Çarşamba, Nisan 27

taammüden terk



herkesin nakarat olarak kullandığı bir sohbet konusu vardır ya hani, sürekli kilo vermekten ya da aşık olduğu insanın onu yeterince sevmemesinden filan bahsederler nakarat gibi, benim mevzu da sigarayı bırakmak. daha önce sigara bırakmanın bir irade meselesi olmadığı yöntemini kullanmış, başarılı olmuştum.  ruhun ve bedenin günahkar arzusuna acı içinde karşı koyan bir tövbekar olmanı şart koşar çünkü irade yöntemi. yanında biri sigarasını yaktığında, o güzelim tütün kokulu mavi duman burnunda gezindiğinde, tüm bedenin şeytani bir arzuyla ayağa kalkarken, ruhun, zamanında günahların en büyüğünü deneyimlemiş bir derviş gibi alçakgönüllüce diz çöker. dua hiç bitmez; bu rezil arzuyla dolup taşan günahkar kulunu affet tanrım, onu doğru yoldan şaşırtma.

irade yöntemi, müthiş tedbirlerle korunan bir nükleer santral gibi risk taşır. tehlike alarmı beyninin tam ortasında kocaman, kıpkırmızı, acı acı zonklamaktadır. her an çığlığı basabilir. dikkat!

şeytanla tanrıyı sürekli bir soğuk savaşta silahlarını biler halde tutmak istiyorsan zihninde, bu irade yöntemi de sana göredir. asla unutmazsın. bütün ömrün, öldürdüğün düşmanın için yas tutmakla geçer. sigarasız bir hayatla kavuştuğun sağlık, fazladan gelire karşın çok temel bir zevkten yoksunmuşsun gibi neşe seni ebediyyen terk etmiştir.

düşmanını ve silahlarını iyi tanımak gerekir. sigarayı bırakma meselesini irade kavramıyla çözümlemeye çalıştığın anda şeytanın ekmeğine bal sürersin. irade, şeytanın kendi lehine kullanmayı çok iyi bildiği bir alandır, şeytanın çöplüğüdür. sigara üreticilerinin görünürde düşman oldukları ama alttan alta destekledikleri bir yöntemin temasıdır irade.

daha önce bırakabildiğimde, benzer koşullardaydım, zihinsel bir mücadele içinde, bir yön tayini aşamasında. ara sıra da sigarayı azaltıyordum. ancak ne kadar azaltmaya çalışsam, iradesine gönderdiği elçileri küçümsenerek reddedilen bir imparator gibiydim. hükmüm yoktu senin anlayacağın. son seferinde, elçilerinin sakalları alaycı kahkahalarla yakılan cengizhan gibi kanıma dokundu bu durum. hmm... hikayeyi biliyorsun, değil mi? 13. yüzyılda devasa bir imparatorlukmuş harzem. hem zenginmiş hem de kültür merkeziymiş. doğuda, ne idüğü belirsiz, kaba saba, çadırlarda yaşayan, göçmen bir krallık doğuyormuş o sırada. bu barbarların hükümdarı da cengizhan'mış. cengizhan, harzem imparatorluğunun savaş gücünü ölçmek için casus tüccarlar gönderiyormuş harzem'e. harzemşah da durumun farkındaymış; ajanları toplatıp, malllarına el koyup cezalandırmış. cengizhan elçiler gönderip, kendi ülkesinde harzemliler ticaret yapabilirken kendi tüccarlarının harzem'de düştüğü durum için özür dilenmesini ve zararların iadesini istemiş diplomasiye uygun olarak. harzemşah bu dik kafalı hükümdara ders olsun diye elçilerinin sakallarını yakıp, gerisin geri yollamış. ayrıca cengizhan o sırada kuzeyde savaş halindeymiş, kendisine bulaşması mümkün değildir diye düşünmüş olmalı. hem koca harzem imparatorluğunun tam donanımlı ve zırhlı beş yüz bin askerine hangi ordu dayanabilirmiş!? hangi ordu mu? elçilerinin sakalları alay edilerek yakılmış barbar gururuna sahip bir küçük öfkeli ordu mesela. nitekim, koca harzemşah, cengizhan'ın yüz bin askerlik ordusunun önünde kaça kaça hazar denizi'nde bir küçük adaya sığınıp, orada korkudan tir tir titreyerek yaşlanıp ölmüş. yakmak kolay da, bir, sakalları yakarken bi de gemileri yakarken iyi düşüneceksin demek ki.

