Pazartesi, Ekim 9

HAYRANIYIZ: Corto Maltese-Hugo Pratt
"Muzip şeytanlarca saklanan hazine kesinlikle var ve sorularımızla yanıtlarımızın labirentleri arasında bulunması mümkün olmuyor..."
Corto Maltese

Hugo Pratt demek, Corto Maltese demektir. Hugo Pratt, o güzelim rahat çizgisiyle yaratıp, hikayesini yazdığı muhteşem Corto Maltese ile kendini anlatır; kendiyle hesaplaşmasını Corto'nun alaycı, küstah yüzünün arkasında devam ettirir.

Corto sanki yaşayabilmesi için zorlu serüvenlerden geçmesi gereken biridir. Daha 10 yaşındayken, annesinin arkadaşı el falına bakarken talih çizgisinin olmadığını farkeder. Corto hiç aldırmaz buna; babasının usturasını alıp avucunda uzun ve derin bir talih çizgisi çeker.

“corto maltese, çin'de ilk kez 1900 yazında, ülke boxerlar savaşı ile (haziran - ağustos 1900) çalkalanırken bulunur. ilk savaş başarısını bir topu kullanamaz hale getirerek gösterir. 13 yaşındadır 1904 yılının sonuna doğru, mançurya'da şubat 1904 'le eylül 1905 arasında yapılan rus - japon savaşı sırasında onunla yine karşılaşırız. o sırada savaş muhabirliği yapan jack london ile dostluk kurar. çarlık ordusundan kaçmış olan rasputin'le de ilk kez karşılaşır. onunla birlikte afrika'ya gitmek üzere gemiye biner, etiyopya'da altın arayacaklardır. ama gemide bir ayaklanma meydana gelir. iki gencin varabildiği yer arjantin olur.

Yaratıcısı Hugo Pratt için de Arjantin’in önemi çok büyüktür:”… Uzun süren Arjantin deneyimim sonunda artık coşkunluk ve içtenlik dolu bir üslubu geride bırakmıştım, olayları göreceli kılabiliyor, sergileyebiliyordum. Avrupa’ya dönüş gençlik heyecanlarının ve düşlerinin sona ermesine denk düşüyordu. Arjantin beni olgunlaştırmıştı.” der Hugo Pratt.

1905 yılında patagonya'dayız. corto'yla rasputin birleşik devletler 'de aranan ünlü kanun kaçakları bucth cassidy, sundance kid ve etta place ile tanışırlar. 1907'de corto italya'da, ancôna'dadır. orada cugaşvili adlı biriyle tanışır. adı geçen o zamanlar bir otelde geceleri bekçilik yapmakta olan geleceğin stalin'dir. bu dostluk sayesinde corto, 14 yıl sonra semerkand'ın altın evinde bir belayı ucuz atlatacaktır.”

Corto, “Semerkant’taki Altın Yaldızlı Ev”albümünde, Türkiye’den geçer. Belki Hugo Pratt’in anneannesinin Türk olmasında bunda etkisi vardır. İnce alaycılığı ile Enver Paşa’yı kızdırır. Rasputin'e Enver Paşa'yı anlatırken şöyle der: "O bir romantiktir. Enver paşa söylendiği gibi tahtını kaybetti... Hasmına, Türkiye'nin’yeni başkanı Kemal paşa’ya karşı kaybetti… ki eskiden belki de dostuydu… Enver paşa kendisi Türkiye’nin başkanı olmak için Bolşevik Rusya’nın desteğine güveniyordu, ama bu yürümedi. Ruslar, Enver’i kırgınlığa boğarak Kemal’i ona tercih ettiler… Enver’de son bir çabayla, Millerler Cemiyeti tarafından tanınacak büyük bir Hazar-Kafkas Federasyonu oluşturmak için Türk-İslam toplulukları biraraya getirmeye çalıştı… Bunu başaramayacak… Dendiği gibi, gemi batarken yüzmeyi öğrenmek gerekir…”

