Perşembe, Ağustos 17


TANIŞMA: EDİP CANSEVER

Adana’da güneş gümbürder, sıcak camlarda zonklar, pencereler ıssız ve dalgalanan tozlu sokakları sıkıntıyla resmeder. 12. yaşımın yazındaydım, sıkıntıdan patlıyordum. Büfeli odada son süt dişlerimden birini çekmeye çalışarak oyalanıyordum. Acıya gelip dayandığında bırakıyordum bir ince sızı ile. Aniden vazgeçtim, ağzımı kapattım, bıraktım kalsın; büfenin altındaki dolaba diktim gözümü. İçinde ağbimin sıkıcı hukuk kitapları olduğunu biliyorum ya yine de açmak istiyorum. Kapak sıkışmış. İnat ettim. Bıçakla kanırtarak açabilirim ama bu zor iş. Bıçak almak için mutfağa giderken salondan geçmem gerek ama orada annem ve konukları var. Hoşgeldiniz diyemem. Nedeni tamamen yabaniliğim. Çok da utangacım galiba. Kaba olmaya karar verip, suratsız, önlerinden hızla mutfağa gidiyorum, mırıltılı sohbetleri kesiliyor, beni izlediklerine eminim. Dönerken elimde bu sefer kocaman bir bıçak var. O dönemde biri üstüme gelecek olsa, hiçbirini sevmediğimi zaten gitmek için gün saydığımı filan söylerdim herhalde sinir bozucu ağlamaklı bir sesle. Ama tüm derdim sevilmekti aslında ve okul birincisi filan olmam da sadece sevilmek istemem yüzündendi.

Bıçağı kapağın altına kaydırıp kapağı kanırtarak açtım. Ne bekliyordum ki, işte sıkıcı, siyah hard cover hukuk kitapları. Tek tek alıp düzenlemeye başladım. Ve onu gördüm! Kalın bir kitabın altına yapışmış, kapaksız, lekeli, incecik sayfalı bir kitapçık. Ağbimin yasak kitaplarıyla birlikte gömülüp çıkarılmış ve sonunda onlar sobada yanarken bu kitapçık burada sıkışıp kalmış. Bir şiir kitabı bu! Diyor ki:" Ben Ruhi Bey nasılım?" Cevabını da veriyor:”iyiyim iyiyim”… ben aslında iyi olmadığını anlıyorum. Tüm şiirleri okuyorum. Müthiş bir yalnızlık ve yabancılaşma hissediyorum. Biraz ağlıyorum, kitaba sarılıyorum galiba. Şairimin adına bakıyorum:
Edip Cansever.

Benden başka kimse tanımaz sanıyordum onu, tek kitabı da şu elimdeki minik kitap!

Ankara‘da Hukuk Fakültesi’nde aylarca izlemiş beni ilk aşkım. Nihayet konuşmaya karar verdiğinde, iki sınav arasıydı. Ceza Genel sınavından çıkmış öğleden sonraki Kriminoloji sınavına hazırlanıyorduk kahvede. Geçerken durdurdu beni, konuşalım biraz, diye. Yandaki cafe'de beni biraz da korkutarak sınavdaymışım gibi soru yağmuruna tuttu. O soğukkanlı görünüyordu. Çok da ukala. Bakalım hangi şairi seviyor muşum? Deliler gibi ve müthiş romantik, komünist olmaya çalışıyordum o zamanlar ve bu ani soru karşısında, rahat bir cevap verdim:”Nazım Hikmet” "Tamam ama başka?“ diye sorduğunda, tanıdığına ilişkin hiçbir umut beslemeden kalbimin derinliklerinde gizli o ismi söylemiştim soruyu savmak ister gibi: “Edip Cansever…”

Doğru cevaptı. Bu onu benim ilk aşkım yaptı.

22 yorum:

yasemin dedi ki...

hoşgeldiniz diyemezdim ben de :) nasılsın diye soranlara da cevap ver(e)mezdim.

Binnur/Nehir dedi ki...

BEn ise hala sokakta bir tanıdık görsem uzaktan, hani şu yapmacıklı "nasılsınız?" tavrını takınma zorunluluğundan kaçmak için görmemezlikten geliyorum. Açı iyiyse tabi.

Geçen gün çok uzun zamandan beri aramadığım bir kaç arkadaşımı aradım. NEden bilmem.
GEce biterken konuştuğum insanları iki kategoriye ayırmış olduğumu gördüm.

