Pazartesi, Kasım 16

şizofren




"ne var yani! hava kötü, eee... n'olmuş! yani işte bir kasım günü, manyak mısın nesin, ne bekliyorsun!" domuz gibi uyandım bugün. içimde tuhaf bir acı. bir hata yapmışım da zihnim farkedeyim diye çırpınıyor sanki. evi dinledim, sakin; kuş ötüyor, balık yüzüyor, tina uyuyor. ben? domuz gibiyim! bir... bir yanlışlık var. bir şarkıyı son ses dinlemek istiyorum sanki, en sevdiğim tabağı kırıp atmama şu kadarcık kalmış. atmadım. sakin. biraz ağlasam, insaf dilesem bugün kendimden. baktım, insaf dilediğim ben, eliyle yüzünü kapatmış. boğuk, "tamam. git," dedi. "banyo sepetindeki kremlerini filan düzelt, sonra da işte her zaman ne yapıyorsan yap." hepsini yaptım. fazladan bonzai'ye de su verdim. "çıkart rusça kitaplarını," dedi hala tahammülü hiç kalmamış gibi, bana bakmaya tahammülü hiç yokmuş gibi yüzü elinin arkasında. çıkarttım. "ne bu böyle, her işin yarım, her zaman sarsak... her zaman bir uyarı lazım sana! hep, hep kusurlu... ne zaman boş bıraksam seni, bir hatanın tam ortasında buluyorum." o konuşurken camdan bakıyordum. "ört perdeyi!" dedi. "çayı demle, bir şeyler ye, ayaklarına çorap filan giy!" hepsini yaptım. bana baktı. ben de ona baktım, ballı ekmeğimi yiyordum, gözlerim doldu. "hadi çalış," dedi birazcık şefkatli, "çok geri kaldın" lokmayı zorla yuttum, burnumu sildim. çalışmaya başladım.

yine de söyleyeceğim işte: ne berbat bir gün! hava da çok berbat! sen de öyle! rusçan da umrumda değil, o sersem don kişot'un da, tamam mı! domuz!

17 yorum:

tavsan dedi ki...

:) Oluyor boyle; arada unutsak da fiziksel varliklariz biz; yani kapali hava mevsim degisimi vs hic beklemedigimiz anlarda bile gelip somurturabiliyor bizi. Ve bu olmasi gereken; yani mevsimden etkilenmek aptal bi insanlik zaafi degil; bilimsel olarak aciklanabilen gayet normal bir gerceklik.
Ve yine, elbette, tanidik gelen birsey daha var; "her isin yarim, sarsak" kismi. Biz bence baharda doganlar boyleyiz; heyecana kapilip bir dolu sey yapmak istiyoruz; bu yuzden elimizdeki isler yarim veya aceleyle yapilmis olabiliyor. O yuzden bunun farkina varmamiz, kendi kenidimizi gerekebiliyor iste boyle. Ve her zaman ise yaramayabiliyor; yaramasi da gerekmiyor belki.
Simdi yanyana olsak karsilikli somurtur sonra da bayaga gulerdik gibi geldi;)

endiseliperi dedi ki...

tavşan'cığım, bugün iyiyim. hem de bayağı iyi. yine kendimle dostça uyandım sabah. oturdum bi güzel rusça çalışıyorum. hem don kişot'u da çok seviyorum:) bi de dikiş bilen bir komşu arayacağım yakında, bana dikiş öğretsin, diye. yavaş yavaş düşündüğüm her şey olur. bir de şöyle bahara yakın yoga moga hikayesine dalayım, diyorum. ormanda yürüyeyim, antioksidan çorbalar yapayım, iyi olur. her akşam meyve suyu sıkıyorum, portakal, kırmızı greyfurt, elma, havuç ve nardan. koca bir sürahi. böyle şey yapmalı insan... dikkat etmeli bişeylere.