Dudağından sigarası düşmeyen, uzun favorili, yakışıklı Corto’nun bilinen tek adresi Hong Kong’ta. Orada, hırsızlar ve güzel kadınlarla dolu bir mahallede oturur. Dünyanın bütün denizlerinde romantik serüvenlere kulaç atar ve son olarak 1936 İspanya iç savaşına katılır. 1941'de Cush, çöl akrepleri 'nde şöyle diyecektir: "görünüşe bakılırsa ispanyol iç savaşı sırasında kayboldu" ama kaybolmak ölmek değildir. zaten corto da ispanyol iç savaşı sırasında ölmüş değildir. bu hugo pratt'ın arzusudur. sayısız söyleşisinde birçok kez dile getirilmiş bir arzu. okuyucuya daha başında bundan kuşku duyabilir. zira "bir tuz denizi şarkısı"nın girişinde 1965 tarihli bir mektupta zikredilen pandora 'nın bir mektubu vardır. buradan da anlaşılır ki corto yaşamaktadır. pandora, corto'yu tarao'nun ölümüyle beli bükülmüş, "bahçede tek başına, gözlerinin feri kaçmış, yüzü koca denize dönük" otururken anlatır.
1984 yılında, Corto Maltese ile birarada anılmaya başlanmış, dünyanın en tanınmış çizerlerinden biri olmuştur Hugo Pratt. Son ikametgahı, Lozan yakınlarında satın aldığı kocaman bir evdir. Ev, 35 bin kitaptan oluşan kütüphanesini her odasına belli bir konuda kitaplarını sığdırabilmesine yetecek kadar büyüktür.

"her şeyin elektronik olduğu her şeyin ince ince hesaplandığı ve sanayileştiği bir dünyada corto maltese gibi birinin yeri yoktur" der Pratt 1980 yılında. Kendisi öldüğünde ise yıl 1995’tir. Onu çok seven Umberto Eco, “Hugo Pratt öldü ama bize Corto’yu bıraktı” diyecektir.

Corto, sen git gidebildiğin kadar!
İnce çapkın gülüşün, tehlikeyi tartan kısık gözlerin,
her zorlu sınavda doğruyu sezişin ve
dostlarının yanında yer almayı tercih edişinle, sonsuza kadar kalbimdesin.




Alıntılar: Hugo Pratt'in, Corto Maltese serisinden, "Bir Tuz Denizi" adı ile Dost Yayınevi tarafından yayınlanan albümünden.

11 yorum:

asliberry dedi ki...

Yazdıklarım kayboluyor, sayfanda sorun mu var?
Diyordum ki, bu albüm Mehmet'e iyi bir yılbaşı hediyesi olur.
Anlattıklarından Mehmet'in çok seveceğini hissettim.

kalemzede dedi ki...

öncelikle teşekkür ederim, adını bile duymadığım bir yazar ve son derece ilginç bir çizgi karakterle tanıştırdığınız için. gezindiğim bir iki sitede okuduklarım, biraz da okuma yönelimlerim nedeniyle olsa gerek, işkillenmeme sebep oldu. fakat belirtmeliyim ki, üstünkörü bir gezintiydi benimkisi, derinliğine kurcalamış değilim yazarı ve karakteri. yine de sorularım var.

Corto'nun maceralarının Pratt'ın yaşadığı yıllarla hiç kesişmemesi ve bilhassa 1900-1920 arasında yaşanmış olması enteresan. Ayrıca, neden "Semerkand" değil de bir başka eseri Türkçeye çevrilmiş -ya da o da çevrildi mi? Anladığım kadarıyla, "Semerkand" haylice siyasi ve kültürel malzeme içeriyor bizim coğrafyamıza ve tarihimize dair, ve sanırım, bir miktar da "sakıncalı": Kürtler, Türkler, Ermeniler, soykırım, Enver, Mustafa Kemal... Bu konulardaki bilgilerini nereden edinmiş? "Doğu seyahati"ne neden yönelmiş, bunun özellikle on dokuzuncu yüzyıl sonu ve yirminci yüzyıl başlarında yaygınlaşan "oryantalist seyyahlar" ile bir bağlantısı bulunabilir mi? Beni asıl şaşırtan, bu tür bir maceracının çizgisel olması, daha önce hiç karşılaşmadım bir çizgi-seyyahla, eğer hakikaten ilkse son derece ilginç ve araştırılmaya değer bir husus. Corto'nun bütün maceraları 1900-1920 arasında geçiyor, bunun rastgele bir seçim olmadığı hissine kapılıyorum şiddetle, bir iş var bunda! Wikipedia da "The character embodies the author's skepticism of national, ideological, and religious assertions" demiş zaten...

