Pazar, Aralık 17

KİTAP ANI: calvine ve hobbes

arkadaş hayali, hayali arkadaş

Ben bu eve ilk geldiğim zamanlarda, Bora en neşeli kitaplarını ikram ediyordu. Bahardı, solgun perdelerden sızan ışık sarı kareler yapar; rüzgar, açık pencereden, perdeleri ite kaka girer, köşedeki gölgemi bozarak okumakta olduğum Calvin ve Hobbes’ların ışıkla şenlenmesine neden olurdu. Gerçi eğer okusanız şenlenmek için ışığa filan ihtiyaç duyulmayacağınızı anlardınız.



Calvin ve Hobbes (işbu yazının sonraki bölümlerinde kitap C&H, okuyucusu “bana mutluluk deyin” olarak adlandırılacaktır.) kesinlikle sizi gülümsetecek kitaplardan. Calvin 6 yaşında, sıra dışı bir çocuk. Yalnız ve hayal gücünün zengin olması nedeniyle, oyuncak kaplanı Hobbes’u gerçek sanıyor. Hayal zengini yalnızlardan olduğu için çevresindeki dünyayı pek beğenmiyor. Okuldan nefret ediyor. Okulu bir gezegene, sevimli, yaşlı öğretmenini de uzaylı bir canavara benzetiyor. Kendisi de uzay adamı Spiff! Susie adında hoşlandığı bir kız var. O yaşlarda hoşlandığı kızlara eziyet eder ya oğlan çocukları, Calvin de Susie'ye eziyet ediyor doğal olarak. Bu kural büyüyünce de değişmiyor galiba. (Oğlanların, ne kadar çok severse o kadar eziyet etme orantısından bahsediyorum. Ne kadar çok sevildiğimi anlatsam, aklınız şaşar:) Babası ile didişmeleri beni çok güldürüyor. Şimdi ben size C&H’nin ne sevimli kitaplar olduğunu anlatamadım. Haklı nedenlerim var bunun için ve daha sonra söyleyeceğim. Önce detaylı bilgi:




C&H’nin yaratıcısı, Bill Watterson. C&H, 1985 ile 1990 arasında gazetelerde yayınlanmış çizgiroman dizisi ve Watterson 10. yılın sonunda, "yeter!" diyor. Tüm dünyada yayınlanıyor ve çok ünlü. Calvin’in adını, 16. yy’da yaşamış teolog Calvin’den esinlenerek koymuş Watterson. 6 yaşındaki Calvin, zeki, yaratıcı, hayalgücü kuvvetli ve egosantrik bir çocuk. Zeki, ama en kolay matematik problemlerinde bile budalalığa varan anlayışsızlık gösterirken, kelime hazinesinin bu kadar güçlü olması türlü komikliklere neden oluyor.

Hobbes, 17. yy filozoflarından Thomas Hobbes’un adaşı. Başkaları tarafından her ne kadar cansız bir oyuncak gibi görünse de Calvin için canlı olmakla kalmayıp üstelik en yakın arkadaşı. Hobbes, Calvin’e göre daha rasyonel. Başı belaya hiç girmiyor. Paçasını kurtarmanın bir yolunu hep buluyor. Calvin’i kızdırmaktan hoşlanıyor. Onun üstüne aniden atlayıp boğuşmak için Calvin’in okuldan dönmesini bekliyor.
Calvin’in anne babası, bildiğimiz, sıradan orta sınıf Amerikan ebeveyni. İsimlerini bilmiyoruz, çünkü onlar sadece Calvin’in anne ve babası. Babası avukat, sanıyorum. Annesi ev hanımı.
Watterson, C&H çizimlerinin değişik alanlarda kullanımına, yani bir ticari metaya dönüştürülmesine (lisanslamaya) karşı. Sadece lisans haklarının satılması ile milyonlarca dolar gelir sağlayabilecekken, Watterson, karakterlerini, tişörtler ya da nevresimler üzerinde görmeyi reddetmiş.