öpüyorum seni çok ve kocaman sevgiler.

endiseliperi dedi ki...

hazan,
o içten içdöküşlerle dolu mektuplarını okudum. ve bence de yayınlamamak gerek onları. seni anlıyorum. bunu biliyorsun, değil mi? iyi olan şu ki, sen de kendini anlıyorsun. bu çok önemli. ne yapman gerektiğini de biliyorsun bence. benim ilişkiler konusunda buradan bir öneride bulunmam yakışık almaz şimdi. ama senin ne yapman gerektiğini bilmen çok önemli. yapman gerekeni en kısa sürede yapmalısın. devam etmekte olanı şu ya da bu şekilde bitirmen şart, anlıyor musun? derhal!

hem canın neye ne zaman sıkılırsa, bana mail yaz. yanda adresim var, tamam mı? kendine çok dikkat et. canını çok sıkma. üstünde düşünülecek bir şey kalmamış, her seferinde bakıp bakıp kahretme kendine.

bir de bir şey kursuna filan git bu arada. neyle ilgileniyorsan.

öpüyorum çok, kucaklıyorum seni. yalnız değilsin, tamam mı?

Hazan dedi ki...

Ve bu senin için..

http://notfm.net/12059

Great Lake Swimmers-Stealig Tomorrow

redrabbit dedi ki...

herşey harikaaaaaaaaa,hava da,rusça da ,ingilizce de,anna karenina da,don kişot da,taze sıkılmış meyve suyu da,havuçlu kek de,rüzgar da.....bu havada şöyle biri beni sabah kahvesine davet etse..havuçku,kepekli kek çıkarsa koca bir dilim,cömertce..yanında sütlü türk kahvesi verse..Tom Waits'den Hold on çalsa..mutfakta yiyip içsek ve camdan gökyüzü,orman ya da deniz görünse..yağmur başlasa azar azar..ben bir yandan nasıl eve döneceğimi düşünsem..amaaan boşver diyip koca bi lokma kek yesem yine..bugün 35 yaşım bitti,heyhat!!

endiseliperi dedi ki...

canım redrabbit'ciğim, gözde'ciğim, mutlu yıllar sana! ne güzel işte 35 yaş nedir ki? nedir? çok, çok güzel şeyler yapmak için çok hoş bir yaştır. yani nasıl desem, bir kadın 35'inde muhteşemdir. 40'ında daha da muhteşemdir:P

hem senin sesin ne güzel. dinliyorum hep ( bu aralar değil gerçi. sizin frekans çok müşkülpesent. müzik setiyle oynamam lazım azıcık). çok cool, çok karizmatik. inan bana. bazen hafif, çok hafif duraksıyorsun vurgu için, gülümsüyorum. öyle tüm dikkatini metne vermiş görür gibi oluyorum seni. "aferin," diyorum içimden sana. "çok güzel okuyorsun"

canım gözde'ciği gel bir gün, havuçlu kek yaparım sana. hem yağmur yağınca da gitmezsin, kalırsın bizde. burası biraz istanbul dışı sayılır zaten. şu an öyle çok sis indi ki, yanımdaki binadan sonrası görünmüyor neredeyse. ben de sebze çorbası yaptıııım, börek yaptııııım, içli köfte yapacağım, kıymanın hafif donmasını bekliyorum.

pasta yiyecek misin akşam? kestaneli yesene. evet evet, canım şu an kestaneli pasta istiyor deliler gibi. yanında da kahve. belki sen meyveli şarap içersin. ooo şahane olur.

öpüyorum çok. iyi ki doğmuşsun gözde'ciğim. bak, sana söylüyorum bu yıl şahane olacak senin için. çok, çok mutlu olacaksın.

sevgiler yürekten; kocaman ve sahiden.

Meral dedi ki...

hiç zamanı değil belki.içsıkıntın açısından yani. birşey istiyorum. benim için hayati önemi de yok. ama kitaplarla ilili bir sobe/mim durumu var. gerçekten merak ediyorum cevaplarını. daha önce kitap ve yazmakla ilgili mimlere verdiğin cevapları da gördüm ayrıca. bu sobede iki farklı soru var sanırım. dediğim gibi, cevaplamazsan da anlarım.

not: sen diye hitap etmek spontan gelişti. saygısızlık söz konusu değil.

erhaNBey dedi ki...

