Pazar, Eylül 27

uzak

. dostoyevski'nin cinler'ini olimpos'ta okudum. çardaktaydım; portakal, nar ağaçlarına, dağlara ve kurumuş dere yatağına, toprak yola yağmur yağıyordu.

. büyük, çok büyük bir kitap okuyacağım. don quijote. dostoyevski'ye göre don quijote, "insan düşüncesinin en son ve en büyük sözü, insanın ifade edebileceği en acı ironi".

en sevdiği yazarlar shakespeare ve cervantes olan puşkin, yevgeni onegin'in kahramanı tatyana'sı ile rus edebiyatının ilk don quijote tipini yaratmış.

don quijote'ye gereğince hazırlanmak için şimdi jale parla'nın 'don kişot'tan bugüne roman' kitabını okuyorum. iletişim'den çıkmış.

. taşındık. yeni bir evdeyiz. teraslı. şehre, ormana, denize, denizde ada'ya, çepeçevre bulutlara bakıyor. şimdi yağmur yağıyor.

25 yorum:

şule dedi ki...

aaa ne güzel, güle güle oturun peri. yeni ev huzur ve mutluluk getirsin...bu arada, ada manzarali terasli evi kiskandigimi soylemeden gecemeyecegim...

Delfina ; dedi ki...

Yeni evinde güle güle otur Pericim,yağmur hep huzurun buharını üflesin camlarınızdan içeri :)

Sevgiler,

Ekmekcikız dedi ki...

Güle güle oturunuz, efendim.
Manzaranızın keyfini çıkarınız.
:))

Adsız dedi ki...

Seninle karşılaşmak ne mutluluk vericiydi bir bilsen Peri...Bende taşındım dönünce oralardan.

Sevgiler

armağan

erhaNBey dedi ki...

nihayet.

..merhaba:)

teyzenteyfik dedi ki...

yeni evde huzurla oturun. Ki manzarasi da pek huzurlu gorunuyor..:)

sevgiler.

Aysin dedi ki...

Ne guzel. Gule gule oturun Peri. Seni gormek gercekten cok guzel:))

CHROMA dedi ki...

Çardakta kitap okurken sizi gördüm, çok huzurlu gözüküyordunuz, rahatsız etmek istemedim :)
Yeni eviniz hayırlı olsun.

dgül dedi ki...

Periciğim, özlemişim yine seni, cümlelerini... Huzurla oturun yeni evinizde, birlikte ve sağlıkla... Biliyor musun, sen okumaya devam ettikçe cümlelerin de daha bir güzelleşiyor... Zaten anlatım tarzını çok beğeniyorum, biliyorsun, ama inan bana hep okudukça+yazdıkça daha bir yazarlaşıyorsun... Naçizane hissiyatım bu, ukalalık olarak kabul etmeni istemem. Ama biliyor ve inanıyorum ki; biz seni daha çooook okuyacağız... (diliyorum ki; inşallah tabii) Yuvanıza sevgiler....

neolitik hanım dedi ki...

*oo sonbaharda yeni ev, ne güzel :) güle güle oturun.

*don quijote okumak büyük projedir benim gözümde, kolay gelsin. jale parla'nın kitabını bölümler halinde okumustum ben de. kitaplar üzerine yazılmış kitapların da ayrı bir tadı oluyor.

*tina yeni eve alıştı mı?

endiseliperi dedi ki...

merhaba! merhaba!
önce güzel dilekleriniz için çok teşekkür ederim. inanılmaz geliyor, değil mi? yani içimize, ruhumuza, kemiklerimize işlemiş evimizden ayrılmayı becerdik sonunda. peki, nasıl oldu bu? bora aniden, hiç hesapta yokken internette bulduğu bir evi görelim, istedi. gördük ve tuttuk. kocaman bir ev. taşınmak zor ve yorucu. üstelik bora çalışırken ben bir sürü işin üstesinden tek başıma gelmeye çalıştığım için çok daha zordu. eve bağlanacak elektrik, su, doğalgaz işlemlerinden tutun, nakliyecelirle uğraşmayı, evi taşımayı, yerleştirmeyi, yeni evin tesisatını, elektriğini, internet vs ile tek başına uğraşmaktan bahsediyorum burada. tek başına! ilk günler öyle çok yoruluyordum ki, yeni eve alıştın mı, diye soranlara söyleyecek hiç bir şey bulamıyordum. ama manzara, o kadar işin gücün arasında bile beni durduramaya yetiyordu. yatak odasının penceresinden güneşin doğuşunu izleyebiliyoruz mesela, ki nasıl muhteşem doğuyor, anlatamam. mutfaktan da batışını görebiliyoruz. zaten sonbaharda gökyüzü çok güzel olur, biliyorsunuz. bulutların en güzel olduğu zaman sonbahar. atakan'ın odasından ise gece ışıklı şehri görmek çok zevkli.bora bazen ormandaki ağaç gölgelerine çekiyor dikkatimi.

