Cumartesi, Şubat 25

kurabiye, şiir... yağmur da benden.


güzel bir başlangıç olsun, yağmur yağsın mesela. şimdi yağmıyor, yarın yağacak. şimdi duyabiliriz onu ama. hafızamızda tüm yağmurlar var. geçmişin ve geleceğin tüm olası görüntüleri ve sesleri de orada çünkü. bazısı bizim başımıza gelecek, bazısı başkalarının. ciddiyeti yüksek bir merak geliştirelim yeter. oyuna dahil olacak kadar. oyuna inanacak kadar, diyelim. yağmuru yağdırırsak, gerisi kolay.

ona, şimdi ne ekleyelim? elimizde kurabiyeler pişen bir mutfak var. şu an ben duyuyorum o kokuyu. diyince, siz de duyacaksınız. ikişer ölçek zencefil, tarçına, bir ölçek tuz. karıştır bir kapta bunları. unu ve kabartma tozunu da baharatlara ekle. varsa bir avuç da kahverengi şeker. tereyağ, bir yumurta, pekmez... hadi biraz da tahini başka bir kapta karıştır. birleştir. cevizleri elimle kırıp kırıp koydum ben. ceviz koyunca, açıp, kurabiye şekilleri ile süs vermek zor. avuç içinde yuvarlat. pat, pat.  eh, kızarınca, kahve iyi olur bu kurabiyeyle. başka kurabiyeler de yapacağız, ama şimdi mola zamanı.


müziği açalım. çok da ferah feza bir müzik olmasın. endişe ve korku derinde dolaşsın. katil ve maktül hemen, az önce karşılaşmışlar gibi. yakın geleceği ikisi de çok merak ediyor. ikisi de aşık gibi bakıyor birbirine. yaklaşık şöyle bir müzik.




masaya oturduk mu? camdan da baktık mı biraz? güzel, yağmuru yağdırmaya devam. masada hangi kitap varsa o. mutfak masasını, tesadüfleri sever yapalım. yatak odasından, salona ulaşamamış kitaplar dursun. ya da salondan henüz yatak odasına varamamışlar. dostoyevski'nin öteki'si var masada. geçelim onu. ona küsüz biraz. can dostumuz, gogol'le pek sıkı fıkı olmuş. bunu hazmedip, öyle dönmem lazım ona. içerledim şimdi... çok hazırlıksız yakalandım. salinger'ın dokuz öyküsü, hemen yanında. nefis. ondan konuşmayı öğreniyorum. öyle kelimeleri bıçakla kesip filan değil, cümle cümle elimle bir ucundan yukarıda tutup...  iyi ama içimizde dolaşan ince bir sancı var. nedensiz. belki şu pencereye monte ettiğimiz yağmurdan. belki başka bir şeyden. merak etmiyoruz. adres aramaya kalksak, canımız sıkılır. gerek yok. sert, kokulu kurabiyeyi, kahvemize banıyoruz. iyiyiz. o halde şu kitaba, şiir kitabına uzanalım.  aman dikkat, kahveye girmesin sabahlığın kolu. işte açıyorum.

josé
şimdi n'olacak, josé?
parti bitti,
ışıklar söndü, herkes gitti,
gece soğuk,
şimdi n'olacak, josé?
ne diyorsun ha?
adsız josé
başkalarını kızdıran
şiir yazan,
kavgadan hoşlanan
şimdi n'oalacak, josé?

kadının yok,
ne söyleyecek sözün,
ne sevgin kaldı,
ne içki içebilirisn artık,
ne de cigara,
tüküremezsin bile,
gece soğuk,
gün doğmadı,
ne otobüs geldi,
ne de ütopya,
gülen kimse yok,
her şey sona erdi,
her şey çekip gitti,
her şey çürüdü,
şimdi n'olacak, josé?