bana gelince peri.
bu aralar çok bir şeyim. neyim. şöyle. annemi bel ağrıları için doktora götürmem gerekiyor. iki haftadır her gün, her sabah, gözlerimi ilk açtığımda bu gün kesin götürüyorum diyorum ama götüremiyorum bir türlü. annem ne zaman belinden yakınsa eşeğim ben eşek diye kendi kendime mırıldanmaya başlıyorum. yapmam gereken başka bir sürü iş daha var ama yapamıyorum. bankaya gidip kullanmadığım bir kredi kartını iptal ettirmem gerekiyor. gitmiyorum. muhtarlık bir işim var, ulan muhtar da ne deyip ona da gitmiyorum. vesaire. daha bi kaç şey daha.

üşeniyorum.

o kadar üşeniyorum o kadar üşeniyorum ki bir insan ancak bu kadar üşenebilir.

deli gibiyim.

toparla beni birisi; biri gel toparla beni.

böyle yani.

biraz işgal etmiş gibi oldum ama çok bunaldım ya.

her neyse.

şu dabancalı adama geri döneyim ben.

endiseliperi dedi ki...

meral, hoşgeldin!
az önce sana da yazdım ya, bir gün karşılaşacağımızı, bir gün tanışacağımızı umdum hep. nihayet, işte burdasın. aklından geçiyordur, niçin sen gelmedin, diye. inanılmaz ama ben çok utangacım. bu utangaçlık had safhada oluyor bazen. ondan gelememiştim. senin gelmeni bu nedenle öyle çok önemsiyorum ki.

hiç öyle canım sıkkın filan değil. benim can sıkıntım, şu kadarcık zamanda, şu kadarcık bir şeydir. hemen geçiverir. geçti bile. mime yanıt vereceğim elbette. aslında benim için çok zordur herhangi bir konuda bir liste yapmak, öncelik belirlemek, birini diğerlerinin arsından ayıklayıp öne çıkarmak, filan. ama yaparım, yapacağım. hem sanırım bir sürpriz de olacak bu liste içinde, sanırım şu an senin okuduğun büyülü dağ kitabı bi şekilde anılacak. bakalım. havamıza göre değişecek aslında mime verdiğim yanıt.

sen, iki küçük çocuğa ve işe güce rağmen öyle hızlı okuyabiliyorsun ya, imreniyorum hem ben sana. ayıplıyorum kendimi. daha verimli okuyamıyorum, diye.

ada'yı, yalın2ı ve seni öpüyorum. sevgiler hepinize.

endiseliperi dedi ki...

erhanbey,
teşekkür ederim. niye? gelip, hangi havalarda olduğunuzu yazdığınız için. ne meraklı olduğumu biliyorsunuz. istiyorum ki zaman zaman gelip, tam da böyle ve daha fazlasıyla ayrıntılı olarak yazın neler olup bitiyorsa. ne bileyim işte, 'yemek taştı, ocak berbat oldu, ateşi kısmadım, baktım, baktım... artık yemek taşmayıncaya kadar.' yani buna varıncaya kadar. şimdi buraya kadar anlaştıysak, şunları demek lazım:

benim kendimi en iyi hissettiğim zamanlardan biri de nedir? dişçiden çıktığım zamandır. yani yapmam gerekeni artık yapmış olduğum o an kendimi kuşlar kadar mesut hissettiğim zamandır. bu nedenle şimdi size taa buradan diyeceğim ki, anneyi doktora götürmek kendinizi çok iyi hissetmek için elinize geçmiş büyük bir fırsat. bunu derhal değerlendirmeniz gerek. yoksa annenizin sırtı iyileşiverir, siz de bu olanaktan yoksun kalırsınız, size söyleyeyim.