uzakta bu ev. insan kendini her şeyden çok uzakta, hatta birazcık kendinin de uzağında hissediyor ve yeni bir benlik oluşturuyor neredeyse. eşyaları oradan oraya yerleştirirken kendi ruhunun elemanlarını da, ne bileyim, belleğinin gizli köşelerini de elden geçiriyor, tozunu alıyor ve bir dolu şeyi atıyor, hafifliyor. hafiflemişken de terasda ip atlıyoruz. evet:)bora pastan nefret ettiği için teras çardağının demirlerini zımparalayıp, önce anti pasla sonra da bir boyayla boyadı. vakti olunca da banyo radyatörlerinin üstünde yer yer olan pasları boyayacak. yapacak hep bir iş var kısaca.

en çok mutfağı seviyorum. kocaman. ikea'dan aldığımız ferforjemsi sediri, müzik setini de buraya koyduk. kuşumuz olcay çok mutlu, müzik sesiyle coşup, pencereden ormana bakarak ötüp duruyor.

tina önce alışamadı. ev, 9. katta olduğu için de onun için çok endişeleniyoruz. bir gözümüz hep tina'da, acaba balkona mı çıktı, nerelerde dolaşıyor, diye. sabahları bizim yatak odasındaki sepetinde uyuyor, orası güneşli oluyor, diye. akşamüstü de salona geçiyor güneşin peşinden.

çocuklar yeni, geniş odalarını seviyorlar. ama okula gitmek için çok daha erken kalkıyorlar ve otobüsle gidip gelmek onları çok yoruyor. eskiden şoför eşliğinde arabayla gidip geliyorlardı okula, ki artık böyle bir şımarıklık söz konusu değil. onlara sıkı sıkı tembih ediyoruz, otobüste uyumuş numarası yapın, yerinizden kalkmayın, diye. çünkü yol yaklaşık bir saat sürüyor ki, ayakta gittiklerinde epey yoruluyorlar. ama bizimkiler çok utangaçlar ve lüzumsuz bir terbiyeleri var, hep ayaktalar otobüste.

istedik ki salon aynı zamanda bir hobi yeri olsun. bora'nın çalışma masasını ve bir kitaplığı bizim çok geniş olan yatak odasına koyduk. salonun bir bölümünü kütüphane olarak yerleştirdik ve ortasına da iki bank ve kocaman bir masa koyduk. diğer bölümünde tv ve kanepe var. arçil gitarına orada çalışsın, atakan kitabını orada okusun filan istedik, ama nerdee, herkes odasında.

-devamı var-

endiseliperi dedi ki...

evi yerleştirir yerleştirmez tatile çıktık. olimpos’a. olimpos'u biliyorsunuzdur. ama bilmiyorsanız, olimpos'a çok yakın olan adrasan'ı fotoğraflarla filan çok güzel yazmış chrome. oraya da bir göz gezdirin dilerseniz. (chrome, keşke gelseydin çardağa. çok güzel olurdu). tatil, çok, çok iyi geldi. yağmur yağdı çoğu kez ve biz, bora'yla ben çok seviyoruz yağmuru, ama çocuklar tatil boyunca kitap gazete okumaktan biraz sıkıldılar. birgün çardakta otururken armağan geldi:)çok, çok tatlı bir kız, çok içten, çok doğal. ben, endişeliperi olarak tanınmış olmaktan şaşkın, bütün o ev taşıma yorgunluğuyla bakımsız olan halimden azıcık mahçup, ne konuşacağım diye biraz şaşırdım, ama çok şükür armağan ne konuşulması gerekiyorsa gayet güzel ve sistematik ayarladı iletişimi (armağan, uzağa mı taşındın? nereye? bana yaz, sonra bize gel vaktin olunca, tamam mı?).

