Pazartesi, Mayıs 11

balkona çık



Bahçe, varlığını üçüncü, beşinci katlarda balkonlarla anıştırıyor kendini. Ama küçücük. Sokak büyüdükçe, balkon küçülüyor. Bir dönem hatta, yöneticilerde çıkma ve şahnişinlerin küçültülüp daraltılması eğilimi başlamış;"bundan böyle sokak yüzlerine çıkma yapılması yasak!" denilmiş. Neyse ki 1860'lardan itibaren belediye ve binalarla ilgili yasal düzenlemelerle yasak tekrar kaldırılmış.




Hadi bahçesiz olmaya katlanabiliyor insan da balkonsuz bir evde durulmaz. Sanki burunsuzmuş gibi, nefes! nefes! Bizim biri önde daracık, diğeri arkada kare şeklinde iki balkonumuz var. Ön balkon çiçek koymaya ve Tina'nın güneşli günlerde ince uzun vücudunu iyice gererek uyumasına yarıyor. Arka balkonda bir dolap var ıvır zıvırlar için. Çamaşır da asıyorum oraya. Bir de kuşlar var, biliyorsunuz. Yumurtadan çıktılar, büyüdüler filan ama hala oradalar. Çamaşır asarken artık şöyle güzelce çırpamıyorum, korkmasınlar diye. Ben de kuşmuşum gibi, yan yan bakıyorum onlara. Çabucak bitiriyorum o işi.




Ali Bey Lehçet'ül-Hakayık adlı mizah sözlüğüne B ile başlayan otuz dokuz madde almış, bunlardan biri de balkon. Ona göre balkon, aşk tüneği. İşte bizim balkon, kumruların aşk tüneği. Ama Ali Bey, başka ne amaçla aşkı balkonlarda tünetmiş, hiç bilemiyorum. Belki de Baudeleaire yüzündendir.

O akşamlar, kömür aleviyle aydınlanan!
Ya pembe buğulu akşamlar, balkonda geçen
Başım göğsünde, ne severdin beni o zaman!
Ne söylediysek çoğu ölmeyecek şeylerden!
O akşamlar, kömür aleviyle aydınlanan!





Balkon sözcüğü, dünyanın en yaygın sözcüklerinden biri. Japonca'da barukoni, Rusça'da balkon, İtalyanca'da 1348'den beri balcone olarak kullanılıyor. Roma'da pencere önlerindeki çıkmalar balkon denecek kadar genişlemiş zamanında, fakat Plinius şikayetçi olmuş bundan. Zira İÖ I. yüzyılda, balkonlardan girilip yapılan soygunlar çok artmış. Yasa zoruyla balkonlara parmaklık takılmış. Şimdi balkonlar, kırmızı ışığı uyarırcasına yanıp sönen alarm kutucukları ile dolu. Fransıca'ya 1440'da balcon olarak girmiş. Bu salgın sözcüğün Farsça'da 'yukarı ev' anlamına gelen bala-hane'den türediğini ileri sürenler olmuş.




Balkon çok faydalıdır. Yöneticiler halkı balkonda selamlar, köşeye kurulmuş barbekü ile balkonda piknik yapılır, sıcak yaz günlerinde, içerde ev halkı, sıcaktan sefil durumda sonuna kadar açık tv'den uyduruk bir program izlerken, evin beyi, atleti ile çıkıp, göbeğini kaşıya kaşıya sigara içer, izmaritini aşağı atarken öksürür, aşağıda uyuz kediler ucu köz izmarite şüpheyle yaklaşıp, koklarlar.

Jean Genet'nin Balkon'unu ne zaman okumuştum? Avukatlık stajı yaparken. Ne hissetmiştim? Unuttum, gitti. Yaşadığımız hayatın yanılsamalar bütünü olduğunu, olabileceğini; gerçeğin hayalden, yanılsamaların gerçekten farkı olmadığını mı anlatıyordu? Adı neden balkondu? Bilmiyorum; bir gösteri mekanının seyirci balkonunu ifade etmek için mi? Emin değilim.

