Salı, Kasım 16

mutlu bayramlar!






çok yufka yürekli, merhametli, odasındaki örümceği göremeyince benden hesabını soran, hayvanlara deli gibi düşkün arçil bugün vejetaryen olmaktan söz etti.



kapı zili hiç susmadı; bayramlık giysilerini giymiş mahalleli çocuklar şeker istediler. bana poz vermeleri karşılığında diledikleri kadar şeker alabileceklerini söyledim:)


 mmm... paçanga böreği, evde sıkılmış meyve suyu, öğle yemeğiydi. akşama lazanya!

ben bütün gün ders çalıştım bugün. bu fotoğraf, işe başladığım gün, ankara'da, mülkiyeliler birliği'nde öğle yemeği yerken çekildi.

14 yorum:

justine dedi ki...

İyi bayramlar Peri!
Ben bugün bayram olduğunu, yoğun trafikten ve park yeri bulmanın daha da zorlaşmasından anladım sanırım:) Yarın da 24 saat nöbetçiyim! Neyse, sonra boş ve keyifli günler beni bekleyecek, umarım!:)
Foto çok çok hoş, ne kadar mutlu görüntülemiş çeken, çok sevdim.
A, Arçil'in de bayramı kutlu olsun, hoşça kalın.

şenay izne ayrıldı dedi ki...

ben yaklaşık 2 yıl hiç et yememeye çalışırken annem bana köstek olmuştu, karşıma geçmişti. bir vejeteryanla yaşamak zor, söylemedi deme, sevgili peri.

bu arada, kötü çıktığın bir resmini görebilir miyiz? hep iyilerini seçmek neden? : )

音楽 dedi ki...

sen ne zaman bu playlist'i koysan, ben dinlemeden geçmem. geçersem, saygısızlık olur diye korkarım, mohsen'e. hele bir de en favori şarkısı liste başı ise, allah razı olsun da derim.
sana da iyi bayramlar peri. bu arada, mahalleli çocukların fotoğrafı çok güzel, çok samimi olmuş.

endiseliperi dedi ki...

sevgili justine,
şu gece vakti nöbetçi bir arkeoloğumuz olduğu için güvenle uyuyabiliyoruz yataklarımızda:) hades'in izniyle geçmişin katmanları arasında dolaşırken kendinizi bir zaman yolcusu gibi duyumsuyor musunuz(!)?

justine, canım, gül hadi:) teşekkürler iyi bayram dileklerin için. conrad -evet yine conrad-, tanrı erkekler için, dinse kadınlar için der ya, ben bu konuda bir çiftcinsiyetli gibi ikisine de eğilim gösterip ve fakat kararsızlıklar, şüpheler için boğulup duruyorum. reenkarnasyona inanan bir falcı benim geçmiş hayatımda hintli bir budist rahip olduğumu söylemişti. geçelim. dine, akılcı yaklaşımın soğukkanlılığı ile bakarsak bir yerde ayvayı yiyorum, bakmadığım zaman da başka bir yerde yiyorum o ayvayı. insan çocukluğunda tanrı ile karşılaşmışsa, yapacak bir şey kalmaz. çocukluğumun evi annemin başkanlığında dinin tüm ritüellerinin yerine getirildiği bir evdi ve ben de çok dindardım. her kurban bayramında sahanlarda komşulara kurban eti götüren çocuktum ben. evrim teorisi, darwin filan var ya işleyemedi bu insanın kafasına. ne yapsa boş. böyle ucube bir tanrı, din algısı kaldı içinde. senin anlayacağın şekilde söylersek :), büyüyünce ivan olmak isteyen alyoşa'yım ben.

yaaa yaaa...

fotolar yaa... hmmm fotolar evet hoş. header'daki fotoğrafçıya aşığım ben.

sevgiler.

endiseliperi dedi ki...

ooo... şenay gelmiş. nemli görünüyorsun şenay. berlin pusu da sana pek yakışmış, fakat sen diyorsun ki hep uslu olmuş da önündeki kızarmış eti görünce başını itiraz dolu iki yana sallayan kız çocukları gibi ve pek pratik ingilizce'siyle "i don't love, berlin"!!! yahu, nasıl sevmezsin!sen kalk ankara'dan, o curcunaya dönmüş konur sokaktan çık, berlin'e git, o duvar resimlerini filan gör, sonra da "ayy şekerim valla sevmedim," de boynundaki postişi savurarak.

