Cuma, Ocak 20

patatesli omlet


kusursuz bir kış günü. soğuk, gri, aman vermez. sessiz. ne olması gerekiyorsa, o.  yağmur, kar, rüzgar yok; insan duygulanımlarına başvurmayı gerektiren ve böylece onun varoluşunu bulanıklaştıran, insanın estetize etme merakına da gönül indirmeyen sağlam bir kış  günü.  pis bir gün, kusursuz bir gün. pencereden bakıyorum. avucumu, yalıtımsız çıplak duvara dayadım. buz gibi soğuyan elimi hemen sonra radyatörün sıcak yüzeyine bırakıyorum. çok güzel. "bilincin mutlulukla tek ilişkisi şükrandır: hiçbir şeyle kıyaslanamayacak haysiyeti de oradan gelir."* aklımda tembel, aylak, cevabını pek de aramadığım bir soru; "yumurtayı haşlasam mı, omlet mi yapsam?" arkamda yorganın hışırtısı, arçil uyanıyor.
- yumurtayı haşlasam mı, omlet mi yapsam?
- sosisli, kaşarlı tost yerim.
şu yumurta çıkmazından kurtardığı için mi bilmem, çok sevindiriyor bu tercih beni. bir itiraz belki ama, her itiraz gibi başka bir yolun mümkün olduğu haberini de veriyor. gidip şakağından öpüyorum. onu öpmekten en çok hoşlandığım yer. saçının kokusu, ince derisi, altında kemiği, öyle narin ki... sanki çocukluğu, sanki onu kollayan annesi oluşum hala orada. o kemiğin hemen arkasında duyularının toplaştığı yerler, hafızası... küçük küçük, derli toplu, değerli, biricik hazineler.
- tost yapacağım, ama patatesli omlet de yapacağım.
- olur, diyor, biraz daha tembellik yapmak için arkasını dönerken.
dondurulmuş parmak patatesle omlet ne güzel olur. aklınızda olsun.

*adorno, minima moralia'da geçer.

akşam olmuş; haftasonu evde olmayacak arçil için mutfakta, ona göre bir şölen sofrasına yakışacak yemekler olan, kış çorbası, turşulu köfte sandiviç, domatesli fesleğenli spagetti, fırın sütlaç ve karışık bitki çayı hazırlarken, aynı kitaptan günün falında çıkan:

"hakikatin yalan, yalanın da hakikat gibi göründüğü bir dönemeçteyiz şimdi. her açıklama, her haber, her düşünce daha önce kültür endüstrisinin merkezlerinde biçimlendirilmiş olarak geliyor bize. böyle bir ön-biçimlendirmenin tanıdık izini taşımayan şeylerse inandırıcılıktan yoksun bulunuyor, çünkü kamuoyu kurumları ortaya sürdükleri her şeyi bin türlü olgusal kanıtla ve topyekun iktidarın el koyabildiği her çeşit makulluk aylasıyla donatabiliyorlar. bu türden basınçlara direnebilen olgular, imkansız görünmenin yanında, kültür endüstrisinin son derece yoğunlaşmış yayım aygıtıyla yarışamayacak kadar güçsüz kalıyor. almanya'nın sunduğu uç örnek genel mekanizmayı da aydınlatır. nasyonal sosyalistler uyguladıkları sistematik işkenceyle almanya içindeki ve dışındaki halklara dehşet salmışlardı; ama hunharlıklarının inanılmaz boyutlara varması onları teşhir olmaktan da kurtarıyordu. eylemlerinin akla sığmazlığı, herkesin o pek kıymetli barışı kurtarmak adına zaten inanmak istemediği ama aynı zamanda teslim de olduğu şeye inanılmamasını kolaylaştırıyordu. titrek ve dokunaklı sesler işitiliyordu; zaten her şey çok abartılmıyor mu. savaşın patlak vermesinden sonra bile toplama kamplarıyla ilgili ayrıntılar ingiliz basınında rağbet görmemişti. her korkunçluğun aydınlanmış dünyada bir korku filmine dönüşmesi kaçınılmazdır. çünkü bilinçdışından iştahlı bir karşılık alan bir nüve vardır hakikatin doğru olmayışında. mesele sadece bilinçdışının vahşet eylemlerini beklemesinden de ibaret değildir; faşizm, başka yerlerde gizlenmiş durumda kalan tahakküm ilkesini açıkça ortaya koyduğu ölçüde daha az "ideolojik" sayılır. hiç fark etmez demokrasilerin ona karşı bir takım insani değerleri öne sürmesi. faşizm, bu değerlerin insanlığın tüöünü temsil etmeyip sadece kendisinin ıskartaya çıkarmaktan korkmadığı bir serap olduğunu belirterek kolayca çürütecektir demokrasilerin savını. ama uygar dünyada insanlar öyle umutsuzluk noktalarına gelmişlerdir ki, dünya kendisinin ne kadar da habis olduğunu itiraf etme görevini onların kötü yanlarına yüklediği anda, o pek çelimsiz iyi yanlarından da hemen vazgeçmeye hazırdırlar..."

