Perşembe, Temmuz 7

yalnızlık


bana kalırsa  siz de, şurada buluştuğumuz ve bu buluşma şeklini tercih eden siz de yalnızlığı benim kadar seviyorsunuz.  aramızda farklılıklar olsa da, ilgi alanlarımız, bakış açılarımız, yaşam biçimlerimiz tümden farklı olsa da,  sizinle beni burada buluşturan şey, ortak yalnızlık duygumuz.  elbette, benden farklı olarak  kendini sokağa atmak, "gerçek" yaşamın insanlarıyla toplaşmak isteyeniniz vardır. öyle de olsa,  tüm o patırtı kütürdüden sonra, kendi içinize çekildiğiniz bir zamana gömülürsünüz. o sırada ihtiyacınız olan şey, yalnızlıktır işte. bu zihinsel yoğunlaşma esnasında, yaşadıklarınıza anlam yüklediğiniz o yalnız zaman parçasında, olaylar sözcüklerle kıpırdaşır zihninizde; onları cümle yapmak için yalnız olmanız gerekir. kendinizi tekrar o resimlerde düşünür, hikayeleştirir  ve bizim algımıza istediğiniz türden sunacak hale getirirsiniz.  bilgisayardaki günlüğünüze yazıyı geçirip, yayınla tuşuna bastığınız anda da bu cemaatin içine dalarsınız. akışkan zaman içinde kendi görüntünüzü dondurup, bir nevi, o resim altına kendinizi yazarsınız. çünkü hatırlayan insan, resimlerle hatırlar ve o resimlerin üstünde cümleler değil de duygulanımların ifadesi olan,  sözcükler, başı sonu belirsiz cümle niyetleri vızıldaşır.

burda, bu evdeki yaşamıma bakarak komşular beni bir münzevi, yalnız bir insan olarak tanımlıyorlar. bu sabah komşunun, gelin kahve içelim, fal da bakarız, önerisini onu kırmamaya büyük çaba harcayacak şekilde geri çevirirken düşündüm; hakkımdaki yargılarının benim soğuk, kibirli bir insan olmam yerine, hiç istemesem de,  acı dolu, çilekeş, dindarca bir kendini kendine hapsetme yollu acımaya varmasına göz yumdum.

yalnızlığı tercih eden insan, ilişki önceliğini kendine vermiş insandır. kendisiyle yaptığı sohbetleri, münakaşaları önemsemektedir. onda hissettiğimiz kibrin nedeni bu gibi görünse de, asıl neden; ona sahip olma ihtimali olan değerleri sunan  başkalarını, ruhunu çalmaya gelmiş şeytanlar gibi görmesidir. başkalarının ve onların sunacağı ne yakınlığın ne de olanakların kıymeti vardır.

yalnız insan sevimsiz görünür, kaskatı bir ahlaki omurgaya sahiptir. başkalarıyla birlikte olunca verilmesi gereken tavizlere, yılışık hoşgörüye sahip değildir. "olur öyle," diyememektedir. sosyal hayatın içindeki başkalarının,  sonhız süren gündelik hayatının içinde atlamayı ustalıkla becerdiği ayrıntı mayınlarının tam da üstüne basar. burda duralım; burda bir yanlış var, der.


yalnız insan bir mesafeden baktığından, başkaları da gerçek kimliklerine kavuşur. bunu nasıl anlatsam, bilmiyorum; arçil ergenliğini yaşıyor. pek de bildik ergenlik travmalarıyla değil çok şükür. çocukluğundaki ben kimliksizdim, ona isteklerini sunan, ona dünyayı veren bir temsilciydim. ergenlikle birlikte kendisinin bilince varıyor. bu bilince varma hadisesini ergen, yalnızlaşarak yaşar.  ve böylece kendisini ve beni zihninde birbirinden koparıyor. bu kopuşla birlikte bana bir mesafeden, tarihi olan, sıkıntıları, istekleri olan, onunla ve istekleriyle çatışmaya giren bir kimlik olarak bakıyor. ben şimdi şimdi arçil'in zihninde bir gerçek kimliğe bürünüyorum. konuşmalarımız da bu nedenle bu farkedişin ekseninde dönüyor. işte böyle, başkalarına bir mesafeden ilgi gösteren yalnız insan, normal insana delice gelen ayrıntılarla kimlikleri en ince ayrıntısına kadar sezer. zihni, sherlock holmes gibi çalışır.

