Pazar, Kasım 21

bayanlusin'in martin mystere ile yaptığı söyleşinin tam metni!

Dün akşam uçağa atlayıp, soluğu Washington News 3 Numarada aldım. Sebebi belli; size bilmece hazırlamak. Kapıyı Java açtı. Onu çizgi romandan çok iyi tanımama rağmen, karşımda duran bu iri cüsseli Neandarthal adamdan ürküp bir adım geriledim. Sağır dilsiz alfabesi ile konuşan ancak kendisine söylenenleri anlayan Java’ya, “Martin Mystére ile çok önemli bir konu hakkında görüşecektim,”dedim. Geçmem için yana çekilip kapıyı ardına kadar açtı.

Çizgili kumaştan rahat koltukların, ortada cam sehpanın, kitaplarla ve sayısız ilginç obje ile dolu kitaplığın olduğu bu çok hoşuma giden salona geçip oturdum. Martin Mystére, telefonda menejeri Aaron ile tartışıyordu yine. Gülümsedim. Kabarık sarı saçları, güçlü atletik bedenine geçirdiği şık kıyafeti ve uzun cümlelerle hiç susmamacasına konuşan Martin Mystére karşımdaydı işte.

Telefon görüşmesi bitip yanımdaki kanepeye oturdu. Ona, Türkiye’den kendisiyle söyleşi yapmaya geldiğimi, bu söyleşinin bana ait bir sitede, bilmece eşliğinde yayınlanacağını, söyledim. O, elbette abc televizyonu için hazırladığı Mystére’s mysteries programını ve yazmakta olduğu ve daha şimdiden çok geciktiği için az önce menejeri ile tartıştığı kitabını bahane göstererek, buna hiç vaktinin olmadığını, belirtti.





Mystére'in oturduğu ev, Washington News 3 Numara

İltifattan pek hoşlandığını bildiğim Mystére’e, onun ülkemizde çok tanınıp sevildiğini, kitaplarının temelinde olan o müthiş bilgilerle zihnimizde karanlıkta kalmış bir çok konuyu aydınlattığını, gelişmiş mizah anlayışı ile bizi kendisine hayran bıraktığını, insancıl ve anti-militarist tavrı ile ona sonsuz saygı duyduğumuzu, meraklı oluşu, kitaplara düşkünlüğü, yakışıklılığı ve karizmatik görünüşü ile ülkemizin hanımlarının kalbini çaldığını, söyledim. Ben bunları söyleyince, elinde tepsiyle bize kahve getiren Java kıs kıs gülmeye başladı. Mystére’in hoşuna gitmişti söylediklerim, ama hala ikna olmuş değildi. “Bana ne işle meşgul olduğunuzu söyler misiniz, Bayan Lusin?” dedi.

İstanbul’da, Kütüphâne-i Umûmî-i Osmanî’de restoratör olduğumu (daha havalı olsun diye Beyazıt Kütüphanesi demek yerine böyle demeyi tercih ettim), görevim nedeniyle bir çok elyazmasını yakından incelediğimi ve onları tekrar hayata döndürmenin mutluluğuna eriştiğimi anlattım. Sonra çantamdan bir paket çıkarıp, sehpaya bıraktım. “Size hediye olarak ünlü Arap mucidi Cezeri’nin Kitab fi ma'rifeti'l-hiyeli'l-hendesiye adlı nadide eserini getirdim,” dedim.


Kitaplara olan aşırı düşkünlüğünü bildiğim Mystére artık hayır demenin, ayıp etmekle eş değer olacağını düşünüp, gülümsedi. “Vakit geçirmeden başlayalım öyleyse,” dedi.

“Vaktinizi çok almayacağım. Aslında size sadece Borges’le ilgili olan maceranızla ilgili birkaç soru soracağım. Çünkü Borges’e tutkun geniş bir okur kitlesi var ülkemizde,” dediğimde, “ah, Borges vakası...” diye mırıldandı.

Lusin: Evet, Columbia Üniversitesi Latin Amerika Edebiyatı Profesörü Milo Temesvar ile birlikte atıldığınız bu macera ile çok ilgileniyorum. Aslına bakarsanız en eğlendiğim maceralarınızdan biriydi. Aksiyon azdı ve bir kütüphanede kitaplar içine dalarak bir bilmecenin parçalarını birleştirmeye çalışıyordunuz. Orada sizinle olmayı nasıl istedim, anlatamam.

Mystére: Keşke olsaydınız bayan Lusin! Binlerce dağınık kitap arasında işimize yarayacak bir bilgiye ulaşmak için nasıl uğraştığımızı biliyorsunuz. Sizin gibi kütüphanelere aşina bir hanımefendi ile işimiz gerçekten daha kolay olurdu.

