Perşembe, Haziran 9

varsa dizi öneriniz itinayla değerlendiririz


her yerde diyorum; burda da yazayım: the killing adında süper bir dizi izliyoruz. her bölümü sinema tadında; kurgu, oyunculuk, hava muhteşem. daha gündüz vaktinden kurabiyeydi, halleydi, kirazdı eğlencelikleri düşünüp, komodine hazırlayıp, yatağa uzanıp dizi izlemek gibisi yok. the killing gibisi hiç yok. en iyisi. şuradan izliyoruz.

.............

test edildi; onaylandı.


flash forward ilginç kurgusuyla çok sürükleyici, heyecanlı bir dizi. bir sonraki bölümü izlemekten kendinizi alamıyorsunuz. aklınızda bulunsun. teşekkürler eliff.

35 yorum:

seda dedi ki...

sevgili peri,

izledin mi bilemiyorum ama ben yine de önereyim: in treatment. bir terapi odasında geçen muhteşem bir dizi. dizimag.com adresinden izlemek mümkün.

the killing tavsiyesi için çok teşekkürler, hemen bugün başlıyorum :)

endiseliperi dedi ki...

seda,
birkaç bölüm izledim in treatment'dan. fena da değildi, evet. ama terapist'in kendi ilişkisine bakışı, ordaki anlayışsızlığı ne kötüydü, değil mi? cuma günlerini sevmiyordum o dizide. o aile dışında oyunculuklar çok iyiydi. özellikle olimpiyat yarışmacısı kızın olduğu günleri seviyordum çok. belki yine devam ederim.

the killing'i izlemeni çok izterim, çok seveceksin. o, hızla sonuca giden CSI lara hiç benzemiyor. gerçekçi, oyunculuk çok iyi, kurgu muhteşem. umarım devam eder uzun süre.

sevgiler.

Eliff dedi ki...

Ben de ne zamandır güzel bir dizi bulmayı umuyordum, önerin için teşekkürler. Benim önerim eğer izlemediysen Flash Forward olacak. Tek sezonlukmuş ömrü, keşke devamı olsaydı...

CSI'dan çok Without A Trace'i seviyordum, o tahtaya atılan çizikler,yazılan notlar ne güzeldi...

Sevgiler.

endiseliperi dedi ki...

rica ederim, elif. yok izlemedim o diziyi. öneriyorsan mutlaka izlerim. yaz akşamları için kendime dizi depoluyorum böyle. eskiden televizyonlu hayatımda izliyordum, without trace'i. fena değildi. o tahtaya yazı yazıp gelişmeleri topluca görmek aslında gündelik yaşamımız için de iyi bir fikir. ben istiyorum ki kara bir tahtam, renkli tebeşirlerim olsun, oraya yazayım.

sana bunları yazarken, yine önerdiğin hüsnü arkan'ın, ihtiyarlık şarkıısnı dinledim. çok hoşmuş gerçekten, teşekkürler.

sevgiler.

justine dedi ki...

Hey,

kutu kola ve eti fıstıklı var yanımda. Sonrası; sıcak, sıcak sıcak sıcak, sıcak, sıcak, sıcak...
A, duramıyordum valla, sonsuza kadar gidebilirdi bu böyle.

Nöbetten sabah geldim, duştan sonra hemen uyuyamadım, biraz okudum, öyle uyumuşum, sonra da uyanmak ölüm gibi geldi. "E, hemen yazdan şikayet etmeye başladın!" deme, evet ediyorum;p Ama sor niye? Sıcaklar tatilde güzel. Deniz, bira, şu, bu varken. İzmir fena bunaltıcı.

Ama konumuz bu değildi, değil mi? Pardon;p The Killing'i yalnız izleyeceğim sanırım. İstanbul'dan dönünce, Poliş orada kalacak ya. Klimayı da açarım, oh mis gibi. Her durum havaya bağlanıyor bugün, komik!;) Metin, yüz kere söylemişti, sen de söyledin, ee birine kırk kere ne dersen ne oluyordu? Yok yok buradan, ne o lafa bağlayabilirim konuyu, ne de havaya;p

Without A Trace'i Deyvo çok sever. Ben de o seyrederken her defasında; "ya, böyle dedektif mi var, yemesinler bizi", derim. Güler geçer ve yabancı dizilerin kurgusuna bir kez daha hayran kalırız. Cold Case'i bizim kızlar seyrediyordu, oradaki kadının adı Lily, çok tatlı, yalnız kedisiyle yaşıyordu (sanırım) filan falan. Bana gelirsek; ben tıp dizisi seyretmiyorum, ani bir kararla fikrimi değiştirmezsem tabii. Eee, ne alaka?;)

Behzat'ta Gönül'ü beğeniyorum. Ayrıca Hüsnü'nün sesine bayılıyorum. Nereden dinleyebilirim acaba, dur bir bakayım nete. Şimdi albüm filan alamam ben, eskidendi o.