21 yorum:

Leylak Dalı dedi ki...

Sizi okurken sakinleşip huzur doluyorum. Her türlü yazınızda, fotoğrafınız mı bende bu duyguyu uyandıran bilmiyorum ama öyle işte:) Arçil'i şakağından öptüm deyince oğlumu düşündüm, artık kocaman olan oğlumu, küçükken özellikle yeni saç traşı olduğunda kucağıma oturtup yüzümü kafasına gömer, o fırça saçlar ağzımı burnumu gıdıklarken öperdim onu sivri kafasından. Çocukluğuyla ilgili en çok o anı özlüyorum.
Ne diyeyim, evlatlarımızdan daha önemli neyimiz var ki, keyifleri ve sağlıkları hep yerinde olsun...
Sevgiyle...

endiseliperi dedi ki...

çok sevindim buna. iyi ki dediniz, leylak dalı. dün müydü, neo ile konuştuk bunu galiba, insan birbirine hissettiği güzel şeyleri demeli. çünkü aslında ne yalnızız ve varlığımız dünyaya ne katıyor, hiç bilemiyoruz.

geçen gün arçil, beni çok sevdiğini söyledi durup dururken de, beni niçin sevdiğini sordum. çok sevgi dolusun ve bu sevgiye çok sadıksın, dedi. başka türlüsü nasıl mümkün olur, sen benim çocuğumsun, dedim. insan hiç değilse koşulsuz, şüphesiz, varlığının tüm gücüyle sevmek nasıl olur, hissetmek için de çocuk sahibi olmalı. hayatta en büyük pişmanlığım daha çok çocuk sahibi olmamak olacak sanırım.

teşekkür ederim uğradığınız ve güzel sözleriniz için, leylak dalı. duygularımız karşılıklı. sizin beni çok güldürdüğünüzü de ekleyeyim ben:)

sevgiler.

guguk kuşu dedi ki...

hımmmm 3 kızım var. 16, 14 yaşlarınde ve 22 aylık:D 40 yaşındayım ve evet şu sonradan gelen 3.nün geleceğini bilseydim elimi biraz çabuk tutar onu daha erken dünyaya getirir ona yakın yaşta olabileceği bir kardeşi olmasını sağlardım. kızlarım benim herşeyim. ne arkadaşa ihtiyacım var ne de başka birşeye...