Ben balkonu severim de, terasları daha çok severim. Yalnız terasların en sevmediğim yanı, manzarayı yüksekten sunmalarıdır. İsterim ki bir bahçe sanısı uyandırmak için epeyce alçak olsun. Bahçedeki ağaçların sadece tepesi değil de gövdesi de görülebilsin. Ankara, teraslı, güzel evlerle doluydu. Evin terasında oturulup içilir, içeriden eski Türkçe pop şarkıları, Eric Clapton, Talking Heads şarkıları duyulur, dansederdik. Şimdi ne teraslar var, ne teraslarında başı bulutlu dans edenler.


Balkon hep azıcık bir yer. Düşünüp taşınırsanız üstünde, Sezai karakoç'un şiiridir. Bazen.





Çocuk düşerse ölür çünkü balkon
Ölümün cesur körfezidir evlerde
Yüzünde son gülümseme kaybolurken çocukların
Anneler anneler elleri balkonların demirinde

İçimde ve evlerde balkon
Bir tabut kadar yer tutar
Çamaşırlarınızı asarsınız hazır kefen
Şezlongunuza uzanır ölü


Gelecek zamanlarda
Ölüleri balkonlara gömecekler
İnsan rahat etmeyecek
Öldükten sonra da

Bana sormayın böyle nereye
Koşa koşa gidiyorum
Alnından öpmeye gidiyorum
Evleri balkonsuz yapan mimarların

Hitchcock'un arka pencere filminde, James Stewart arka pencereden komşularını dikizler. Komşusu olan bir çift balkonda uyumaktadır, hani şu küçük köpekleri olan. Sıcak memleketlerde balkonda uyunur, yetmez, damda yıldızlara bakılarak uyunur. Topal uyurgezerlerle doludur oralar.

Sardunyayı severim, hatta benimmiş gibi kıskanırım onu, ama her balkondan şimdi sarkmıyor mu sardunyalar, canım sıkılıyor. Dar yaprakları tozlu, uçuk yeşil minicik çiçekleri kokulu karanfillerden aruyorum şimdi. Belki şu boş kocaman saksıya da yasemin almak gerek. Bora'nın olsun yasemin de. Sardunya ne kadar benimse, yasemin o kadar Bora'nın çünkü;)

10 yorum:

neolitik hanım dedi ki...

boyacıköy'deki evin balkonu çok güzeldi, yandaki ahşap evin avlusuna bakıyordu, avlunun hemen yanında da kilisenin her zaman tenha bahçesi... her bahar eminönü'ne gidip çiçekler alırdım, küpe çiçeği almıştım bir sene, bir sene de hani şu gramafon gibi şekli olan iki renkli çiçeklerden.. rüzgar çanı asmıştım, mavi sandalyeler, küçük bir masa. özellikle havanın yeni ısınmaya başladığı zamanlarda bütün bir günü balkonda geçirdiğim olurdu, kitaplar, gazeteler, limonata, erik.. (yine erik zamanı geldi ama sen çok sevmiyordun diy mi?)

şimdiki evde balkon küçük, otoparka bakıyor, öyle keyfi çıkarılacak bir yer degil.. boyacıköy'den en çok o balkonu özlüyorum. tam karşısında defne ağacı vardı bir de..

yazının balkonla ilgili olduğunu görünce kesin sezai karakoç şiiri vardır dedim, yanılmamışım :) pek güzel bir yazıydı yine periciğim.

sevgiler

handan dedi ki...

peri selam,

http://handannkaleminden-handan.blogspot.com/2009/05/endiseli-peri-esinlenme.html

ne dersiniz?

tavsan dedi ki...

Biz balkonsuz evlerle ilk burada karsilastik. Ne fena; neyse ki bulduk buyukce balkonlu minicik bir ev. Ben bu son aylarda Ankara'ya donme dusuncesiyle internette emlak sayfalarindan ev bakiyorum; ilk tercihim teras ya da bahce dubleksi, ama merkezi semtlerde ve benim istedigim ulasim hattinin ustunde bulmasi zor boyle evleri. Oradayken evli ilk evimiz en ust katta biri Ankara, biri yesil arazi manzarali iki buyuk balkonlu bir ev idi.
Severim yani ben balkonu. Bahce benim icin yazlik evle butunlesmis ama bahceyi daha da severim (sulamak disinda hic ugrasmamis olsam da zevkle yapabilecegimi de biliyorum). Sardunya ve yasemin de severim. Yasemin yazdir benim icin, biraz da Didim'dir, yazliktir, saflik, masum ama bastan cikarici bir guzelliktir. Seftali de oyle mesela:)
Balkona cik!
Sagol.