Yanlarında kendimi daha raht hissettiğim, ben olduğum insanlar

ve

BEn olamadığım, ekstra enerjik ve tatlı konuştuğum insanlar.

Her iki gruptaki insanlara da saygım ve sevgim var aslında... Ama bundan sonra daha sık görüşecegim insanların kim olduğunu biliyorum artık...Diğer gruptakilerle demek zannettiğim kadar frekansım tutmuyormuş. O halde zorlamanın gereği yok. Rol kesmekten iyidir, (bir daha pek de) konuşmamak.

Binnur/Nehir dedi ki...

Niye yazdımsa yukarıdaki yorumu.
Ucundan kıyısından demek istedigim, kaçındığın şey sahtelik olsa gerek o zaman.

endiseliperi dedi ki...

arkadaşlar görülen o ki hepimiz sosyofobiğiz, yabaniyiz,tutuk adamlarız, kendiliğinden bir sohbeti sürdürmek için o hassas duyargalarımızın hepsinin güven içinde olması lazım, her durum için uykumuz kaçıp 50 olasılık düşünüyoruz kafamızda, karşımızdaki, hayat böyle, diyip mis gibi uyurken biz bi dandik merhabanın 48 olasılıklı hesabını yapıp uykularımızı kaçırıyoruz.

binnur ayrıca ben şöyle yapıyordum eğer bir süre merhabalaşmış ve 2. bir cümleyi kurmamışsam, merhabayı da kesmeyi başlıyordum. (şimdi bir kuru merhabayı lütfettiğim tek allahın kulu kalmadı ya,:)))

boyraz dedi ki...

adana'ya geldiğinizde zamanınız olurda görüşebilirsek sevinirim..

metin-thePoor dedi ki...

En şair abimizdin sen Edip Cansever!
Masa da masaymış ha...

celerone dedi ki...

Gülümsedim okurken. Demek doğru cevaptı. Hangi şairler yanlış olurdu diye düşündüm. Hemen sayıverdim birkaç isim :)
Selamlar,

zeynep dedi ki...

:)

..Örneğin rakı içiyoruz, içimize bir karanfil düşüyor gibi
Bir ağaç işliyor tıkır tıkır yanımızda
Midemdi aklımdı şu kadarcık kalıyor.

ah edip cansever...
şimdilerde cıkmıyor oyle sairler...

guzel haftasonları.

Binnur/Nehir dedi ki...

Sanırım internet içine bu kadar dalmamız da dediğnin bir göstergesi peri :)

Aslında ben dost canlısıyımdır, ancak hem üniversite de , hem de en son çalıştığım yerde tam 3'er yıl kimselere pas vermedim. Son caçıştıgım yerde 2, üniversitede 1 yıl kaldı bana harcamıs oldugum 3er yıl için pişmanlık duymak adına.
Net'i biraz da bunun için seviyorum. Yazılanları okuyorum, tüm içten gelen iç dökmelerini, ve istersem bir günde okuyorum o yaarı tarafından belki de 1 yılda yazılmış şeyleri, ve daha hızlı bir karar verebiliyorum kimi kendime "yaren" sececegim konunda.
Aslında kimileri belki kendilerinii klavye arkasında daha iyi saklamayı basarıyor olabilir, ama ben satır aralarına güveniyorum.
Ayrıca bir de suna karar verdim.
25 yıllık bir dostlugum bir kac günde bitti. Suçlamalar ve değişmiş oldugumuza dair inanclarla. Bu durumda 25 yılımı vermis oldugum gercegine olan sevincim, bitmisligine olan üzüntümden fazla.
Polyanacılık oynamıyorum. Sadece kabulleniyorum.
25 yıl icinde cok güzel paylasımlar yasamıstık.
Bana deselerdi ki 36'ya geldiginde bu işilşki kalp kırıklıgı ile bitecek. Başlamaz mıydım?
yine başlardım.
Bu durumdainternette tanıdığımı sandıgım insanşarı gercekten tanımadıgım cıkarsa bir gün ortaya, ve işler bozulursa, sanırım yine aynı mantıgı güdecegim.
Ses tonunu bile bilmedigim bir insan beni şaşırtmış çok mu, çocukluğunun özünü bildigim bir insan şaşırttıktan sonra :)
Seninle konusmayı seviyorum.
Net ortamından sevdiğim bir kaç kişisiniz, yalnızca bir kaç.
BEni hayal kırıklıgına yine de ugratmayın ama :):):)

Adsız dedi ki...