Buket dedi ki...

pericm , ne güzel tarif etmişin öpüş yeri ve hissettirdiklerini. her anne bu kokuyu alıyordur.ben pelini banyodan sonra öpmeyi sevmem. sanki tüm kendine has kokusu gitmiş gibi geliyor. bize tatil başladı bugün :) arçilin karne nasıl? pelinin dersler pekiyi yanızca bir tane 4 var. o da , ortak değerlere uyma :)

endiseliperi dedi ki...

süper, guguk kuşu! bir daha diyeyim; üç kız demek, süper!mutluluk tablosu. ben demişimdir, kızım olmasını çok ama çok istedim hep. eh, yine yaparsın bir tane, 40 yaş nedir ki! inan bana. şimdi evde tokalar, taraklar, pembeler, bıcır bıcır konuşmalar, gülüşmeler... ne tatlısınızdır kimbilir. üç kızın varken başkasına ne gerek olur ki. dört kız neler kaynatıyorsunuzdur birlikte. tahtaya vuruyorum sizin için. mutluluğunuz hiç eksilmesin.

öpüyorum hepinizi.

endiseliperi dedi ki...

sağol, buket'ciğim. ben de sevgilimi banyodan sonra öpmeyi sevmem. hele mesela diyelim öyle yoğun emekçi kokusu sinsin bir günün sonunda, yorgun olsun, bayılırım kokusuna. traş losyonu kokusu filan da hiç sevmem. neyse geçelim oraları:)

ben hala arçil'in karnını doyurup banyosunu yapmasını, temiz giysiler giymesini sağlayıp, bitki ayını koyuyorum ya önüne, içim nasıl rahatlıyor. her şey tamam, sanıyorum. bugün beyefendi karnesini almaya bile gitmedi okula. allahtan iyi arkadaşları var da onlar almış, tarayıp göndermişler. teşekkür almış. ama canım ikiler filan bir sürü. okula kitapla da gitmedi bu yıl ya, şükür zayıfının olmamasına.

aferin pelin'e. "ortak değerlere uyma"nın dört olmasına da bayıldım:) valla çok sevimli.

öpüyorum ikinizi de.

Atze dedi ki...

Sevgili Endiseliperi,

Şu soğuk günlerde patatesli omlet, dumanı üstünde çay nasıl da herşeyi tamamlar. Arçil'le aranızdaki iletişime bayılıyorum Peri. Geçen gün otobüste iki anne konuşuyorlar "çocuğa çok sevgi gösterilmez, şımarık olur" dedi büyük olan. Hızlıca arkamı döndüm "Hayır, ihtiyacı olan sevgiyi hep başkalarında arar, bulamadıkça da mutsuz olur." diye bir ukalalık yaptım. Ben niye öyle yırtık dondan firar eder gibi destur vermeden konuya girdim diye utandım. Sanırım ya haklı buldular ya da fevri çıkışımı tehlikeli buldular da susup, kucaklarında kavuşturdukları ellerine baktılar. Suçluluk duygusuyla önüme dönüp kısık sesle "ama sevgisiz büyümez ki insan" son kez söylendim. Psikoloji kahramanı mıyım ben öyle dalıp konuya, kurtarmaya çalıştım aklımca bir şeyleri. Sayfanda günah çıkartmış oldum Peri, halbuki "çok güzel, çok güzel" deyip gidecektim. :)

Sevgiyle.

endiseliperi dedi ki...

atzeciğim benim,
ben bu aralar pek iştahsızım. bir sürü yemek yapıyorum ya, neden bilmem hiç canım istemiyor. kahvaltı tepsim hazır, fırının üstünde duruyor. yalandan kendime de biraz yemek koyduktan sonra çayı demleyip, kahvaltı tepsimi masaya taşıyorum. mutfağın soğuk olmasının da iyi tarafı bu. nasıl olsa dolapla aynı derecede soğuk olduğundan meyveler şu bu her şey raflarda durabiliyor. bir tek kahvaltı, meyve ve salataya tahammülüm var yemek için bu aralar. son aldığım iki kazak xs, öyle düşün. bir beden büyüyeim diye tatlıya, keke sardım bu aralar bir de. bakalım.