Öyle ama bizim evde iki tişört var: Üstlerinde de Calvin’in muzırlık düşünürkenki hali. İngilizce olan metinde, “Bana pislik yapan insanların listesine, Allahın her günü yeni birini eklemek ZORUNDA kalıyorum” diyor:) Muhtemelen bizim Salı Pazarı’ndan almışımdır. Bill Waterson dilediği kadar kendiyle övünmeli, evet, ama burası da Türkiye, dahası Salı pazarı. Yok, yok.
Biz, 1 yıl kadar sonra Bora’dan ayrılmış ve Göztepe’de yaşamaya başlamıştık. Akşam yemeğinden sonra Bağdat Caddesi’nde yürüyüşe çıkıyorduk Arçil’le. 3 temel durağımız vardı: D&R, İnkılap, Remzi. Eh, Remzi’ye kadar yürümüşsek, çok yorulmuş oluyorduk; minibüse binip dönebiliyorduk eve. Arçil, yaklaşan doğumgünü için ne hediye istediğini sorduğumda, “C&H, tabii ki,” dedi. Gördüğünüz gibi o zamanlar umut vaat ediyormuş. Doğumgünü hediyesi olarak içtenlikli olarak kitap isteyen bir çocuk kadar sevimli ne olabilir? Remzi’ye kadar yürümüştük. C&H’ları Remzi Kitabevi yayınladı, bu nedenle 3 kitabını da bulabildik. Biz daha sonra belki diğer kitapları da yayınlanmıştır, diye düşünmüştük, ama hayır, yayınlanmamış ve şimdiye kadar da o konuda başka hiçbir yayınevinde bir kıpırtı olmadı. Oysa, gerçekten hoş kitaplar.

Türkiye'de yayımlanmış albümleri
· Kalvin ve Hobs, Kasım 1996, Remzi Kitapevi
· Macera Peşinde, Şubat 1997, Remzi Kitapevi
· Bilimsel Gelişme Gümledi, Aralık 1998, Remzi Kitapevi

Bora’da 6 adet büyük boy orijinal C&H kitabı var. Eğer ilgilenirseniz yazacağım onları. Bora şimdi büyük olasılıkla kapanmış olan Beyoğlu’ndaki bir kitapevinden almış onları.

Geçenlerde biraz neşelenmek için tekrar elime aldım C&H kitaplarını. Hayret! Ne gülümsedim, ne keyiflendim. Sanırım, okuduğum zamanlarda Arçil bu kadar yormuyordu beni. Bir çocuğun verdiği yükleri unutup, gülebilmişim, demek. Belki Göztepe’deki evi pek sevmememin de etkisi vardır. Zihnimdeki C&H neşesini bulandırıyordur.

Ben, hem sizin hem de çocuklarınızın çok beğenerek okuyacağına eminim. Arçil neredeyse ezberledi. Hala zaman zaman okuyunca kahkahayı basıyor. Kitabın (ve Arçil’in) espri anlayışının hiç fena olmadığını söylemeliyim.



15 yorum:

metin-thePoor dedi ki...

Peri Hanım,

Eric Clapton ve hele de bu parçası ha!.. Hem siz niye öbür tarafa bakmıyonuz bakiym?!

endiseliperi dedi ki...

bakıyorum metin bey. siz?

asliberry dedi ki...

Yaman hikaye kitaplarındaki çocukların anne ve babalarının isimlerini çok merak ediyor. O nedenle hepsine bir isim uydurmak zorunda kalıyorum. Bir de hikayede eğer sadece anne varsa, baba nerede diye soruyor. İlla her şey yerli yerinde olacak. Belki de bu yüzden çok şımarık ve doyumsuz. Her şeyi tam ve eksiksiz.

Calvin’in çizgilerini ben de çok severim. Kitabını hiç okumamıştım, Türkçede olduğunu bilmiyordum. Hemen alayım. Bak, Yaman biraz daha bebekken ona bir sayfa hazırlamıştım; orada Calvin’in hareketli gif’leri var; http://www.geocities.com/asliberry/yamandan_kareler

Calvin’in çizgilerini Cedric’le çok benzetiyorum. Yalnız Cedric’in saçları daha sinir bozucu, Yaman’ın da dikelince öyle oluyor. Bir de Calvin’i bilmiyorum ama Cedric biraz fazla büyümüşte küçülmüş. Aşka meşke de sarmış. Aynı Yaman.

endiseliperi dedi ki...

Ah Aslı! Arçil yıllardır aynı kıza tutkuyla aşık, ama bana bile tek sözcük etmedi konu hakkında. Sadece kızın adı geçince yüzündeki ifadeden anlıyorum. Kız çok güzel, çok zeki, çok yetenekli, çok, çok bir şey.

Ben kötü bir şey yapıyorum; sınıftaki başka kızlardan bahsediyorum farkettirmeden. Bir tanesi var, çok sevimli, r'leri hafif yutarak konuşuyor. Çok ciddi ve bu onu daha da sevimli yapıyor. Zayıf, esmer, düz saçlarını arkadan kuyruk yapıyor. Çok zeki ve sakin.
Annesi de benim gibi veli toplantılarında sıkılıyor ve bir kez, "evimin yakınında park olmasa, ölürdüm herhalde" dediğini işittim.