Çok çok sarıldım canım. Yine uğrarım ben, sıcak ya, gevezelik iyi geliyor;p

Adsız dedi ki...

Sevgili Peri, benim de önerim "the big c" olacak, geçen yıl başladı, 13 bölüm yayınlandı yaz sezonunda, sonra tatile girdi, haziran sonu ikinci sezonu başlayacak. Orta yaşlı bir kadının kanser olduğunu öğrendikten sonra yaşadıkları anlatılıyor ama hiç ajite etmeden hep hüzünle gülümseterek, başroldeki oyuncu Laura Linney başta olmak üzere tüm oyuncular müthiş.

Fatma

endiseliperi dedi ki...

hey! nerdesin bakalım dünden beri:p biliyorum biliyorum, çalışıyorsun. başlayalım:

-eti fıstıklı'yı bilmiyorum. çikolatasını diyorsan biliyorum ama. hani upuzun, ince. seviyorum da. atze bana onun kare olanından getirmişti geçen buluştuğumuzda. ben elim boş gitmiştim, ayıp oldu:p önceki gün belki buluşuruz diye yanıma norveç kurabiyelerinden almıştım ama buluşamadık o gün de. norveç kurabiyesi kıtır kıtır, dayansın diye poşete koyunca yumuşuyor. bence hoş değil, ama arçil yumuşak seviyor. arçil'in tembelliği çok ilkeli, kıtır kıtır yemek zormuş:p

sen öyle sıcak sıcak yazmışsın ya, benim huyumdur, ne kadar tekrar eden sözcük varsa hepsini okurum, yarıda kalırsa rahatsız olurum. o sıcak satırını alnımın teriyle okudum sonuna kadar yani. ben de dışardan geldim, sıcaktı, ama eh biliyorsun işte az beklemedim, şikayet edemem. hem ev serin. geldim meyveleri suda bekletiyorum, kıvırcığı sirkeli suya koydum. köfteyi çıkmadan yapıp dolaba koymuştum. yanına da yeşil mercimekli bulgur pilavı yapacağım.

-bilmem ki justine, deniz kenarı tatili sanki çok da yeğlediğim bir tatil değil. dağ, orman, ırmak olsun bana. deniz, kum, güneş... ne bileyim yapış yapış öyle.

-the killing'i izleyeceksin. ne şanslısın, baştan başlayıp izleyeceğin için. ordaki kadını çok seviyorum ben. ortağını da çok seviyorum.

-ya, cold case'deki kızdan pek hoşlanmıyorum ben. çok artist. valla. sakat, çirkin kedileriyle yaşaması hoş ama. giysileri, özellikle gömlek yakalrı çok hoş. sıradan ama her defasında gömleklerinin yakası ne hoş, derdim. çok eskiden izlerdim onu.

-gönül'ü, evet, hep beğeniyoruz. hüsnü'yü ben, elif'ten okuyunca youtube'tan dinledim.

ben de çok sarıldım. gel gel, konuşuruz. ben arada ders çalışırım. çilek aldım clea'nın tatlısından yapsam mı diye düşünmekteyim, ama kurabiye var dondurucuda bi dolu. bilemedim, fırını da açmayayım diyorum şimdi. belki haftaya kabak kızartmalı pizza yaptığım gün yaparım, çilek mevsimi dayanır umarım o zamana kadar.

ay, vedadan sonra bile bi ton konuştum. hadi. öpüyorum çok.



-

endiseliperi dedi ki...

fatma'cığım,
the big c'yi...bakalııım, ta geçen yaz erhan bey tavsiye etti de ilk bölümünü izlemiştim. laura linney'i çok sevmeme rağmen o taşkınlığı, kişiliğinden bir anda öyle coşkuyla sapma göstermesi bana ikna edici gelmemiş, bırakmıştım. ama devamında iyiyse, madem ki sen de öneriyorsun ve zaten yaz günleri ve geceleri upuzun, tekrar denerim izlemeyi mutlaka.

teşekkürler, sevgiler çok.

justine dedi ki...

