Pazar, Kasım 14

pazar gecesi filmi: bal


az önce bitti. keşke sinemada izleyebilseydim. çok sessiz, görüntüler harika...  huzur vermiyor ama. belki de çocuğun kaygısı... ne kadar kaygılı. ne güzel film.

8 yorum:

Yonca dedi ki...

teşekkürler, ben de ne kadardır bu filmi seyretmek istiyordum :))

endiseliperi dedi ki...

nihayet yahu! bu güzelim filmi kimse önemsemedi sanmıştım. izleyin tabii yonca. sessizlikten huzusuz oluyorsunuz biraz ama, görüntüler çok, çok hoş, öylece dalıp gidin.

bi şey değil, ben teşekkür ederim yonca.

sevgiler.

justine dedi ki...

(Ya, aslında kendi bloğuma bir yazı yazacaktım, yine geldim buraya yazıyorum, travmatik bir şey bu bence:) Hani yapılması gereken şey hep ertelenir ertelenir ya, öyle:p)

Evet, Semih Kaplanoğlu'na gelelim. Filme gelmeden önce, yönetmene bir uğramam gerek, olmuyor başka türlü. Herkes Kendi Evinde'deki inanılmaz abartılı ve büyük oyunculuktan sonra, Meleğin Düşüşü'ndeki, yoğun, yoğun, çok yoğun Tarkovski etkisi ve sonunda Yumurta ile gelen "yapmış olma" hâli beni çok rahatsız etti. Bırakalım öncesini şimdi, diğer filmlerini geçelim tamam, ama Yumurta ne kadar kendini biliyordu öyle! Sahafa içki şişesiyle giden kadın, içki karşılığı kitap (ne hoş ve sevimli. ah, keşke olsa...), kuyular, Yusuf hikayeleri, elden ele bir yumurta metaforu, kötü bunlar, sevmedim. Komik ve yapmacık buldum üstelik. Semih Kaplanoğlu'nu sevemedim ben, sineması hep taklit gibi geldi bana. Tamam, bu kötü bir şey değildir, ne var yani, daha önce söylenmemiş söz yoktur filan da, bir tarz olur, bir kendine ait üslup, farklı bir tek söz.
Kısaca, özellikle Yumurta'dan sonra ben daha tedirgin yaklaşıyorum bu yönetmene. Diğer filmlerinde yine bir olma durumu, içime dokunan bir şey hissetmiştim de, Yumurta son noktayı koydu. İki film de var bende, bu duyguları yaşarken içimde, bakalım ne zaman izleyeceğim:)
p.s.: Nuri Bilge'de de Tarko etkisi vardır ama, o kendisinin yapmış bir şeyleri. Ayrıca, Mayıs Sıkıntısı muhteşemdir!

(Yine de sana güveniyorum ama, ı ıh şimdilik:))

endiseliperi dedi ki...

"... hesap sahiplerinin her birinin hesapta tasarrufta bulunabileceğinin belirtilmesi, çekte imzası bulunmayan kişi, kambiyor senedine mahsus yolla takipte sorumlu kılmaya yetmez" gibi cümlelerle dolu kitabı derhal kapatıp, seninle laflayacağım şimdi. yuppiii!!! yeni demlenmiş enfes çayımı da koyup, sigaramı da yakayım.

justine, sen sitende hiç fena yazmıyorsun da, burda başka türlü güzel yazıyorsun. yemin ederim bak. sana 'sorumlu yorumcu' gibi bir ünvan takdim etmek istiyorum şimdi, bir kayaya saplanmış bulduğum ve kolayca çıkardığım şu kılıcımla omzuna dokunup:) ve artık sorumlu şövalye yorumcum oldun. kutlayalım bunu!