Merhaba
günlügünüzü yeni keşfettim, okumaktan çok keyif aldım. Sanırım bu keyifte aynı yazarları sevmemizin de payı var.
Anlattıklarınız, anlatma şekliniz bana çok tanıdık geldi ve çok mutlu oldum sanal da olsa sizi tanıdığıma.
sadece bunu söylemek istedim.

Sevgilerle...

Bekir L. Yildirim dedi ki...

Merhaba Endiseliperi Hanim,

Istanbul'a tasiniginizi bir sure once saniyorum Metin bey'in ord ogrenmis "hosgeldin denecek" yapilacakla listeme koymustum epe once ve o notun akibeti de listemdek digerleri gibi oldu. Neyse gec iolsun guc olmain degilmi? hos geldiniz. Hos ben de Istanbul'un henu yabancis sayilirim, 25 sene aradan sonra iki kusu yldior burdayim ama disariya pe az ciktigim icin fazla yararl tavsiylerde bulunamayacagim. Trafigi zaten ogrenmissinizdir simdiye kadar. Hos ben hala ogrenemedimya, ayri mesele :) Gene de adet yerini bulsun babindan, ozel ilgi alanim olan yemek konusunda bir tvsiye. Kesfedip hosuma giden birkac lokanta: Uskudar'da Kanaat lokantasi, Kadikoy'de Cia, ve Levent'te (1. Levent herhalde) Gelik. Bir de Cengelkoy'de canli muzikli bir cadir lokantasi vardi ama ismi aklima gelmiyor.

Umid ederim butun aileniz Itanbul'a alismistir. Bu arada Tina ne oldu? Hala sizinlemi, uygun bir ev buldunuzmu? Istanbul tecubenizin mutlu ve dop dolu olmasini dilerim.
Selam, saygi ve muhabbetlerimle

endiseliperi dedi ki...

merhabalar,
adana'dan döneli 3-4 gün oluyor ama yoğun olarak evle ilgilendiğim için hiç vaktim yok yazmaya. arçil'in okula kayıt sorunu vardı, bu sabah onu hallettim, çok rahatladım. bir kendime geleyim, her şeyi anlatırım. hepinize çok teşekkür ederim.

metin-thePoor dedi ki...

Hmmm! Endişeli Peri Hanım dönmüş! Hem de bunu buraya hergün uğradığım halde Bekir Bey'in yazlığında öğrenmiş bulunuyorum. Bi de üstelik yazışmalarında geçen konular da tam bugünlerde yazmak istediğim şeylerle ilgili çıkmasın mı! Ne hoş tesadüf bu böyle!

Hoşgeldi Endişeli Peri Hanım. Sevindirdi fakiri şimdiden!
Yokluğu iyi olmamıştı zaten. Hiç.

sardunya dedi ki...

Endişeli Periciğim, isminin beni cezbetmesi bir yana Adananın o yapış yapış bir o kadar da insanı sosyalliğin kilometrelerce ötesine fırlatacak kadar kavuran sıcaklarını o kadar iyi bilirim ki. Ben de Ece Ayhan'ı tanımıştım o sıcakların verdi antisosyalleik sayesinde. İyi ki sıcakmış.

endiseliperi dedi ki...

sevgili sardunya hanım,
sıcak mı sosyalleşmeyi engelleyip kitaplara düşkünleştiriyor insanı, dersiniz? ben hep kendi yabaniliğim sanmıştım. hımm çok mantıklı...

sardunya en sevdiğim çiçeklerden biridir. bir sürü nedeni var. sizin isminiz de çok, çok hoş bu nedenle:)))
sevgilerimle.

endiseliperi dedi ki...

merhaba metin bey,
evet döndük ve yapılacaklar listemizdeki işleri bir bir ve mükemmel olarak hallediyoruz. aferin bize! yıldızlı peki!
ama işte bu yıldızlı pekileri almak için çok çalışmak, hiç kaytarmamak lazım. o nedenle işimin başına dönüyorum derhal.
hoşçakalın.

asliberry dedi ki...

Adam yaşama sevinci içinde
Masaya anahtarlarını koydu
Bakır kaseye çiçekleri koydu
Sütünü yumurtasını koydu
Pencereden gelen ışığı koydu
Bisiklet sesini çıkrık sesini
Ekmeğin havanın yumuşaklığını koydu
Adam masaya
Aklında olup bitenleri koydu
Ne yapmak istiyordu hayatta
İşte onu koydu
Kimi seviyordu kimi sevmiyordu
Adam masaya onları da koydu
Üç kere üç dokuz ederdi
Adam koydu masaya dokuzu
Pencere yanındaydı gökyüzü yanında
Uzandı masaya sonsuzu koydu
Bir bira içmek istiyordu kaç gündür
Masaya biranın dökülüşünü koydu
Uykusunu koydu uyanıklığını koydu
Tokluğunu açlığını koydu.
Masa da masaymış ha
Bana mısın demedi bu kadar yüke
Bir iki sallandı durdu
Adam ha babam koyuyordu.
E.C.