bir yerlerde yine söylemiştim, bilhassa yirminci yüzyılın başında, avrupa-berisi coğrafyalara ve kültürlere ilgi haylice kesifti. yığınla folklorik malzeme derlendi, devşirildi bu dönemde. orhun yazıtlarını bile bu seyyah maceraperestler ve işgüzar oryantalistler bulmuştu, hatta haminnelerimizin masallarını, ceddimizin destanlarını bile onlar derlemişti. 196o'lı yıllarda çizgi roman okuruna ne haller olmuştu da Corto bu denli şöhret kazanmıştı? yayımlandığı dönem ile anlatı dönemi arasındaki bu zaman farkı ayrıca ilgimi çekiyor.

tamam, peki.. çapkın, zeki, akıllı ve vefalı -ve sanırım yakışıklı da- biri.. anladım.. ama işkillendim ben bu adamdan.. Kelt ellerinden gelip Semerkand'dan geçen ve hızını alamayıp ta Sibirya gurbetine varan bu adam kimin nesi... Bir de, en sevdiği kitap More'un Utopia'sıymış, ama bir türlü son sayfasına varamamış, hay allah!

biliyorsunuzdur gerçi ama olsun -sonuncusu hayli ilginç geldi bana:

http://en.wikipedia.org/wiki/Corto_Maltese

http://home.c2i.net/tzara/pratt/index.html

http://northerniraq.info/blog/?p=82

asliberry dedi ki...

Peri iyi misin? Neredesin?

Bekir L. Yildirim dedi ki...

Gene adini duyduysam bile ac susuz , uykusuz ve hasta olarak hairlamam imkanisiz bir gavur bulmussunuZ Pweri Hanim. Soyle tanidik birini bulun da Metin Bey'in ara sira yaptigi gibi, bizde "oh cok avant garde" falan diyelim yani dimi?

Aslinda birkac gun aradan sonra epeydir ihmal ettigim mekanlara bir selamlama turu yapiyorum o kadar, simdi kendiminkine gidip S.A. demem lazim. Gorusuruz Insha-Allah. Ha brde akilama biraz once siz gelmistiniz saniyorum boncuk gozl kadife hanim'in boguna ugradigimda "wordpress). Sadece kedisever oldugunu ve sizin kendisine yardiminiz dokunabilecegi intibasi ednecek kada kalabildim. Firsatiniz oldugunda br ugrayin,ilginc bulursunuz sanirim. Size doyum olmaz simdi kaciim.. daha gidilecek yerim cok..

Bekir L. Yildirim dedi ki...

Ah ollamaz gene hem isminizi katletmis Peri Hanim, hem de "Metin Bey'in yaptigi gibi"yi cifte manali vaziyette birtakmisim. Tabiiki niyetim "Metin Bey ara sira bildigim adamlari da koyuyordu listelerine" demek manasinda. Kendisinden "oh cok avant garde" laifini hic duymadim.

endiseliperi dedi ki...

Aslı,

Bir süre bilgisayarı açmadım; iyiyim.

Bence hiç fena bir hediye olmaz. En azından yeni bir keşif yapmasını sağlamış olursun ki bu da yabana atılır bir hediye olmadığını gösterir. Dost Yayınevi, benim bildiğim ve bizde olan 10 Corto Maltese albümü yayınladı. Baskısı. Kapak tasarımı da çok hoş. Bence hediye için mükemmel bir seçim. Bak, hediye paketinin açıldığı o anın sevinci ve heyecanıyla doldu bile içim.

