Perşembe, Haziran 4

yapmamayı tercih ederim

keşke şu uzunca süren yokluğumda müthiş şeyler yapmış olsaydım da size çok heyecanlı maceralar anlatsam. yok. üzgünüm.



bir ara çok sıkıldım. yaz günlerinde en temel duygum sıkılmak oluyor. ne yapsam, ne etsem sıkıldım ve yazacak, tek sözcük de olsa yazacak en ufak bir coşku hissetmedim içimde.



oysa pazar günü satır satır okuduğum taraf gazetesi ve eklerinde, üzerinde bir ay konuşmaya yetecek malzeme vardı. yok. istemedi canım.



neolitik hanım'ın badem'i ile bizim tina'nın karakterlerini karşılaştırıp yazayım dedim. azdığı için yemeden içmeden kesilen (evet, bu dönemde hayvanların iştahı kesilir bir hormon yüzünden. şimdi ilgili kitabı bulup bu konuda uzun uzun yazardım ama canım istemiyor.) tina, evin içinde dört döndüğü için yorgun düşüp baygın yatıyor şimdi. çok da iyi oluyor, çünkü hayali sevgilisine çağrı sesi dayanılır gibi değil. onun sesi kötü de kuşun ki güzel mi? hiç değil! öyle parlak ki şu an tepemdeki kafesinde çın çın öten sesi, yüzümü buruşturuyorum resmen.



800 sayfalık karamazof kardeşleri ağır okumama rağmen hiç bitmeyen şu yaz günleri nedeniyle yarıladım. o bir kutsal kitap. biliyorsunuz ben onu 16 yaşındayken okumuştum ilk kez. sonra, eğer yaşarsam bir de 60'ımda okuyacağım. okurken, size yazıp hakkında konuşalım diye içimden geçiriyorum ama her sayfası önemli ve birbirinden ayrılamaz bir bütünlüğü var. Size kitabı baştan yazmam gerekir ki, öyle yapmayalım da siz mutlaka ama mutlaka okuyun kitabı, olmaz mı?



şahane filmler izliyorum. çok şahane ama içim sanki upuzun karanlık bir kuyu da filmler bu kuyuya tıngır mıngır çarpa çarpa düşüp gözden kayboluyor, size yazmak için bana tek sözcük olsun bırakmadan.



evin diğer üyelerinden bahsetmeyeceğim. hiç canım istemiyor doğrusu onlardan bahsetmek. hepsine kızgınım. hepsine!



pencere önündeki çiçekler çok şenlikli. çılgın bir şehvetle açıyorlar. aralarında, evet, karanfil de var şimdi. konuşalım mı haklarında? ı-ıh.



kısaca içimdeki ses, melville'in bartleby'si gibi "yapmamayı tercih ederim" cümlesini söyleyip duruyor. bana bir şey lazım, beni şöyle omzumdan tutup sarsacak, o kuyuya düşmüş her şeyi coşkuyla taşıracak bir şey. ne! ama ne!





uzaklara giden bir trene yetişmek için koşanlar.

24 yorum:

Ekmekcikız dedi ki...

Onlar trene yetişmek için koşmuyorlar ki, Periciğim.
:))

Sendeki duygunun benzeri, beni de yaladı geçti sanırım.
Ben lodosun baskısına yordum, bunu...

erhaNBey dedi ki...

umarım yetişirler o tren..

erhaNBey dedi ki...

gerçi yetişmek de yetişememek de ayrı bir dert ya, o ayrı.

Aydan Atlayan Kedi dedi ki...

Ben de bugünlerde çoğu şeyi yapmamayı tercih ediyorum. Tek yaptığım gözlerimi ekrana dikip film izlemek. Zaten içimden başka birşey de gelmiyor. İşin garibi tanıdıım herkes aynı durumda. Bunun sebebi ne acaba? Sadece yaz mı?

endiseliperi dedi ki...

olsun! olsun, ekmekçikız, ben onları trene koşan iki çılgın, genç aşık gibi düşündüm. bak, ne çanta, ne bavul hiç bir şey de almamışlar yanlarına, lazım değil ki.

dışarıdaydım da yeni geldim, rüzgar vardı çok güzel, çok hoşuma gitti. gitsem dedim, şöyle az insanlı, rüzgarı bol bir deniz kasabasına. kediler, dükkanının önünü süpüren güler yüzlü esnafın olduğu sakin bir kasabaya. yürüyüp, denize ulaşsam, havada müzik olsa, oturup şiir okumaktan başka işim gücüm olmasa. akşamüstü soğuk bir bira söylesem, orada olan biri bana çok hoş bir soru sorsa, cevabında nükte olabilecek bir soru, gülüşerek konuşsak...