şaka şaka. gülüyor musun? gül, lütfen. kötü çıktığım bir resmim yok ki!:p kaçak diyor ki, "tanrı olaya el atmış, ben kötü bir resmini çekemem ki..." hoşuma gidiyor bu sözler napiim.

hmmm... haa vejetaryen konusu. arçil olursa ben de olurum. nasıl ki arçil sevmiyor diye patlıcan, karnıbahar vs yiyemiyorsam. bakalım işte.

sen döndün mü, şenay?

bu arada bayanlusin'in sana çoook selamı var. biliyorsun seni ne çok sever. yukarıya bir yazısını koydum az önce.

öpüyorum çok ve sevgiler.

endiseliperi dedi ki...

sevgili hebele hübele,
bugün bütün gün mutfakta ne dinledim sanıyorsunuz? mohsun namjoo'yu tabii. peki ne yapıyordum bütün gün mutfakta? zeytinyağlı biber dolması. iyi hoş yemek de, tonlarca soğan doğramak var ya, ağlaya ağlaya dinledim mohsun'u. işte, tavuk şinitzel, brokoli salatası ve de bir de normal salata... hep mutfak.

fotoğraf güzel evet. bugün bir tane daha yayınlayacaktım ama, lusin girdi araya, bakalım, daha sonra belki.

sevgiler.

şenay izne ayrıldı dedi ki...

merhabaaaa, bir şeyi açıklığa kavuşturalım, ben değil, berlin beni (bizi?) sevmiyor, en azından duvar yazısı bunu söylüyor.
burdayım ben hala ve ankara yı düşündükçe içim daralıyor. buranın metroları bana çok iyi geliyor. anlayacağın gülüyorum :) benimle gülen bir iki insan da tanımadım değil.
"arçil olursa ben de olurum. " demişsin, arçil ne kadar şanslı olduğunu biliyor mu? ama ya yemek istersen o zaman da senin için zor olmaz mı?
heyyy, bayanlusin i neredeyse unuttuk. o kadar hızlı geldi ve bir anda kayboluşu.
çok sevgiler, ona da.

endiseliperi dedi ki...

şenay, "berlin bizi sevmiyor" sohbetinde bir yanlışlık duygusu kalıyor içimde hep. berlin bana kalırsa kucak açan bir şehir, ayrıca dürüst bir şehir, "sevilmemeyi umursamıyorum ama yanlış yaptığımı söyleyemezsiniz bana," diyen bir şehir. neden bu kadar üstüne gitmek? neden onu anlamamak? soğuksa soğuk, ne yapsın, doğası böyle. sen de esmersin kardeşim işte:) bu arada şenay sen bana hep sarışınımsı kumral geliyorsun, neden acaba?:)

arçil şanslı olduğunu az biliyor, sonra çok bilecek. diyorlar ki bu çocuk büyüyünce, sevgilisi, karısı olunca çok üzülecek, bu kadar ilgilenme. hayat berbat olur ya büyüyünce, zordur vs, ben istiyorum ki iyi geçsin şimdi.

şenay, gül hep ve kaçak'ı da ara yahu. çekinmek niye? senden 15 dakika uzaklıkta. ama bu akşam çalışıyor. ordaysan, yarın öğleden sonra, ancak. onun adına randevu verir gibi olmayayım ama ta oralara kadar gitmişsin, yani ne güzel olur.

sevgiler.

kacakkova dedi ki...