Lusin: Evet, Dewey metoduna göre düzenlenmemişti eski Buenos Aires Kütüphanesi. Kitapların biçimlerini esas alan, eski bir sınıflandırma sistemi kullanılıyordu ve ben bu sınıflandırma sistemine hakimim. Yeni yerine taşınan Buenos Aires Ulusal Kütüphensi şimdi yeni teknolojilerle donatılmış durumda ve aradığınız her şeyi bulmak çok kolay. Ben yine de eskisini tercih ederdim.

Herneyse. Ben ve okurlarının çoğu Borges’in yazdıklarının hayal ürünü değil de bir gerçeğin ifadesi olmasını öyle çok isteriz ki! Bu maceranızla bu dileğimizi bir şekilde gerçeğe dönüştürdünüz. Bunun için size teşekkür borçluyuz. Benim bildiğim, ama okuyucularımızı aydınlatmak için özetleyerek anlatmanızı istediğim şey şu: Borges’le ilgili olarak maceranıza yön veren temel bilgi neydi?


Yeni Buenos Aires Kütüphanesi eskizi


Mystére: Şöyle özetleyebiliriz: İlk izleğimizi temellendiren Temesvar’dan gelen bilgi, Buenos Aires Kütüphanesi’ne saklanmış bir kitap olduğu yönündeydi ve Borges’in Yaradanın sonsuz gücünü açıkladığı, yaratılanların ve her şeyin kitabı, diye tarif edilen o evrensel elyazmasını okuduğunu, özellikle bir kitabını bu elyazmasına dayanarak yazdığını, bu durumda Borges’in o kitabında geçen isim ve olayların düş ürünü olmayıp, gerçek olduğunu, sözü geçen kitaptaki kahramanın, kitaptan korkup, onu Buenos Aires’teki bir kitaplığa sakladığını, Borges’in aslında bu kahramanla kendisini ve kendi yaşadığı bir olayı anlattığını içeriyordu. Öyküde anlatıldığına göre, kitabın sayfa sayısı sonsuz ve sayfaları çevirerek başını ve sonunu bulmak imkansız. Çünkü durmadan yenileri çıkıyor. Ayrıca Borges sayfaların gelişigüzel numaralandırıldığını söylüyor.

Lusin: Evet, ben de zaten ilk olarak site oyuncularından bu kitabın adını bulmalarını isteyeceğim. Oyunculardan çoğu bu kitabı yakından tanıyor zaten.

Bu macerada siz, kütüphanenin ıssız koridorlarında dolaşırken, ezeli düşmanınız Kara Adamlar da sizi öldürmeye çalışıyorlar. Ancak siz onları fark etmeden Kara Adamlar başka bir çete tarafından, kitaplar silah olarak kullanılarak saf dışı bırakılıyor. İtiraf etmeliyim ki bu bölümleri okurken bir güldürü filmi izliyor gibi eğlendim.

Mystére: Tahmin edersiniz ki Kara Adamların olduğu bir mevzuda asla gülmem ben.

Lusin: Biliyorum, ama her seferinde sizin, iyi adamların kazanması içimizi rahatlatıyor. Bir süre sonra, Temesvar’ın ateşli, duygulu ve aceleyle sonuca varılmış akıl yürütmeleri ile yanlış yolda olduğunuzu anlıyorsunuz. O kadar çabadan sonra oldukça can sıkıcı bir durum bu. Tam vazgeçmek üzereyken sizi durduran neydi?




Mystére: O gece bir düş gördüm. Borges vardı düşümde. Şöyleydi; Martin Mystére’ın Yazgısı adlı bir kitap buldum düşümde. Kitabın açabildiğim tek sayfasında kendi kendine bakan kendimi görüyordum. Metinde de o sırada yaptığım şey yazıyordu. Kitap bana odadan çıkmamı, ilerlememi, önüme çıkan aynadaki gizli geçidi açmamı vs talimatlarını veriyor ve sayfaları da ancak ben bunları yaptıkça açılıyordu. Mükemmel bir kitaptı!
Sonrasında Borges’le karşılaştım ve o bana yanlış yolda olduğumuzu izah etti. “Evren (başkaları buna kitap diyor) belirsiz ve belki de sonsuz sayıdaki sözcüklerden ve harflerden oluşur. Ve bu sınırsız kitabın tümceleri, harfleri bizleriz. Aramanız gereken kağıda basılı bir eser değil… Alfabesi kaplanlar, insanlar, labirentler, bıçaklar ve aynalar olan bir yazı. Sizin aradığınınız öykü değil, bu bambaşka bir öykü.”

