Pazartesi, Mayıs 25

korkuyor musun?


Giriş
I. Bölüm - Herkeste Fobi Vardır
II. Bölüm - Fobiler Derlemesi
III. Bölüm - Fobi: Hastalık Belirtisi mi, Hastalık mı?
IV. Bölüm - Çocukta Fobinin Oluşması ve Gelişmesi
V. Bölüm - Fobinin Psikopatolojisi
VI. Bölüm - Fobiyi Yenmek
VII. Bölüm - Fobi ve Depresyon
VIII. Bölüm - Erötofobi: Fobi ve Utanma
IX. Bölüm - Fobilerin Tedavisi
Yazar: Paul Denis
Çeviren: İsmail Yergüz
Dost Yayınları
Bu aralar Karamazof Kardeşler'e gömülmüş durumdayım ya, bazen başımı çıkarıp nefes almak için farklı kitaplar da okuyorum. Bunlardan biri de yukarıda adı geçen minik kitap. Kitap küçük boyutlu, az sayfalı, ama dili tahminimin tersine ağır. Tıbbi bir dil kullanılmış, bu tür kitaplarda bilim, bizim gibi sıradan, sivil insanların hoşuna gitsin, anlaşılması kolay olsun diye ironiyle yüklü komik bir dil kullanılır ya burada öyle değil. Ciddi ciddi fobiyi ve onun arkadaşları histeriyi, takıntıları anlatıyor.
Ben pek psikoloji ağırlıklı kitap okumam. O tür kitapları okurken, çıplaklaştığımı, parçalandığımı hisseder utanırım. Biraz da öfke duyarım. Benim, psikolojimize bir hastalık gözüyle bakmaya ve onu sağaltacak yolları bulup uygulamaya hiç gücüm yoktur. Hiç haklı değilim oysa böyle hissedip bu tür kitaplardan uzaklaşmakta.
Kitap anlattığım nitelikleriyle, bir yan kitap, çerez kitap muamelesinden daha ziyade bir ilgiyi, zamanı ve dikkati istiyor. Neticede hepimizin bir fobisi var. Bazılarımız onunla başetmenin yolunu bulmuş, bazılarımız bastırmış, bazılarımız bir süs olarak taşıyor durumda. Çocuklu olanlarımız için kitapta "Çocukta fobinin oluşması ve gelişmesi" bölümü özellikle dikkate değer. Ancak mesele çocuk olunca hep yaptığımız gibi hezeyanlara kapılıp, konuyu abartmamak gerek. Kitapta fobiyi anlamak ve onu yenmek için kapsamının yettiği ölçüde fikirler de var.
"Birçoğumuz eski çocukluk fobilerini çözümlemiştir. Dışsallaştırmanın temel mekanizması yerini zamanla ve çevremizdeki ilişkilerimizle geliştirilen bir sisteme bırakmıştır; bu sistemde cinsel uyarı tatmin yollarını, temsillerin ya da yüceltmenin yollarını bulur. İtkisel yaşamın zenginleşmesi, çatışmaların psişik oluşumu sonunda fobiyi geçersiz hale getirir."
s:82
"Bir insan belli bir döneme kadar kandisini sıkıntılara boğan bir durumun üstesinden korkusuzca gelebildiğinde bir tür zevk duyar, bir zafer duygusu içinde olur. Onlara egemen olmak amacıyla fobojen durumlarla oynayan çocuğun aradığı bu tür bir zevktir. Çocuk, temsil oyunlarının karmaşıklaştığı bazı alıştırmaları yineleyerek fobisini evcilleştirmeye çalışır; tek bir korkutucu imge üzerinde yoğunlaşan ilgi, aralarında bağıntılar olan düşüncelerin işlevsel bütünü üstünde dağılır; böylelikle, çocuk yoğun bir sakınma tepkisinden yavaş yavaş dış dünyanın sıkıntı veren durumlarına egemen olma konumuna geçer ve büyük zevk duyar bundan."
s.84
"Dolayısıyla, fobiden kurtulmanın ilk yollarından biri, fobinin altındaki fantazmaların gelişmesi aracılığıyla Ben'in gelişmesidir."
s:85
