Çarşamba, Ağustos 12

karaaaaa, karaaaa!

bir akşam bora gösterdi; sokağın bütün kedileri apartmanın altında durmuş bizim pencereye bakıyorlar. çok komik, karikatür gibiydiler. mutfakta sigara içen bora, dolapta bulduğu tüm sosis, salam, sucukları bunları atıyormuş. öğrenmişler, ne zaman bizim mutfak perdesi aralansa bunlar ta sokağın başından koşup geliyor.




aralarında iki tane beyazlı karalı kedi var. daha küçüklerdi, evimizin önünde yıkılmış binanın kalıntıları arasında diğer kedilere hiç bulaşmadan oynarlardı. o zaman pencereden seyrederdim onları.



bu iki kara kedi büyümüş. bora anlatıyor, güçlü kuvvetli irice bir şey olmuş bunlardan biri, bora'nın, ailenin, nerde vakit geçirdiği, ne yapıp ettiği bilinmeyen, entel üyesi, dediği bu kedi. arada sırada sokağa gelip, takılıyor, sonra gidiyor. nereye? bilmiyoruz. diğerine ise, bora, hamile bu, dediğinde dikkat ettim. zayıf, cılız bir şey. bizim tina'ya benziyor biraz. daha yakından tanıyınca göreceğiz ki kişilikleri de benziyor.


bora kuru mama alıyordu bunlara, ama hamile olunca ciğerciden akciğer alıp pişirmeye başladım. berbat kokuyor, biliyorsunuz. sonra ufak ufak doğrayıp bir kaba koyup sıkıca kapatıyorum ağzını. ciğerler bizim hamile kedi için, ama bir ad vermek lazım ki, onu çağıralım, o da anlasın, gelsin. kara, dedim ona. öğrendi adını. ama biz ne zaman kara, diye seslensek, mahallenin tüm kedileri de kara ile birlikte toplanıyor aşağıya. bizim sıska, çirkin kara çok popüler oldu kediler arasında. herkes ona yakın durmaya çalışıyor ki ciğerleri kapabilsinler.



kara sonunda doğurdu. geçenlerde bina kalıntılarının arasında üç tane sevimli kedi gördüm, kara'nın çocukları. dürbünü alıp daha iyi inceledim. gayet sağlıklı, neşelilerdi.



şimdi önce kara'yı doyuruyoruz. sonra kara, karnı doyunca ağzına bir ciğer parçası alıp, etrafı kolaçan ederek tin tin karşıya geçip bir delikten kayboluyor. biz pencerede bekliyoruz ki kara geri dönsün, diğer ciğer parçasını alıp götürsün. epey vakit demek bu. ama kara pencerenin altına gelip miyavlıyorsa, ve evde ciğer kalmadıysa, içimiz el vermiyor ihmal etmeye; bir koşu ciğerciye gidip ciğerlerini alıp hazırlıyorum çabucak.



kara'ya yemek verirken tina ortalıktaysa duruyoruz biraz. tam arkamızda durup, sitemle bize bakıp miyavlıyor. kıskanıyor.



başka kediler de var. biri, zayıf, beyaz, sarı tüylü, çirkince bir şey. hiç yemek derdinde değil. bora, pastanenin civarında görüyormuş onu. oralarda takılıyormuş. onun derdi başka, hovardalıkta. bütün kız kedilerin civarında bu kedi. bizim kara da hiç hayır demiyor ona, kovduğunu görmedim daha.



şimdilerde pencereden bakıp, hep bekliyoruz, kara ne zaman çıkaracak çocuklarını da tanıştıracak bizimle diye.

11 yorum:

Oya Kayacan dedi ki...

Şekeeeer şeyler. Sizin oralar da benim buralar gibi kedi rasathanesine dönmüş. Bir arka bahçe bir ön cephe, durma kedi gözleniyor/kontrolu yapılıyor! Kim doğurdu, yavruları nereye sakladı dışında her gün 'bırakılan' bebek trafiğini takip etmek... Zor ama keyifli işler bunlar! Haa canım güzel Peri'ciğim, akciğer pek isabetsiz bir karar, hele hamile ve lohusa kedicikler için. Çok severler ama hiç beslenemezler bu gıda ile. Sakatat kedi&köpeklerde az ve öz kullanılası mamalar. Koftiden doyuruyor yani!

Ekmekcikız dedi ki...

Bizim apartman ve blog komşusunun da bir kara kızı var.
Ne zaman balkona çıksa, kafasını bizim tarafa çevirip, dikkatle ve merakla bakıp duruyor.
:))

endiseliperi dedi ki...

öyle mi, oya hanım, faydasız mı akciğer? yani eğer kuru mama yeterliyse, ne güzel olur bu. az önce bir tencere dolusu ciğer pişirdim yine, kokusundan midem bulanarak. eğer siz diyorsanız ki, gerek yok, kuru mama yeterli, o zaman gönül rahatlığıyla bu işe bir son vereceğim. çok teşekkür ederim, iyi oldu bu.

yalnız kara artık çocuklarını çıkarsa da onları bizzat beslesek diyorum, yuvalarını bilmiyoruz ki kuru mamayı oraya bırakalım. kara çok şeker, ciğeri ağzına alıp öylece bekliyor, sonra onu kimsenin farketmediğini varsayarak bir delikten içeri dalıyor. sanırım çocuklarının yerini kimsenin öğrenmemesini sağlamaya çalışıyor. gözlerim doluyor o zaman, ah canım kara, sen ne güzel bir annesin, diyorum. öyle gerçekten de.