şimdi n'olacak, josé?
tatlı dilin,
şölenlerin, perhizlerin,
o ateşli anların,
raflardaki kitapların,
altın çıkan madenin,
camdan giysilerin,
anlaşılmaz sözlerin,
nefretin, şimdi n'olacak?

elinde anahtar
kapıyı açmak istiyorsun
kapı yok
denizde boğulmak istiyorsun,
deniz kurumuş;
minas'a gitmek istiyorsun,
artık minas yok;
josé, şimdi n'olacak?
bağırabilsen,
inleyebilsen,
bize bir viyana valsi
çalabilsen,
uyuyabilsen,
yorulabilsen,
ölebilsen...
ama ölemezsin sen,
sapasağlamsın, josé.

karanlıkta tek başına,
vahşi bir hayvan gibi
kafa yormadan tanrılara,
dayanabileceğin
bir duvar bile olmadan,
dörtnala kaçabileceğin
bir kara attan yoksun
yürüyorsun, josé!
josé, nereye?

carlos drummond de andrade 
dünyayı taşıyor omuzların
çev. cevat çapan
yky

hmm... üzüntülü. (puntoyu küçültelim. üzüntüyü göze alan okusun.) oysa, hala mutfaktayız, hala savrulup giden neşenin eteğine yapışmış... fırın soğumadan, beklettiğimiz diğer hamuru hazırlayıp tepsiye... tamam, cümle kuralım:  sevmediğim bir peynir vardı evde. domates kurusu, toz kırmızı biber, kekik, zeytinyağı arasında küp küp bekletecektim de belki öyle yenebilecekti. aldım onu (içeriye, cik cik cik...) porselen büyük kaseye (bu işler için seramik kase alacağım ne zamandır),  elimle yoğurdum iyice. un, kabartma tozu, tereyağ ekledim. minik poaça süsü vererek dizdim tepsiye. üstüne yumurta sarısı (beyazı da hamurun içindeydi), çörek otu. azıcık tuz ekleseymişim iyiymiş. ama valla nefis olmuş (yeminli yemek blogırı:)

geç oldu. hızla geçelim. tuzlu kurabiye de yaptım. o da klasik, portakal ağacı'ndan tarif aldığım, şu sirkeli, kıtır kıtır kurabiyeden. bunlar önemli değil, asıl yaptığım kuru köfte nefis olmuştu. her zamanki gibi yaptım, niçin böyle güzel oldu bilemedim, diyorum ya, ben yumurta eklemiyordum, bu sefer ekledim. maydonoz da kıydım gayet anne usulü olsun diye. eh, her zamanki gibi yine bir iki yemek kaşığı sirke var, kalanı bildiğiniz gibi.

acele ediyorum çünkü, bir filmi yarıda bırakıp geldim buraya. apar topar, sanki acilen sizinle konuşmam gerekiyormuş gibi. hemen filme devam edeceğim. şu film: bir cinayetin anatomisi.


şuradan izliyorum.
bu siteyi kaydedin bence. bir sürü iyi film var. 
ben daha çok polisiye-gerilim filmleri için hep buradayım. 
poirot'lu, marple'lı filmler nerdeyse tükendi.

tamam.

14 yorum:

Aze dedi ki...

Hiç "tamam" olmasın. Hep devam etsin hayat. Ne zaman ki " tamam" , biz gitmiş olalım...

Leylak Dalı dedi ki...

Off kahveye acaip imrendim, ne foto o öyle. Hemen tuttum sapından, bir yudum aldım ve geçtim şiire. Kurabiye nefistir eminim ama onu yemeyeceğim, kilolar geliyorum diyor çünkü. Ha ne diyordum, şiiri okudum sonra, çok güzel. Şiir okumayı çok severim ve biliyor musun en çok yüksek sesle okursam zevk alırım. Bir de şiir okuduğum zaman sadece kendim için birşey yapıyormuş duygusu hissederim. Herşeyden, herkesten azade, sadece kendim için. Bana özel bir lüks, bir keyif, kimseyi karıştırmak istemediğim. Ve sırf Prevert'i kendi dilinden okuyabilmek için bu yaştan sonra Fransızca öğrenmek istiyor bu gönül:)) Esasen bir kahve pişirip kitaplıktan bir şiir kitabı çekmek vardı ama ne yazık ki çıkmam lazım. Hava çok güzel dışarda, bahar geldi galiba sonunda Antalya'ya. Öğlen ifİstanbul filmlerinden birine gideceğim: Terri. Sağolsun bizim b.şehir bld.bşk. sanat-kültür konusunda süper çalışıyor bu aralar, ardarda sanatsal faaliyetler ve ulaşmak çok kolay. Akşama da 5 gündür süren Gitar Festivali'nin kapanış konseri var, orada olacağım ve Ahmet Kanneci'yi dinleyeceğim. Bugün tam etkinlik günü anlayacağın. Bir de dizim ağrımasa, neyse o da nazar boncuğu olsun:)
Film sitesine link rica edeceğim, açılmıyor. Sayende çok film izledim. Şimdi seni kahven, kurabiyen ve kitabınla başbaşa bırakıp kaçıyorum sevgili Peri, güzel geçsin günün. Arçil'e sevgiler, Tina'ya da:))