konuyu iyice dağıttık iyi mi! aksi gibi, acele çıkmam da gerek evden.  yoo hayır, sigarayı bırakmadım. ee, ne konuşup duruyorum öyleyse? iyi de yazmamı isteyen sen değil misin, kabulleneceksin. ben nasıl katlanıyorsam kendime sen de bu haliyle katlanacaksın, başka yolu yok.



hikayenin tamamı için, william r. forstchen ve bill fawcett'in tarihte fiyaskolar kitabını okumalısınız.

15 yorum:

yagmur dedi ki...

Biz seni oldugun gibi seviyoruz Peri! cunku sen yazdiginda bir baska bir anlama burunuyor en ufak seyler bile!

sevgiler

Üsturupsuz Yazar dedi ki...

Sigara candır,aldırma sen!

erhan b. dedi ki...

peri. ben sigarayı bırakmış bir insanım. (öhöm.)

üç kere bıraktım. ilk 1989'da. bu dört yıl sürdü ve salak bi meraktan tekrar başladım. (yeniharman yeni çıkmıştı ve tadını merak etmiştim.) 12 yıl radikal bi bağlılıkla içtim ve sonra birden bıraktım. sevgilime süpriz olsun diye. yoksa bırakmazdım yani.

derken 2010'da yine salak bir sebeple tekrar başladım. bir yaz akşamı, purosunun yarısını uzatan arkadaşıma hayır diyemeyip, neşeyle puroya yumulmuş ve akabinde tekrar 'erhan dumanlar diyarında' şeklinde bir şey olmuştum. ama bu başlayış üç-dört ay sürdü ve yine kız arkadaşımın son derece etkili bir operasyonuyla bir kez daha bıraktım.

bu son bırakışım fakat, çok kolay oldu ve hâlen nasıl oldu da bu kadar kendiliğinden bi şekilde bıraktım, anlayabilmiş diilim.

-irade konusunda pek şık tespitlerde bulunuyosun peri ama ben seninle bu mevzuda farklı noktalardayız sanırım:)

-ben her bilgisayarımı açtıımda hemen senin sayfana bakıyorum peri. lütfen daha sık yaz.

sevgiler.

endiseliperi dedi ki...

yağmur'cuğum, teşekkür ederim.
hmmm... şimdi bu kadarla kasılır kalırız aslında, yağmur. yazmak, yorumları cevaplamak için bir enerji lazım. şimdi bana mektup yazıp, aman peri yaz lütfen, diyen arkadaşlara lafım; işte yazdım! ee, sen nerdesin, yahu, niye mektup yazıp beni çağırıyorsun. beni özledin, tamam. ben de seni özlemiş olabilirim. hadi, konuşalım. ayrıca hangi motivasyonla yazmalıyım ben! mektup istemiyorum, açıkça diyorum. ilişkiler burdan yürüyor özel bir maruzat yoksa. zaten genel olarak bir sıkıntı içindeyim arkadaşlar, alttan alacak, halden anlayacak pozisyonum yok pek. o pozisyon sizde. rica edeceğim topu taç a atıp durmayın. hareket görelim biraz.

yağmur'cuğum kusura bakma, lütfen, senin alanını işgal ettim. biraz da yorgunum. çünkü yağmur, eldeki minik minik şeyleri aşure yapma zanaaati gelişti bende. tuhaf, yorucu bir zanaat, her malzemeye uygun pişirme süreleri, baharat oranları... insan kafayı yer. aslına bakarsan insan, off yeter artık bunaldım, diyeceği sınırı öyle esnetmiş oluyor ki, mutlu bu kişi yahu, diyor. hem de eni konu. iyiyim. iyiyim de bir şeyler değişiyor içimde. ve ben çok samimi biriyim gerçekten de, burda dalga dubara yapamıyorum haybeye içimden gelmeyince. börtü böcekten bahsetsem de içimde doğan sözcükler onlar oluyor. ben şuuursuzca ve aceleyle yazmazsa yazamayan biriyim. gelen yorumlara o dakka cevap vermezse, cevap veremeyen biri. hal böyleyken, böyle yani:)

sevgiler.