Hah ha! Çok güldüm çok, bu kahkahalar Arçil sayesinde atılıyor;)) Hey allahım işe bak, Arçil gibi kasmayan rahat bir tip olsaydım kesin Dokuz Eylül'e rektör olmuştum, bırak şimdi tezi, doktorayı filan;p Bayıldım felsefesine, harika;)
(Bu arada konuyla ilgisiz ama, rektör deyince aklıma geldi, sen "ayça engin akmeşe" olayını duymuş muydun? Ne çok gülmüştüm o olaya, hayretler içinde tabii.)

Dağ, orman, ırmak da iyiymiş, bana su olsun zaten, ve rüzgar, serinlik. Hem Bergman filmleri gibi olur ne güzel; ırmakta yıkanır, kulübeme giderim... Pardon bu Bergmanlıktan çıktı, Emmanuel'e doğru gidiyor, sorry;p

Ben Cold Case'in bir bölümünü bile izlemedim! Bilirsin, sevdiğin birileri, birisini beğenir sen de şöyle bir bakarsın alıcı gözüyle. Öyle oldu işte. Baktım bir; kadının dudakları kollajen dedim hemen;p Yok ya çok sevimli, adı da Lily dediler, kedileriyle yaşıyormuş vs. vs., ha öyle mi tamam dedim. Sonra tekrar bir bakınca sevimli geldi gerçekten. Diziyi bilemem. Diğer dizideki (without a trace) kadınlar fena artist ama. O diziyi de seyretmedim fakat adamlar normalken, kızlar ı ıh.

Poliş yine mutfağa girdi, tatlı yapmaya! Sizi buluşturacağım, geleneksel tatlı şenlikleri düzenleyeceğim ayrıca;p

İki sayfa okuyup, gelirim yine, öptüm.

justine dedi ki...

A, dün nöbette yazamamıştım (hastane sansürü;p), header mükemmel! Öyle böyle değil, çok güzel.

endiseliperi dedi ki...

:)sen arçil'le takılsan çok gülersin. geçen gün dedim, içinde senin espri makinesi var, istemsiz kaslardan müteşekkil, durup duruken komiksin o nedenle, diyorum. ne yapıyor, hiç gülümsemeden başını öne eğiyor. çok cool. ama yabancılara karşı önce biraz terbiyeli, kibar, efendi çocuk. sonra espri yapmaya başlıyor. çok seviyorum onu yaa, gelse artık okuldan. ders yokd a arkadaşlarıyla takılıyordur. ben böyle uğraşıyorum ya yemekle, geldiğinde, çok tokum, hiç zahmet etme sofra kurmakla, diyor. bunu dedikten taş çatlasa yarım saat sonra yemekte ne vardı demiştin, diye sesleniyor odasından:) diyet yapamıyoruz, biraz kilolu ama bence yakışıyor. hem erkek dediğin biraz... tamam tamam.

yok, ayça engin olayını duymadım. tatlım, ben çoook kenarındayım hayatın, bir de dalgınım. biri bana yakama yapışarak dikkatimi çekerek anlatmalı.

hahhaa:) hah! bergman filmlerindeki gibi bir ortam, ev istiyorum. emmanuel kısmı için bir şey demeyeyim, biliyorsun sonra anonimlerin müstehcenlik şeysi ile uğraşmam gerekiyor.

without trace kadınları çok stilize, çok şablon. ama o erkekler de ne bileyim, hele o baştaki adam çok derin, çok acıklı havalarda ama hoşlanmıyorum.

mmm ne tatlısı yapacak acaba. bana linkini gönder, lütfen. clea yemekten çok yapmayı seviyordur. bir de tam kız çocuğu, çilekle krema ile uğraşmayı seviyor:) onu öp benim yerime.

şimdi geldik asıl konuya:) bu güzel yorumların çıkışını alıp, yanına kenar süsü yapıp, çerçeveletip asıyorum ben, evin kutsal mabed odasına:p çok sağol.

öpüyorum çok.

deniz dedi ki...

ah peri
öyle güzelsin ki şu açılış sayfasındaki fotoğrafta!

endiseliperi dedi ki...

ahh deniz,teşekkür ederim çok. sevgiler.

redrabbit dedi ki...

dizi izleyemem ama yemek muhabbetlerinize ölüyorum,bitiyorum.Ve ben bu yemek aşkıyla ilgili bir senaryo yazmak istiyorum.Ferzan özpetek filmleri gibi değil ama,kadın kadın bir film olsun istiyorum.yardımlarınızı isteyeceğim.umarım beni kırmazsınız.

endiseliperi dedi ki...

