Salı, Mayıs 3

1 mayıs'ta atze ile



atze ile moda'da çay bahçelerinin birinde oturuyorduk.  aşağıya doğru çimenler, çimenlerin üstüne uzanmış sevgililer... daha sonrası ise deniz işte, üstünde vapurlar, küçük balıkçı tekneleri, onların da üstünde martılar. bahar gelmeye çalışıyor da çok derin uyumuş, mahmurluğu üstünden atamıyormuş gibi donuk, ama gayretiyle zaman zaman güneşli... tatlı  bir esinti.

atze, doğa bildiğin gibi değil, diyerek deniz tavşanlarından tut, böceklerin, kuşların cinsel yaşamını anlatıyor terbiyesi izin verdiği kadarıyla:) bizim dedikodu bundan müteşekkil. toplu seks yapan deniz tavşanları, aşk yaparken şarkı söyleyen fareler, lezbiyen semenderler... kimse artık bana doğanın masum olduğunu iddia edemez:) atze anlattıkça, masamızdaki keke, sandiviçe, pekmeze yaklaşmaya çalışan böceklere çok karmaşık ilişkilerin kahramanları gibi bakıyorum artık.

siyah saçlarının altında masmavi gözleri, vişne dudakları, güneş vurdukça pembeleşen yanakları ile atze bugün konuşkan. ama nasıl konuşkan? bir göçebe gibi. bir konuya yerleşiyor, sonra bakmışsın, başka bir konuya konaklamış. ben biraz her konunun yerlisi gibi suskun, dinliyordum. atze nin konakladığı nokta konuları  hayalimde birleştirip bir atze anlamı çıkarıyordum.  atze sözcüklerinin içinden parmağıyla bir yeri gösteriyor; hızla dönüp bakıyorum, denizin ortasında küçük bir balıkçı teknesinde onlarca martı. o, parmağını kendine ve konuya geri çekiyor; anlattıklarının içinde artık martılar da uçuşuyor. 

hemen aşağıda ağacın altında bir adam oturuyor. kahveli birası (atze çok popüler olduğunu söyledi bu biranın. dediğine göre tadı da nefismiş) ve radikal gazetesiyle birlikte. orda olduğumuz süre boyunca, ki üç saat filandı, gazetesini okudu. kalktığımızda okunacak gazete sayfası bitmemişti bile. radikal reklamı gibiydi adam, dedik:)

kalkıp otobüslerimize binmek üzere kadıköy'e yürüdük. gazeteciye uğradık. radikal okuyarak döndüm. evde beni bekleyen şeklimin içine yerleştim. 



atze ipod'undan bana iki şarkı dinletti. 
bu şarkının bendeki hikayesini hatırlıyormuş. 
diğer şarkı onun sitesinde.


10 yorum:

justine dedi ki...

Ne güzel.
Bugün sabah nöbetten gelince kahvaltı yaptım ve ilk defa hemen yatmadım. Belki biraz sonra bir-iki saat uyurum, bakalım.
Daha önce okumadığım yazıları okuyorum, netten masterchef'e baktım biraz.

Şarkıyı görünce çok şaşırdım, aslında en az dinlediğim hatta hiç dinlemediğim bir şarkısı bu Ezginin Günlüğü'nün. Şuna şaşırdım; biz C. ile adada ve vapurda Ahmet Kaya'nın şarkılarını hatırlamaya çalışmıştık. Onun sesi çok güzel tabii, benimkisi beter, bunu hemen geçelim:) Orada, bu grubun çok sevdiğim şarkılarını ona hatırlatmaya çalıştım (ahmet kaya'yı bitirince!), pek bilmiyor Ezginin Günlüğünü. Sadece "eksik bir şey"i mırıldandık. "Eve dönünce bloğa koyayım, eski biraz canımı yakıyor, ama olsun", demiştim. Şimdi, burada görünce çok hoşuma gitti. Ipod'unda olması, sana dinletmesi, benim mp3 player'ımı vapurda bir hevesle çantamdan çıkarışımı ve şarjı olmadığı için aynen (büyük bir üzüntüyle) geri koyuşumu hatırlattı.
Hoş, sakin, anlayışlı, bahar gibi bir gün geçirmişsiniz, ne güzel.

Atze'nin bu fotoğrafına ilk gördüğüm andan beri bayılıyorum, çok sevdim. Şimdi oraya da yazacağım, dünden beri aklımda.

A, deli bir yağmur başladı, tam şimdi. Ne tuhaf.

Sevgiler çok.

endiseliperi dedi ki...

ezginin günlüğü'nü bir ara çok dinlerdik evde, arçil ile. arçil üç yaşında filandı. reha'dan ayrılmıştık, ne cesaret, yeni evimize boydan boya açık leylak rengi bir halı almıştım. onun üstünde arçil le dans ederek dinliyorduk ezginin günlüğü şarkılarını. bahçe katıydı evimiz ve pencereden defne ağacının gölgesi... çok hoştu. işte küçük arçil, sanırdı ki, ebruli şarkısını babası söylüyor. çünkü babası ebruli şarkısında tarif edilen adam gibi. hayranlık verecek kadar doğru bir benzetme. ben de arçil'e göre, aşk bitti, elimden sanki bir balık kayıp gitti, şarkısını söylüyorum.

uzun zamandır hiç dinlememiştim. çok hoş oldu o gün dinlemek. atze ye teşekkür ederim.

sevgiler.

Atze dedi ki...

Peri,

Anlamayabilirim herhangi birşeyi, bilmiyorumdur veya, anlatırsan bozulmuyor yürüme. Öyle nazik götürdün ki beni konuşmayı tercih etmediklerime, haklısın. Masa için, kitap ve yüreklendirmen için ben çok teşekkür ederim Peri. Bir süre anlatmayı dahi beceremem önemini bunun.

Sevgiyle çok.

endiseliperi dedi ki...

daha neler, atze. çok güzel anlattın ne anlattıysan. ben teşekkür ederim. cidden. neyi anlattığın, hangi meselelerde dolaştığın aslında benim için o kadar önemli değil. anlattığın mesele, şimşir ağacı da olsa ona yaklaşımın önemli. bu anlamda ben çok keyif aldım.

sevgiler.

Buket dedi ki...

Atze hangisi anlayamadım Peri? Conrad okuyanla bu fotoğraftaki çok farklı.yani yaş farkı..
Ama kıskandım sizi :)

endiseliperi dedi ki...

bilmem ki, buket.
ısınamayan havaların tekrar soğuyacağını biliyor musun? bu yıl baharsız bir yıl oldu. oysa sizin bahçede, deniz kıyısında ne hoş olurdu bahar.

sevgiler.

ulker dedi ki...

Cahilliğimi bağışlayın ama bu bir alıntı mı, yoksa siz mi yazdınız

"evde beni bekleyen şeklimin içine yerleştim."

Şahane, şahane çünkü !!!

Sevgiler
Ülker

endiseliperi dedi ki...

:p ben yazdım, tabii. teşekkür ederim, çok büyük keyif bağışlamışsın bana, ülker. hmmm... onu ben yazdım, ama hasan ali topbaş etkisi de sezilmiyor değil;)

öpüyorum, sevgiler.

ulker dedi ki...

Ee, o zaman daha da süper. Kullanırım bunu ben. ((Günlük konuşmada tabi)

Ulker

endiseliperi dedi ki...

tabii, dilediğin gibi. madem sevdin senin olsun:)

sevgiler çok.