kartı telefonla iptal etmiyorlar mı? ediyorlar, diye biliyorum. etmiyorlarsa bile, bankaya gidin, ipod kulağınızda, gözünüz ışıklı numara board'unda olsun. ya da en iyisi ipod'u çıkarın. o sıra bekleme sıkıntısını yaşayın bence. çünkü işinizi halledip caddeye çıktığınızda aklınızdaki meseleler hallolduğu için tuhaf bir boşluk, hafif sarhoş olmuşsunuz gibi ufak bir sarsıntı yaşayacaksınız ve bu sarsıntı tabancalı adam hakkında gülünç bir hikayeye dönüşecek nasıl oluyorsa. evet evet, size söz veriyorum, en iyi fikir, bankadan çıktığınız o an gelecek aklınıza. yapmadan bilemezsiniz. hadi:)

aa muhtarı unuttuk. onu, okula gitmeden hemen önce sıradan bir eyleme dönüştürmeniz gerek. muhtara gitmenin korkusu büyük, verdiği acı ise azıcıktır. korkmayın. aşı oluyormuşsunuz gibi. aa bu kadarcık mıymış, diyeceksiniz. cebinizde tuttuğunuz elinizde, hayır, tabanca olmasın (tabancayı adamın alnına dayayıp, çabuk ol, demek o sıkıcı ortama heyecan getirir, ama siz öyle yapmazsınız, tabancayı kendi başınıza dayayıp, çabuk ol, yoksa kendimi öldürürüm, dersiniz. yapmayın böyle şeyler). cebinizdeki elinizde muhtara vereceğiniz bozuk para olsun, o, inanılmaz bir yavaşlıkla istediğiniz evrakı hazırlarken siz, cebinizdeki bozuklukları parmaklarınızın üstünden atlatma oyunu oynayın. çok eğlenceli:)

azıcık işe yaradı mı, konuşmam?hmmm? evet, deyin lütfen. şimdi, şu dakikadan itibaren artık, üşengeçliğinizin geçtiğini içinizde bir sevinç filan dolaştığını bilsem ne iyi olurdu. sizi çok seven bir arkadaşınız olarak şu kadarcık bir işe yarasam ne çok sevinirdim.

döke saça kucak dolusu sevgiler.

redrabbit dedi ki...

peri meyveli şarap (böğürtlenli)içip kestaneli pasta yedim bi dilim tam da dediğin gibi..İyi geldi..iltifatların için ayrıca teşekkür ederim bu arada..Kalmaya değil ama havuçlu kek yaptığın soğuk bir kış günü mutlaka geleceğim elimde hediyelerle:))

Adsız dedi ki...

birkaç post önce yazmıştın çocuklardan hangisiydi hatırlamıyorum ona derse gelen kızla ilgili.
orda kütüphaneden bahsediyor.
kitaplığınızın resmini koyman mümkün mü?
bir önceki postta da kitapçı hayali var e sende don kişot falan sürekli kitap okuyorsun.
bende o kitaplığı çok merak ettim ya da kitapların listesi varsa onu yayınlayabilirmisin.

rapunzel.

endiseliperi dedi ki...

redrabbit, çok hoşuma gitti, dediğim her şeyi yapman:))

şimdi dışarı çıkıp, soldan ikinci sokağa gir. çöp konteynırının altında senin için bırakılmış bir paket göreceksin. onu al, aç. içinden bir kitap çıkacak. yüzellialtıncı sayfasında ikinci paragrafı oku. sonraki aşamada ne yapman yazacak. hepsini yaptığında akşam eve döndüğünde, masanın üstünde bir paket bulacaksin. o paket doğumgünü hediyen:)

yaa böyle tuhaf oyunlar yapacak kudretim olsa ne hoş olurdu. eğlenirdik hep birlikte. ama içimden geçen böyle şeyler; sana seveceğin kocaman bir hediyeyi ama böyle oyunlarla vermek.

ben en güzel havuçlu kek tariflerini araştırmaya başlayayım. (güzelim havuçlu kekle birlikte aklıma o uyduruk ıssız adam filminin gelmesini şiddetle lanetliyorum bu arada!)

görüşürüz. öpüyorum çok.

endiseliperi dedi ki...

rapunzel,
hayırdır? n'apacaksınız kütüphanenin fotoğrafını?:) eski post'larda dolaşırsanız kütüphanenin bolca fotoğrafını görürsünüz. kitap listesi veremem, çünkü bu epey uzun sürerdi. gerçi çocuklar birara bora'nın talimatıyla bir excel dosyasına kitap listesini çıkarmışlardı, ama çok oldu. yeni kitaplar eklendi epeyce. hemen her konuda çok iyi kitaplarımız var çok şükür. idefiks kolisinin gelmesi de eli kulağında. canım isterse o kolinin listesini yazarım. ama canım isterse:)

sevgiler.