yalnız insan, bomboş, korkutucu, sevimsiz bir düzlükte hayal edilir. işin aslı hiç öyle değildir. yalnız olanın kendine ettiği oyunları bir başkası etmez. kendi kendine kumpas kurar, entrika çevirir, kendisiyle dalga geçer, kendisini faka bastırır, kendisini bir rol üstünde yakalar, kendi kendisiyle flört eder, sorular sorularla iflahını kurutur.  kendisinin verdiği  yanıta kolay kolay ikna olmaz. gözünün yaşına bakmaz; kaskatı, oyunsuz gerçeğe çarpıncaya kadar dibe dalar. kendisini göklere çıkarır, kendisini yerlerde süründürür, acır, acıtır, hırpalar, sever, döver... rahat, der sonunda. fena bir adam değilsin aslında, seninle sohbet etmek zevkti...  şerefe, diyip kadehini yanındaki su bardağında çınlatır. mutfağında yalnız başına kurabiye yapan bir kadının o sükunet maskesinin altından akıp giden esrar dolu sahneler, işinin ustası bir polisiye yazarının dudağını uçuklatacak bir kurguyu taşır muhtemelen. kanmayın.

yalnız insan, bedeninin rahatlığını önemser. bunun nedeni keyfine düşkün olması hiç değildir. çünkü bedenini bile bir başkası, bir nesne olarak görme eğilimindedir.  acıkan, ağrıyan, arzu duyan bu beden onun kendi zihinsel sürecine engel olmaktadır. yalnız insan için bir istekle kendini vurgulayan bedenden daha azap verici bir şey olmaz. onu unutmak ister. unutmak için de, bebeklerini yıkayıp, giydirip, karnını doyurup, uyutan ve sonunda başbaşa kalan bir çift gibi ilgilenir bedeniyle ve kendiyle öylece başbaşa zevkli saatler geçirme imkanına kavuşur.

yalnız insan kitap okur. bunu başkalarına kültürlü, akıllı, havalı, bilge görünmek için yapmaz. umrunda değildir başkası. kitabın saf, dümdüz kendisini talep etmesinden hoşlanır. onunla kurduğu ilişki, yalnızlığını zedelemez. kitap okuyan insana yaklaşamazsın, gözgöze gelemezsin. kitap okuma eylemi yalnızlığını besler; yalnızken kendisiyle kurduğu ilişkiyi zenginleştirir, kendisiyle bambaşka, renkli sohbetlerin yolunu açar. gerçekten zevk ala ala, gerektiği gibi okur bu nedenle kitabını. işin fiyakasıyla ilgilenmez.

yalnız insan süprizlerden hoşlanmaz. zamansız, hazırlıksız yakalandığı duruma/armağan edilen nesneye karşı alelacele kendisinin sahtesini yaratması gerekliliği nedeniyledir bu. başkası tarafından, hiç hesapta yokken ortaya çıkartılan durum/nesne, çok arzuladığı bir şey de olsa, kendi saf gerçekliğiyle onu karşılayacak ruhsal donanıma sahip değildir; ona hazırlıksızdır.  bu nedenle derhal devreye kendisinin sahtesini sokar. bu sahte kendi, sürprizle ilgilenir; çünkü ondan beklenen bu ilgiyi göstermesidir.  ilgi kadar  bir sevinci de köpürtmesi gerekir. hepsini layıkıyla yapar; ancak  bir yapmacıklık, bir sahtelik duygusundan yakasını kurtaramaz.  kendisi değildir.  tutkuyla bağlı olduğu kendisinden bu ani  kopuş ve sahte kendisinin ayarsız yapmacıklıklarıyla durumu idare etmeye çalışmasından asabı bozulur. istemez, eksik olsun.

yalnız insan da aşık olur, birileriyle yaşamak ister. bu sizi onun tasvirinde yanıltmasın. yalnız insan, yalnızlığını güvenceye almak için yapar çoğu kez bunu. yanında bulunmasını isteyeceği kişi, yalnızlığını, güvenliğini  riske atacak durumları ona haber vermesi; başkalarına karşı onu temsil etmesi ve başkalarına onu mazur gösterebilmesi içindir. yalnızlığı seven iki insanın biraradılığı kadar sorunsuz, şenlikli bir ilişki az bulunur.

