Pazartesi, Mart 7

ayıp değil mi, hep karşıma çıkıyorsun!


yatılı okulda, yaklaşık haftada bir, akşam yemeğinden sonra bizi tiyatroya götürürlerdi. gözetmen ablalar hepimizi sıraya sokar, dar kaldırımda öyle arka arkaya yürüyerek tiyatroya yollanırdık. ben çocukken de çok dalgındım. hep bir şeyleri kaybederdim. beni okulun bahçesinde bir bankta (tam olarak, kırmızı balıklı havuzun önündeki, duvarın dibindeki bankta) öyle kendini kaybetmiş, düşüncelere dalmış bulmak olasıydı. tiyatroya giden yolda, istisnasız çarptığım bir direk vardı bu nedenle. komedi olmuştu bu. gülüşürdü kızlar. bazen insaflı bir arkadaşım, koluma dokunur, kendimi aniden direkle burun buruna bulurdum.

yukarıdaki fotoğrafı görünce hatırladım.

4 yorum:

askinguncesi dedi ki...

:-) Sonra demez miydin kim koydu ulan bu diregi yolumun ustune diye?

erhan b. dedi ki...

tiyatroya giden yolda, istisnasız çarptığın bir direk.

son zamanlarda pek komiksiniz peri.

endiseliperi dedi ki...

demezdim, aşkıngüncesi. çünkü siz de bilirisiniz, dalgınlıktan bir şokla çıkmanın neticesinde, dünyaya yeni gelmiş gibi şaşkın olursunuz. çok kısa bir süreliğine, nerdesiniz, neler oluyor, yanınızdakiler kim, idrak edemezsiniz. acınası bir boşluk. aynı şekilde dirseğinizle tezgahtaki bardağa dokunup, onu kırdığınızda, bir an sadece şuursuz bir boşluk olur zihninizde, bakakalırsınız parçalanan bardağa.

hem sizin yatılı okulda okumadığınız nasıl da belli. yatılı okulda okuyanlarla dünya arasında öyle bir bariyer vardır ki, bu da çok acıklı bir şeydir bana kalırsa, öyle "ulan kim koydu bu direği buraya!" gibi dayılanmak, onların yaklaşımında asla, size söylüyorum asla olmayacak bir şeydir.

sevgiler.

endiseliperi dedi ki...

teşekkür ederim:) erhan bey, aşağıdaki "atansiyon!" postuma gülmediniz mi? bence o daha komik.