Bekir L. Yildirim dedi ki...

Hmm, bu "masa da masaymis ha" siirini ergenlik caginda iken ablamdan dionleyerek ezberlemistim ama Metin Bey ve bir diger yorumcu soleyene kadar Edip Cansever'e ait oldugunu bilmezdim. Eminim siire merakli oldugum yillarda -evet gene genclik yillari! (hersey o zamanmi oluyor ne?) eminim bircok siirlerini okumusumdur ama hatirimda baska yok; belki var da ona ait oldugunu bilmiyorum.

Neyse sadede geleyim. Tekrar hos geldiniz. Bloguma biraktiginiz nazik mesaj ve loby faaliyet icin tesekkurler :) Ince ruhlu bir kisilik reklamci olursa boyle olur herhalde :)

Ben de aslinda Istanbul'un tamami ile yabancisi degil idim ama simdi'ki haliyle sudan cikmis balik vaziyetindeyim. Her ne kadar benimkine benzer sosyal fobiniz, inzivada komfor bulma egliminiz varsa da icimde tekrar intibakta hic te zorluk cekmeyeceginiz hissi var. Benim icin Istanbul ilk tercih degildi aslinda Turkiye'ye donerken dusuncem, soyle Bati'da bir yerde sehirden fazla uzak olmayan bi yerde, bir ciftlik evi alip sokak hayvanlari beslemekti ama evdeki hesap gene carsiya uymadi.

Hayvanlardan acilmisken Tina icin kullandiginiz reklamcilik kaabiliyetiniz etkileyici ama, maalesef durstlugunuz aleyhinize calisiyor ( "laikci entellektuel"i anladik ta "durust reklamci" oxymoronmudur Metin Bey?). Sizin benim onlara hassasiyetimi bildiginiz kadar bende sizin Tina'yi sokaga atmaya, ya da kotu sartlarda yasamaya mahkum etmeyeceginizi biliyorum. Iste bu notrallestrici!

Walla Peri Hanim, eger her yurekler yaralayan hikayesini kucuk dostu evime alacak olsa idim simdiye evim Turkiye'nin en buyuk barinagi olurdu. Her gun degisik mail guplarindan gelen iletilerde onlain onlarcasinin trajik hayatlari anlatiliyor; yardim eli isteniyor. Cogunu artik okumuyorum bile; Lubnan'daki katliam fotograflarna da bakamadigim gibi;ikisi de ayni sey hani...

Yavrucagim Danny'yi kabettiktn sonra bir yerlere koydugum ilanima hala cevaplar geliyor; zatan Kader, Kismet ve Bulut'ta karsima cikan ilk uc yavrucak. Bir tane ariyordum, uc oldu. Bunlarla bas etmek dahi zor benim sartlarimda; gonlumde yer var ama evimde kalmadi maalesef. Bizim aptal veteriner Kismet'in bir gozumu kor etti. Tatile gittigimde de Kader'in bir ayagini topal etmis ne yapti ise. Allah'a sukur simdi daha iyi.

Manazara- umumiye boyle.. Siz reklamciluik hunerlerinzi kullanmaya devam edebilirsiniz, bu vesile ile sizin gibi duygu zenginligi olan bir insanla sohbet etmis olurum fakat Tina ve biz icin ancak gonul birlikteligi gorunuyor falimda.

Selam, saygi ve muhabbetlerimle

metin-thePoor dedi ki...

Endişeli Peri Hanım benim yazlığa uğramaya niyetli görünmüyor nedense -bi haller oldu evini taşıyınca! Olsun, ben gelirim o halde!

Bekir Beyciğim,

"Dürüst reklamcı" bence evet, oxymorondur! Endişeli Peri Hanım ve bana gelince, bence bizim sadece "dışımız" reklamcı! Aristo Bey'in kulaklarını çınlatacağım ama, ben kendi adıma "reklamcı olmayan reklamcı"yım. Peri Hanım'ın da öyle olduğundan eminim.

Böyle olunca da, biz bu oxymoron halinden yırtıyoruz!

