Cuma, Mart 19

sen uyurken

telefon açıldı sonunda. birden ses geldi açılınca, düdük sesi. 
tam açıldığı anı yakalayamadım gene. 
hiçbir zaman olmamak ile olmak arasındaki kesin geçişi görememişimdir.
(güneşin tam doğduğu, yaprağın tam açtığı zaman; benim bir şeyi ilk düşündüğüm an.)

(…)

fakat doktor bey, bu duvarların bütün imkanlarını, sınırlarını denedim; biliyorsunuz , duvarların ötesi ancak düşünülebilir, hayal edilebilir.

korkuyu beklerken s.83




bir sıkıntı vardı bugün. soğuk, limon sarısı gün ışığı da yetmiyordu. böyle olunca, aldım tencereleri, kendimi onları parlatma, tabanlarında tek kara leke kalmayıncaya kadar  ovalama işine adadım. çay makinası da pırıl pırıl şimdi; açın bakın, tek kireç kalıntısı yok. bir ufak leke kalsa çünkü gözyaşları içinde yığılırdım. hiç izin vermedim.

banyonun fayans aralıklarını çamaşır suları döküp, fırçayla temizledim. bataryalar ayna gibi parlayıncaya kadar kararlılıkla ovdum.

akşam için dört çeşit yemek yaptım.

bir sıkıntı dolaşıyor içimde. havadan da sıkıldım, beni çok kandırdı. bahar gerçekten gelecek mi, emin değilim ya, bu yıl gelmeyecekse bile hiç umursamıyorum.

yemekle hala mücadele halindeyim, yiyemiyorum. elma, halley, çizi kraker, peynir... fincanlarca çay içtim gece boyunca.

kitabımı en okunaklı halde sağ tarafımda tutarken, sol yandaki komodinden alakasız kitaplar çıkarıp okudum. othello, sonsuz günbatımı, korkuyu beklerken, ecce homo...
alakasız müzikler dinledim. batsın bu dünyayı, ben de söyledim.

yorumlara yanıt yazamadım, bak, gecenin kaçı oldu. özür dilerim. bakalım yarın nasıl bir gün olacak. olmadı, güneş ışığı rahatça girsin diye pencere camlarını silerim. belli mi olur, bahar gerçekten gelebilir.

12 yorum:

Eleştirel Günlük dedi ki...

Boyle guzel beklenip arzulandiktan sonra hangi bahar direnebilir gelmemeye...:-) Gelir elbet...

endiseliperi dedi ki...

:)
ah, keşke, eleştirel günlük. ama ne zalimdi bu yıl havalar.

ne o, sizi de mi uyku tutmadı?

Eleştirel Günlük dedi ki...

Farkli zaman dilimindeyiz. 7 saat ileridesiniz... Bilin bakalim neresi?

endiseliperi dedi ki...

aa! gerçekten new york'ta mısınız? ben sizi antalya, izmir gibi bir yerde düşünmüştüm hep nedense. hatta ankara'da bile olabilirdiniz. ne bileyim, yazılarınız çok bu coğrafyaya ait ya, ondan belki.

hmmm... şimdi siz uyuyorsunuz, o halde. hem bahar da gelmiş oraya, niye uyumayacaksınız, her şey tam olmuş.

dün gece, evet çok geç yattım. birkaç saat sonra da uyanıp, arçil'e kahvaltı hazırladım. nerden buluyorsam o enerjiyi, her sabah ayrı bir kahvaltı. bugün küçük kanepeler yaptım, ton balıklı, kaşar-salamlı, krem peynir-ballı. tabağı küçük çengelköy salatalıkları ile süsledim. bir kocaman bardak da süt. arçil müzik açtı kahvaltı yaparken, johnny cash'in güzel bir şarkısı. güzel bir sabahtı. sonra uyumuşum.

hala güzel bir sabah. güneş var burada. ama puslu ve deniz görünmüyor. ev, kartal yuvası gibi yukarıda olduğundan mıdır nedir, rüzgar, çamurlu yağmurlarla camları dövüyor. camlar çamur içinde kalıyor. o yüzden dışarıdaki parıltıyı da hiç hissedemiyorum. dışarı çıkacaktım bir iş işin, ama evde kalmanın çok acil bahanesi bu. gerçi çıksam da iyi olurdu. bir ispinoz almam gerek. öldü çünkü eşi ve yapayalnız çırpınıyor kafesinde evdeki ispinoz. dün, onun acısı yüzünden de çalışıp durdum öyle. bu sabah sakin görünüyor, bakalım.

şu sert, koyu, sıcak kahveye ve bağımlısı olduğum kokusuna rağmen uyanamadım hala, konuşup duruyorum işte.

aa... rüyamda şenay'ı gördüm; şenay izne ayrıldı sitesinin şenay'ı... ama hatırlamıyorum hiç, nasıldı.

ben johnny cash dinleyip, kolları sıvayayım.

günaydın size.

sevgiler.

şenay izne ayrildi dedi ki...

aydınlık mıydı rüya? öyle olmasını isterim.

endiseliperi dedi ki...

yaa aydınlıktı, öyle olmalı, huzurluydum, bir sıkıntı yoktu. ama ayrıntıları hiç hatırlamıyorum. keşke hatırlasam. bugün camları silerken düşündüm ama çıkmadı rüyadan bir sahne.

hatırlamıyorsam bile hayra yoruyorum rüyayı ve sizin için her şey çok iyi olacak şenay, diyorum. çok isterim bunu.

kocaman sevgiler.

Butterfly dedi ki...

sanmakla olmak arasında ki ince çizgi ya da derin uçurum...
Baharın bir iki ışığı banada değer umarım,
sevgiler

ayşegül dedi ki...

Bu yasadıklarının hepsi kucuk burjuva heyezanları.

Sabah 07.00 de kalktım.Alman kurt
köpegımı dolaştırdım.Kahvaltı da
peynır zeytın ve ekmek yerken
the dark sıde of the moon dınledim,arkasından ahmet kaya
attım.

Bırazdan 'anarsıstler dernegı' ne
gıdecegım.ıstıklala caddesınde broşur dagıtacagız.

Nası ııı mı?

opuldunuz canımcın

kirpik dedi ki...

merhaba.

endiseliperi dedi ki...

canımsın butterfly,
bugün pek yazma havamda değilim, bağışla beni, olmaz mı?

kirpik,
merhaba!
:)
ayşegül,
hmmm... demek adı buymuş yaşadığım hayatın. basitmiş.

Adsız dedi ki...

sevgili peri,
senin adına cevap vermek bana düşmez elbette ama sana "küçük" burjuva diyen arkadaşın kendi hakkında yazdığı yegane bilgi "Off yaa ne demeliyim? Herneysem neyim. İnsanın kendini anlatması çok zorr amaa:))" olunca okumaya bile değmez bence, boşver gitsin ... banu

endiseliperi dedi ki...

banu,
yorgun ve bıkkın hissettiğim yerde sen yetişmişsin. teşekkür ederim.

sevgilerimle.