Ona, neyi arayacağımı sorduğumda, bana “Gizli Mucize" adlı öyküde kahramanın gördüğü bir düşten bahsedildiğini söyleyerek bir kitap uzattı. Okudum. Orada, sabaha karşı, düşünde kendini Clementinum Kütüphanesine sığınmış olarak görmüş kitabın kahramanı. Kara gözlükleri olan bir kütüphane görevlisi ona, “ne arıyorsunuz?” diye sormuş. Hiladik de "Tanrı’yı arıyorum," diye yanıtlamış. Bunun üzerine görevli, "Tanrı, Clementinum’daki dört yüz bin kitaptan birinin sayfalarından bir tanesindeki harflerden biridir," demiş.

Sonra uyandım ve Telemesvar ile tartışarak, evrenin çok büyük bir kitap olarak düşünüldüğü fikrine ve Borges'in bununla ilgili kitabını bulmamız gerektiği sonucuna ulaştık.



Lusin: Evet, İslam Tasavvufçusu Muhiddin İbnül Arabi de ‘evren, uçsuz bucaksız, engin bir kitaptır,’ der.

Mystére: Çok doğru. İşte bundan sonra ben hala şüpheler içinde olsam da bir kitap değil, bir ‘şey’ aramamız gerektiğine karar verdik ve maceramız bizi Buenos Aires Ulusal Kütüphanesi’nin harita bölümüne getirdi. Bu arada Borges’in yanlış öykünün peşinde olduğumuzu söylemesinden yola çıkarak sonunda doğru öyküye ulaşmıştık.

Lusin: Evet, işte oyunculara soracağım ikinci soru da Borges’in bu öykü kitabı. Hatta onlara Sevan Nişanyan’ın 'Elif’in Öküzü ya da Sürprizler Kitabı’nın ilk maddesini ipucu olarak sunuyorum. Elif sözcüğünün Fenikece'sinin öküz olduğunu ve bu sözcüğün kendisini bilirlerse sorunun cevabını da bilebileceklerini buradan söyleyebilirim.

Peki Mystére, öküzün göz boşluklarına bastığınızda evrendeki her şeyi, her açıdan, üç boyutlu olarak, aynı anda görmek, nasıl bir duyguydu? Geçmişi, geleceği her şeyi iki-üç santimlik bir harften görüyordunuz. Üstelik buna hiç de hazırlıklı değildiniz.

Mystére: Müthiş! Müthiş farklı bir deneyimdi. Gerçi ben sadece birkaç saniye bakma şansına eriştim. İçimde sonsuz hayranlık ve acıma duydum, ağlamak istedim.

Lusin: Zamanınızı aldım Martin Mystére, çok teşekkür ederim.

Mystére: Bayan Lusin, Java ve ben, sizi yeni açılan bir Arjantin restoranında ağırlamak isteriz. Geleneksel bir Arjantin yemeği olan Asedo’yu veya Empanaba’yı mutlaka tatmalısınız.

Lusin: Çok teşekkür ederim. Ama ilk uçakla İstanbul’a evime dönüp, bilmeceyi hazırlamak istiyorum.

not: mavi bölümlerde sorularınız var. özetle söyleyeyim, mystére'in borges macerasında, borges'in iki adet kitabı sözkonusudur. martin okuru değilseniz bile borges okurusunuzdur. ikisi birden değilseniz, google emrinize amade. ama ikisinin de okuruysanız önünüzde saygıyla eğiliyorum:) hadi, yazın cevapları!



-bayanlusin'den-







12 yorum:

gülçin dedi ki...

sevgili peri, harikasın!

kum kitabı ile atlas olmasın?
ay, yani olsun!

sevgiler.

gülçin dedi ki...

AAAA atlas demişim,
koskoca alef durup dururken :)

endiseliperi dedi ki...

gülçin hoşgeldin:) başkaları göremiyor şimdi seni ama ben görüyorum ve şu an kendi kendisiyle konuşan bir deli izlenimi veriyor olsam da bilmece söz konusu olunca bu yöntem zorunlu ve kaldı ki aslında insan konuşmak için kendisinden daha iyi bir eşlikçi bulabilir mi? hiç sanmam!

şu harikalık durumunu yarı yarıya paylaşıyoruz, gülçin. zira bilmece oyunu soranı ve yanıtlayanı ile kalitesi belirgenleşen karşılıklılık esasına dayalı çok ciddi bir oyundur. sen mesela yanıt vermesen bayanlusin harika bilmeceler sormuş neye yarar! aynı şey iyi bir kitap için de geçerlidir. bir kitabın iyiliği onun iyi bir okuyucusunun olması ile mümkündür bana kalırsa ve iyi okur olmak iyi yazar olmakla aynı ciddi sorumluluğu gerektirir. bunu, senin de iyi okur olma çabana istinaden açıkladım. bir de sevgimden tabii. işte:

kocaman sevgiler.

justine dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
justine dedi ki...

