Çarşamba, Kasım 28

Maus: Hayatta kalanın öyküsü


Art Spiegelman

Bora, yeni keşfettiği çizgi romancısından bu kitabı aldığında pek yüz vermemiştim. Yahudi soykırımı konusunda yapılmış her sanat eserini, olmaması gerekenin bizi hayretler içinde bırakarak gerçekleşmesinin, yani bu deliliğin gerçekten olmuş olmasının tatsız duygusu ile izledim. “Sophie’nin seçimi” filmi hala kalbimde yaradır. Ancak olduğuna inanamamak bizi masum yapmıyor, okuduğumuz, izlediğimiz bir sanat eseri de olsa, kendimizi bu anlamsız kötülüğü yapmış olan insanlığın bir parçası olmanın suçluluk duygusundan kurtaramıyoruz. Bu kitabı elimde evirip çevirirken ve okumak istemezken de yaptığım sadece basit bir seçim değil, bu suçluluk duygusundan kaçmaktı. Hem her sanat eseri gerçeği kurgularken eninde sonunda gerçeği bozar da. Öyle olması gerekir. Auschwitz' de olan biten öyle ciddi bir durum ki, onun bir sanat eseri ile popülerleştirilmesi doğru gelmiyor insana. Üstelik Auschwitz'de olanları bir de çizgi romanda hatırlamayı kim ister ki? İnsan çizgi romanı eğlenmek için okur, “hay bin kunduz” cümlesini bin kez okumak, her seferinde gülümsemek ister. Adorno’nun dediği gibi "Auschwitz'den sonra şiir yazmak barbarlıktır”, kaldı ki elimde çizgi roman hali vardı.

Maus kitabının kapağı
Yanılmışım. Maus, çizgi roman da olsa, Yahudi soykırımına ilişkin en gerçek eser. Gerçek olması onu sıkıcı yapmamış, ne olursa olsun elinizden bırakamıyorsunuz. Art Spiegelman’ın, Polonya çalışma kamplarından kurtulan babası ile yaptığı görüşmeler sonunda ve üstünde tam 13 yıl çalışarak hazırladığı bir eser. İki bölümden oluşuyor: I-Yaşanmış bir öykü: Babam tarih kanıyor (1930 ortalarından 1944 kışına) II- Ve sorunlarım işte burada başladı (1944 kışı- 1945 sonu). Kitapta, Yahudiler fare, Naziler kedi, Polonyalılar domuz, Amerikalılar köpek olarak çizilmiş. Bu nedenle Yahudiler ve Polonyalılar’dan yoğun eleştiri almış. Üstelik böylesine acı dolu bir soykırımı hayvanlarla çizmenin durumu hafifsemek anlamına geleceği söylenmiş. Söylenmiş ama 1992 yılında Pulitzer ödülü alan kitap kısa sürede 20 dile çevrilmiş. Okuyunca siz de göreceksiniz, hayvan olarak çizilmesi bunu bir hayvan hikayesi yapmıyor, çok samimi, çok içten ve gerçeklik duygusu çok sağlam bir insanlık (?) hikayesi bu. Spiegelman, Nazilerle Yahudiler arasındaki ilişkiyi bir kedi fare ilişkisine benzetiyor ki, bence de daha iyi bir metafor kullanılamazdı. Hem “Şüphesiz Yahudiler bir ırktır ama kesinlikle insan değillerdir” sözünü söylememiş miydi Hitler!

Baba Vladek anlatıyor

Kitap aslında iki tarihli bir süreçten oluşuyor. İlki, 1930’lardan başlayıp süregiden soykırım hikayesi, diğeri ise 1978 yılından 1982 yılına uzanan, Art Spiegelman’ın, babası Vladek Spiegelman’ı ziyaret ettiği ve geçmiş hakkında konuştukları zaman dilimi. Aklı ve çalışkanlığı ve çokça da şansı sayesinde hem kendisinin hem karısı Anja’nın hayatta kalmasını sağlayan baba Vladek, cimri, huysuz ve geçimsiz olmasına rağmen sevimli bir tip.

Vladek, saklandıkları kömür deposunu anlatıyor
Savaştan sonra önce İsveç’e yerleşmişler, oğulları Art orada dünyaya gelmiş (aslında Richieu adında bir oğlulları daha olmuş ilk evlendikleri zaman ama savaş başladığında o vahşet içinde Nazilerin eline düşmekten korkan bakıcısı, kendisiyle birlikte onu da zehirleyip öldürmüş.) daha sonra Amerika’ya göç etmişler. İlk karısı Anja 1968 yılında intihar etmiş. Sonrasında yine Auschwitz’den sağ çıkmayı becermiş Mala ile evlenmiş. Öylesine cimri ki, Mala çoğu kez isyan ediyor. Ama o kadar aç kalmış birinin bu kadar cimri olmasında şaşılacak bir şey yok bence.
Auschwitz'de Vladek'in arkadaşı yaşlı Mandelbaum, düşmesin diye bol pantolonunu bir eliyle tutuyor. Diğer elinde de ayağına çok büyük gelen ayakkabısının teki var.
Kitap tuhaf bir şekilde çok sürükleyici, zaman zaman gülümsediğiniz bile oluyor. Çizgileri çok sade, abartısız ve bu kadar az çizgiyle bu denli etkileyici, derin bir anlatımı olması inanılmaz. Persepolis filmi ile de karşılaştırılan kitabı okumak için iyi bir zaman bence.

Maus-Hayatta kalanın öyküsü
Art Spiegelman
Gözlem yayıncılık
Çev. Ali Cevat Akkoyunlu

4 yorum:

Circirbocegi dedi ki...

Mutlaka alınmalı, mutlaka okunmalı, mutlaka korunarak benden sonrakilere aktarılmalı..bu yorumundan sonra... Circirbocegi

ekmekcikiz dedi ki...

"Sophie'nin Seçimi", beni iki kez dağıttı Periciğim; kitabını da okumuştum ben. :(
Yine de, onun, Yahudi soykırımı konusunda, çok çok etkili ve etkileyici bir anlatım olduğunu düşünüyorum.
Bu senin sözettiğin çizer ve kitabı, aradan geçen bunca zamana karşın, sonraki nesillerin bile, o derin yarayı kanayarak yaşadığını gösteriyor.
Çok acı!
Ayrıca çizginin gücünü azımsamamak gerek. Persepolis'i yakın zamanda seyrettim, biliyorum.
:)

Deniz dedi ki...

Bizimkiler kafayi yediler, Anne Frank'in hakkinda yazdigi (hani bu agac benim umudum dedigi kestane agaci) agacin kesilmek istemesiyle basladi olay, isyan edildi elbette, sonra agaca komsu olan bir adamin agacin kestanlerini e bay'de satisa cikarmasi, gerzek amerikalilarin da buna dadanmasiyla iyice alevlendi. Bir ara ben de kendi apartmanimin onundeki kestane agacina yan gozle bakmaya baslamistim ki, kendime geldim.

Simdi bugun ben de The Boy who loved Anna Frank diye bir kitabi okumaya baslayacagim. Anna Frank'in sevgilisi Peter'in hayatiyla alakaliymis, bakalim nasilmis.

cuneyt dedi ki...

muhteşem bir eser-tescilli bir çalışma zaten, ne söylense boş.kesinlikle edinilip ileriki yıllara taşınmalı.