guguk kuşu dedi ki...

sen öyle sigara içersen sanki her nefesinde evreni içine hüüplüyormuş gibi ben de denerim:D
müzikler iyi geldi. üzüntüden kaçarım hep puntolarda küçük olunca şiiri atladım. üzülmek için etreafımda yeterince nedenim varken şiiri okumak istemiyorum ki zaten üzgünüm.
hımmm dur yaaa... sen oyuna inanacak kadar mı dedin? bir parmak dokunuşu ile hatırlattın oyunda olduğumu sağol, şimdi gidip o koca kırmızı sulu elmadan yiyeceğim oyunu değiştireceğim. kırık kalbimi de şimdilik konsola tıktım mı tamamdır.

endiseliperi dedi ki...

uzuuuun bir yoldan şimdi geldim. bi kendime geleyim.

Buket dedi ki...

oo cumartesi gecesine bir film linki !! hemen bakıyorum!

Buket dedi ki...

ama açılmıyor :(

endiseliperi dedi ki...

"tamam" olduğuna kim, ne zaman karar verecek? işte asıl mesele de bu sanırım, sevgili aze. ne kendimizden, ne hayattan razı olmuyabiliriz. rastlantılar ya da doğa, daha sen cümlenin yarısındayken, "tamam" diye bildirebilir. "tamam" olması hazin bir sonu bildiriyor her durumda.

öpücükler, sevgiler.

endiseliperi dedi ki...

kahveye ben d ebayıldım. ama metal dudağımı yakar diye biraz tereddüt de ettim, leylak dalı. 95 dereceden daha fazlaymış gibi görünüyor o ısı, eğer o oda soğuk olduğundan daha fazla bir dumanı çıkarmıyorsa kahve. o nedenle bana kalırsa, birazcık bekleyelim derim yudum almakta, hafif ılıklaşsın.

baharatlı kurabiye çok güzle olmuş. belki oval forma vermek daha iyi olur kahveye daha kolay banabilmek için. poaça tazeyken tereyağ nedeniyle sanırım, kruvasan dokusu vardı, iyiydi. birazcık tuz lazımmış ama. içindeki peynir sandığım kadar tuzlu değilmiş. tuzlu kurabiye ise tuzlu değil de enikonu tatlı olmuş. ama kıtırlığı güzeldi. günde bir tane kurabiyenin zararı olmazki. dondurucuya koyuyorum ben. ben çok yiyorum kurabiyeyi. normalde fazla yemek yemediğimden hala zayıflığım bir "mesele" imiş gibi söylenir bana.

çünkü siz, kendinizle, kendi sesinizle barış içind ebir insansınız, sevgili leylak dalı. sesinizdeki duygulu tını sizi kendinize karşı utandırmıyordur. ben şiiri yüksek sesle okuyamıyorum. ama sizin gibi mutfakta yemek yaparken bir türkü, şarkı tutturuyorum. arçil nerden de bulup söylerim bu türküleri, şaşırıyor:) çocukluğu, istekte bulunanların isimlerinin okunarak türkülerin çalındığı bayrak radyosu dinleyerek geçmiyor tabii:)

senin sitenden takip ediyorum; antalya enikonu hareketli bir şehir olmaya başlamış. hem bahar da erken geliyor oraya. sizin fotoğrafları görünce antalya'da yaşasaydım bu kadar eve dönük yaşamazdım, diye düşünüyorum.

sitenizde okudum; bir güne ne çok şey sığdırdınız! hep söylüyorum, samimiyetle hayranım size.

sevgiler çok.

endiseliperi dedi ki...

guguk kuşum,
bu gece rüyamda sigarayı bırakıyordum ve müthiş huzurlu hissediyordum kendimi. sabah uyanınca bırakmayı düşündüm. ama kahveyi yapmış bulundum alışkanlıkla. hay aksi, bugün de sigarayı bırakma günü değilmiş:)bana bir sebep lazım, sigarayı bırakmak için.