ahhh!

endiseliperi dedi ki...

erhanbey! bakın, sizi ne zaman görsem çığlık atıyorum:)

siz de benim gibi, o trene yetişmeye saniyeler kala, aklınızdan türlü türlü olasılıklar geçirip, olabilecek sonuçları için kafa yoruyorsunuz. öyle yapıyoruz da n'oluyor? hiç! yapmayalım! şu aklıselim tarafımıza küfrü basıp, yetişelim o trene.hem önümüz yaz, aklımıza ihtiyaç duyacağımız kış günlerine daha çok var. o zaman da düşünürüz bir şeyler.

koşun!

not: eh, ben aklımı dağıtıp çok trene yetiştim ve sonuçları da bu sitede okuduğunuz üzere pek parlak olmadı, onu da söyleyeyim. şimdi tüm aklımı başıma toplamış, size koşun diyorsam da, sonrasında sizi kurtaracak bir tanecik olsun cankurtaran simidim yok. yok ama bakın dün gece dostoyevski ne diyor, sevgili kahramanı alyoşa'yı anlatırken, "... ama doğrusunu söylemek gerekirse, bazı durumlarda kişinin, mantıksız olsa bile yüce bir sevgiden doğan bir tutkuya kendini bırakması, bırakmamasından daha saygıdeğer bir davranıştır. hele gençlikte çok daha saygıdeğer bir davranış olur bu davranış. çünkü her zaman mantığının sesini dinleyen bir genç sağlam kumaş depğildir, değeri d eyoktur böylelerinin..."

ve bir de gezen tilki yatan aslandan iyidir, diyeyim de tüm uyarı sorumluluğunu yerine getirdikten sonra, sizi trene yetişmek için gizli gizli teşvik etmiş olayım.

:)

endiseliperi dedi ki...

ne bileyim, içimizdeki bu boşluk, boşlukta duyulan o gizemli tıkırtı havadan mıdır, dersin, aydan atlayan kedi? "kedidir o kedi," diyip yorganı başımıza kadar çekip, geçmesini beklemeliyiz belki. geçiyor da. ama ya geçmemeliyse?

;)

hoşgeldin.

Ekmekcikız dedi ki...

Yahu, ben fotoğrafı biliyorum da, nereden biliyorum, onu çıkaramıyorum.
Paris'te bu müze.
Bu bir film karesi.
Hatta, 1960lar bile demek, kesin nerdeyse.
Öyle ise, tren nerede?
Dışarıda değil mi?
Galeriden çıkışta?
Hıı?
:))

neolitik hanım dedi ki...

yaa keşke yazsan badem/tina yazısını! bu ara bende de var benzeri haller, o yüzden kendimi disipline etmeye, arayı açmadan yazmaya çalışıyorum. sıkıcı mıyım neyim diyorum sonra, öyle vazife gibi yazılır mı, içinden gelirse yazarsın, yoksa ne?

yok ama, iyi oluyor sonra, sayfada yeni bir yazı görmek, hem kendiminkinde, hem seninkinde :)

bu arada, budala'nın birinci cildi de bulundu, geçen sahaf aradı, istediğim zaman gidip alabilirmişim :)

karamazov kardeşleri eskişehir'de karlı bir kış boyunca okumuştum, üniversitedeydim, en çok babanın o saçma sapan halleri kalmış aklımda. tekrar okusam ben de...

endiseliperi dedi ki...

ekmekçikız,
fotoğrafı aldığım siteye baktım, kaynak göstermemiş. bu bize ödev olsun; karenin olduğu filmi bulalım:)

diyelim ki burası müthiş bir tren istasyonu binası ve o iki kişi de trene yetişmek için koşuyorlar, böyle düşününce de güzel, değil mi?:)

sevgiler.

endiseliperi dedi ki...

.neolitik hanım'cığım, nasıl sevindim bilemezsin budala'nın diğer cildini de bulmana! gerçekten içime dert olmuştu, yeryüzünde birbirinden ayrı, başıboş dolaşan iki cilt budala'nın olması. budala öylesine kederli bir kitap ki, hala, hala çok üzgünüm olan biten için.

.karamazov kardeşler için okurken farkettim ki benim de aklımda kopuk kopuk sahneler kalmışmış. dimitri'nin çingeneler ve içkiler ve şekerlemelerle gruşenka için eğlence düzenlemesi, alyoşa'nın manastır yolunda yürüyüşü, zosima dedenin cesedinin kokması, hava çok sıcak olmasına rağmen hasta smerdyakov'un odasında gürül gürül sobanın yanıyor olması(gerçi buraya henüz gelmedim)sahneleri aklımda çok net kalmış.