Adsız dedi ki...

;))
bi biskrem versem.Belki canın ister.
Hani reklamlarda var ya.
Eski postları biraz baktım ama arşiv çok geniş kütüphanenin fotoları da net değildi.
yani şöyle büyütünce kitap isimlerinin de göründüğü yüksek megapikselli net bir foto fena olmaz. güncel haliyle:))))
bora bey'in kitap zevkini merak ediyorum.
eski excel tablosu da olur fikir vermiş olur en azından.
yeni yıla girmeden belki çocuklar bir liste daha yaparlar hem güncellenmiş olur hem kaç kitabınız olduğunu görürsünüz fena mı olur? bir de bora beyin çevirdiği kitaplardan hiç bahsetmiyorsun. onları da merak ediyorum yani.
rapunzel.

Ekmekcikız dedi ki...

Sevgili Perikızı,
Bugün, dışardaki hava yine şizofreni sınırlarında dolaşmaya itiyor insanı.
Sis, ortalıkta dolaşanı içine çekip yutuverecekmiş gibi.
Katherine Masnsfield'in tüm öyküleri tek kitapta toplanmış olarak yayınlanmış. Alıp okumalı yavaş yavaş.
:))

endiseliperi dedi ki...

bu sabah haftasonu olmasına rağmen herkes sabah saat 7.00 de uyanmış, şaşkınlıkla birbirine penceredeki sisi gösteriyordu, ekmekçikız. terastan sonrası süt dökmüşsün gibi bembeyazdı, görünmüyordu. hala da biraz öyle. bora işe gitmek için giyinirken, sis daha çok ingiltereye özgü, ama nedense fransız edebiyatında daha çok kullanılıyor galiba, dedi. benim fransız edebiyatı konusunda bilgim kıttır. sadece hmmm... dedim, burnumun üstüne düşmüş gözlüklerimi ittirerek. aklımda ne vardı dersin, carr'ın herzen hakkında yazdığı romantik sürgünler kitabı. herzen rusya'dan ingiltere'ye göç ettiğinde, gemiden baktığında kıyıyı sisler içinde gördüğünü yazmış. oysa herzen'in gittiği mevsimde oralarda sis mis olmazmış:)ben bu kitabı ankara'da, çok sıcak bir yaz günü, çok sıkılarak avukatlık yaparken okumuştum. sıfır romantizm yani ve o ruhsuz devlet binalarından hangisi beni sürgüne göndermeye yetkiliyse ona gidip, beni sürün demeye çok hazırken.

neyse. durum şu: az önce arçil'in ingilizce hocası geldi ve ona kakaolu kekle birlikte çay ikram ettim. ikinci tur çamaşırlar yıkanıyor, birazdan asarım onları da. idefiks kolisi dün gelmeliyken gelmedi. bora onlara çok kızmış ve artık kitaplarını kitapyurdundan alacağını söylemiş. bugün kolinin gelmesi lazım artık. ben bugün resim kursuna gidecek olan arçil'le çıkıp, kadıköy ve moda'ya giderim, diyordum, ama bu sise bulanma fikri içimde heves filan bırakmıyor. ama acil olarak yapmam gereken bir iş var: marketge gidip tina'ya tavuğunu alıp, derhal pişirmek. dün akşam inanılmaz oburluk yapıp hepsini bitirdi. balığım cool, çok iyi çok şükür. su ısısı, suyun oksijen oranı çok dengeli demek ki, dolaşıp duruyor akvaryumunda. kuş için açık radyo açık. aynasının karşısına geçip ötüyor şu an:)ben de fena değilim. şu markete gitme derdi de olmasa. hadi ben hemen çıkayım, kaloriferin üstüne uzanmış tina, hareketlerimi kolluyor.


sevgiler.

* nasıl unuttum! mansfield'i oku ekmekçikız. o kadar hoşuna gidecek ki. eminim buna.