Sevgilerimle.

endiseliperi dedi ki...

Kalemzede Bey,
Yeni ilgi alanı ve yeni okuma keyifleri geliştirmenize vesile olabilirsem asıl ben memnun olurum.
Önümüz kış. Yağmurlu soğuk günlerde evde kalıp çizgi roman okumak gibisi yoktur, inanın.

1 tane değil, 10 adet yayınlandı Corto Maltese. Çok doğru olarak belirttiğiniz gibi, Semerkant bizi ilgilendiren siyasi malzemelerle dolu. Ben size Ali Işıngör Bey'in altta vereceğim yazılarını incelemenizi şiddetle öneririm. Ayrıca gerçek bir çizgi roman severi olan Ali Bey, çizgi romanlara yönelik, sevimli, afacan erkek çocuğu bakış açısını da yanına alarak çizgi romanların analizlerini yapıyor burada. Focus dergisinin Mayıs 2005 sayısında da yayımlanan "Serüven Doğudan Yükselir"yazısını okumanızı bilhassa öneririm. Bir fikir vermesi için şu alıntıyı yapmama sanırım izin verir:

"1930'larda Avrupa’da yükselen faşizm ve yavaş yavaş gündeme oturan yeni bir “iddia”, Avrupa’nın çoğu ülkesinden önce, 1928′ de kadınlarına seçme ve seçilme hakkı veren Türklerin çizgi roman dünyasında da medenileşmesini engellemişti. Bu yeni “iddia”, 1915 sözde Ermeni soykırımıydı! 1915 tehciri sonrasında, Ermenilerin Avrupa’ya, ağırlıkla da Fransa’ya göçmelerinden sonra, batılı çizerlerin Ermeni aydınlarıyla ilişkiye geçmesiyle, “soykırım” batılı çizerlerin yeni malzemesi oldu.

Örneğin,
Hugo Pratt; “Semerkant’ın Altın Evi” adlı macerasında, asıl kahraman olan Corto Maltese aracılığı ile İttihat ve Terakkicileri kimi zaman epey sert, kimi zaman deyim yerindeyse ince bir kara mizahla yerer. 1920 İstanbul’unda “Turan öldü” parolasıyla girilen bir odada, İttihat ve Terakki subaylarının Orta Asya içlerindeki Enver Paşa’ya katılmak için yaptıkları toplantıya katılan ve Enver Paşa’nın Pamir Vadisi’nde “Turan ütopyası” uğruna ölümüne tanık olan Corto Maltese, imparatorluğun batışının ince bir eleştirisini yapıyordu. Öte yandan Corto Maltese, “1915 katliamından kurtulmuş” küçük bir Ermeni kızını koruması altına alarak, tavrını Ermenilerden yana koyacaktır."

http://burkinafasafiso.com/category/cizgi-roman/

Ayrıca sizin Enki Bilal/dan çok hoşlanacağınızı tahmin ediyorum.
Ben ilk yayınlandığında okuduğum -ki 6-7 yıl oldu sanırım- Av Partisi albümünden çok etkileneceğinize kalıbımı basarım. Bilgi edinmek için şuraya da uğrayabilirsiniz:

http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=enki+bilal&nr=y&pt=bilal+enki

Oldu olacak, benim daha sonra yazmayı planladığım Martin Mystere'ı da anmadan ve önermeden geçmeyelim. Çok beğeneceksiniz. Birkaç yayınevinden değişik seriler halinde devam ediyor. İlgilenirseniz ben size daha sonra, seçmeniz gereken seriyi söylerim.

Benim en sevdiğim Corto Maltese değildir aslında. Sonsuza kadar arkadaşım olarak kalbimde olacak tabii, ama gönlümü ona kaptırmış filan değilim:) Ben Ken Parker'ı severim. O da başka bir zamana artık.

Sevgilerimle.

endiseliperi dedi ki...