.ben karamazov kardeşleri yıllar önce mayıs ayında okumuştum. bu sefer de mayıs ayına denk getirdim. ama sanki senin yaptığın gibi, çok soğuk kış günlerinde okunsa daha zevkli olur.

.badem konusunda ise dilim tutuluyor, ne tatlı ama ne tatlı bir kedi. onun şımarıklıkları ise tina'nınkiler yanında hiç bir şey. kucaklıyorum onu çok.

.yazmayınca burası terkedilmiş, viraneye dönmüş oluyor sanki. bir şeyler yazınca tozunu almış, pencereleri açıp havalandırmış, yaşayan bir yer haline getirmiş oluyorum. genellikle yazmayı çok istiyorum ama bazen de böyle hiç istemiyorum.hay gidi hay!:)

öpüyorum çok.

Ekmekcikız dedi ki...

Tamam Perikızı tamam!
Sen burayı illa istasyon yapacaksın.:))
Hımm, belki, Moskova'dadır bu istasyon. Orada metro istasyonlarının çok süslü olduğunun fotoğraflarını görmüştüm.
Olabilir mi?

Bir de şu yeni müzik sitesi ve oradan eklediğin şarkı müthiş!
Nazan Öncel'in bu şarkısını çok severim.:))

endiseliperi dedi ki...

çok şükür ekmekçikız:) öyle diyelim öyle olsun, n'olur yani?

ben d ebugün keşfettim burayı ve derhalll size de takdim ettim. ben de pek severim bu şarkıyı. önceleri ağlıyordum bu şarkıyı dinleyince ve öyle bir eyvallahsızlık siniyordu ki üstüme, hayatı şöyle elimin tersiyle, hadi len, diyerek ittiriyormuşum gibi hissediyorum ki, en sevdiğim duygudur:)

Oya Kayacan dedi ki...

Peri'ciğim derler ya, "treni kaçırdın" diye, mümkünü yoktur yakalamanın da ondan derler. Yani henüz istasyondayken asılalım bir kenarına demek istiyorum. Bir yaz treni olsun bu, üstü açık, ooooh püfür püfür çuhçuhlasın... Ben de gezerim sıkça o trende. Bir de adımı verdiğim istasyonum var. Gar değil aman haaa, çift yönlü gitgelli...

duman dedi ki...

smerdyakov'a dikkat peri hanım.
filmlerinde bir sahnede azıcık görünen yönetmenler gibi dostoyevski de burada o kılıkta geçer hikayenin içinden.

endiseliperi dedi ki...

oya hanım, ne tatlısınız ve canımsınız siz, biliyorsunuz. sizinle hayat, neşeli, nükteli, heyecanlı, tuhaf, hayat gibi hayata dönüşüyor.

madem ki bir tern geçiyor, madem ki farketmişsin bunu, bence de arkaya bile bakmadan yakalamak gerek o treni. derhal!

çift yönlü olsun, öyle mi? hımm... peki, öyle de olabilir. ben şöyle kapalı tren istiyorum, rahat, kocaman koltuklu ve evet çuf çuf diye sesi olanlardan...

öpüyorum çok, sonra sarılıyorum da sımsıkı ve kucak dolusu sevgilerim de var.

endiseliperi dedi ki...

sevgili duman,
seni hep dostoyevski'yi kullanarak konuşmaya kışkırtıyorum. sesini sadece dostoyevski ile duyuyorum, bu çok hoş:)

söylediğin şey konusunda uzun uzun cevap yazacağım sana. ama sonra, olur mu?

sevgiler.

ruhdagı dedi ki...

Dostoyevski okuyorsun ya zaten gerisi boş :) Dur bakalım belki kuyunun taşmasına çok azıcık kalmıştır. Birde taşarsa biz ne kadar mutlu oluruz :)

Sevgiler.

Journey to Orient dedi ki...

"yapmayı tercih edecek" bir şey gerek belki. böyle, kimsenin durduramayacağı, yapmaktan alıkoyamayacağı, yapmazsanız öleyazacağınız, duramayacağınız bir şey :)

ben böyle bir şeyin arayışı içerisindeyim. zira yaptığım herşey birbirinin aynı. bu rutinlikte "yapmamayı tercih ederim" demek benim için söylemesi pek kolay bir şey. ama aksi nedir bilmiyorum.

yapmamayı tercih ettiğimiz şeyleri, tercih etme sebebini kendi adıma pek tercihten görmüyorum da zorunluluk gibi geliyor. ya da etkisiz bir eylem. hani yapsan n'olur yapmasan ne...

belki yeni bir kuyu edinip onu doldurmak gerek, farklı şeylerle. bu kuyu taşmıyorsa diğeri dolsun.

yurt dışında yeni (ya da ben yeni duydum, belki eskidir) bir yöntem var bunun için. her ne yapıyorsanız tam tersini yaptırıyorlar. ezberi bozmak için belki. o rutin zincirini kırmak için. ama sanki altını üstüne getirirmiş gibi insanın hayatının. altı üstünden belki iyidir, bilmiyorum.