(Peri Hanım, sizin adınıza konuşma yetkisi almadan konuştum. Bağışlarsınız değil mi?)

endiseliperi dedi ki...

bekir bey,
ben hele hele ikili ilişkilerde çok da çiğ gelebilecek kadar dürüst biriyim ve sözde gerçeği bulmak ve ne olursa olsun onu sahiplenmek gerektiğine inanırım. ama aslında ne gücüm yeter buna ne de sinir sitemim.

hukuk fakültesini seçmemin ilk nedeni, kendimde gördüğüm en temel şeyin adalet duygusu olmasıydı ama bunun için gerekli analitik düşüncenin soğukkanlılığı yok bende. en zoru insanın kendini tanıması ve en acısı da insanın aslında başka biri olduğunu farketmesi.

bu kadar sözü şunun için ediyorum:
evet, metin bey doğru söylüyor ama ben nasıl desem,reklamcılığın şeytansı yanına da hayranım. marketteki hanımın elinin insiyaki olarak reklamını yaptığım ürüne gitmesi, bana şeytansı bir haz verir. Baudrillard'ın dediği gibi "dünya çılgın bir seyir aldığında çılgın bir bakış açısı geliştirmelisiniz." (bunu siyasi anlamda düşünmeyin ve yargılamayın)birbirinden pek de farklı olmayan o ürünler benim mesleki dürüstlüğümü gösteremez ama o hanımın benim ürünümü alması mesleki bir başarıdır ve ama aldığım haz masum değil, şeytancadır.

peki bunları neden dedim?
tina yarı yarıya sizin kediniz sayılır artık, demek için. kader, kısmet ve bulut TİNA ile 2. sınıf hollywood filmlerinin havailiğine kavuşacak, ortam şenlenecek, hepimiz mutlu olacağız.

ayrıca lübnan fotoğraflarına bakamamanızı çok iyi anlıyorum. okuduğum kitapta buna ilişkin bir bölüm vardı, bulursam yazarım, belki daha iyi değerlendirirsiniz kendinizi böylece.

hoşçakalın.

Bekir L. Yildirim dedi ki...

Endiseli Peri Hanim,

Iki yazlikta devam ettigi icin artik, orda soylediklerimi burda tekrar etmemey calisacagim; ne yapalim bizim mussese sinek avliyor..Bir reklamci yardimi almadan da gelecek pek palak gorunmuyor :(

Samimiyet, durustluk bir erdem idi benim bildigim zamanlarda, ama onun da modasi da gecmis olabilir diger bircok erdem bildigimiz vasiflar gibi; emin degilim.

Kisisel iliskilerde ben de herhalde ayni poltikayi benimserim ama hayat tecubelerim sonucu olarak insanlarla duygularimi palasmada epeyce ihtiyatliyimdir; ya da oyle saniyorum. Ama davranislarimin diger insanlarca dogru anlasilmasina onem verdigim icin, onlari doguran halet-i ruhiyeyi tanimlamaya calisirim. adeta bunu borc bilirim ve b sekilde zaman zaman kendi psiko-analizimi yaptigim olur simdi yaptigim gibi.

Ne guzel sizler ogrenim dallarinizi bilincl olarak secmissiniz. Benim zamanimda universitey girs sistemi buna fazla imkan vermiyordu. Bir iki puan fazla veya az alsa idim buyuik ihtimalle simdi Dr. Yildirim'la sohbet ediyor olacaktiniz. Kedime serum takilirken bakmaya cesareti olmayan bendenizi docto olarak hayal dahi edemiyorum.

Dunyaya bir gelis gayem olduguna hep inanmisimdir; bir de ne oldugunu bulsam bi super olacak. Hicbir istasyonda fazla kalmadim, he[p hakikatin bulundugum yerin disinda bir yerde oldugunu dusundum. En azindan bu arayi icerisindeyim sizin gibi; o zaman variz herhalde.