endiseliperi dedi ki...

amaan üsturupsuz, ona sığınıyoruz da pek de öyle değil. ben tutarlılığa çok önem veren biriyim, yanlış olsun, tutarlı olsun, umrumda olmaz. içimden tutarsız sesler yükseliyor, oysa ben istiyorum ki tüm iç seslerimle, tek sesmiş gibi marseilaissei marşını söyleyelim. hmmm... dur ben bu hikayeyi yeni bir yazı konusu yapayım, hoş olur.

sağlığına:)sigara içen insanları seviyoruz.

sevgiler.

Atze dedi ki...

Destekliyoruz. :)

endiseliperi dedi ki...

erhan bey,
ben bir kez sigara bıraktım. 3 yıl sürdü. onun hikayesini size, şimdi, şurada, ayaküstü, bir öğlesonu yolda karşılaşmış iki emekli, vakti bol arkadaş gibi anlatıvereyim isterim de, mevzuyu öyle hemen bitirmeyelim.

bu, kız arkadaşın için ne yaptın? sorusuna verilen yanıtları çok romantik, çok hoş buluyorum. siz romantizmde ne denir tepe yapmışsınız,yahu, sigarayı bırakmışsınız! eminim kız arkadaşınızla o tepe noktasında karşılaşmışsınızdır:p ama siz benden daha iyi bir insan olarak, insan romantik bir ilişkide bazı tepelerde yalnız dolaşacağını bilmelidir, peri hanım, diyeceksinizdir ki, takdirlerimi o tepeye fırlatmakta zorlanırım, o vakit:)

-irade konusu... ayrılıyoruz o konuda... hmmm... sevgili erhan bey'ciğim, o meseleyi irdeleyeceğiz önümüzdeki derslerde (irdelemek sözü bende bulantı yapar nedense). sanırım ki o zaman anlaşacağızdır. anlaşmamız da şart değil. çünkü yanlış olsa bile benim yaklaşımım, size, bazı meselelerde kontrollü şekilde yanlış yoldan giderek doğruya ulaşmanın hoş patikalarından söz edeceğim. bana, yol önemlidir, araç, amacı doğru kılmaz lafları etmeyiniz, rica ederim. etmezsiniz de, ben biliyorsunuz, doğru şık, tamam görüyoruz, üstelik şifresiz görebiliyoruz da, bu dört yanlış şık niye yanlış oralarda oyalanan bir insanım. insanlık boyunca çöpe atılan bütün o yanlış şıkların saygınlığını itina ile oluşturan adres burası. doğru şıklar çoktaaan tv karşısında kuruyemiş yiyip, elma soyarak huzurla dizi izlerken, yanlış kararların bu adreste heyecanı, vicdanı, korkudan patlayan öd kesesi burada bir anlam peşindedir. başkalarının doğrusunun burada pek kıymeti harbiyesi yok. yanlışlar için de niye diye soruyoruz. eğer, anlamlı bir derinlikte ise yanlış yapmak niyeti, dünyanın oluşumunu, uygarlıkların ve kültürün nasıl yapılandığını düşünüyoruz. destek olsun diye. kim diyor bu doğru diye, bakıyoruz işte. işler sarpa sarıyorsa da, sonunda mührü basıyoruz valla. neticede tabak iyi de çekin... bunu seviyoruz.

karışık oldu biraz, ama kafam da dağınık zaten. dağınıklığı, kendine, kendi tarihine pay vermek istemesinden. insanın zihniyle bu kadar mücadele içinde olması öyle dokunaklı, öyle saçma, öyle sevimli bir şey ki.

-lütfen daha sık yazayım, lütfen bunun için güç bulayım, lütfen daha sık yazmamı anlamlı kılacak dostlarım olsun burda.

hmm... biraz dumanlı, ama gönderdim gitti.

sevgiler.