öyle ama perim, güzellik bilmecesinin cözümüsün sen....
fotografci da sana asik....
senay buralarda geziniyor, ayni caddeden gectik muhtemelen demin, ama göstermiyor kendini....
bir aci kahve icerdik belki :)....

endiseliperi dedi ki...

canım sevgilim benim,
sen bana aşıksın da o yüzden böyle güzel buluyorsun. seni seviyorum.

evet, şenay'a hem dün kriss kanal boyundan ve kütüphaneden bahsetmiş, oraları gezdirebilirdin, canım. bakalım, belki arar:)

öpüyorum çok.

justine dedi ki...

Hah ha, bu çok iyiydi gerçekten, çok güldüm, kahkahayla hem de:) Nöbetçi arkeolog ve siz fanilerin güvenliği için üstelik! Müthişsin sen, güzel olduğunuz kadar aynı zamanda… hah ha, bu kısmı header fotoğrafçısına bırakıyorum artık, bize laf düşmez:p

Daha önce söylemiştim ya, sevmediğim işimden kurtulmak ve sevdiğim işe geçmek için arkeoloji doktorası yapıyorum diye, neyse unutulur tabii, ince okumalar Conrad beyefendi içindir:p
Şaka tabii, ben Radyoloji teknisyeniyim Peri. Kendimi bildim bileli bu işi yapıyorum, 657 memurum işte, direkt, endirekt, tomografi çekimi, şu bu, aklına gelen tüm sıkıcı şeyleri yapıyorum yıllardır ve gece nöbetlerinde (Burası önemli, çünkü bir iki istisna durum dışında ben hep gece çalıştım. Bana ne, deme sakın!). Ben işimden bahsederken sinirli miyim ne?:))

Hades, ah anlayışsız, nobran ve üstelik sevimsiz Hades! Geçmişin katmanlarını dolaşırken Hades ve refikası Persephone (onu da sevmem) ile muhatap olmuyorum canım, Kerberos’u kafaladım, girip çıkmam sorun olmuyor:) Ben köpekleri ve kedileri ve aslında tüm hayvanları severim, desem mi bir parantez açıp:p Tabii, burada senin merak ettiğin, zaman yolcusu gibi hissedip hissetmediğimdi biliyorum. Fakat her cin fikirli öğrenci gibi, lafı uzatıp, konuyu başka yerlere getirmeyi başardım sanırım. İyi not alırdım ama bu numaralarla, doktorayı bırakmanın aptallık sayılacağı kadar iyi:))

Tanrı, herkes içindir Peri. Hah ha, bu ne ya! Tolstoy gibi konuştum, davudi bir ses tonu ve ermiş bir eda ile:p Ve bu sözle birlikte Peruşka ( evet olmadı, biliyorum:( ) için yeni bir hayat başlar:)) Bütün bu şaka kısımlarını geçersek, ben de çocukluğumda tanrıyla bir değil çok kereler karşılaştım. Dualar, ritüeller, kesin inançlar. Ben inanmayı seviyorum. Bu komik gelir çoğu insana eminim, "seviyorum", ifadesi. Ama öyle. Uzatmak istemiyorum -zaten yine çok konuştum-, şöyle bitireyim, kafası deli gibi karışık ve Alyoşa olmak isteyen bir İvan’ım ben. Şeytanla karşılaşmış bir İvan ama, delilik zamanlarını yaşayan. İnanıyor o biliyorsun; "Tanrıyı inkâr ettiğim falan yok Alyoşa, yalnızca biletimi saygılarımla geri veriyorum o kadar." Acı çekecek kadar çok üstelik.

Sana yazarken bitiremiyorum ben! Son cümle fotoğraf için gelsin, header fotoğrafı şahane. Öyle bir fotoğraf çeken adama (öyle içten güldüren) aşık olunmaz mı allasen!?
Sarıldım, çok.

endiseliperi dedi ki...