" En az zahmetli fobi karşıtı tavırların en yaygınları sportif alanda gözlenmiştir. Bu konuda en iyi örnek, büyük olasılıkla, tümüyle spor alanıdır ve Fenichel'e göre spor alanı genel olarak fobi karşıtı bir olgudur: hiç kuşkusuz sporun erotik ve saldırgan özellikleri vardır, aynı şekilde bu özellikleri yetişkinin tüm öteki illevsel zevklerinde bulmak mümkündür. Spor yapmaya başlayan herkesin bilinçdışı ve olanaksız bir iğdiş edilme korkusu duymadığı kesindir; ayrıca, bu bağlamda, sonuç, bireyin daha sonra tercih edeceği özel bir sporun eskiden korkulan bir spor olması şartı da değildir. Ama, genel olarak, asıl zevkinin bir zamanlar korkulan bazı gerilimleri etkin bir biçimde devreye sokması olduğu d abir gerçektir ve bu düşüncenin kabul edilmesi gerekir, öyle ki, bu gerilimlerin korkusuzca aşılabildiği düşüncesi zevk verir insana."
s:86
Kitapta daha çekici örnekleri de bulacaksınız. Boğa güreşçisinin elindeki kılıcı boğaya sapladığı anda yaşadığı orgazmın kaynağını (evet evet öyle bir şey varmış), mutlak güç duygularını körükleyen karşıt-fobi durumunun bireyin sadece tehlikeli tavırlara değil aynı zamanda sahip olunması bu tür tavırları körükleyen objelere yönelmeyi sağladığını, mesela spor arabasını canından çok sevip, onun çizilmesi durumunda sinir krizleri geçirilmesi durumlarını filan gayet net bir şekilde açıklıyor.
Ben dönem dönem çok çeşitli korkular geliştirdim: karanlıktan, gece pencereden gizlice gözetlenmekten, gece yürürken sessizce takip ediliyor olmaktan, köpekbalığından ve derin sulardan, genişlik ve derinlik hissinden, evrenden, yoksul düşüp evsiz kalmaktan, zihnimin bana verilen bir görevi yapamayacak kadar ve şekilde ve apansızın bomboş kalmasından, yatağın altında bir canavarın saklanıyor olmasından (hala!hala!), ölmekten, yaşamaktan, sevmekten, sevilmemekten, kaybetmekten, seviyorken kaybetmekten, kapalı alanlardan, çok açık alanlardan, yılanlardan... çok şükür bunların tümünü aynı zamanda geliştirmedim de, zaman zaman, doz doz çıkardım ortaya. Bir korkunun fobi olmasının koşulları var gerçi, okuyunca göreceksiniz siz de. Bazılarını bastırıyoruz, bazıları gizli fobi, bazıları için karşıt fobiler geliştiriyoruz falan filan... İnsanın beyni olması çok zor, çok karmaşık bir şey vesselam.
Elinide tutması kolay, sevimli bir kitap, cebe de sığıyor. Okuması biraz dikkat istiyor olsa da, konu ilginç. Dilerseniz bir göz gezdirin bakalım, ne düşüneceksiniz.
Not: Benim ennnn nefret ettiğim şey, beni inanılmaz öfkelendiren, bir insanın beni korkutmasıdır. Sesiyle, sessizliğiyle, gücüyle, koşullarıyla, tavırlarıyla beni korkutmayı hedefleyen ya da korkumu önemsemeden korkutan insanlara öyle hınç duyarım, öyle tepki duyarım ki gözlerim dolar hiddetten. Korkularımı evcilleştiren, küçülten, önemsizleştiren insanlara bağlılığım ise aynı şiddette olur.
Biz, hepimiz kötü zamanlarda yaşayan talihsizleriz elbette. Hayata, geleceğe hiç güven duyamıyoruz. Çocuklarımız için çok endişeleniyoruz. Onları sakince, şefkatle sarmalayıp hayata güven duymalarını sağlayamıyoruz. Koşullar öyle değişken ki bu bizi çok şüpheci yapıyor. Çocuklarımızın, algılayamadığımız hızlı değişime, kontrolümüzden çoktan çıkmış gelişmelere uyum sağlamaları, eğer yeterince donanmamışsan unufak olacağın o dehşetengiz geleceğe hazır olmaları için çalışıyoruz. Korkuyla. Hep korkuyla.