bence iyi demişsin o hanımlara. ben de hiç tanımadığım insanlarla konuşurum bazen öyle. arçil'i şımarttığım için ben de çok eleştiri alıyorum ve eleştirilere hak da veriyorum ama her ilişkinin bir dengesi oluyor. ben ancak böyle kurabiliyorum o dengeyi. benim yapım böyle, arçil'in koşulları ortada... ondan bir su isteyecek olsam ince pijamalarıyla mutfağa gidip su getirecek. ben polar sabahlığımı giyip üstüme kendimi koruyabiliyorum. arçil'in koltuğunun arkasına koyduğum sabahlığı giymesini hayatta sağlayamıyorum. iki saniyelik iş için beş cümle kurmamız gerekiyor. masadan kendiliğinden meyve alıp yemez. sevmiyor. ama ben soyup dilimleyince bir tabak dolusu meyveyi yedirebiliyorum. kettle'a su koyda bitki çayı içelim diyorum mesela, bir bakıyorum doldurmuş kettle'ı sonuna kadar. niçin boşuna enerji sarfediyorsun, şurdan kullanacağımız iki fincanlık su, diyorum ama. bir diyorum, iki diyorum, üçüncüde ben yapıyorum. akşam diyor ki, üniversitede kendi evime çıkacağım. sen kazan sınavı, üstelik becerebileceğine beni ikna et, elbette çıkarsın, dedim. demem o ki tartışıp ilişkimi zedelemeyi göze alsam tartışılacak çok şey var da... dün dersane hocası ile arçil2i çekiştirdik. o da diyor, kızıyorum ama iki dakika sonra öyle bir laf diyor ki, gülümsemeden duramıyorum, en sevdiğim öğrencim. çok düzgün, çok sağlam bir karakteri var, ama insan bu kadar mı keyfine düşkün olur. ben şımartıyorum çevremde kim varsa. tina da öyle. hepsi kendini dünyanın en değerli, özel, şımarıklık yapmaya hakkı olan canlılar sanıyor. dünya da çok berbat; hiç değilse şu evin içinde öyle sansınlar, o güven içinde olsunlar istiyorum. belki iyi bir eğitimci değilim ama dediğin gibi sevginin zararı olmaz bana göre de. ne yapalım, bu evde model bu. az önce gönderdim arçil'i. telefon sabahlığımın cebinde. ola ki dışarda bir şey olur, beni arar, şurda burda olurum da telefonun sesini duymam diye. geçenlerde yine evde değildi; şu uyurgezerlik huyum bitmişti ama gecenin bir yarısı kendime geldiğimde nerdeydim dersin? ev telefonunun başında. telefonun çaldığını sanmışım. saate baktım 4! eh, çocuk sahibi olmanın böyle endişe dolu tarafları da var işte.

ne çok konuşasım varmış:) öpüyorum çok seni.

sevgiler.

Atze dedi ki...

Peri,

Sanırım bazı hatalar bilinçli olarak yapılıyor. :) Bizimkiler de yapmak istemedikleri işleri öğrenmiyorlar, pes edip ben yapıyorum. Halbuki su ısıtıcısına daha az su koymak, ısınan odanın kapısını açık bırakmamak, kendiliğinden meyve yemek gibi ufak tefek iyilikler istiyoruz. Kim olursa olsun, kendini ne kadar güvende hissediyorsa o kadar az düşünüyor belki de. Güvenilmekte istiyoruz, gülü seven dikenine katlanırmış. :) Sevgiyi eleştirmek ha, kara mizah.

Öpüyorum. Seviler.

endiseliperi dedi ki...

evet atze'ciğim, evet!
şu an en keyif aldığım durumdayım. evi temizledim, nevresimleri değiştirdim, duş aldım, çay demledim, kahvaltı tepsimi aldım, yanıma julia çizgi romanlarımı koydum. süper! tina cama vuran yağmur damlalarına bakıyordu, elbette yemek zamanı pozisyonunu derhal aldı. bir kedi bu kadar mı kahvaltı sever! ona siyah zeytin, beyaz peynir olsun. az vermeye çalışıyorum zararlı diye ama öyle iştahla yiyor ki zeytini. yeşil değil, siyah. zeytin ezmesi aldım ama pek itibar etmedi ona. galiba benim çekirdeğini bizzat çıkarıp onun için bölmem hoşuna gidiyor.