:):):)
ne güldüm justine yahu! yemek yiyordum bir yandan da:) yok yok, sen de iltifatları gönül rahatlığıyla edebilirsin:)hassas bir iltifat alarm sistemim var, nasıl, ne biçimde olursa olsun kaydeden:) e tabii şimdi kaçak'ın etmesi çok başka, insanın kalbi filan çarpıyor, yüzü kızarıyor, dili tutuluyor. sen söyleyince ise dilim filan tutulmuyor. konuşalım: hah haa conrad beyefendi talih'te ne bileyim, azıcık dalga geçmiş, birazcık soğukkanlı bir tutum içindeyim ona bu aralar. bir kaç sayfa sonra gönlümü yeniden kazanır belki. yaa demek radyologsun sen! ama bu şahane, ne lüzumlu bir insansın! işte şimdi biz faniler için kutsal sözler etmeye başladın. radyolloji ile arkeoloji ne kadar yakın meslekler hem, düşün justine hep derine, içine bakıyorsun ve aslında mesela gelecekten daha gizemli olan geçmişi, derinin altındaki bambaşka bir organik coğrafyayı gözlemliyorsun... ayy ne yapsan?... iki meslek de çok hoş. çok şanslısın!

mutlu oldun mu biraz?:) hmm... "teknoloji herkes içindir" gibi bir slogan uydurmuştum ekonomik bir teknoloji cihazı için, o geldi aklıma. arçil'in din, tanrı anlayışına karışmıyorum ben. tanrı'nın bi,r yerlerde olduğunu bilmesi de iyi olur diye düşünürüm. yani insanın ne zaman, hangi koşullarda mutsuzluğa düşüp sığınacak bir tanrı arayacağı belli olmaz. ya da mesela aşık olup vecd halinde huzurunda diz çökecek bir tanrı'ya ihtiyaç duyması... ya evet romantiğim biraz.

seviyorum ifadesi kadar seni anladığım bir şey olamaz şimdi. çok iyi anlıyorum. bir arkadaşım, bebek sahibi olmayı isteyen biri olmak istiyorum da bebek istiyorum mu emin değilim demişti. kendimizi imal ediyoruz işte böyle isteyerek, nefret ederek... aslında acaba biz kimiz? di mi yaaa... yaaa:)))

öhöm, teşekkür ederim fotoğrafa söylediklerin için. acaba niçin gülmüştüm, hatırlayamadım şimdi. ama uzun bir yürüyüşün sonlarındaydı da birazdan bir cafe'ye oturup kahve içecektik.

kucaklıyorum, öpüyorum da. çok eğlendim yine.

sevgiler çok.

tavsan dedi ki...

Arcil vejeteryan olursa onu destekleyecek olman ne guzel. Ben de hemen hemen tum eriskin hayatim boyunca vejeteryanliga dusunsel olarak yakin durmus ve ancak son iki senedir uygulamaya koymus biriyim. Peynir ve baklagil seviyorsa hic zorluk cekmez bence Arcil. Hemen her gun bir ogune bol peynirli ve/veya baklagilli, bulgurlu yemekler yaparsan, yaptigin kekleri tam bugday unuyla yapip icine bol findik ceviz koyarsan protein vs yonunden sIkIntI cekecegini hic sanmiyorum. Bir de -bu konuya asil senin dikkat etmen gerek- yemeklerden hemen sonra cay kahve icmemek iyi olur cunku demir emilimini engelliyor; ozellikle de bitkisel gidalardan alinan demiri.
Ve butun gun ders calismis, calisabilmis olman ne guzel. Dusunuyorum da beni o denli motive edebilecek cok az sey var suan "is" hayatimda.

endiseliperi dedi ki...

sevgili tavşan,
çok teşekkürler. ama emin değil arçil. öyle olunca üstüne de düşmedim. benim yemekten sonra çay içmemem... hmm... aslında her şeye alışıyor insan, bitki çayı da severim. şimdilik bu düşünceyi erteledim.

sen nasılsın? şu an motivasyonum sıfır. yarın bir takım düğmelerimle oynayıp, frekansı ayarlayacağım.

sevgiler çok.