:)
hiç kırmam. çok matrak olur, eğleniriz. ben oynarım.

sevgiler.

neolitikhanim dedi ki...

killing'i ben de severek izliyorum. kadının kazaklarına hastayım :) danimarka versiyonunu da buldum, yazın izlerim diyorum. gerçi konu aynı olucak, heyecan vermiycek ama olsun deniycem.

yaz için biriktirdiğim dizilerden biri good wife, arkadaşlar çok övdü. ingiliz dizisi luther'in yeni sezonu başlıyormuş, onu da izlerim. downtown abbey diye yine övgüyle bahsedilen bir ingiliz dizisi var. wallander'in ikinci sezonunu hemen bitmesin diye idareli izliyorum :) çok güzel bir ev aldı wallander, deniz kıyısında, köpeği var, bi de çok hoş bir kadın taşındı yan taraftaki eve. kadını faithless filminden hatırlarsın, Lena Endre. çok zarif bir kadın, iyi de oyuncu. henüz izlemediysen wallander tam bir yaz dizisi :P

böyle işte. daha başka diziler duyarsam yazarım periciğim, öptüm.

endiseliperi dedi ki...

neo, biz de sohbetini etmiştik o kazakların;seviyoruz örgü bilsek de hep beraber linden'ın kazaklarından örsek bu kış:)

good wife'ı izliyorum. avukatlık maceram sırasında pass önermişti. fena bir dizi değil.

downtown abey'i ilk kez senden duydum. dizi sitelerinde var mı, yoksa indiriyor musun bu diziyi?

vee wallander:) onu yıllar önce izlemiştim de yazmıştım hani? hani adamı çok seviyorduk, ystad ne güzle bir yer, filan diye konuşmuştuk. sonrasında liv ullman'ın faithless filmini izlemiştik wallender hayranlığı nedeniyle ve ikisi o filmde tutkulu ve acı dolu bir ilişki içindeydi ve wallender çok çekiciydi ve fakat pisliğin tekiydi o filmde? sorum yine aynı; wallender dizisini nerde, nasıl izliyorsun? adres lazım bana. çok, çok iyi bir diziydi evet. burda herkese de tekrar önerelim.

mutlaka yaz, neo'cuğum. çok teşekkür ederim. sevgiler.

Adsız dedi ki...

merhaba, "the event" çok sürükleyici. başta bu ne biçim dizi demiştim ama bir kaç bölüm izledikten sonra bırakamaıyorsun.
asıl şiddetle önereceğim "game of thrones" mükemmel diyebilirim.

endiseliperi dedi ki...

merhaba,
"game of thrones" u not alıyorum. the event'i izliyoruz:) teşekkürler çok.

sevgiler.

Adsız dedi ki...

the office tavsiye ediyorum,
ba-yı-lı-yo-rum!

endiseliperi dedi ki...

"the office"i bir türlü izlemeye elim varmadı. neden bilmem. ama bakalım, izleriz belki.

teşekkürler, sevgiler.

neolitikhanim dedi ki...

ben indirerek izliyorum periciğim. online dizi izleme sitelerine baktım ama yok sanırım.

hepsini hatırlıyorum, sayende tanıştım wallander'le, o dediğin film de çok güzeldi.

downtown abbey'i de bir arkadaşım verdi, galiba o da online izleme sitelerinde yok. ben henüz izlemedim.

endiseliperi dedi ki...

teşekkür ederim, neocum. indireceğiz o halde.

sevgiler.

deniz dedi ki...

peri, anlatsan bu fotoğrafların hikayesini o kendine özgü usul usul halinle biz de hayal etsek seni bir film kahramanı bir kitap karakteri oralarda ne de güzel olur. çokça kapalısın son zamanlarda sanki.

endiseliperi dedi ki...

yok, kapalı değilim pek, sevgili deniz. uzun zamandır yazıyorum burda ve aslında ne yapıp etmiş olacağım da artık çok belirgin. aynı şeyleri yazmaktan sıkılıyorum. benim okumaktan sıkılacağım şeyleri de burda yazmak istemiyorum.

gezi yazılarını ise... bilmem ki, şimdilik kalsın; daha sonra yazarım belki.

sevgiler.

tavsan dedi ki...