Aa, şunu görmüş müydün?

http://www.artificeeternity.com/bookofsand/

endiseliperi dedi ki...

justine,
ne güzel seviniyorsun sen... bir kitap mevzusuyla böyle sevinç sevinç hallere dönüşmen ne hoş:)

sen de sağol tabii, çok sağol hem de.

sevgiler.

Adsız dedi ki...

Peri, Peri, bu ne eğlenceli bir post böyle! Gül gül öldüm okurken, Martin Mystere'den pek hazzetmiyorum, bir hocam delisiydi ve bize epeyce macerasını ödev adı altında okutmuştu zamanında, sevmemem belki ondandır ama röportajınıza ba-yıl-dım!

Kum Kitabı ve Alef diyecektim ama cevaplar çoktan verilmiş.

Julia'yı bitirdim bu arada, dayanamadım, keşke diğer cildini de alsaydım diye hayıflanıyorum şimdi. Hayranı olduğum John Malkovich'in de bulunması ayrı bir keyif oldu. Sence Julia ile aralarında bir şey var mı? Var gibi, değil mi? Belki olur ileriki bölümlerde, Julia'nın Nick Nolte'un oynadığı özel dedektifle olmasındansa Malkovich'in oynadığı müfettişle olmasını tercih ederim.

Şimdi gidip diğer yazılarını okuyacağım.

Sevgiler güzel Peri.

PA

endiseliperi dedi ki...

şimdi tabii, ken parker sevenle martin mystere seven bir olur mu!? aa yağmur başladı pa, ne hoş, tam sana yazarken. bunu kutlayalım, dur biraz daha şarap kalmıştı, onu koyayım. yani ken parker seven adamımızdır herrrr koşulda. ama martin sevmek biraz farklı. martin adamımız değil, uzaktna seviyoruz onu, röportaj filan yapıyoruz:)

julia'yı okudun demek! kalın tek cildi almışsın. ikinci bir kalın cildi daha var, onu da al ama, ince albümleri de almalısın. al yani, çok hoş. ben seviyorum çok. sen d eseversin. bir de ben çizgiye hayranım, çizgi filmlere de. dur, birazdan bu aşk dolu gündeme en çok sevdiğim aşk filmi videosunu da koyayım, o da çizgi.

diğer yazıları okuma pa, burda yayınlayacağım bir süre. burdan okursun. ta ki bayanlusin yine yazmayı isteyinceye kadar. onun zihinsel sıçrayışlarına, ilgi alanlarına ve o alanlara samimiyetle eğilmesine hayranım ben de. keşke yazsa. şu kavuniçi yazısının afrika ayağında kaldı. çünkü anlatmak istediği çok zormuş. kızın çocuğa duyduğu aşkta bir tari,h bilinci, bir görev duygusu hakişmmiş, oysa çocuk bu tarihi unutmanın bir sapğaltım yolu olduğunu düşünüyormuş, ikisini nasıl biraraya getirebilirim, getiremem diyor. oysa geldiler, değil mi! o allahın belası kavuniçi ile boyamayı öğretti çocuk o italyan zanaatkarlara ve o sırada kız vardı. olmalı! bayanlusin, her ne kadar çok sevsem d eonu sinirimi bosuyor. kolayından al yahu, diyorum. hayır. şimdi bir zindanda, kafasının içindeki o kibirli, safsata bilgi tuğlalarından kurtulmaya çalışıyor. umarım döner.

seni seviyorum.

su samuru dedi ki...

slm

su samuru dedi ki...

Amerikaya hiç gitmedim. Ama gidersem ilk görmek istreyeceğim yer bu adres olacak "Washington News 3 Numara"
Ve size bir sır vereyim: Bu arzumu sadece siz biliyorsunuz. Karım dahi bilmez.
Böyle bir yer var mı diye düşünürdüm. Gerçekten varmış.
Bu arada çizgi roman sever olduğumu da anlamışsınızdır.

hayatınız boyunca seyretmeniz gereken filmler dedi ki...

30 yıllık bir hem Martin Mystere hem de Borges okuru olarak yazıyı çok beğendim.Göndermeleriniz de ilgi çekici ve isabetliydi. Sorular ise Borges okurları için gerçekten çok kolaydı.Hatta ben Martin'in bu macerasında Ulusal Kütüphanenin Borges dahil son 3 müdürünün kör olduğunu ve bu kitabı okudukları için kör olduklarını -kör olayı gerçek olsa da sebebi kurgusal tabii burada- okumuştum. Gizli Mucize benim de en sevdiğim öykülerinden biridir.
Teşekkürler yazı için...

endiseliperi dedi ki...

teşekkürler, sıkı bir martin mystere ve borges okurunun bilmeceyi beğenmesine çok sevindim.

sevgiler.