biraz karikatürüze ettiysem de yalnız insan bence aşağı yukarı böyle. ben severim yalnızlığı. eskiden hiç sevmezdim. çok korkardım. kendimle mücadele ede ede, büyüye büyüye, kendimi acıta acıta, duvarları yumruklaya yumruklaya vardığım bu sessiz, sakin, eğlenceli vadiyi seviyorum artık. sizin, burada mesai harcayan hepinizin bir parçasının da  böyle olduğunu biliyorum.


adam phillips'in, öpüşme, gıdıklanma ve sıkılma üzerine adlı kitabını okudum bu sabah uyanınca. sonrasında temizlik ve yemek.  etli taze fasulye, makarna, yoğurt vardı yemekte. yemeğin içinde et benim için müşkül bir konu. bu sefer eti güzelce yıkayıp, kuruladım. soğan, baharat ve biraz da sirke ile iyice ovup, beklettim. sonrasında kavurdum, taze fasulye ve rendelenmiş kocaman bir adet antalya tarla  domatesi ekledim (arçil domates sevmez; rendeleyince sorunsuz yiyor), düdüklü tencerede pişirdim. o pişerken,  okuduğum bu kitabın etkisiyle yazdım bu yazıyı. öyle yabancısı olduğumuz afili kavramlara başvurmadan, mütevazi, eğlenceli psikanalitik denemeler olan phillips'in bu kitabını sizin de zevkle okuyacağınızı düşünüyorum. aklınızda olsun.

56 yorum:

Vuslat AKTEPE dedi ki...

Çok güzel bir yazı elinize sağlık...

endiseliperi dedi ki...

teşekkür ederim, vuslat.

Eliff dedi ki...

Pericim ne güzel yazmışsın yine, ne doğru saptamalarla...Ben de yalnızlığından vazgeçemeyenlerden(d)im,fırsat buldukça kendimle başbaşa kalmak istiyorum. Ama biliyor musun tuvalette bile yalnızlığa izni yoktur çalışan bir annenin,2 yaşındaki şeker oğlu tarafından yumruklanan kapıdaki çağrıya dayanmaya çalışır. Buzlu camın ardından gösterilen el,ayak,kulak, toto :) gibi imgeleri hayretle karşılamak ve oğlu ile iletişimini sürdürmek zorundadır.

Bulursan Zülfü Livaneli'nin Arogon'un şiirinden bestelediği Yalnız İnsan şarkısını dinle, gerçi bizim sevdiğimiz gibi görmemektedir Aragon yalnızlığı ama olsun,çok insancıl ve dost bir şarkıdır bu...

Öpüyorum,sevgiyle kal.

endiseliperi dedi ki...

eliff'ciğim, çok teşekkür ederim. ben yazıyorum ama ne tedirginlikle. uçuk, aşırı olmasından endişe duyuyorum. yalnız insanın sorunu da budur; fikirlerini daha önce başkalarıyla test etme olanağından yoksundur. ben mi yoksa başkaları da öyle mi bilmiyorum, insan cümlelerle düşünmüyor aslında, bildiği şeyi cümleleştirdiğinde de biraz yabancılaşıyor konuya. eğer sevdiysen yazıyı, bu benim için çok kıymetli oluyor bu nedenle. içim rahatlıyor. çok sağol.

tuvalette kapıyı kapamamak, benim de sorunumdu arçil küçükken. hatta arçil2e yalnız yatma eğitimi veririken, sabah kendimi onun yatağında bulurdum. derdi ki, ben dayanıyorum yalnız yatmaya, uğraşıyorum, ama sen geliyorsun gece yanıma:) eskiden uyurgezerlik, uykuda konuşma gibi huylarım vardı da çok şükür bitti onlar. gece üstü mü açıldı, ateşi mi çıktı, diye kaygılanıp uykumun arasında arçil'in yatağına gidermişim.

