Pazartesi, Ekim 26

dans etmeye devam bir, ya da ilk öpücük







yıl 1986! çok zaman olmuş. hukuk fakültesindeyim. yeşil gözlü, sarışın oğlana deliler gibi aşığım. aylarca, aylarca sürüyor ona olan gizli aşkım. bütün kızlar da aşık ona. sessiz ve karizmatik. bi kere galiba gitar çalabiliyor, çünkü odasında gitar var. çok okuyor galiba, çünkü kitaplığında bir sürü kitabı var. solcu da galiba, çünkü arkadaşları öyle. güzel yemek yapıyor galiba, ne zaman gitsek öğrenci evi yemek dolu. herneyse, grup arkadaşıyız. birgün aramızda bir kriz yaşanıyor, kavga ediyoruz. ve fakat bu kavga sonunda onun da benden hoşlandığını kalbim gümbürdeyerek öğrenmiyor muyum! kalbim günlerce son ses çarpıp duruyor. bir gün sadece ama sadece beni davet ediyor yemeğe. masada mumlar yanıyor:) bu şarkı çalıyor ve dans ediyoruz. işte bu şarkı çalarken öpüyor beni. mutluyum ama deli gibi ağlamaya başlıyorum. yani öpüşmek filan çok büyük bir şey. aman allahım! özürler dileyerek beni yurda bırakıyor. çok, çok terbiyeli, çok kibar ve çok hoş biriydi gerçekten. burcu yaydı. ben çok ama çok sessizim yolda. yurda gelir gelmez en yakın arkadaşım ufuk'u bulup, ona anlatıyorum her şeyi. sabaha kadar sürüyor sohbet, artık ne konuşuyorsak.


çocukla ilgili başkaca da bir hatıra yok kafamda. hemen sonra yaz tatili başlıyordu da eve mi dönmüştüm? yazın çocukla bir daha görüşmemeye karar verdiğimi uzun bir mektupla ufuk'a yazdığımı hatırlıyorum ama. artık ne düşündüysem.


o, bilmem ki beni, bu şarkıyı hatırlıyor mu? duyunca benim hala yüzüm kızarıyor. anı emanetçisi olmak da böyle bir şey işte.

13 yorum:

Ekmekcikız dedi ki...

Periciğim,
Bu tatlı anı ve müzik bir yana, yazının sonundaki "anı emanetçisi" sözü bana tam da bu sabah okuduğum bir öykücükteki tahlili anımsattı.
Paul Auster'ın Kırmızı Defter'ini yeniden okuyordum. Orada, bir çocukluk anısını anlatıyor, yazar.
P.A. için çok çok önemli olan bir an'ı, yıllar sonra tekrar karşılaşılıp, o an anlatıldığında, anının nesnesi olan kişi, hiç hatırlamıyor. Meğer, P.A. için yıllarca kendisini iyi hissetmesini sağlayan olay, o kişi için anı bile değilmiş.
Diyeceğim o ki, senin için unutulmaz nitelikteki, yüzünün kızarması nedeni olan anı, unutulmuş bile olabilir. Yüzün kızarmasın! :)))
Şarkının adı da bir hoş, unutulmasın diye sanki; "Forever and ever"!
:))

endiseliperi dedi ki...

ekmekçikız, sen böyle yazınca gidip aradım kitabı kütüphanede, yok. allah allaah nerede acaba? neyse. bugün hiç öyle romantik havalarda değildim aslında. hala biraz hastayım, öksürüyorum, ama ne yaptım? evi süpürdüm, terası yıkadım. iyi mi yaptım yani şimdi!? hiç iyi olmadı. ama sonbahar ya, saçlarım nasıl dökülüyor, anlatamam. her yerde saçımı görüyorum. süpürmekten başka çare yok. kışa kadar böyle. akşama bezelyeli izmir köfte yapacaktım, ama yoruldum, bora da dedi ki, boşver ben gelirken pizza hut'a uğrar, pizza getiririm, hem köfte cuma yemeğidir. aa bi baktım araba anahtarını evde unutmuş. neyse burası uzun hikaye, geçelim. kıymalı spagetti yaptım neticede. işte şimdi, şu an yiyorum. çok da güzel olmuş. makarnadan daha güzel bir yemek de düşünemiyorum.

bilgisayarı kapatacağım da şimdi, vedalaşıyorum işte seninle böyle:) hadi ekmekçikız, öpüyorum seni. sen şimdi yoldasındır. dikkat et kendine. aa okullar kapanacakmış, duydun mu? çarşamba yarım gün, prş, cuma tatil. domuz gribi yüzünden. hadi, bay bay.

Aysin dedi ki...

Sevgili Peri , benimde ilk sevgilim elini uzatip, elimi istediginde kusmustum ben ona::)

Cicekli Bahce dedi ki...

Yaziyi okuyunca, ilk sevgilime bir kere elimi uzatip, bir daha da geri alamamis oldugum geldi aklima.

Evlendik zira :)))

Ekmekcikız dedi ki...