Reklamciligin bir cesit insanlari kontrol mekanzmasi olarak gorup bundan bir haz duymanizi fazla narsisist veya guc duskunu bir tavir olarak dusunmuyorum; bunun masumane veya "seytani" olyusunu herhalde bu kontrolu kullanis gayenmiz belirler. Eminimki "mesleki basari" sayilacagi halde gerek siz gerek Metin Bey'in ahlaki sbeplerle tevessul etmeyeceginiz reklamcilik turleri vardir. Ben kedilerimi cagirdigimda hepsi birden geldiginde, ya da hepsi birden manasiz, vucut hareketlerimi adeta Maradona'nin gol atisini seyreder gibi gozleri faltasi gibi acik seyrettiklerinde de kendimi guclu hissediyorum. ve tam tersi.

benim Lubnan fotograflarindan bahsetme sebebim bana gelen veya Tv'lerde, sitelerde gordugum duydugum hayvanlarin acikli halleri ile insanlarinki arsinda baglanti kurmak icindi. Bazi insanlar insaflarini sadece insanlala sinirlamayi basarabiliyorlar; ben yapamiyorum. Hayvan sevgisi, insan sevgisini kontrol eden farkli bolumler yok kalbimde veya beynimde. Duygular ayni merkezce kontrol ediliyor; magduriyet, mazlumiyet, cekilen aci derecesi belirliyor oncelik sirasini. Onun icin Yesilkoy'de hayvanlara iskence edip video'ya ceken sapik ve Ebu Garip'te Sadistik sapikliklarini video'ya ceken coniler ve coanlara tepkim birbirine cok yakin. Aradaki fark birine sapik deniyor; digerine ne denildigi konusana gore degisiyor. Salman Rustu'nun Seytan Ayetleri kitabndaki kahraman ruyasinda konusurken "onlarda tasvir gucu vardir; onlar bizi tasvir ederler ve biz de boyun egeriz" der. Reklamcilik (cok genis manada kullaniyorum- indoktrinasyon, beyin kontrolunu de kapsayarak) atik en guclu silah haline gelmis durumda. Sesi cok cikan guclu oluyor ve guc te hakli kiliyor.

Peki ben butun bunlari neden yazdim. Ha buldum: Tabiiki Tina benim olsun, butun kucuk dostlarim gibi ama benim gonlumde ve sizin fiziksel mekaninzda ikame etmeye devam etsin demek icin. Eminim cikaracaksiniz baglantiyi dusundugunuzde :)

Selam, saygi ve muhabbetlerimle

Bekir L. Yildirim dedi ki...

Endiseli Peri Hanim,

Mesajiniz icin tesekkurler. Ksrdesinizi bu sekilde kaybetmenize cok uzuldum. Allah rahmet eylesin. Sizin bahsettiginiz bu turlu dayanilmaz derecede acili sahneleri goz unune getirmek istemiyisiniz tabiiki bir korunma refleksi; vucut icin oldugu gibi ruh icin de otmatiklesmis korunma tepkileri var saniyorum. Biryerlerde acinin bir ust siniri oldugunu duymustum. Yani tahayyul edebilecegimiz kucuk bir aci ile onun diyelimki yuz misli derecde aci vercegini dusundugumuz bir etki aslinda yuz misli aci uretmezmis. Allah bu durumlar icin canlilara bir maximum aci siniri koymus ve o tavan ulasildiginda ya sok hali ya irade kaybi olusurmus. Saniyorum bunu Discovery Channel'da bir geyigin birkac sirtlan tarafindan parcalanisin gosterirken vermislerdi. Tahmin ediyorum yurek acisi icin de durum cok farkli degildir. Lubnan'da Filistin'de butun aile fertlerini, evini barkini kaybetmis insanlari gordugumde boyle olabilecegini dusnerek teselli bulmaya calisiyorum; bu da benim korunma mekanizmalarimdan biri olabilir. Artik National Geographic, Discovery, Samanyolu gibi kanallardaki av sahnelerini dahi seyredemiyorum, birakin Lubnasn resimlerini.

Samimiyet ve incinme baglantisi konusndaki dusuncelerinizi de anliyorum. Ama musadenizle bana sizin samimi olsunlar ama incitici olmasinlar standardina ulasmak biraz zor gibi geliyor; samimi, acik sozluk tabiati ile zaman zaman ncitici olmak zorunda degilmi?

Tina'ma iyi baktiginiz icin tesekkurler! :) Benim butun kiyafetlerim gibi nerdeyse evdeki butun esyalaimin uzerinde Danny'den hatirlar vardi zaten; simdi renk renk yenileri eklendi. Benim gibi, kirk yilin basi evime gelenlerde artik kaniksadi. Bekleyin siz de alisirsiniz. Ne guzel gittiginz her yere ondan hatira goturmek degilmi? Bu arada Tina'nin bir resmini ya buralara koysaniz ya bana gonderseniz. Ben bizim cocuklarin resmini cekemeden kocaman adam olacaklar bu gudisle; ama melek Danny'nin cok resimleri var; buldugumda sayfama koyacagim birkacini.

Selam, saygi ve muhabbetlerimle