Atistirmaliklari hazirlayip diziye kurulmak bizim de yaptigimiz birsey:) Gerci butun diziler sezon sonuna geldi. House'un da izlemedigim bolumlerini bitirdim diye ben de yeni dizi arayisina girmistim ki gecen hafta The Closer'i kesfettim. Cinayet burosu ve ekibin basinda bir hatun var. CSI gibi karanlik degil ama vakalar yine de ilginc ve karakterler eglenceli. Ilk 3 sezonu bitirdim bile; bir basina oturunca 3-4 bolum izlemeden kalkmiyorum; cok tehlikeli.
The Killing'i de not ettim; The Closer bitince ona baslarim ama bu sefer gunde bir bolum gibi bir sInIr
koymak istiyorum. Zaten yakinda butun bunlara vaktim olmayacak. Ya da olacak aslinda; mesela emzirme sirasinda izleyebilecegim hafif, eglenceli diziler bulmak istiyorum;)
Bir de tatil fotograflarin ne guzel:)

endiseliperi dedi ki...

hoşgeldin tavşancım. seni gördüğüme çok sevindim. hmm... ben emzirme sırasında hatırladığım kadarıyla ne bir şey izleyebiliyor ne de okuyabiliyordum. işin doğası mı ona izin vermiyordu yoksa başka bir nedenle mi, bilemiyorum. banka avukatlığı yapıyordum o sırada. öğle tatilinde eve koşturuyordum emzirmek için mesela. duruşmadan sonra filan kendime azıcık vakit ayırıp gittiğim bir kafe vardı, neticede orda okuyup, sonunda bitirdiğim bir kitap vardı. eco'nun foucault sarkaca mıydı, öyle kalın bir kitap, emin değilim pek. emzirme sırasında çok ama çok susadığımı hatırlıyorum. yanımda hep kocaman bir bardak su olurdu. hmmm... o sırada dizi izlemek iyi bir fikir olabilir. ah, çok heyecanlı olmalısın, tavşan. ne hoş.

the closer'ı biliyorum. ordaki hatunu sevimli buluyorum. ilginç bir karakter. ekibi de bence çok iyi.

öpüyorum çok seni.

sevgiler.

deniz dedi ki...

yani biraz saçma olacak ama benim merak ettiklerim peri pijama mı giyer gecelik mi hiç makyaj yapmaz mı saçlarını boyamaz mı günde kaç sigara içer kaç sayfa okur avukatlığı nasıldır efendime söyleyeyim komşularıyla ilişkisi vesaire. yani bir nevi arkadaş olmak istiyorum sanki peri seninle.

endiseliperi dedi ki...

amanın, deniz!:)
ne desem... bağlamı olmayınca, anlatmak istediğim hikayenin gerekli ayrıntısı olmayınca bunlardan bahsetmek biraz gülünç olur sanki. bugün arçil'in dershane toplantısı vardı, o nedenle biraz makyaj yaptım mesela. hatta fondöten bile sürdüm, güneş çillerini kapatmak için. ama genellikle yapmam. saçımı da kendi rengine boyarım; çünkü erken yaşta beyazlaşmaya başladı, sıkıntı ve stresten. gecelik de giyerim, ama çoğu kez pijama ya da şort giyerim. çünkü odamın kapısı açık uyurum evi kontrol edebileyim, diye. sohbet ederken daha çok sigara içerim. bugün atze ile buluştuk ve normalden daha çok içtim mesela. ama sigarayı bırakacağım ve spor yapacağım:p komşularla ilişkim yok hiç. beni biraz tuhafsıyorlar, çocukları japon olup olmadığımı sorar sıklıkla. ikna edemiyorum türk olduğuma. asansörde vs karşılaşınca güleryüzlü ve kibarım. sanıyorlar ki,kendini eve kapatmış, dünyadan el etek çekmiş, otobüste bile çevresine bakmayıp başını gazeteye, kitaba gömen, kendi meşrebince çok mutaassıp biriyim. seviyorlar ama yabancı olarak görüyorlar.

böyle işte:)

sevgiler çok.

tavsan dedi ki...