Buket dedi ki...

sigaranın yarattığı bağımlılığı bilmediğimden konuya yabancıyım.sanırım iradeyi harekete geçirecek önemli bir neden olmalı bırakmak için.ama peri sigarayı bırakmaya çalışan kişilerdeki agresiflik sezdim yazında ya da bıraktırmaya çalışanlara karşı bir yazımıydı?

endiseliperi dedi ki...

atze,
senden bahsedecektim ben de bir sonraki yazıda tek cümleyle.

teşekkür ediyorum. öpüyorum çok.

endiseliperi dedi ki...

ne güzel yaw, buket, temiz temiz yaşıyorsun. yok yok, sigarayı bırakmıyorum. bırakacağım. o açıdan bir agresiflik yok. genel olarak bir agresiflik var üzerimde. günlük hayatta da yok da o agresiflik, ne bileyim, zihnimde bir tansiyon var. hayırlısı diyoruz:)

sevgiler çok.

Passive Apathetic dedi ki...

Amcam çok yurtdışına çıkar, her seferinde de kardeşinden çok sevdiği anneme muhakkak uğrardı. Babam huysuz, asık suratlı adamın tekidir. Sessizdir, muzırlık dışında bir de "Neden erdemli olmalıyız" yahut "Şiir neden önemlidir" gibi konularda diskur çekecekse açar ağzını. Onu sevmek uzun zaman ve emek isteyen, kardeşlerinin bile çoğu zaman beceremediği "acquired taste"dir. Annemiyse sevmeyen yok zaten, kadının yedi iklim dört kısa fan klubü var. Neden basıp gitmiyor, babamın izlerken bizi bile bezdiren kaprislerine nasıl katlanıyor yıllardır anlamıyoruz. Neyse. Ne diyordum, amcam bu gelişlerinde her defasında da bize bir şeyler de getirirdi. Bir seferde de nedendir hâlâ çözemedik, iki karton Marlboro getirdi. Çözemedik diyorum annem de babam da sigara içmezler. Babam içer de bin yılın başında. İki kez falan gördüm onu sigara içerken, ikisinde de çok üzgündü. Neyse. Ama teyzelerim içiyor. Ah, hem de nasıl güzel, nasıl ahenkli içiyorlar. Sesleri nasıl da taze taze pütürlenmiş. Of, o dumanı dışarı verişleri, duman arasında kayboluşları, sigarayı tutuşları. Peyami Safa mı ne, "Müzik kadınlar için bir pozdan ibarettir" gibi bir laf etmiş ya hani, sevgili kaldırım filozofumuz, sigara da benim için kadınları daha da esrarengiz kılan, harika bir aksesuar hükmünde. Ah, annem bir izin verse, hemen o zaman, dokuz yaşında başlayacağım sigara içmeye. Ama annem kardeşlerine çok kızıyor sigara içiyorlar diye çünkü çok sevdikleri dayılarını sigara yüzünden kaybetmişler daha yeni. Annemin tavrını bildiğimden hiç soramıyorum bile "Anne sigara içebilir miyim?" diye. Aaa, tabiiy, biz de her şey sorarak yapılırdı ve genelde sorunca da izin verilirdi. O yüzden de zaten hemen hiç yaramazlık yapmak akla gelmezdi. İstesen yapabileceğini bilirdin. Ah ah, senelerce bizi bu false güven duygusuyla kandırdılar annemle babam Peri. Senelerce hava attım arkadaşlarıma "Okulu kırmak istesem, söylerim anneme, hiç sesini çıkarmaz, tamam der." Şapşal, seni nasıl programlamışlar farkında değil misin? Ne demek okulu kırmak istesem anneme söylerim, neden söylüyorsun annene, deli misin? Öyle bir beyin yıkama ki sorma gitsin. Neyse, biz zamanla deneyim sahibi olduk da en küçüğümüzü bari muhallebi bebesi olmaktan kurtardık. Nerede kalmıştım, hah, sigara diyordum. Annem atmadı, kaldırmadı da o sigara kartonlarını. Bir yerden buzdolabında saklanırsa tazeliğini koruyacağını duymuş, dolabın rafında duruyorlar. Dolabı her açtığımda kırmızı kırmızı bana göz kırpıyorlar. En sonunda bir gün tüm cesaretimi topladım, annem dolabı açıp maydanozlara eğilmişken "Anne," dedim, "ben sigara içmek istiyorum." Gözüm de kırmızılarda. Annem bir bana baktı, bir kırmızılara. Doğruldu. Çok tabii bir sesle "Olur yavrum, gel öğreteyim sana" dedi. Nasıl yani?