Biz kızlardan hiç bahsetmiyoruz. Arçil her konuda olduğu gibi bu konuda da çok ketum. Haftasonları babasına gittiği zamanlarda, bizim evden; dönünce babasının evinden hiç bahsetmezdi. Oysa birbirinden o kadar farklıydı ve anlatılacak yüzlerce şey vardı.

Bu sabah Yaman'ın kitaplarını sardım ve kurdele yapıştırdım. En kısa zamanda postalayacağım:))

Ben Cedric'i bilmiyorum Aslı. Bir bakayım. Bu Calvin'lere ben cidden çok gülmüştüm, şimdi gülememem ne yazık.

Aslı fotoğrafta çok güzel çıkmışsın, ama sen daha güzelsin. Yeşil mont çok yakışmış. Ben de yeşil mont istiyorum. Paltolar filan Adana'da kalmış. Bir tane kıpkırmızı, yakası siyah kürklü iğrenç bir mont almıştım geçen yıl, onu giyiyorum. Ben bir anlığına frapan şeyleri çok seviyorum ve şansa bak ki o sırada alışverişte oluyorum.


Çok öpüyorum.

Aaa Aslı Wordpress'ten bir site aldım. Orada cinler, periler, muskalar, büyüler, esriklik veren çiçekler, bitkisel tedavi yöntemleri, druid büyüleri, şaman inanışları, fallar... Iyy... korkunç. şimdiden nefret ettim. Ben o kadar da ilgilenmem ki bu işlerden, anlamıyorum neden ısrar ediyorum.

linklerin en altındaki noktaya tıklayınca görürsün. Bir bak bakalım nasıl olmuş. Ben yavaş yavaş wordpress'e alışmaya gayret ediyorum ama alışkanlıklarımdan vazgeçmediğim için de buraya hızla yazı yazmaya başladım. Kendimi, üzülme, üzülme istemezsen ayrılmak zorunda değilsin, diye avutuyorum.

Eh bu kadar yeter. Farkında mısın, seninle bir süre konuşmayınca ne kadar geveze oluyorum, her şeyi bir çırpıda anlatayım istiyorum.

Hadi bu kez gerçekten, tamam.
Sevgilerimle.

asliberry dedi ki...

Herkes neden wordpress’e geçiyor, benim bilmediğim bir durum mu var? Neden blogger’ı bırakmak istiyorsun?

Arçil’in ketumluğu iyi bir şey, ağzını tutamayan erkekleri hiç sevmem.

Peri ben işi bırakmak istiyorum ama çalışmaya da mecburum, benim için bir büyü falan bulabilir misin? Şimdi bakıyorum yeni sitene.

endiseliperi dedi ki...

Wordpress kullananların taraftarlığı çok güçlü. Kesinlikle bir bildikleri var gibi davranıyorlar ve blogger'ı neredeyse küçümsüyorlar. Ben de havaya girdim işte. Bu aralar üstümde bir huzursuzluk var. Bir şey yapmak istiyorum, bir değişiklik. Karşıdaki bir ajansa CV gönderecektim ama vazgeçtim. Hazır mıyım çalışmaya emin değilim. Çocukların okulu, ev... büyük olasılıkla bahane bunlar. Eskiden de bu ev işleri vardı ve gayet güzel yürüyordu.

Sen başka iş bulmadan ayrılma. Ben hiç bilmiyorum aslında bu fal hikayesini ama sana tarot bakayım. En azından kader kartına bakar, anlarız ne olacağını:)

asliberry dedi ki...

Hmm, kılan olayı yani.

Kader kartıma mı bakıcan, tamam bak bak, kader ağlarını örmüş mü, bak bakalım. O kart ne derse tamam, kaderimse çekerim.

endiseliperi dedi ki...

Aslı baktım az önce:
İçin öyle sıkılmış, öyle mutsuz olmuşsun ki iş konusunda Aslı'cığım, neredeyse ölmüşsün. Ama bu en kötüsü. Bu aralara telaşlı bir şeyler olacak. Haberleşmeler, görüşmeler, belki seyahat. (Sakin, diyorum). Aslında bir çok fırsat çıkmış, hatta neredeyse havadan fırsat yağmış ama sen bir atalet ve kendine dönük haller yaşama nedeniyle farketmemişsin.

Yakın gelecek kartında sopaların as'ı çıktı. Muhteşem. Gelecekteki iyi şeylerin tohumu atılıyor ve belki bir seyahat görünüyor. Nereye gidiyorsun Aslı? İş konusunda iç etkiler kötü değil, yani sen işte iki konuyu gayet iyi idare ediyorsun. Yani bir koltukta iki karpuz taşıyorsun ve bunu yapabiliyorsun.