öpüyorum sizi çoook.

endiseliperi dedi ki...

ekmekçikız, ben o zamanlar uçup kucaklamak istiyorum onları, çok tatlı oluyorlar. bazen tina ile de kucaklaşmak istiyorum eve geldiğimde, yani şöyle kollarımızı, patilerimizi açarak filan. gamlı baykuş yazısını okudum. ne güzel, ne tuhaf bir tesadüf olmuş gerçekten. demek kedisinin adı, kara? hımmm... kara'ya, gamlı baykuş'a selamlar,
sana da sevgiler çok.

Oya Kayacan dedi ki...

Peri'ciğim ben hep kuru mama dağıtıyorum kedi topluluklarıma. Anneler bebelerini mama yiyebilme zamanı gelince zaten çıkarıyorlar göz önüne, tanıştırmaya, 'doyacak bunlar da var ona göre davran mama verirken,' gibisinden. Çünkü bebeler aynı zamanda su içmeye de başlıyorlar ve emmeleri azalıyor, keyif için emiyorlar. Çok minik bebeler olduğunda mamayı ıslatmak veya poşet yaş bebe Whiskas'ı ile karıştırmak gibi numaralarım da var.

Bir zamanlar ciğer meselesiyle hayli uğraşmıştım. Sonra veteriner yapma deyince tavuklu papara vermeye başladımdı. Bu biraz fi tarihi, ne kedinin maması vardı daha piyasada ne de kumu. İnşaatlardan torba torba kum taşırdım eve. Kışın yaş olurdu o kumlar, serer kuruturdum tuvalet servisine sokmadan önce :( Kimsecik'im öyle büyümüştü...

Kara, kedi annelerin çoğu gibi çok sefkatli anlaşılan. Bebelerine yuva bulunsa keşke.

Senin duygusallığın da benim gözlerimi yaşarttı, haberin olsun.

Journey to Orient dedi ki...

ay ay ay..yerim ben o kara'yı diyeceğim, pek canice bir sevme şekli olacak :)

benim siyam kedim mona shibumi'nin patilerinin arasına elimi alınca da tuhaf şeyler söylüyorum; patin elimde ola, kapı kapı dilenek...gibi :)

bu yaşta kedi edindim ya, tüm algım açık şu an. nerede kedi görsem, sırnaşıyorum. annemin, anne ol da gör, cümlesinden hareketle kendimi kedilere pek şefkatli ve ilgili görüyorum :)

ama sizinki fiili şefkat, sözsel değil. ciğer al, pişir :) ciddi ciddi emek veriliyor sokağın kedilerine. insan insanı görmezken, sokak kedilerini düşünmek eskilerde kalmış bir inceliği güncelleştirmek gibi.

kara'nın yavruları ne renk acaba?

endiseliperi dedi ki...

oya hanım, teşekkür ederim, verdiğiniz bilgiler ve gözyaşlarıma ortak olduğunuz için:)

öpüyorum.

endiseliperi dedi ki...

JtoO,
evet, beklenen soru geldi:kara'nın yavruları ne renk?

dürbünle bakarak edindiğim bilgiye göre, biri kara gibi siyahlı beyazlı, ikisi ise duman rengi tekir kediler. minik kuyrukları havada, tombiş karınlarıyla birbirlerinin üstlerine atlayıp oynuyorlardı:) yerim onları ben;) kurabiyelerim, şekerparelerim, kremalı pastalarım (vahşi gastro sevginin leziz sözcükleri böyle oluyor:)

mono shibimu'yu öpüyorum, burnumu karnına gömüyorum.

sevgiler.

Angel dedi ki...

Çok güzel onları beslemeniz bakmanız.
Bizde her gece saat 01,00 oldumu kapımıza gelen ışığımız yanmıyorsa geldiğini havlayarak haber veren bir sokak köpeğini besliyoruz. Kayıp oğluşum Lucky'den :( sonra en büyük sevincim oldu o.Yemeğini yedikten sonra kapımızın önüne kurulup bizi koruma görevini üstleniyor.

miso dedi ki...

Çok uzundur ilk defa gelebildim. Yine ne güzel yazmışsın sevgili peri.

Özlemişim. Çok :)

marruu

ali*kayhan - sorgu*sual dedi ki...

Merhaba,

Bu mevsimde herkes kedi esirgeme kurumu gibi davranıyor anlaşılan. :) Ben de kuru mama markası için bize verilen bir tavsiyeyi size aktaracaktım ama bazı forumlarda market maması diyerek çok aşağılamışlar zavallı La Cat'imi. Biz bunun balıklısıyla ve biraz da tavuk ciğeri-buğday haşlaması takviyesiyle 5 canavar yetiştirmeyi başardık. Küçükler de miso'nun deyişiyle "kapir kupur" yiyorlardı bu mamadan. Yiyemeyecek haldeyken bulaşmıyorlardı zaten.

Tabii biz Zeynep'in (kedi bu) evde doğurmasına izin verdiğimiz/bunu planladığımız için mama taşıma derdi yoktu onun. Sonradan dışarıda yakaladığı ve ağzında çırpınan kuşları salonda küçüklere sunmaya başladığındaysa evi ailecek terk ettiler zaten. Bize de yenmiş kablolar, bolca kum ve şizofren yavru anıları kaldı. :)

Umarım sizin için de, yavrular ortaya çıktıkça, güzel anılarla dolu olur bu yetiştirme günleri. :)

Hoşçakalın.