Passive Apathetic dedi ki...

Kartonu açtı, içinden bir paket çıkarttı. Paketi açtı, içinden bir sigara çıkarttı. "Böyle olmaz ama," dedi, "salona gidelim." Çakmağı ve kül tablasını yanımıza aldık, salona gittik, beni tekli koltuğa oturttu. Karşıma geçmeden önce "Sigaranın yanına kahve de ister misin?" diye sordu. Başımı iki yana sallayabildim sadece, şansıma inanamıyordum. "Peki," dedi, sigarayı elime verdi, ağzıma götürmemi işaret etti. Çakmağı çaktı, "Nefes al" diye buyurdu. Aldım. Sigara yandı. "Tamam, şimdi içmeye başlayabilirsin" dedi. Sakince karşıma oturup beni izlemeye koyuldu. Sigarayı teyzemlerden gördüğüm gibi elime aldım, elimi havada tutarken saçımı savurur gibi yaptım ama annem karşımda, nasıl da utanıyorum ondan bir yandan, pek özendiğim artistik hareketleri gönlümce yapamıyorum. Sigarayı tekrar ağzıma götürdüm, içime çekmeyi bilmediğimden tam, ağzımın üzerinde sanki lastik yakmışlar gibi bir tat oluşmaya başladı. Hafiften gözlerim yaşardı, öksürecek gibi olup kendimi tuttum çünkü annem karşımda, içmeyi ben istemişim, şimdi bebeklik edecek halim yok ya, bizim de bir gururumuz var, tuttum kendimi. Annem yardımsever bir sesle "Eğer duman çıkartmak istiyorsan iyice içine çekmelisin" diye akıl vermeyi de ihmal etmedi sağolsun. Ben de, eh, herhalde şimdiye kadar ne kadar söz dinleyen bir çocuk olduğumu göstermişimdir, "Tamam" dedim, kocaman bir nefesle iyice içime çektim sigarayı. Duman çıktı tabii de, ağzımdan burnumdan, gözümden kulağımdan her yerimden çıktı. Bir yandan öksürük bir yandan ağzımın dilimin yanması, nefesimin tıkanması, o pis tat, Allahım ne işkence ne işkence. Kendime gelir gibi olur olmaz anneme baktım yan gözle, bana hiç bakmıyor hatta hiçbir şey olmamış gibi tırnaklarını inceliyordu. Saçlarımı savurdum yine -evet o zamanlar saç savurmanın bir numaralı harika kız hareketi olduğunu düşünüyordum- ciddi bir sesle "Hmm," dedim, -bir yandan da kül tablasına eğilmiş yine teyzemlerden gördüğüm o şık tek parmakla sigara söndürme hareketini taklit ediyordum - "sigaranın tadı gerçekten çok kötüymüş, değil mi anne? İnsanlar bunu nasıl içiyorlar anlamadım doğrusu." (Ve evet, o zamanlar annemle okuduğumuz Altın Kitaplar Klasikleri Çocuk Serisinin bilmiş tercüme Türkçesi ile konuşuyordum.) Annem tırnaklarından başını kaldırdı, sanki biraz önce önünde olanları hiç fark etmemiş gibi, içinde sadece çok hafif bir merak olan bir sesle "Öyle mi düşünüyorsun? Eh, o zaman biz de sigarayı tadının iyi olduğunu düşünenler için saklarız, ne dersin?" Minnettar ama pek de belli etmek istemeyen bir ifadeyle yavaşça başımı sallayıp onay verdim, annemle ortak bir karara vardığımızı düşünüyordum.

şenay izne ayrıldı dedi ki...

yaw mı? şaşırdım açıkcası. ama geçti sonra, kurmaca böyle işliyor herhalde.

endiseliperi dedi ki...

pa,
:)güzel hikayeymiş. teşekkürler. belki ben de yazarım sigaraya başlama hikayemi. konuşuruz yine. öpüyorum çok.

endiseliperi dedi ki...

şenay, yazıyı tekrar okumam lazım, niye şaşırdığını anlamak için. kurmaca nasıl işliyormuş?