10 yorum:

tavsan dedi ki...

Peri, fobilerin tedavisi kisminda ise yarar bilgiler var mi bari? Senin saydigin fobilerden bir kismi bende de var. Gerci bunlarin cogu fobi boyutunda degil; tek sey haric; karanlik. Karanlik da elbet saklayabilecekleri acisindan korkunc. Gece karanlikta takip ediliyor olma ihtimali, evine birinin girmesi ihtimali, yatagin altina birinin saklanmis olmasi ihtimali. Ileri goturursek bu "biri" yerine "bir sey" de konulabilir. Bunlar sanirim en cok da bana ortaokulda gece yalniz izleyip izleyip sonra da yerimden kalkip yatagima kadar bile gidemedigim gerilim filmlerinden yadigar. Gerci cocukken de karanlikta bazi nesnelerin golgeleri korkunc gorunebiliyordu. Bilinmeyen sonucta; asil korkutucu olan o. Belki sen evrenden de o yuzden korkuyorsundur. Halbuki ben evreni seviyorum:) Hatta, bilinmeyen bu denli korkutucu olmasina ragmen, bir anda herseyin yokolabilme ihtimali de bana korkuc degil de rahatlatici gorunuyor. Bencilce belki ama rahatlatici.
Butun sirlarimi da ifsa etmis oldum boylece. Hayirlara vesile olsun:))

erhaNBey dedi ki...

peri, biraz önce bir amatör tiyatro grubunun son derece kekeme bi oyununu izledim. orada bir yeni yeni tanışmaya başladığım bi kaç insan vardı ve oyun bittikten sonra, onlarla birlikte bi yerlere gitmek zorunda kalabilir ve bir takım iletişim şeylerine mecbur kalabilir ve bu iletişim şeylerini beceremeyebilirim diye apar topar oradan kaçtım.

eve doğru yürümeye başladım bandista'yı dinleye dinleye ve artık üstesinden gelmem gereken yeni bir fobi edindiğimi düşündüm.

tesadüf; sen de aynı konuya temas etmiyor muymuşsun?

hay allah...

endiseliperi dedi ki...

tavşan,
bizim korkularımız travmatik ve sonuçları dramatik olabilen fobiler değil. üstelik çok da ciddiye aldığımız söylenemez bu korkuları. eğer bize etkileri çok güçlü olsaydı bir yolunu bulurduk sanırım. kaldı ki ben, evet karanlıktan korkarım, ama evde olağandışı bir tıkırtı duyduğumda gözümü kırpmadan kalkıp, mücadeleye hazır bir şekilde gürültünün kaynağına doğru güm diye dalarım. deniz korkum ise kıyısında onunla oynaşmama engel değildir. kabuslarımı ziyaret eden deniz korkum, eh enikonu korkunçtur yüzme şampiyonu da korkabilir o kabustan.

kitap, dediğim gibi, çok kalın değil. tedavilere de yer vermiş, ama eğer fobi diyebileceğimiz korkularımız varsa bir doktor denetiminde onla mücadele etmek gerekiyor.

fobiden mustarip hastaları tedavi etmek için birçok tedavi yaklaşımı önerilse de kitap, en yaygın ve temel üç yaklaşımdan bahsetmiş.

psikiyatrik yaklaşım, fobileri tedavi etmiyor; fobilerle birlikte görülen sıkıntıyı ve depresif özellikleri tedavi ediyor, ki bu da ilaçla oluyor. fobinin "panik atak" grubuna dahil edildiği durumlarda, rahatlatıcı etkisi kuşku götürmez IRS kullanımının yaygın olduğundan bahsetmiş. bu reçeteler hastayı rahatlatıyor, ama dediğim gibi hastanın psişik durumunda ve hastalık belirtisinde en küçük bir değişiklik yapmıyor. ayrıca hastada ilaca bağımlılık gelişebiliyor ki...

bilişsel-davranışsal yaklaşım yaygın bir şekilde tavsiye ediliyor. bu tedavide bir öğrenme sürecinin uygulanması sözkonusu; bireyin fobojen objeyle etkin biçimde yüzyüze gelmesi ve bu esnada fobisiyle bağlantılı bilişsel, fizyolojik ve duygusal süreçlerin denetlenmesi sözkonusu. örneğin, uçak fobisi olan birinin kokpite girmesinde ve bir pilotla görüşüp kafasını kurcalayan bütün soruları sormasında fayda görülüyor.

psikanalitik yaklaşım ciddiyetle öneriliyor ki, bu yaklaşımda tedavi, özellikle hastalık belirtisi üstünde değil, açık seçik fobik belirtiyi destekleyen psikopatolojik oluşum üstünde yoğunlaşıyor. psikanaliz, hastalık belirtisinin tedavisi değil; bir kimsenin, fobinin görünen kısımlarından biri olduğu sorunlarının tümünün tedavisi(imiş)

gördüğün gibi kitabın dili böyle zorlayıcı ve sıkıcı. benim gibi ilaç isimleri konusunda bile çok beceriksiz biri için tıbbi dil çok ama çok karışık.