şimdi evde, çok, çok rahat olan mutfağımdayım. gün boyu burada oluyorum zaten. bora ve çocuklar çoktan çıktılar. ben de rusça kitaplarımı çıkarıp ders çalışacağım biraz. bu işler sırasında epey boşladım yine rusça'yı.

şule, delfina, ekmekçikız, teyzen teyfik, aysin çok teşekkür ederim tekrar benim için çok anlamlı olan dilekleriniz için. gerçekten de yeni evde her şey daha iyi olsun istiyorum.

erhan bey, ne o, küsüp gittiğimi mi sanmıştınız!:P

dgül, ne güzel şeyler söylemişsin böyle! kutsal sözler! ama tatlım, ben burada edebiyat yapmıyorum, eskiden yazmazsam ölürüm sanırdım, şimdi hiç de öyle değil. gayet güzel kitaplar var okumak için ve ben edebiyat sahnesinde iyi bir figüran oyuncu olmaya razıyım. sahiden. benim burada sevdiğim sadece iletişim. yapıp ettiğim okumak olduğu için de kitaplardan bahsediyorum daha çok. ama eğer çok istediğim gibi bir aşçı olsam ya da ne bileyim şu dikiş makinasını kullanmayı öğrenip bir şeyler dikiyor olsaydım, bu sitede, telanet, süprem, pervaz, efendime söyleyeyim agraf gibi sözcükler okuyor olurdunuz ve fakat yine de "gergef işler üzünç teyze" gibi dizeler de şifon altından görünürdü:)hımmm... çok tatlısın ama ya...

neolitik hanım'cığım, yine de jale parla'nın kitabı derhal bitsin ve don kişot'a da derhal başlayayım istiyorum. ama bugün değil. bugün rusça çalışmam lazım.

öpüyorum hepinizi ve kocaman sevgiler.

tavsan dedi ki...

Ya ben terasli yeni bir eve tasindiginiz kismini yeni gordum, artik nasil okumussam ilk seferinde! Cok ama cok sevindim. Hele ki yorumlardaki anlatisindan sonra. Ben de oyle bir ev istiyorum iste. ama Ankara'da o dedigin guzel manzaralardan cok yok. Yine de bizim evlenip de oturdugumuz ev buna benzerdi; bi tarafi orman/calilik araziyi, bir tarafi sehri goruyordu, 11. kattaydi. Hatta Kaplan (ev arkadasimiz kedi) 3 kere guvercin yakalamisti balkonda yalniz kaldigi aralarda. Onun icin aman Tina'ya dikkat edin. Dusmuyorlar genelde; bizimki mutfak balkonundan kapali haldeki salon penceresinin pervazina atlamis, ben kosmama ragmen gidip pencereyi acamadan da geri mutfak balkonuna atlamis idi. Bayaga yetenekliler bu kediler.
Ne guzel, ne guzel yeni eviniz.
Ayrica yorumlardaki uzun anlatimini okuyunca daha bir mutlu oldum; ozlemisim uzun yazilarini. Simdi ev tasima isleri de bitmisken evin her odasindan ve terasinizdan ayri ayri uzun yazilar yazarsin umidindeyim:) (nasil da baski yapiyorum.)

Ve bir de (artik nasil susamissam yorum yazamaya:), Don Quijote'la ilgili yazdiklarini okuyunca, bir kitabi okumadan once onunla ilgili on okuma yapmanin mantigini anladim birden. Normalde ben hersey dogal olsun istedigim icin bu tip seyleri de kitaptan edinecegim kendi bakis acisimi, algimi, anlayisimi etkiler/bozar gerekcesiyle hic yapmiyorum. Ama simdi, bu denli ustune dusulen birseyi en ince ayrintisina kadar anlama istegi/cabasi olarak goruyorum bu on okumalari. Yine de, belki bir kez okuyup, sonra ikinci kere okumadan once bu on okumalari yapmayi tercih edebilirim, kendi adima.

Hosgeldin Peri! Hosgeldin:)

endiseliperi dedi ki...