Bu fotoğraf şahane olmuş!
:)))

endiseliperi dedi ki...

aysin, ergenlik sevgililiği öyle oluyor işte:)

çiçekli bahçe, ben, senin maceranı hayal bile edemiyorum!:) konuşurudk bunun hakkında da kafam dağınık bugün niyeyse.

ya, ekmekçikız, giriyorum siteye, fotoğrafsız filan, sefil bir manzara, içim sıkılıyordu. bu fotoğrafı da çok severim, en çok da aşağıdaki köpeğin bakışını. yeni yazı girecek halde de değilim. aklım orda burda, toparlayamıyorum bi türlü. hani sadece, günü bir noktaya odaklamak için kendimi rusça'nın başına oturtuyorum. yuri gagarin'le torunu arasındaki inanılmaz, fiziksel benzerlik konumuz:) madem geldin, yemek raporunu veriyorum. o pizzayı bugün yapıyorum. yapıyorum ama, maya yok evde, kabartma tozu kullanacağım, ne olur ki? hiç bir şey. bora'ya dedim ki az önce MSN'de, senin pizzanın yarısını, beyaz peynir, domates, kekikli; diğer yarısını sucuk ve kaşarlı yapacağım. oluuuur, dedi. aslında o mantar sever ama yok evde. markete de gitmeyeceğim. çocuklara da sosis, sucuk, salam, artık ne varsa evde... benimki hakkında kararsızım... düşünüyorum şimdi... hmmm... hiç bir fikrim yok. ne severim, ulan ben! cık... çıt yok. bakalım artık. hani hayal ediyorum, şöyle yağlı, çıtır çıtır ekmek dokusu hoş geliyor da... sanki tatlımsı bir tat istiyorum ama olur mu ki pizzada tatlı bir tat! neyse neyse, bakacağız artık.

durum böyle. hah, bir de gelip kombi bakımını yaptılar, ama azıcık daha soğusun diye bekliyorum, kombiyi açmak için. eğer kombi yetmezse diye salondaki bir köşeye bakıp duruyorum kuzine kurmak için. baca yok orada da, acaba duvara delik açıp kurulamaz mı? bizim nalbura soracağım, anlar o.

sevgiler herkese.

Ekmekcikız dedi ki...

Pizzanı neli yaptın?
:))
Akşamüstü çockları diş hekimine götürdüğümde beklerken geçen yazın magazin dergilerine bakıyordum. Pek trendy bir mekanda karpuzlu pizza yapılıyormuş, pek da şöyleymiş böyleymiş diye okuduğum aklıma geldi.
Senin pizza malzemesi seçimini okurken, hatırladım.
Afiyet olsun!

endiseliperi dedi ki...

ay, ekmekçikız, pizzalar pek de iyi olmadı. sana diyeyim ki, daha güzel yaptığım zamanlar olmuştu. benimki beyaz peynir, domatesliydi.

dün de kabak dolması, tavuk suyuna sebzeli şehriye çorbası yaptım. çorba iyi bir şey. bugün de çorba yapacağım. yoğurt çorbası. sanki öyle bir havadayım. bir de yemek olarak şey mi yapsam? geçen gün martha'nın programında vardı: çoban böreği. börek diyorlar ya, börek değil. kereviz, havuç, soğan, kıyma sanki lazanya yapacakmışsın gibi hazırlanıyor. bir fırın tabağına yayıyorsun; üstüne de patates püresi yapıp yayıyorsun, sonra belki biraz da kaşar rendeleyip koymak, iyi olur. fırında pişiriyorsun. fena görünmüyor. en azından çocuklara kereviz yedirmek için fena bir fikir değil. ya da kuru köfte, küçük tavuk butlarını kızartayım, kocaman bir tabağa koyayım, sonra patates püresi yapıp, onu da kocaman bir tabağa koyayım, sonra salata...? amerikan usulü, herkes tabağına alır. çok güzel olmaz mı? aa ama ıspanak var evde. onunla da börek mi yapsam? sabah brownie yaptım yine mikrodalgada. çok enfes oldu. hem de yedi dakikada! evet, kilo alacağım bu gidişle, ama biraz almam lazım sanki. çok yiyemiyorum zaten, az az. hadi ben markete gideyim, yufka, yumurta alayım.

bay!

Cuma, 30 Ekim, 2009

redrabbit dedi ki...

yemek muhabbetleriniz iştahımı açıyor valla..Saat gece 1 ve ben işteyim.Dışarda deli gibi yağmur yağıyor..Nasıl acıktım sormayın..Üstüne bi de sizin yemek tarifleri..İlk aşktan gelinen nokta budur işte:yemek!!!aşk ve yemek birbirinden ayrılmaz bir ikili bence..Ben bütün sevgililerimle önce yemek yemişimdir..Ne yedikleri,ne sevdikleri önemli benim için..Keyifle,iştahla mı yiyor yoksa mızmız mı?nerden nereye..kafalar karışık..

endiseliperi dedi ki...