sıcak duş almak ne güzel bir şey. insan nasıl rahatlıyor, olumlu biri oluyor, durup duruken gülümsüyor. su ne kadar sağaltıcı bir şey.

konuşup duruyorum işte, atze'ciğim:) ben bi şeyler yiyeyim. öpüyorum güzel gözlerinden. canım benim, geçen yıl da ilk kar yağarken sen mi telefon açıp haber vermiştin? yanlış mı hatırlıyorum? ne tatlısın sen.

EvA ♫ dedi ki...

Yazılarınız insana huzur veriyor :)

endiseliperi dedi ki...

canım. eva'cığım, en genç okuyucumsun sanırım. ne tatlı! neden bilmem sevinçten deliye döndüm, gözlerim doldu siteni okurken.

sana huzur verebiliyorsam, bu çok büyük bir şey benim için. çok teşekkür ederim uğrayıp, ses verdiğin için.

umarım keyfin yerindedir. çünkü yaşasın, tatil başladı:)öpüyorum çok seni.

sevgiler.

Nehir İda dedi ki...

Yazıları keyifle okumak bir yana evet orası tamam da bir de yorumlara verilen yanıtlar da keyifli o pek güzel.
oğlumu gıdıdan öpmeyi çok severim. Eşim -ebru yıkamayalım terlesin terlesin biz de koklayalım- der:)
İda'nın karnesi de iyi hepsi 5 3.sınıfta teşekkür takdir olmadığından öğretmeni ödüllendirmek istemiş 3 kişiye kendisi başarı belgesi düzenlemiş. İda söylemiyor öğretmenden duyduk hiç kimse umrunda değil havasında bir çocuk. Arkadaşlarını rakip görmüyor, hırs yapmıyor rakip biz hiç göstermedik kimseyi ve kıyas da yapmadık İda da sadece öğretmeni önemsiyor onun dışında filanca yüksek almış bende alayım filan hiçç umrunda değildir zaten bilmez de kimseyi:)Acaba diyorum bu kadarı da normal mi?

endiseliperi dedi ki...

teşekkür ederim, ebrucuğum. gıdı da güzle kokar şimdi. ama arçil huylu gıdısından. öpemem. boğazlı kazak da giyemez.

afferim ida'ya. iyi bir huy sanırım. ben de öğrenciyken ida gibiydim, tek ölçüm öğretmenlerdi, arkadaşlarla uğraşmazdım. ama acaba biraz hırslı mı olmak lazım, bilemedim şimdi kendime bakınca. pek bir başarı anıtı gibi durmuyorum neticede:) hırs da içinde nefret filan olan bir şey sanki, insanı huzursuz eder. ida nasıl olmak istiyorsa öyle olsun, diyelim o halde.

çok kutluyorum ida'yı. ikinizi de öpüyorum. sevgiler.

TOLGA dedi ki...

patatesli omlet yaparken içine sevgi koymayı unutma peri:p
aşağıdaki yazıyı sanal alemde ve facede çoğaltmak amaçlı veriyoruz.
sevgiyle.
****

Van Devlet Hastanesi'nde hemşire olan bir arkadaşın verdiği habere göre, Van'da çadırda tecavüz olayları çok sıklıkla karşılaşılan bir durum olmuş son zamanlarda!

Öyle ki, bir anne ve iki kız kardeşe tecavüz edilmiş ve haftada 5 tecavüz 'vaka'sı gerçekleşiyormuş!
Tecavüze uğrayan üç kadın intihar etmiş!

Gazete-medyada hiç rastalamadığımız haberleri araştırmak, deprem bölgesine gidip olayların peşine düşecek, bunu internet basınına özellikle duyuracak gazeteci/duyarlı arkadaşların yardımını rica ediyoruz.