önce;
ben seni ne zaman düşünsem, sen buraya gelmiş oluyorsun. çok şaşırtıcı, aynı günde doğduğumuz için mi acaba? ne güzel, ne güzel!

sonra;
senin terası sevdiğini biliyorum. ankara'da teraslı ev bulmak zor değil. hem orada, her ankara'da şömineli ev bulmak da zor değil. en azından benim oturduğum evlerde hep şömine vardı. kullanlabilenlerden mi? hayır. şömine içine o zamanlar dekorasyonda pek moda olan eski işlemeli kaplardan koyuyordum, süs olsun diye. yine de koltuklar hep şömineye dönük olurdu. sabaha kadar içki içip sohbet ederdik orada. şömine mi konuşmaya teşvik ederdi yoksa içki mi, yoksa gençlik mi, bilmiyorum, konuşacak ne çok şey olurdu.

burası çok güzel, ama kışın soğuk olacak sanırım. korkuyla, endişeyle bekliyorum kışı. eğer uygun bir baca deliği bulsaydık mutfağa kuzine de kuracaktık. o zaman işte mükemmel olacaktı.bora dün akşam dedi ki, şu ufo denilen elektrikli sobalardan koyalım mutfağa. olur, dedim. ısınmayla ilgili her tür öneriye olur, diyorum zaten. üşümekten hiç hoşlanmıyorum. bu arada 52 kiloya düştüm ki daha çok üşüyeceğim sanırım.

tina, usulen bir kedinin yapması gereken şeyleri yapıyor. balık, ciğer kokusu alınca heyecanlanıyor, ama gevrek pişmiş küçük balık yemez, derilerini hiç yemez. kuş avlaması gerektiğini bilir, köşelere siner ama, onun sindiği yerden çıkıp kuşu tutmasına kadar kuş beklemekten sıkılır, uçar gider. eğer sokakta yaşamış olsaydı, yaşaması mümkün olmazdı, diye düşünürüz.

en sonunda;
klasikler dışında okuduğum kitapların önsözünü bile kitap okunup bittikten sonra okumaya dikkat ediyorum. haklısın bu konuda. ama klasikleri okurken, artık, bir donanımla okumaya dikkat ediyorum.

hoşbuldum1 hoşbuldum!

öpüyorum çok ve kucaklıyorum da.

Angel dedi ki...

Sürekli olarak takılı kalmış gibi "müzikseverlerin dikkatine" yazısını görmeyi beklerken "uzak" diye bir kelime görünce hayır yaın dedim kendi kendime. Hoş geldiniz çok mutlu oldum yaa sizi gördüğüme.
Yeni evinizde güle güle oturun. Daha ne çok köşeler keşfedeceksiniz biliyorum o evde.

endiseliperi dedi ki...

дорогоя подруга Ангел,
Как тоже я рад, уто я увидела тевя!
Сегодня я встала часов 5.30! вора и наши дети поехали после завтрака и я начинала чистоту. как трудно! сейчас я пьЮ чай и пишу тевя.

:)

değerli arkadaşım angel,
seni gördüğüme çok sevindim. bugün saat 5.30 da kalktım! bora ve çocuklar gittikten sonra da temizliğe başladım. ne zor! şimdi çay içiyor ve sana yazıyorum.

:p

öpücükler (bu öpücükler türkçe:)

Journey to Orient dedi ki...

cinlerim sıkça tepeme çıktığından olsa gerek; cinlerin dağlara tepelere pek yakıştığını düşünüyorum. Olimpos'ta Cinler'i okumak güzel olmalı :)

portakal ağacına yağmur yağdığında kokusunu veriyor mu?

kuzine ne güzel bir icattır! ve patates kuzineye ne yakışır ama... hayalimdir. kuzine hayalim olmazsa, şöyle şöminenin atası büyükçe (içinde yemek pişirelecek şekilde)taş ocaklı bir mutfak da olur.

kuzine hayalimin olma ihtimali, daha olası galiba :)

yeni evde bambaşka mutluluklar yaşarsınız umarım. hep aynı hep aynı olmuyor :)

jto

tavsan dedi ki...

Normalde kendimin tek (unique) oldugunu dusunuyorum ve beni degerli kilan seylerden biri de bu. Ama bir yandan da bazi kisilerle benzer yonlerimiz ciktikca mutlu oluyorum; tuhaf mi:) Simdi sen, onsozleri bile kitaplarin kendisinden sonra okudugunu yazmissin ya mesela.