ooo redrabbit'ciğim, pardon ya, acı olmuş senin için. ama bambi'ye yakınsındır sen işteyken. portakal suyuyla, dilli kaşarlı bir tost ne güzel gider, gecenin bir yarısı:)

aşk ve yemek konusu da var tabii. öğlen yemeği değil de akşam yemeği randevusunun kalp çarptıran bir hali ne amerikanvari değil mi? bizde de gelişti bu galiba. ilk yemek randevusu, sonra ikincisi, eh üçüncüsünün epey bir anlamı vardır artık, birlikte iyi vakit geçirdiğin ortadadır. ama ben hoşlandığım biriyle birlikte pek yemek yiyemem nedense. onu epey bir tanımam gerekir, birlikte yemek de yiyebilmem için. ama eskiden tanıyorsan onu, yani yavaş yavaş ilişki bir aşka dönüşmüşse çok rahattır birlikte yemek de yemek. ama o zaman da bir akşam yemeği şart mıdır, değildir sanki. film izlersin, yürüyüşe çıkarsın, kitapçı dolaşırsın... başka? neyse. evet, sevgilinin hangi yemeği seçtiği, nasıl yediğinden yola çıkarak onun yatakta nasıl olduğuna ilişkin bir geyik de var. ama bu geyiğe muhtaç olmak için başlangıcın, epey mesafeli olması gerekir ki, hala öyle başlangıçlar var mı? yani o yemeğe kadar epey konuşmuş ve mesafeyi aşmış olmaz mısın? neyse yahu, şunu diyecektim ben asıl. dün ekmekçikız'ı kandırmış oldum. menü bir anda değişti işte. balık, patatesli börek ve salataya dönüştü. hepsi de nefis oldu:)

öpüyorum çok seni. çantana elma olsun, muz olsun, ev yapımı kurabiye olsun bir şeyler koy öyle git işe tamam mı?

redrabbit dedi ki...

sevdiğin ama henüz sevgilin olmamış biriyle yemek yemek daha çok heyecan verici bence..ben böyle biriyle, bir gece (amma heyecemlı oldu)içki sonrası yemeği yeme durumu yaşadım..dolaptan bulduklarıyla kendine bişeyler hazırlarken bana da sordu ben de kafama göre yap bişeyler bana da dedim..Acı koyayım mı dedi,az koy dedim..Ama senin azını bilmiyorum ki dedi..Bu çok hoşuma gitmişti..Birinin azını çokunu bilmek diye birşey var..Ve bu yolla öğreniyorsun işte,gittim işte benim azım budur diye gösterdim uygulamalı olarak..Aslında bu insanla ilişkim de bi garip ya neyse..O başka bir konu başlığı..Sonuç itibariyle yemek önemli,beraber yemeği paylaşmak,beraber hazırlamak,yemekten bahsetmek,birlikte acıkmak bunlar çok romantik ve seksi geliyor bana..Dediğin gibi Bambi bana yakın ama o gece aç yattım,gece yemek yememeliyim:))Ama yanıma mutlaka birşeyler alıyorum atıştırmalık:ceviz,fındık,meyva..Deniz turkuvaz rengi gündüzleri,yağmur yağmazken,ne güzel değil mi?

endiseliperi dedi ki...

canım ya, sen ne şeker şeysin redrabbit. çok da romantik. hımmm... demek birlikte yapılan yemek mevzusu romantik geliyor sana. ne desem şimdi, ben bıkıyorum zaman zaman evdeki üç erkeği doyurmak sorumluluğundan. ama bazen şu hoş oluyor; kadıköy'de kitapçıları filan dolaşmışız, balık çarşısında balıkçıları izlemişiz filan ve dolaşırken de şuydu buydu almışız. eve geldiğimizde tv karşısına bir sürü ıvır zıvır yiyecek çıkarmak, çay demlemek ve sonrasında seveceğimizi umduğumuz bir filmi izlemek iyi geliyor. yo hayır seksi gelmiyor. arkadaşça bir şey gibi geliyor. ben aynı evde yaşayan iki insanın birbirine arkadaşça davranmasını çok önemserim. kocan, sevgilin, kız arkadaşın, normal erkek arkadaşın fark etmez. birlikte, uyumlu bir arkadaşlığın varsa, birbirine alna bırakıyorsan, saygılı davranıyorsan, sevgili olabiliyorsan şahane.

ama elbette ne demek istediğini anlıyorum. hatta bununla ilgili, tam da dediğin şeyle ilgili hoş bir anım var ama, anlatmak zor bir mesai benim için. anlaşılmamayı göze alabileceğim bir mevzuu değil çünkü.

öpüyorum seni ve en kısa zamanda birlikte romantik yemekler yiyebileceğiniz hoş bir ilişkinin başlamasını diliyorum. seni

senin burcun neydi, redrabbit; söyledin de unuttum mu ben?


sevgiler

redrabbit dedi ki...

bahsettiğim insanla romantik bir ilişkimin başlaması imkansız görünüyor peri,beni arkadaş olarak,hep yanında olacak bir arkadaş olarak görmek istiyor hayatında..Neyse,canı cehenneme:))Öyle oluruz bizde,ne yapalım!!Burcum akrep benim,yükselenim aslan.Ne demekse:))