Kader kartında kupa şövalyesi çıktı. Onun bir anlamı var, ama bu bir aşk falı değil. İş konusunda da dediği doğrudan şu ki,aynen aktarıyorum: "Bir teklifle ya da fırsatla karşılaşma"

:)) şahane. her şey yoluna girecek. gerçekten, kader kartın öyle diyor. Gülümse.

Öpüyorum.

asliberry dedi ki...

Peri eline sağlık mı denir, kartına sağlık mı. Sen benim için böyle özel bir şeyler yapıyorsun ya, öyle bir şımarıyor ve mutlu oluyor ve duygulanıyor ve gözlerim yaşarıyor ki.

Elif dedi ki...

Cok guzel! Cok guzel! (Alkis sesi ve ziplama goruntusu ile okunacak.)

Ben bir cocuk kitabi yazdim Peri. Simdi tum detaylarini veremeyecegim, cunku iyi bir basimevi ilgileniyor. Ama Turkce ve opera hikayelerini masal seklinde anlatiyor seklinde ozetleyebilirim. Hersey ortaya cikinca ilk size soyleyecegim. Bakalim Arcil'in sinavindan basariyla gecebilecek miyim???? :o)

Calvin ve Hobbes'i unutmusum! alayim hemen oglusuma.

endiseliperi dedi ki...

Elif, Arçil ve Atakan'ın kendi burçlarını anlatan küçük kitapları var. Arçil Aslan, Atakan Terazi ve ikisi de güya operayı çok ama çok sevmeliler. Bora'ya, çocukları operayı götürelim, diyorum, sıkılırla beni de bunaltırlar hiç uğraşamam, diyor.

Kitabınızı ilk alacak olan kişi ben olmak isterim bu nedenle. yayınlandığında muhakkak haberimiz olsun, olmaz mı? Çok sevindim.

Geçen yıl mitoloji ile ilgilenmeye başlamışlar, bütün tanrıları isimleriyle tanıyıp, ilişkileri çözmüşlerdi.

Sizin hikayeler hoşlarına gidebilir. Çizimler çok önemli tabii. Komplike bilgisayar oyunlarının bile grafik tasarımı ile ilgilenip hoşluğuna öyle karar veriyorlar. (Ve aptal matematik problemlerini çözemeyip, yağmur nasıl yağar diye sorduğunuzda çuvallayabiliyorlar:(

Oğluşunuz henüz küçük. Siz yine de alıp okuyun, çok beğeneceksiniz. Anatol büyüyünce o zaman kendisi okur. Çok matrak bulacağına eminim.

Sevgilerimle.

endiseliperi dedi ki...

Aslı lafı bile olmaz. Aklımdan geçenlerin onda birini bile yapamıyorum.

popomus dedi ki...

Haddim olmayarak, operaya gitmekle ilgili birkac fikir: Oncelikle operayi iyi secmek lazim. Mesela La Boheme olabilir, Sihirli Flut olur, Hansel ve Gretel cok uyar. Gitmeden once bir sure cocuklarin kulagini o operanin muzigiyle doldurmak, konusunu birlikte ogrenmek lazim. Sonra en guzel kiyafetleri giyerek gitmek, butun bir opera tecrubesini "ozellestirmek", operadan once birlikte restorana gitmek, sonra belki pasta yemek lazim. Bir de sIkIldiklari ve mizildandiklari anda cikmak lazim.

Cok fazla ustlerine dusmemek, konu haline getirmemek lazim. Sonuc olarak operalar cocuklar icin yazilmis seyler degiller. ;o) Belki once birkac operaci konserine gitmek guzel olabilir. Yine sIkIlinca cikmak uzere. Italyan Kultur'de, Avusturya Kultur'de vardi oyle konserler ben Istanbul'dayken. Konservatuvarlarin ogrenci konserleri bile olabilir. Ama dedigim gibi, cok ustune dusmeden, butun aksami guzellestirerek. :o)

Elif dedi ki...

popomus olan yine benim. Bazen o isim giriyor, bazen Elif... Popomus kocacigimin armagani. Turkce birseyler ogrenirken popom lafi cok komigine gitmismis de, o yuzden secmismis de, us lafi USA veya bizim popomuz'un yanlis soylenis sekliymis de... Neyse Efendim, popomus da kim demeyiniz.

endiseliperi dedi ki...

popomus:))
Öneriler için çok teşekkür ederim. Bora'ya okutsam bunu kahkahalarla güler, çünkü hiç tahammülü kalmamış durumda. Belki yakın bir tarihte dediğiniz şekilde bir program yaparım ben. Gerçekten sağolun.

Şimdi bir yabancının kulağıyla dinliyormuş gibi yapınca popomus gerçekten de çok komik:))Bora'nın da isim uydurmakta üstüne yoktur. ponpon hanım'dan sonra yeni ismimi sunarım: poni.

:o

Sevgiler.