Somine deyince once Bahceli'deki bazi evlerin ilanlarinda gormustum o geldi aklima; ama sonra annanemlerin evinde de somine oldugunu hatirladim. Ama orada somine masanin arkasinda kaliyor; koltuklar ona donuk degil maalesef. Zaten L salon ve somine kisa ve dar olan giris kismina dusuyor salonun; yani pek onune koltuk konacak bir yerde de degil. Yine de onunde koltuklarin oldugu bir somine yanmasa da guzel gorundu gozume:)

Bir de, kediler ve kuslarla ilgili; Kaplan da hic disariya cikmadi. Bize geldiginde 2 aylikti. Sonra biz onu (bu kadar kus yakaladiktan sonra), giderken universitenin bahcesine salalim, orada besleyen hocalar da var diye dusunduk. Ama ilke ve son denememizde diger kedilere yanasamadi ve binanin kosesine cekilip icine girmek icin yeri kazmaya basladi..Elbette birakmadik onu; annemlerle yasiyor simdi. Yani, kus yakalama yetisi butun bunlardan bagimsiz olabiliyor. Bir de Kaplan eril bir kediydi ama ondan daha azili disi kediler de biliyorum -ki zaten kedigiller familyalarinda genelde disiler avlaniyor - yani cinsiyet de etkili bir faktor degil. Ona gore;)

Ya bir de, bu 52 kilo meselesini nasil kiskandim. Ben yine eskiden oldugum -cok- kilolara ciktim. Simdi simdi aksam yemeklerimi hafifletmeye calisiyorum, yavas yavas. Benim icin tek ise yarayan bu olmustu. Ve bunun daha saglikli oldugunu dusunuyorum. Hem oyle olunce isler kendiliginden gidiyor.

tavsan dedi ki...

yanlislikla basmisim gondere, eklemeden gecmek istemedim- ben de karsilikli kucakliyorum! Sagol:)

Angel dedi ki...

Спасибо
Umarım doğru yazabilmişimdir.
:)

endiseliperi dedi ki...

JtO,
.cinler, dağlarda, tepelerde, yani ıssız yerlerde değil, aramızda yaşarlar. çocukluğunda cin, peri masallarını dinleyerek büyümüş biri olarak bunu çok iyi bilirim. halıların desenlerinde, mutfakta bulaşıkların arasında, rüyalarda ve daha çok da içimizde, beynimizin kıvrımlarında yaşarlar. dostoyevski'nin cinleri insanların taa içinde yaşar ve dilerlerse domuzların içine girip uçurumdan atlarlar. içinden çıktıkları insan ise, artık aklı başındadır. ben demiyorum, incil diyor. herkesin içinde, onun kötülük kodlamasına özel bir cini vardır. bazen tepesine çıkar. peki nereden çıkar? kalbinden, midesinden, cinsel organından mı? hiç bilmiyorum. ama işte bulundukları yerde olmalarında bir sorun yok da tepeye, beynimize çıktıklarında sorun var. cinlerin tepeye çıkması, fevri ve tasarımsız bir kötülüğe işaret etse de, bana kalırsa, tepeye çıkmış bir cinin işbirliği ile taammüden, kasten kötülük yapabiliriz. istersek. bu istekle mücadele etmek için de epey donanımlı olmak gerekir.

ne diyorum ben yaa... hiç! saçmalık!

. toprağın, çürümüş yaprakların, yağmurun kendisinin kokusunu aldım ama arasından portakal yapraklarının ve yeşil meyvelerinin kokusunu almadım. ancak, kitap ayracı yaptığım portakal yaprağını epey kokladım. portakal çiçeği kokusunu ben adana'da havada yakaldım. insanın bir kokuyla bu denli heyecanlanabileceğini de o zaman öğrendim.