bak şimdi! dediğin her şeyde ne kadar ama ne kadar haklısın ve canım ne kadar da kül yutmazsın. o yumurta filmindeki içki-kitap hikayesi bana da çok batmıştı. ama semih kaplanoğlu'nun kredisi var bende. islamcı entelektüellere bayılıyorum çünkü. o efendilik, o terbiye, o derinlik, o kendini tutma, o fren duygusu, o... o aşkınlık durumu, o bakış beni mestediyor. bu nedenle yunmurta elden ele, onu kırmamak lazım vs eh ucuz tabii ama ne yaparsın birini sevmeye göreyim gözüm kararır benim. etkilendiği adam tarkovski olsun, yani tarkovski'nin tanrı meselesi ile kendisinin tanrı meselesi örtüşüyorsa, neden olmasın? nuri bilge ceylan insanın içindeki kötülüğü çok iyi biliyor, çok da güvenli kendine ve sinemasına. bana öyle geliyor ki kaplanoğlu da insanın yalnızlığını, çaresizliğini çok iyi biliyor. farklılar ve nuri bilge ceylan'ı çok severim de hiç karşılaştırmadan kaplanoğlu nun çabasını çok doğru yolda buluyorum... sırtını dönme lütfen. dinle bak, bu bal filmi çok iyi. beni rahatsız eden hiç bir sahnesi olmadı, çok, çok iyi bir film. müthiş görüntüler, o fısıltılar, mırfıltılar, çocuğun kapana kısılmış gibi kendinden çıkamayışının verdiği huzursuzluk... sonra bak, hep sondan başa bakıyor kaplanoğlu, sonunu biliyoruz biz o çocuğun, şair oluyor, taksim de sahaf, filan. ve bal filminde film boyunca beklediği babasının öldüğünü biz ta başından biliyoruz ve çocuğun, kadının bekleyişi bizi huzursuz ediyor, nerdeyse suçlu hissettiriyor... çok iyi.

şimdilik ı-ııh? izlemedin mi? izle izle, valla çok güzel. çay da demle.

öpüyorum.

endiseliperi dedi ki...

hmmm... yayınlamayacağım son yorumunu, justine:)) bana teşekkür etmelisin bunun için.


sevgiler.

justine dedi ki...

Çok iyisin Peri, kocaman teşekkürler sana:)

(Yayınla istersen, keyfin bilir, anlayışlıdır benim sevgilim, beni anlar, bilir, kırılmaz filan:p Ve ve ve, demek "sitemde hiç fena yazmıyorum" ha?:)) Hah ha, şimdi ne oldu bu, iltifat?

Son olarak, "My Son, My Son, What Have Ye Done", filmini seyredecektin, merak ettim seyrettin mi?

endiseliperi dedi ki...

:)bi şey değil.

hmm... eee...şeyyy... çünkü justine ben senin mizah anlayışını seviyorum ama sitende çok hüzünlü yazıyorsun! bir çırpıda diyince kolay oldu. onlar da güzel ama senin hakkındaki ilk fikrim mizah duygunun gelişmiş olması, bu da yere göğe konuşmaz bir özellik, bilirsin. yani sitende iyi yazıyorsun ama burada şahane yazıyorsun! ya da bu duruma sebebiyet veren benim; benimle daha güzelsin:) neşe iyidir justine. zeki, hüzünlü, derin vs bir insanın yaptığı mizahın verdiği neşe çok tatlıdır. onud emek istemiştim.

yok izlemedim o filmi. hmm... bana bir iyilik yapıp bağlantısını verirsen izlerim. dersim bitti, bir film seçmem lazım.

sevgiler.

justine dedi ki...

:))
Şimdi oldu işte!

Sen filmleri online izliyordun değil mi? Üzüldüm bak, ben o filmi netten indirip seyretmiştim. Neyse, boş ver bir şekilde izlersin sonra, After Hours'a ne dersin peki? Eğer izlemediysen -zekice mizahtan filan da konuştuk- Scorsese'nin bu filmini seyretsene. Çok seveceksin.

Ne izlersen izle bu gece, iyi ve keyifli seyirler olsun sana (en önemlisi bu), hoşça kal.