The Closer'i biliyordun demek; insan bir soyler; ya ben tesadufen kesfetmeseydim:P :) Asil ben seni gordugume/okuduguma mutlu oluyorum hem:)
Emzirirken deyince, calisirken degil yani; yaklasik 6 ay dogum izni kullanmayi dusunuyorum. Isimin guzelligi neredeyse tum o 6 ay ucretli izin. Annem ve esmin annesi de gelecekler donusumlu olarak -bu daha cok onlar icin hos olur diye dusundugumden, yoksa ilk 1-2 ay disinda yardimlik bir durum olacagini sanmiyorum. Yani bu kadar uzatarak demek istedigim su; her ne kadar evde bebekle yalniz olmayacaksak da emzirme deniler islem ilk 6 ay gunde bayaga bir vakit alacak gibi duruyor okuduklarimdan -ki umarim oyle olur; umarim emzirme konusunda bir sorun yasamam. Dolayisiyla dizi de izlenebilirmis gibi duruyor. Kitap okumak gibi daha fazla konsantrasyon isteyen isleri ilk zamanlar pek yapamazmisim gibi geliyor. Neyse bakalim; evlat bir gelsin de aramiza saglikla.
sevgiler ve bir suru opucuk de benden!

endiseliperi dedi ki...

ayy pardon, eskiden tv'den izlediğim bir diziydi o. kadının karakteri hoşuma giderdi. öyle eski moda nezaket anlayışı, çiçekli demode elbiseleri üstünde en zor durumlarla başetmesi, dirayeti... sonra sorgu odasında izlemek de hoşuma giderdi onu. sanki orada polis olarak sahnesi başlar; bizim türkan şoray nasıl röportajlarda vs utangaç tavırlı, titreyen bir sesle konuşurken sahnede cevval olur; o da işte o odada polisliğinin yeteneğini gerçekten gösteriri vs. tatlı bağımlılığı, sevgilisi, kedisiyle ilişkisi, o yaşına rağmen babasına karşı mahcubiyeti, ilişkisini gizlemesi filan... hoş bir karakter bence. castle dizisindeki beckett'a, cold case deki o polis kadına bakıyorum da zayıflar ve bir olmamışlıkları var. karakter oluşturmak gerçekten zor. olunca da tipik polisiye olaylara takılmadan karakteri izliyorsun. hoş olan bu.

6 ay ücretli izin büyük şans. annelerin gelmesi, ama daha sonra gelmesi de çok iyi. çünkü bebek doğduğunda doğanda bir kıskançlık filan peydah oluyor:) ama daha sonra başka şey için değil de evde yemek yapan birinin olması büyük avantaj. yoksa sen kendiliğinden banyo yaptırıken onu nasıl tutacağını, bebeğin niye ağlıyor olduğunu filan seziyorsun.

bana kalırsa bu 6 ay, hafif, eğlenceli şeylerle uğraş. haber filan izleme hiç, asabını bozacak hiçbir şey yapma. ev sakin olsun, bebek uyuduğunda sen de uyu, uyandığında sen de uyan. eşin de senin tüm dikkatini kendinde toplayan bir rakip olarak görmesin, üçünüz takılın işte güzel güzel.

öpüyorum çok.
sevgiler.

Eliff dedi ki...

Peri, diziyi beğendiğine çok sevindim :) Böyle güçlü bir konusu olan farklı dizileri görünce bizimkiler neden hala uzun suskunluklar ve bakışmalar ile zaman geçiriyorlar diye düşünüyor insan. İyi haftalar!

ulker dedi ki...

Hafta sonu Killing'i izlemeye başladım tavsiyen üzerine. Guzel hakikaten, teşekkürler. Neolitik hanıma da buradan sorayım Danimarka versiyonunu nereden bulmuş ? Ben de The Closer'da ki kadınla kıyasladım ve bunu daha çok beğendiğimi fark ettim, o sakin sakin durup etrafa bakması falan çok huzur verdi bana. Wallender'in da ilk bolumunu izledim, onu cnbce den kaydetmiştim onun için TV ekranından izledim, buna rağmen o kadar etkilenmedim. Belki cok parçalı izledim, tek bölüm izledim ondandır.

Sevgiler

endiseliperi dedi ki...

sana da iyi haftalar, eliff. tekrar teşekkürler.

endiseliperi dedi ki...

rica ederim, ülker. gerçekten iyi bir dizi, the killing. the closer'daki kadınla çok farklı karakterleri, dizinin formatı, çekimler, her şeyiyle farklı. özel ve mesleki hayatının zorlukları, geçmiş hayatının onda bıraktığı arızalarla başetme şekli filan, ne bileyim çok hoşuma gidiyor linden. ortağını d açok ilginç ve sevimli buluyorum.

wallander da iyi bir dizi idi. belki tekrar izlerim ben de.

öpüyorum çok. sevgiler.