. kuzine deyince aklıma hiç patates gelmez de nedense annemin yaptığı dümdüz, mayalı çörekler gelir. hayatımda yediğim en güzel hamurişleriydi onlar. sonra lacivert emaye çaydanlıkta çay olurdu. hala duruyor o çaydanlık. senin bahsettiğin ocak da vardı, annem orada nar ekşisi kaynatırdı diye hatırlıyorum. sonra turşular kurulurdu, biber salçaları yapılırdı, bulgur kaynatılıp kurutulurdu. tarhana yapılırdı. yemek dediğin şey, aracısız, dolayımsız, evde bizzat üretilen şeylerdi yani. yazın ağaçlardan incir, nar, yaban mersini, dut yerdin, ki organikti elbette. ekmekler zaten kapkara, kepekli olurdu. yoğurdu evde annem yapardı, süt geldiğinde daha ineğin ılıklığını taşıyor olurdu. şimdi, şu sağlıklı beslenme sohbetlerine karşı çok karışık duygular içindeyim. ablamın dediği gibi, biz çok sağlıklı beslenmişiz yahu! benim bir "yokluk, yoksulluk" imgesi olarak hatırladığım şeyler, tam da yapılması gereken şeylermiş.

ne diyorum ben yaa... ama yeter artık. olup olacağı şurada sana bir merhaba desem, yeter.

. eğer ben kendimi yeterince tanıyor olsaydım ve kendimi de olduğum gibi anlatma yeteneği ile donanmış olsaydım, benim ne tutucu biri olduğumu görürdük.dilimde olan o yenilenme, değişim, fark yaratma, gitme olasılıklarını değerlendirme gibi palavralara hiç yüz vermezdik. en ufak değişiklik beni huzursuz etmeye yeter. eve yeni gelen bir eşyaya bakmam, bakmam, temizlemem, ovalamam, en doğru yerde, diğer eşyalarla bir eşitlik, bir uyum içinde olması için oradan oraya taşımam ve nihayetinde içselleştirmem gerekir. eve gelen yardımcı hanım, kanepeye yastıkları kendi dilediğince koyup bir farklılık yarattığında bile o gider gitmez eskisi gibi yerlerine koyarım. neolotik hanım'ın dediği gibi hiç bir şey değişmesin, hep aynı olsun isterim. ama bunlar benim kendimi iyice tanımam halinde söz konusu olurdu. ki madem öyle değil, değişsin! değişsin!

ne bu yaaa... kes sesini!

. mersi! mersiiii güzel dilekler için ve elbette sevgiler.

endiseliperi dedi ki...

tavşan,
biriciksin, teksin elbette!

bu aralar çok ama çok sağlıksız bir beslenme temposu içindeyim. hatta birkaç kilo alayım diye kızarmış ekmeklere tereyağı, bal sürüyor, bayramdan kalma bonbon şekerlerini, lokumları götürüyorum.

hah, bayram demişken, bu evde, bayramda kapımızı çalıp, bayramımızı kutlayan ve şeker ikramımızı sevinçle karşılayan yaklaşık 50 çocuk saydım. çok güzeldi:)

endiseliperi dedi ki...

angel,
doğru olmaz mı! ben bile daha doğru yazamazdım. aferin sana. özel rusça dersleri bitti. zaten buradan taaa kadıköy'e, kursa gitmek epey zor oluyordu benim için. paşa paşa evde çalışacağım artık. çok çalışacağım. ama bugün değil. bugün arçil'i kulak burun boğaz doktoruna götürüp bir kontrolden geçirteceğim. denizde su mu kaçtı kulağına nedir, eli hep sol kulağında.

öpüyorum...

redrabbit dedi ki...

yeni ev,yenilenmek demektir.ben de taşındım,arada boşandım ve o kadar çok şey attım ki hem evden hem kendi iç evimdem..kendimi inanılmaz hafif,mutlu ve yeni hissediyorum..Geçecek biliyorum,yne dolucam ıvır zıvırla,yeni ilişkilerin bir süre sonra anlaşılacak ağırlığıyla ama şu an çok iyiyim ve hazırım herşeye..ev sana uğurlu falan gelmeyecek,sen o eve uğur ,neşe,huzur katacaksın bence..gökyüzüyle kardeş,rüzgarla dost,güneşle sevgili bir ev anlattığın kadarıyla..ne mutlu sana!!

endiseliperi dedi ki...

sevgili redrabbit,
mutlu olman öyle hoşuma gidiyor ki. aşk, kendini hazır hissettiğinde gelir. gelecek, her şey çok güzel olacak.

ne tatlı sözlerin! teşekkür ederim.

öpüyorum çok. kendine çok iyi bak.