(Bu konuda yapılabilirleri bize yorum bırakabilirsiniz)

endiseliperi dedi ki...

eski yorumu sileyim. çok yorgun ve güçsüz olunca aşırı tepki veriyorum. tolga, bir şey demeyeceğim.

TOLGA dedi ki...

tamam, peri; üzülmeni istemeyiz.
bu haber, üyesi bulunduğumuz sağlam
bir sitede güvenilir bir kaynaktan
geldi. yani maalesef doğrudur peri.
soykırıma uğramış veya
ani bir şok geçirmiş toplumlarda
(deprem, doğal afet vb) hormonların dengesizleşerek aşırı faaliyete geçmesi sonucu
cinsel dürtülerin tetiklendiğini,
psikoloji kitaplarından okumuştuk.
deprem sonrası, bölgeye gönderilecek malzemeler koli yapılırken içinde çok miktarda prezervatif de görmüştük.

Irk, dil, din, cinsiyet ayrımı
yapılmasına karşı duruşumuz ve mücadelemiz her zaman devam edecektir.
sevgiyle.

Vuslat AKTEPE dedi ki...

Hımm omlet güzel fikir gibi duruyor.
Merhaba bu arada.
Omlet yazısı gece gece iştahımı kabartsa da şu bilincin mutlulukla olan ilişkisini şükrana indirgeyen ve bu hali ile bilinç kavramını mutluluk olgusundan soyutlamaya yeltenen cümleye itiraz etmekten kendimi alıkoyamayacağım :)

Afiyet olsun
sevgiyle...

endiseliperi dedi ki...

merhaba vuslat,
gece gece, az önce uyandım yine. saat 4! arçil'le aynı odadayız. bu nedenle fısıltıyla konuşluyorum şu an:) ışığı açıp kitap okuyamıyorum arçil uyanmasın diye. hmm...biz mutluluğun içindeyken mutlu olma halini idrak edemeyiz, mutlu olduğumuzu kavradığımız tek an... falan filan.

bu saatte uyanmak çok sinir. uykumu almış olsam mesele değil, güne şimdi başlarım. ama daha üç saat uyudum. canım kahve istiyor, ama içersem hiç uyuyayamam, sefil bir gün olur.

sevgili vuslat, sesinizi duyduğuma çok sevindim. hem bu saatte uyanıp yorumunuzu görmek çok iyi geldi. sizi inzivadan çıkarıp ses vermenize neden olan şeyin patatesli omlet olmadığını biliyorum. teşekkür ederim.

sevgiler.

ulker dedi ki...

bilinç altımdaki hisleri yüzeye çıkarıp bana ayna oluyorsunuz. Aaa diyorum gerçekten ben de oğlumun şakağından öperken hissettiğim buymuş. İçimden sarılmak geldi size çok.


Ulker

endiseliperi dedi ki...

sarılalım öyleyse, şöyle sıkıca:) ülker'ciğim, işte birbirimizle konuşarak dünya ile ilgili algılarımızı paylaşıyoruz ve ordan itibaren bir bağ geliştiriyoruz.

bununla ilgisi yok ama geçenlerde dikkat ettim; biriyle güzel güzel konuşurken insanı anlamak konusunda büyük bir sezgiye ve bilgiye sahip olduğum övgüsünü alıyorum da, tartışırken o tartışma boyunca ya hiçbir şeyden anlamayan ya da yanlış anlayan biri suçlamasıyla karşılaşıyorum:) bunca ters iki tanımlama bir saatin içinde olabiliyor:)ikisine de inanıyorum ve kafam epey karışıyor kendim hakkında. ben başkalarını bu karmaşada bırakmamak için benimle ilişkisini askıya alıp, bir mesafeden bakarak o insanı değerlendirmeye çalışıyorum. bu da sanırım edebiyat karakterlerine bakışımla benzer bir bakış. insanlara aramızdaki ne olursa olsun, bir edebiyat kahramanı olarak bakıyorum.

öpüyorum da çok seni sarıldıktan sonra:) sevgiler çok.