dilersen alıp, kafayı takıp baştan sona okuyup, okurken kitabın diline hakim olup daha iyi anlayabilirsin.

evrenin sonsuzluğu ise beni şu an bile nefes nefese bırakıyor. akılalmaz bir şey. evren, evrende dönen küçük dünya, içinde evreni anlamaya çalışan bizler... inanılır gibi değil, kesinlikle bir düş görüyor olmalıyız. ve evren diyince öyle küçülüyor, öyle çocuklaşıyorum ki bir de, aklıma tanrı'dan başka hiçbir şey gelmiyor.


korkma tavşan, korkma. öpüyorum çok.

endiseliperi dedi ki...

sevgili erhan bey,
sizde bu iletişim korkusu uzunca bir zamandır var diye hatırlıyorum. bende de aynısından var da oradan biliyorum.

şimdi, iletişim korkusu hakkında ne zaman düşünsem, eskiden diyorum ben enikonu sosyopat bir insandım yahu. yani yaşamak demek, iletişmek demekti benim için. demek ki korkulacak bir şey yok, zamanla tekrar iletişime geçerim. böyle diyorum ama kandırıyorum kendimi. şöyle samimiyetle düşündüğüm zaman o çok kalabalık sosyal yaşantım içinde de pek sağlıklı değildim. yani hep biraz telaşlıydım. mesela iletişimdeki boşluklardan korkar hızlıca konuşurdum ve çok meraklı biri olarak çok soru sorar, karşımdakini konuşmaya teşvik ederdim. hatta o zamanlar içki ve sigara içmemin nedeni büyük olasılıkla utanmama, hele hele sıkılmama neden olacak o iletişim bölgesinde azıcık olsun rahatlamak, rahat ve akıcı konuşuyor görünen beni aslında bir tür tül arkasına gizlemek içindi.

insanlarla birlikte olduğumda en korktuğum şey, sıkılmaktır ve iletişim zorunluluğunun beni bir şekilde hapsetmesidir. yani gitmişsen, buluşmuşsan, davet etmişsen ve sonunda yüzyüze gelip bir iletişim şeysine başlamışsan, ya sıkılırsan ya karşındaki sıkılırsa, ya konuşacak hiç bir şey yoksa aslında... KORKUNÇ! telefondaki iletişimi de sevmem. şeyi çok seviyorum, mektup yazmayı. bakın görüyorsunuz burada konuşmayı da çok ama çok seviyorum.

böyle işte. sizi anlıyorum yani, o grupla takılmamak için kaç takla attığınızı, o sırada ne hissettiğinizi hepsini birbir biliyorum. bir de insana heyecan veren, rahatlatan insanlar da fazla değil aslında. bazen biri bir şey dediğinde, daha doğrusu şöyle diyeyim, bir şeyi çok hoş bir şekilde, tarzda dediğinde (çünkü ilk kez duyup şaşırdığımız şeyler de çok azaldı. internet nedeniyle çoğu şeye AŞİNA olduk fazla kavramadan ve şeylerin ilkliği iyice ortadan kalktı, öyle değil mi?)müthiş bir coşkuyla, tutkuyla konuşmak istiyorum, onu çok dinlemek istiyorum. ama herhangi bir konuşmaya uzun süre dayanamıyorum doğrusu artık. sıkılıyorum bir süre sonra.

belki bir arkadaşımın farkedip, hayretle dediği gibi bende sıkılma korkusu vardır.

sinemaya, tiyatroya gittiğimde eğer yerim ortalarda bir yerde ise ve her yanım insan kalabalığı ile dolu ise, biraz sıkılır, buradan kurtulmak istersem, derhal çıkmak istersem diye en kolay çıkabileceğim yerleri kontrol ederim. fellini sinemada çok sıkılırmış ve her zaman en kolay çıkabileceği arka sıraları tercih edermiş. ben sinemadan sıkılmam. hele kolayca kaçacağım yolları gözüme kestirdiysem hiç!:)

bu durumda gerçekten kısacık görüşmeler ve hap halinde konuşmalar lazım ya da çok rahat olacak arkadaşın, eve gelmiş mesela, oturup kitap okuyacaksın, yan odaya geçip biraz orada duracaksın, o kendi aleminde bir şey yapacak, istiyorsak film izleyeceğiz filan. yani susmanın sonuçlarının dramatik olmadığı ilişkiler çok hoş olabilir.