" bana bir şey lazım, beni şöyle omzumdan tutup sarsacak, o kuyuya düşmüş her şeyi coşkuyla taşıracak bir şey. ne! ama ne!" diyorsunuz ya Peri, gözlemlediğim kadarıyla bu şeyler, ya aşk, ya evlilik, ya size bağımlı bir yaratık (çocuk gibi) ya bir hastalık ya bir afet vs gibi karmaşayla, acıyla, mutlulukla, tutkuyla beraber gelen şeylerle mümkün sanki. aşırı duygu ve tıkır tıkır işlemesi gereken zihinsel bir çaba ancak sarsıyor omuzları.

kitap okumak değil de, kitap yazmak; haber okumak değil de haber yaratan eylemlerde olmak vb. acaba daha mı yaşadığını hissettirir insana?

yani evet, kalkan bir tren olmalı. ve koşmalı.

endiseliperi dedi ki...

sevgili ruhdağı,
boşver dostoyevski'yi, sen o burnu açık rugan pabuçları bavula koydun mu, onu söyle.

bavul hazırlamak, enikonu ciddi bir "gelecek" projesi. neler yaşayacağını tahayyül edip, gelecek için donanmak. bavula koyduğun bir yürüyüş ayakkabısına ya da yüksek ökçeli pabuça göre biçimlenir hayat.

zihin bavuluna koymayı tercih ettiğin kitap da sana gelecekte üstünde düşüneceğin, düşünüş biçimine göre kararlar alacağın, canım, hayatını ona göre devam ettireceğin bir donanımdır bir açıdan. hangi kitabı seçersen artık. ben bu nedenle, arkadaşlarımın o ara hangi kitapla tebelleş olduklarını öğrenmeyi çok severim. çünkü bu bilgi, yaptığımız konuşmalarda, aldığımız kararlarda onun düşünüş biçimini ele verir ve onu daha iyi anlamamı sağlar.

umarım antalya yolculuğu iyi geçmiştir ve umarım bavuluna koyduğun her şey neşeli bir tatil geçirmeni sağlar.

sevgiler.

endiseliperi dedi ki...

JtoO,
yine konuyu daha etraflıca düşünmeyi gerektirecek, ona bambaşka bir açıdan bakıp, çözümü soru içinde bulmayı sağlayacak çok zekice şeyler söylemişsin. sahiden.

evet, kuyuyu değiştirmek lazım belki de ve sanırım böyle bir kuyu oluşturmak üzereyiz. dediğin gibi zihnimide ne zamandır iğneyle kazdığımız bir kuyuydu bu ve kendimizi bu kuyudan sarkıtmaya da az kaldı.ancak henüz hiç bir şey net değil. kesinleşir kesinleşmez yazacağım. o zaman ki yazıyı sana verilmiş bir yanıt olarak da okursan sevinirim.


sevgilerimle.

albay dedi ki...

arkadaslar, hayallerinizi yikmak istemem ama bu kare godard'in bande a parte filminden, istasyon da louvre muzesi, tabi gercekler onemli diil biz oyle hayal edersek gercek de odur vs ama daha da vahimi bunlar bi amac ugruna (trene yetismek, vs.) diil de amacsiz kosuyorlar, yani yetisecekleri veya kacirmamalari gereken birsey yok... hadi kalin saglicakla...

endiseliperi dedi ki...

albay,
demek öyle, ha! çok, çok teşekkür ederim bu bilgi için. bu işe en çok ekmekçikız sevinecek. ben de sevineceğim, çünkü hem bilgi sahibi oldum ve hem hayret, hayalimde bir milim olsun değişme olmadı. şahane!

hoşgeldiniz.

Ekmekcikız dedi ki...

Ah-ha!
İşte, budur!
Tamamen benim dediğimi doğrulamış Albay.
Belki de bu filmi zamanın birindeki bir festivalde görmüş olabilirim. Hep olduğu gibi unutmuşumdur. Ama, tahminim tam isabet!
Olley!

Bu arada, sen de hoşgeldin Pericim, özledik.
:)))