tevrat
gibi kelimeler
gündemin dışında.
yurttaşlar uygun
adım çalışmalarıyla
söktüler kâriha yarımküresini yerinden
bir pusula koydular açtıkları boşluğa
titreyen, korkak ibresiyle bu pusula
kuzeyi gösteriyor serbest
düşünme zamanlarında;
safir bir göz görünce karıştırıyor yönü
tırnaklarını yiyor bakır bir
dudak ona yaklaşınca;
cıvadan bir gözyaşı
bari olsun istiyor
bütün mesai boyunca.
buruşuk pardesülü adam dalgın
gittikçe daha dalgın, elinde cetvel
masada hesap makinesi, pusula
yetmiyor dibe dalmasına
bağlıyor kalın bir urganla beline
ağır bir sandık
salıyor kendini
yeşil yosunların
kırmızı balıkların
uçan kabarcıkların
derinliklerine
orada
bir sandık buluyor
yakutlar, altınlar, pırlantalar
adam dibe inmek için beline bağladığı
sandığını keşfediyor dibe ulaştığında.
öyleyse adamın eyvah ışıdı yüreği
eve dönmesine gerekçe
bulamayacak bir daha.
eyvah çattı kaşlarını, ayağa kalktı yargıç
elindeki kalemi
gülümsüyor, kıracak!
atıldı öne, denize doğru lisebirdeki oğlan
denize, yakutlara, entegral hesaplarına.
kardeşim!
diye haykırdı ablası arkasından
fırladı kanepeden
kopardı kafasını bekçinin
safirden bir baltayla.
anneleri
mutfakta kalan son bakır sahanı
alüminyum olanıyla değiştirdi.
mesainin bitimine on kala
istifa etti vali
çamurlu bir yoldan
yayan yürüdü sınıf arkadaşı
olan nalbantın dükkânına.
alay komutanı oğlu için
otomobil satın aldı
mercury marka.
kış geçti, öksürük haplarıyla
geçti cumartesi
hiçbirşey söylemeyen sözlere varmak için
herşeyin sonuna kadar söylenmesi gerekti
incir... yarpuz... karamela...
lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh.

ismet özel

celladıma gülümserken
çektirdiğim son resmin arkasındaki satırlar
imge
18

9 yorum:

Passive Apathetic dedi ki...

Sevgili Peri,
O kaset beni nasil da coskuyla ilk cocukluguma goturdu. Babam da bir gun yolda bahsettiginiz gibi bi kitapcinin onunden gecerken vitrininde gormus, kapip alivermis o kasedi. Aksam eve bir kilo barbunun yaninda onu da cebinden cikarttiginda zannederdiniz ki anneme hazineler getirmis. Herseyi bir kenara birakip -barbunlar, yesillikler tezgahin uzerinde, yamuk, dustu dusecek- heyecan icinde kaseti dinlemislerdi o gece hic durmadan ve sonraki gecelerde. Ben bile ezberlemistim orasini burasini, anaokulu-yuva yaslarindaydim `Beeen Ismet Ozel, sair, 40 yasinda, hersey ben yasarken oldu, bunu bilsin insanlar` derdim kendi kendime, parkta oynarken. Bir gun annem kitapliktan incecik bi kitap cikartti, sayfalari acti acti, uzunca bi siirin yarisindaki bir ikiligi okudu bana: `sehrin insani sehrin insani sehrin`. Kitabi kapatti, uzun uzun anlatmaya basladi, sehrin insanini, kaypak ilgilerin, zarif ihanetlerin ne oldugunu. Anneme buyulenmis gozlerle bakakalmistim. Arada bir Ismet Ozel'in ya da baska bir sairin bir kitabini alirlar, oradan bir misra secip bana okurlar, sence ne demek istiyor diye sorarlardi. Ben dogru durust konusamazdim, bir iki kelime soylerdim -bilmis duduk de olsam 4-5 yasindaydim!:)- annemle babam gulumser, sazi birbirlerinin elinden alarak bana uzun uzun `sairin burada ne demek istedigini` anlatirlardi. Bir sure sonra beni unuturlar, kendi aralarinda konusmaya dalarlardi, ben de onlarin seslerinin sicaklinda uyuyakalirdim, evimiz sobaliydi, hep sicakti, kar yagardi ve annem aksamlari cok guzel irmik helvasi yapardi. Hayat gailesinden dolayi uzaklasmis olduklari genclik ateslerine bes yasindaki cocuklariyla olsun konusarak yaklasmak onlari mutlu ediyordu galiba.