bu arada bandista'yı indirdim ama benim bilgisayar çalıştıramadı. ben marşları filan çok severim. güzel bir marş dinlerken şu korkak ben var ya, en önde bayrağı taşıyabilecek kadar bir heyecanla dolup taşar:)

böyle işte sevgili erhan bey. burada sizi bu kadar kısa sürede ikinci kez görünce nasıl şaşırdım ve sevindim tahmin edemezsiniz.



sevgiler.

Ekmekcikız dedi ki...

Periciğim,

Bu korku meselesi tuhaf!
İnsanın kendisini ne kadar iyi hissettiğiyle ilgisi nedir, bilemiyorum da, bana öyle gelir.
Ben iyiysem, keyfim neşem yerindeyse, korkular vız gelir tırıs gider de, keyfim kaçmışsa korkmaya bahane ararım.

Kitap, işe yarar özellikleri var gibi duruyor. Tavsiye etmek için aklımda olsun.
:))

endiseliperi dedi ki...

elektra'ya mı tavsiye edeceksin?:)
ben de fobileri yazarken hep elektra'nın kuş korkusunu düşündüm. ama bence o kitapsız filan da korkularını gayet güzel idare ediyordur. hem ona kuşlardan korkmak yakışıyor bence.

dediğin doğru, iyisen her şey mükemmel, kötüysen de korkular başrolde işte. bu korkuların, fobilerin senden başka hiç bir şeyle ilgisi yok bi de. yani ne oluyorsa içinde olup bitiyor. seni ölüp bitiren şey, başkası için hiç de öyle olmuyor. fareden korkanlar için az mı karikatür vardı eskiden. eskiden, çünkü artık pek öyle espri yapılmıyor nedense. bir de korkunu maskeleyip duygularının yönünü değiştirdiğin durumlar var ki, psikiyatrların işi epey zor oluyor o zaman kaynağa ulaşmak için. şu insan denen yaratık ne tuhaf, çok üzülüyorum onun için, yazık yahu insana.

sevgiler.

Journey to Orient dedi ki...

palyaçolardan korkarım ben. bir de maymunlardan.

bu iki korkumu aşacak bir sebep bulamıyorum. korkayım hep. niye aşayım ki?

psikolojinin insanı zorlayan bu hallerinden şikayetçiyim. korkularınızı aşın,komplekslerinizi aşın, zaaflarınızı aşın, kendinizi aşın, karşınızdakini on dakikada aşın, olmadı şaşın kalın :) sürekli aşkın haller...

korkunun öğrenilen/öğretilen bir şey olduğuna inanıyorum ama. bizim kültürümüzde bunu bilinçli, sistemli yapıyorlar. öcü gelecektir yemeği yemezse, karanlıktan cadı çıkacaktır, yılanlar basacaktır vs. sadistçe bir çocuk büyütme olayı var sanki.

endiseliperi dedi ki...

JtoO,
sana bir isim verelim... hımmm ne olsun? sen bul!

*palyaçoları çocuklar da dahil herkes korkunç buluyor. o halde neden var bu sevimsiz palyaçolar hiç anlamıyorum. öyle sarsak sarsak düşüp kalkmalarında da bana keder veren bir şey var.

maymunlar mı! şimdi sen bence hareketlerini kontrol edemediğin sarsak, çok hareketli şeylerden korkuyorsun sanırım. maymun, sıkıntı veren bir hayvan olabilir evin içinde. aa bak ne hatırladım, arçil'e bebekken hayvan resimleri gösterirdim. ne zaman maymun göstersem, arçil derdi ona:))

**sonrasında ise çok güldüm J. yani evet niçin aşalım ki? şu kusursuzluk, mükemmellik çok mu matah bir şey. insani kusur ve zaaflarımızla, insan gibi acı çekmek istiyorsak, kime ne?!:)

öpüyorum.
bay!

Elestirel Gunluk dedi ki...

Fobi sahibi olma fobisi de vardir eminim... Ihhhhhhhhhh:-((((((

endiseliperi dedi ki...

:)
sevgili eleştirel günlük, siz böyle diyince fobilerin yunanca isimlerini havalı havalı yazayım dedim, ama çok üşendim.