Ah Bekir Bey Ah!
Boncuk gözlü Kadife Hanım'ın sitesine uğradım ve evet çok haklısınız beni çok ilgilendiriyor. "Yine benden hızlı davranmış birileri!" diye azıcık kıskançlık krizi geçirdikten sonra, kötülüklerin hepsine aşina olan ammavelakin iyi bir insan olma şuuru geliştirmiş bir insan olarak "Aferin onlara!" dedim ve onlara yoruma muhtaç rüyalarımı düşünmeye başladım:)

Çok geçmiş olsun Bekir Bey. Sonbaharın gel git havası bir yandan, Ramazan ayı diğer taraftan sizi güçsüz düşürdü demek. Kendinize çok dikkat edin lütfen.
Bu arada sanırım ki bilginiz vardır ve dikkatsizliğim ndedniyle gülünç duruma düşeceğim belki ama aşağıdaki adres, dört ayaklı dostlarımız için kampanya başlatmış olan sevgili Oya Hanım'a ait. Kendisi nefis yemek tarifleri, nüktedan tarzı ile benim beğenerek takip ettiğim bir site.

http://kedilimutfaklar.blogspot.com/2006/08/drt-ayakl-dostlarmza-yardm-projem.html

sevgilerimle.

Bekir dedi ki...

Peri Hanim,

tesekkurler oya Hanim'in adresi icin; bilmiyiordum. Simdi gittim uzun uzun yorum yaptim; ama blogger efendi beni tanimiyormus kabul etmedi. Bu ilk te degil; bayagi sinir bozucu. Mecburmuyum simdi ben bu anmcalardan ev kiralamaya her zaman birilerin selam verme istedigimde? Ben adini yazarak kendi sanal mekanin dahi kendisi almamis, bir dost tarafindan basina sailmis biriyim allah askina!

Guzel dilekleriniz, tavsiyeleriniz icin tesekkurler. Simdi yuzde 18.43 daha iyiyim.

selam, saygi ve muhabbetle

endiseliperi dedi ki...

Bekir Bey,
Buralarda anonim olarak ya da uydurma bir isimle öyle kaba, incitici yorumlar da gelebiliyor ki, blog sahipleri kendilerine en uygun fren sistemini devreye sokmak zorunda kalıyorlar. Oya Hanım da bu nedenle blogger efendiye izin vermiştir; başka nedeni yoktur.

Yazıp gönderememenize üzüldüm.
Dilerseniz yazıyı bana gönderin ben sizin adınıza göndereyeim ya da mail olarak gönderin, derim.

Çünkü aslında ben size daha önce verecektim Oya Hanım'ın adresini ama unutmuşum. Vesile oldu. Kalemi kuvvetli, zekası işlek kendisi şirin bir hanımefendidir.

Ben çok severim yazılarını ama yorum bırakmadım hiç. Neden bilmem bazı kapılarda çok utangaç oluyorum.

Hadi, şimdi sinirinizi filan bozmayın hasta hasta blogger efendiye kızıp.

Sevgilerimle.

Bekir L. Yildirim dedi ki...

Tesekkurler Peri Hanim. Simdi ne yazdigiim falan aklimda kalmaiki.en boyleyimdir; en kuvvetli itici gucum provokasyondur. Onun icin siteme bir yazi yaziyim dedigimde o dunyanin en zor isi haline gelir. Oysa sagda solda baskalarinin ifadelerinin olusturdugu etkiyi hemen oracikta ifade ettigimde ortaya cok kolay yazilar cikiyor. Bu gun bir dost iki dakikada karaladigim katledilmis kelimeler dizisini bunu biraz duznleyip sitene yazi olarak koysana dedi. "al basina bela" dedim.

Yok, sinirim felan bozulmadi; Turkiye'de yasiyirum 2 kusu senedir her "yassah hemserim" duyusumda sinirim bozulucak olsa, cocuklarim muruvvetini gormeden giderim dunur! :)

selam, saygi ve muhabbetle

Not: Dunur dediniz de(!) aklima geldi; saniyorum bir iki haftaya bizim cocuklar kisirlastirma operasyonu gecirecekler; bana da onlar kada zor olacak ama...