Ne kadar uzatmisim! Yagmurun ve ruzgarin sesi, sizin yazinizla bir araya gelince beni nerelere goturduler. Geri donmem zaman aldi. Affedin.

Sevgiler, opucukler.

endiseliperi dedi ki...

sevgili küçük kardeşim passive apathetic,

içimde bir ürpertiyle okudum yorumunuzu. öyle hoşuma gitti. annesi ve babası geçmiş günlerin heyecanıyla ona şiirler okuyan, hem de ismet özel okuyan passive apathetic adında bir arkadaşımın, nasıl böyle güzel olabildiğinin tümden ortaya çıkıvermesi yüzünden... bir gerçeğe sevinçle aymak yüzünden titriyorum şimdi biraz (evet, hava da soğuk bir yandan:)

şimdi ismet özel, sizin çocukluk evinizden benim küçük odama karıştı... anneli babalı, helva kokulu sıcacık evinde uyuyan çocuk sizin düşlerinizden, benim, geçmişin yalnız ve karanlık bir gecesine aktı. kimbilir belki o sabah mutlu uyanmışımdır bu yüzden. şimdi bu ziyaretinle çok, çok mutlu olduğum gibi.

annenizi, babanızi ne kadar seviyorum. sizi de. sizi de!

dilediğiniz kadar uzun yazın bana, lütfen ve böyle işte, ne dilerseniz yazın.

kocaman kucaklarım.

yürekten sevgiler.

ElestirelGunluk dedi ki...

DTP'nin kapatilmasi sonra Ismet ozel... Ah cagrisimin isik hizi... Hayal kirikliklari... Ismet ozel'di demi Sivas olaylarindan sonra "“Aklıma takılan şu: Aziz Nesin gibilerin kendilerini güvenlikte hissedebilmeleri için, Sırp (veya Grek, Ermeni, Rus veya Amerikan) uçaklarını Sivas semalarında görmeleri mi gerekiyor? “(Milli Gazete, 8 Temmuz, 1993).. Sonra Hrant katledildiginde de sunu demisti: “H. Dink, kendini feda etti mi, etmedi mi? Ya da zaten üzerine düşen bir yük müydü bu onun, görevi miydi? Bu işleri ben böyle değerlendiririm.”
İsmet Özel’in Hrant’ın cenazesine katılan on binlerce insan için söyledikleri de geçsin zapta: “Türkiye’nin devamına ilişkin kaygıları olmaması bir tarafa, Türkiye’nin devam etmemesi konusundaki planların da destekleyicisi olduklarını düşünüyorum…” Daha derli toplu bir yazi icin suraya bakilabilir: http://www.mahsusmahal.com/icerikler/sezai_sarioglu_6.htm

Passive Apathetic dedi ki...

Sevgili Peri,
Cevabiniz beni o kadar sevindirdi ki yanıniza oturup size uzun uzun cocuklugumu anlatma coskusu doldu icime ama kendimi tuttum. Benden sıkılmanızi istemem. :) Bir zamanlar yine beni böyle coşturan bir yazınızdan sonra utanma hissimi bir kenara atıp size bir mail yazmıştım, belki hatırlarsınız. Sizi çok seviyorum, her yazınızdan sonra içim çok güzel hislerle, yaşama sevinciyle, neşeyle ve size doğru akıp giden bir sevgiyle doluyor. Sanki bana sarılıyormuşsunuz gibi hissediyorum. Bunun için çok, çok teşekkürler.