üzüntüden kaçmak için evet böyle bir bilinç yaratmak ve kırmızı elmanın neşesine kapılmak lazım, guguk kuşu. küçücük bir neşeye çok keyif bağışlamalıyız. konsollarımız tıkış tıkış:)

öpüyorum çok seni, kızları.
kocaman sevgiler.

endiseliperi dedi ki...

buket'ciğim,
akşam son bir enerji ile düzeltmiştim bağlantıyı. umarım izleyebildin filmi. bu üçüncü gece olacak, filmin bir yerinde uyuyakaldığım için hep bir yerinde bırakıyorum. umarım bu akşam bitiririm. yoo, çok güzel bir film de, ben uyumadan az önce karar veriyorum onu açmaya, ondan.

o sitede çok güzel başka filmler var. sen gerçi CD'lerini aldın ama bergman filmleri de var. bir bak istersen, sen d eolmayanları bulabilirsin.

sevgiler, pelin'e öpücükler.

guguk kuşu dedi ki...

işte sana sigara bırakman için bir sebep: eğer sen bırakmazsan ben başlayacağım.

endiseliperi dedi ki...

heh hee:) aman, dur yapma!

yok, kendi sağlığım bile engel olamıyor. eskiden bıraktığımda nasıl bırakmıştım? bırakamayacağımı düşünmek bende bir meydan okuma duygusu yaratıyordu da ondan mı? dış dünya hiçbir kararıma itibar etmiyordu da, böyle bir karar vermemi de engelleyemezsin ya, diye düşünerek mi? buna benzer bir fikir bulmalıyım işte guguk kuşu. işi yokuşa sürdüğümün farkındayım;)

ama yine de senin başlamana engel olacaksam... bir düşüneyim ben bunu ciddi ciddi:)

öpüyorum seni.

MEHMET dedi ki...

Kelime kargaşası telaşı duymadan yağmuru yağdıran, kurabiye ve taze kahve kokusunu kendine özgü(n) yazı ve görsellerle koklatan bir peri klasiği daha...dumanı tüten pazar kahvemin yanına iyi geldi doğrusu, teşekkürler. Çok garip ama basit anlatım içinde zengin, evet, çok zengin ve kaygısız bir kendini ifade edebilme yetisi...
Güzel protest şiir için koç burcunun olmazsa olmaz seçkisi diyelim mi.:)

Peri, sigara konusuna keşke hiç girmeseydiniz. Benim konsolda buram buram tütüyor da, hikâyesini belki bir ara anlatırım.

Haneye selam & sevgiler...

endiseliperi dedi ki...

ah mehmet, çok teşekkür ederim. her zamanki gibi hızlı ama bu sefer çok, çok hızlı yazdım. şu ödev duygusu, rahat huzur bırakmaz bende de ondan. hem tuhaf, özlüyorum burayı, burdaki arkadaşlarımı... çok bağlıyım sanırım buraya.

kaygısız bir ifade... sanırım şundan, yukarda aze'ye da dedim; insan kendinden razı oluyor bir zaman sonra, hayattan olmasa da kendinden razı oluyor. neyse o olmuşsun... görüntün içerde olana denkse ve bundan gocunmuyorsan... yani bir görüntü stratejisine kafa yormuyorsan, kaygısız, olduğu gibi yazıyorsun işte.

bu şiiri koç burcuyla birlikte düşünmek harika olmuş! evet, sansasyonel ve büyük olaylar, sonra ani, hüzünle içe çekilmeler... bravo!:)

sigara hikayesini, hisse çıkarmaya hazır çalışkan öğrenci merakıyla bekliyorum mutlaka:)

bizden de size, sizinkilere selam sevgi.