NaKHaR dedi ki...

babam balkonları severdi yaz kış, denize nazır olanlara ise tünerdi... akşamları gemilere doğru içilen içkilerin sanırım tadı bir başka oluyordu...

kendimi bildim bileli ama öyle ama böyle denize nazır balkonlarımız vardı bizim, şimdi ise yazları mısır kışları mevsim yeşillikli bir toprağa bakıyoruz, ön balkonda kahvaltı yapılır yazları gün döndü müydü efil efil esen diğer balkona kaçılır...

uzun lafın kısası, balkon aşkı başkadır peri :)

endiseliperi dedi ki...

neo, neolitik hanım, canım
evet, yeşil erik sevmiyorum. ben seni boyacıköy'de tanıdım ya, bendeki hayalin oralarda dolaşıyor. keşke bir yolunu bulup oraya dönebilsen. anlatmıştım ya, ben de boyacıköy'de akşamdan kalma bir sabah geçirmiştim, nasıl nefisti!

sevgiler çook.

endiseliperi dedi ki...

handan, görevimi yaptım, hem de zevkle efendim;)

endiseliperi dedi ki...

tavşan'cığım, büyük balkonlu, küçük ev, şahane! uzakdoğuda oluyor evler, hani neredeyse duvarsız, sadece çatılı, yemek masası filan oluyor çokça, oturup yemeğini yiyorsun, aa bir bakıyorsun yağmur yağıyor sicim gibi, senin üstünde incecik beyaz elbiseler, hep bahar sanki... öyle evleri de seviyorum.

ankara'da benim memleketim emek, bahçeli'dir. hani, taşınmam icab etse, başka yer olmazmış gibi oralara giderim. ve var orada çok güzel teraslar. bir de ayrancı'da var. fena değildir orası da, biraz yokuş gerçi, kışın buzlanır, benim canım sıkılır yürürken. hadi bakalım umarım bulursun güzel bir teras.

yasemin, utangaç mutangaç bir çiçek ama tüm baştan çıkarıcılığı da orada zaten;)ben de çok severim.

bay!

endiseliperi dedi ki...

aman efendim, kim gelmiş! hoşgeldin nakhar, seni geçen gün erhanbey'de gördüm, öyle çok sevindim ki nedense.

balkon biraz da babaların yeridir. eve, evin hallerine, evdeki ilişkilere uzak kalmış babalar, biraz tuhafsarlar evin içinde bedenlerini dolaştırmayı da kendilerini balkona atarlar, balkona sığınırla sanki. onlar çokça sokakla varlar çünkü. değil mi? denize bakarak içerler evet, benim şahsen içerken istediğim tek manzara iyi bir arkadaştır. başka şeye bakmam.içki, manzaraya değil de sohbete eşlikçidir. eğer yeterince iyi bir arkadaşım varsa, dikkatim hiç dağılmasın diye de manzaraya arkamı dönmüşlüğüm de çoktur. benim doğaya, manzaraya düşkünlüğüm yani, yalnızlık halini ya da kalabalık içinde yalnız kalmayı ifade eder. herhalde. şimdi şöyle yazınca, böyle anladım ben de kendimi. ama zaten doğanın içindeysen, doğa ile birliktesindir zaten, değil mi?

eh, insan senin gibi maşukuna kavuşmuşsa böyle konuşmak kolay, tabii:) ön balkonda kahvaltı yapmalar, arka balkonda kestirmeler filan... hep balkonlu evin olsun, canın hiç sıkılmasın.

gaykedi'ye selamlar.

redrabbit dedi ki...

ya benim ki gibi balkon-bahçe karışımı bişeyiniz varsa ne olacak?:))Benim 50 metrekare bahçem var ama binalarla çevrili olduğu için avlu gibi duruyor,balkon desen değil,bahçe desen değil..Ama ekip biçtim mi -evet,masam var mı-evet.masanın üzerinde de bir meyva tabağı,içinde çilek.-ne kahve ne de çay severim-köpeğim de seviyor,kediler sık sık ziyaretçim;maydonozlarımı eşeleyip tuvaletlerini yapmak için..balkonumsu bahçeleri olanlara sevgiler..

funda dedi ki...

Balkon evin kalbi gibi, ruhu gibi...
o nefes almazsa biz nasıl nefes alabiliriz ki?