Sevgili Elestirel, annemle babamin Ismet Ozel'i soylediklerinden cok oncesine tekabul eden bir Ismet Ozel'di. Ha, yine de bence sanatcilikla, sairlikle siyaset-ideoloji ayri seylerdir, siyasi-ahlaki-ideolojik duruslarina gore sanatcilari degerlendirseydik zaten elimizde standartlarimiza uyan belki de cok az sayida sanatci kalirdi. Wagner fasistin onde gideniydi, Hitler'i olusturan zihniyetin tohumlarindan birini o atti belki de ama bu onun Tristan und Isoldesi'nin muhtesem oldugu, dinleyeni kendinden gecirdigi gercegini ortadan kaldirmaz. Ya da Knut Hamsun'un nazi olmasi yahut ne bileyim, T.S.Eliot'in tutucu conservatifligi... Butun bu kisilerin sanatlari, onlarin ideolojileriyle beraber degil, ideolojilerinden cok ote bir yerde oldugu icin insanin yuregine dokunmaz mi? Aksine icine ideoloji karismis sanat ise cogu zaman *cok yetenekli ve inancını sanatıyla karan bir sanatçının elinden çıkmamışsa* yavan, hem de cok yavan degil mi? Kor gozune parmagin bir seyler ogretmeye calisan, didaktik bir `sanat` kadar insani bunaltan ne var?

endiseliperi dedi ki...

sevgili eleştirel günlük,
boşverin yahu, sıkılmadınız mı bu tartışmadan daha. ama siz yargılayıcı bir bakışla değil de, başka bir gözle de bakabileyim diye böyle şeyler yazdınız sanırım. biliyorum yazdığınız şeyleri ya, diyebileceğim her şeyi, fazlasıyla ve daha güzel bir biçimde passive apathetic demiş zaten. ismet özel'in şiirlerini gerçekten çok severim, sonrası beni gerçekten ilgilendirmiyor. onu şiirleriyle değerlendirmek gerek.

sevgiler eleştirel günlük. sakin, yahu:)

endiseliperi dedi ki...

sevgili passive apathetic,
neden bilmiyorum, siz konuşunca sevinçten, heyecandan, güzel sözlerinizden ve evet hava hala soğuk biraz da bundan titriyorum biraz. gerçekten böyle. içimde sizi dinlemek için inanılmaz ama sözün gelişinden değil, cidden İNANILMAZ bir istek doğuyor. keşke bana tüm ayrıntısıyla çocukluğunuzu anlatsanız. öyle tuhaf ayrıntılar sorarım ki size siz anlatırken, her şeyi öğrenmek isterim. ah, ne güzel olurdu. benim bu halim, yani bazı insanlara duyduğum bu merak, doğal mı onu da bilmiyorum. tarzıyla, duruşuyla, sözcükleriyle bir insan ilgimi çekmeye görsün, onun okuduğu kitapları okumak, onun tüm anılarını öğrenmek, mimikleri, jestleriyle, sesiyle birlikte kendini ifade ediş halini izlemek, izlemek isterim. bir tür ruh işgalcisi gibi, ona sızmak ve bencilce de işlemek isterim. eğer anlatırsanız çocukluğunuzu, gözyaşlarına boğulurum, canım annenizi ve babanızı da dinlerken ve elbette sizi tanımak nasıl büyük bir sevinç verirdi. keşke...

bana yazdığınız mektubu hatırlamadım passive apathetic, kahrolayım ben. bari gereğince içten bir yanıt yazmış mıyım? umarım yazmışımdır, değilse, çok üzülürüm. çünkü ben de sizi çok seviyorum, bunu yeterince iyi sezdirmemişsem yazık etmişimdir.

siz knut hamsun'dan bahsetmişsiniz ya sevgili eleştirel günlük'e yanıt verirken, aslında benim de aklımda tam da knut hamsun'dan bahsetmek geçiyordu. çok iyi oldu bu. ne güzel yazmış, ne güzel açıklamışsınız, ki ben böyle yazamazdım, çok teşekkür ederim.

biliyor musunuz passive apathetic, knut hamsun'ın bende, sizin o sobalı, sıcak evinizdeki görüntüyle neredeyse birebir örtüşen bir anısı var. ablalarımdan biri, hani bursa'da matematik öğretmeni olan, henüz gençti ve ben de çok küçüktüm henüz, bazı kitaplar alır, sobanın başında tüm aile biraradayken bize sesli olarak o kitabı okurdu. montaigne'nin denemelerini ben ilk onun sesiyle dinledim mesela ve çocuk biz, canım düpedüz, okumamış bir anadolu kadını olan annem de dahil montaigne'nin şaşırtıcı bakış açısına çok gülerdik. öyle bir dikkatle dinlemişim, ablam da öyle güzel okumuş ki montaigne satır satır aklımda neredeyse.

sonra işte knut hamsun'ın açlık kitabını getirdi ablam bir haftasonu. o öğretmendi de haftasonu eve gelirdi. öyle üzüldük ki açlık kitabındaki o adama. annem, "vah!.. vah yavrum, şimdi gelse de yemek hazırlasam ona," diye diye mırıldanırdı:) yoksulduk ama tuhaf bir yoksulluktu bizimki. kitap okunan, günlük iki gazetenin, aylık bir derginin alındığı, eve gelen konuklarla fraksiyon tartışmalarının yapıldığı, ruslar gibi sürekli çayın kaynadığı, sigara içilen bir ev. annem dindar biriydi. bir ara kalkar namazını kılardı. onun için komünizm, islamın bir tür yansımasıydı, hiç çelişmedi ikisi kafasında. duasında knut hamsun'ın açlık kitabındaki adama da yer verirdi ve haline şükrederdi. annem kadar olumlu bir kadın yoktur şu dünyada, yaşadığı hayat en güzel hayatmış gibi düşünürdü hep. şenlikli bir kadın o, kahve falına bakardı mesela eve gelenlerin. diyelim bir komşu genç kız bize geldi, anneme fal öncesi derdini mi açıyor, aşık mı olmuş, "ne güzel işte," derdi, "canın hiç sıkılmaz. onu düşünür durursun, aşk insana sevinç verir."

o sobanın başında ablam bize gazete de okurdu. politika gazetesi vardı o zamanlar. ablam o çok kötü kağıda basılmış, mürekkebi akan gazeteyi satır satır okur, sonra da sobaya atıp yakardı. çünkü o zamanlar evlerde arama yapılırdı sıklıkla.

gördünüz mü, sizden önce tutamayıp kendimi, ben anlattım çocukluğumu. sizinle olmak ne güzel passive apathetic, insanın konuşmak ve dinlemek istemesini sağlıyorsunuz. bunun ne kadar kıymetli bir özellik olduğunu biliyor musunuz? bilin, kendinizle övünç duymalısınız, en çok kendinize krediniz olsun şu dünyada, çünkü bana kalırsa bunu çok hakediyorsunuz. bende mesela var böyle bir krediniz, ki diyelim ne hata yaparsanız yapın, aklınızdan geçmeyi isterim, sizi her durumda destekleyen size taraf olan bir dost olarak.

çok öpüyorum, sarılıyorum içten, çok içten bir sevgiyle canım passive apathetic.

Passive Apathetic dedi ki...

Peri, Peri, sevgili Peri,

Yazdim, anlattim, begenmedim, sildim, sildim, sildim. En sonunda size bir mail attim. :) Yorumunuza cok ama cok tesekkur ederim, benim icin o kadar kiymetli ki bir yandan pamuklara sarip sarmalayip en derin en sakli yerlere kaldirmak bir yandan da kendisine ilk defa saat alinmis bir cocuk gibi herkeslere gostermek, iftihar madalyasi gibi tasimak istiyorum. :) cok simardim, cok :)

sevgilerimle :)

endiseliperi dedi ki...

seni daha çok şımartmak istedim bugün, çok güzel şımarıyorsun çünkü:) sana uzun bir mektup yazdım yukarıya.

sevgiler.

Passive Apathetic dedi ki...

Peri, Peri,

Çok çok teşekkür ederim. Ne güzel ama ne güzel bir hediye bu, ne güzel şımarttın beni. Yüreğim genişledi. Satırları okumaya kıyamıyorum inan. Gözlerimi bir an kaçırıyor, sonra tekrar getiriyorum geri. Hem de bu kaçıncı okuyuşum olduğu halde. :) Gerçekten, ne güzel ama ne güzel, hem de en ihtiyacım olduğu zamanda ortaya çıkmış ne süpriz bir hediye oldu bu. Yazdım yukarıya bu aralar ne halde olduğumu. Öyle iyi geldi ki mektubun, anlatamam. Çoook teşekkür ederim. :))