şimdi de evde sadece arçil'in kapısı kapalı. o, öyle seviyor. dün gece çok sıcaktı, camları açtım da ceryan yapmasın diye kapıyı kapamıştım. bu sefer de tine, kapıyı örter örtmez fırlayıp geldi bir yerlerden. kapıda miyavlamaya başladı. kapıyı açtım, şöyle bir kontrol etti, sonra yine çıkıp, uyduğu yere gitti:) ben evde kapı filan kapatamam, anlayacağın:)

zülfi livaneli'nin o şarkısı ezberimde. fakülte bahçesinde oturup söylediğimiz şarkılardan:)hatırlattığın için teşekkürler. şimdi youtube'tan bulup, dinleyeyim gerçekten de.

ufaklığı ve seni öpüyorum çok.

sevgiler.

Adsız dedi ki...

peri çok alakasız olacak ama, başak burcu musun?

endiseliperi dedi ki...

:) sevgili adsız, hiç alakasız değil aslına bakarsan. ben de bu yazıyı okusam, yazarının başak burcu olup olmadığı kuşkusuna kapılırdım. aslında buraya değil de daha ciddi bir niyetle başka yere yazıyor olsaydım, bu yazıyı, bir başak olduğundan şüphelendiğim dostoyevski'^nin yeraltının adamı gibi yazardım. saplantılı, takıntılı, alıngan, titiz ve mizahi başak gibi.

bir arkadaşıma demiştim; hepimizi bir yaştan sonra başak oluruz, diye. koç'um ama, koç'luk da geçmişimde kaldı; bir başak olma yolunda ilerliyorum;)

sevgiler.

bu sorunuzun hoşuma gittiğini, bunun, benim soracağım türden bir soru olduğunu bilin ayrıca:)

Koray dedi ki...

Peri merhaba,

Son zamanlarda okuduğum en güzel sözleri yazmışsın...

Konu yalnızlık olunca neler söylenmez ki; Sinagrit Baba'sından tut Adorno'ya kadar.

Ama bencileyin bir insan için, yani benim için şunları çağrıştırdı yazdıkların en çok: Görmek, ve gördüğünü aktaramamak. Aslında birbirini tetikleyen şeyler; yani diyalektik; yani "yalnız" insanın "görmesi" ve gördüğünü aktaramadığından yalnızlığının çoğalması...

Biraz da denk düştü; uzun zamandır dinlemediğim bir şeyi dinliyordum:

http://www.youtube.com/watch?v=1FzVWlOKeLs (3:35-3:40)

Yalnız insan veya yalnızlık düşüncesi demek daha şık olacak; tam burada, yani 2:45-3:10 saniyede, bu adam/kadın bu kadına nasıl hayran, acaba aşık mı, herhalde aşık, ve ne güzel birinin birini böyle sevmesi diye hem hüzünleniyor hem de seviniyor.

Sonra mesela tam şurada, şu dakikada, kaç sene birlikte bir şeyler yapmışlar, belli ki birbirlerini taşımışlar, belki de bir ara birbirlerini çok sevmişler diyebiliyor.

Sonra tam olarak 2 şey oluyor. Birincisi, ben başkaları görmezken bunu nasıl görüyorum. Ve arkasından senin de bahsettiğin kaygılar...

İkincisi ise, kendinden çıkıp, bunu herkes görsün, bu iyiliği herkes görsün isteyip de anlatmaya çalıştığında, yani bir olmazın peşine düştüğündeki yaşadıkların, düşündüklerin ve hissettiklerin.

Bütün bunları elbetteki yalnızlık düşüncesini kutsadığım için söylemiyorum; hatta olmaması, sarılınmaması gerektiğini düşünen, yan etkilerinin ne kadar "küçükçe" bir insan yaratabileceğini düşünen bir insan olarak yazıyorum.

Yalnızlık düşüncesi elbetteki keskin bir bıçak. Yumuşak yönü elbetteki, ama keskin yönü de o kadar keskin, olabiliyor. Ama en nihayetinde, yalnızlık düşüncesi bana en çok bir barışı çağrıştırmıştır hep, yaklaşık olarak dingin bir vadiyi.

Güzel ve iyi yazmışsın sevgili Peri, sevgilerimle...

endiseliperi dedi ki...

hmmm...
koray, önce şunu diyeyim; elbette her şeyin olduğu gibi yalnızlığın da sivri bir ucu var. her şey bedeliyle, karşılığıyla var çünkü. bu huzur dolu yalnızlık duygusuna gelinceye kadar insan ne çok örselenmiştir başkaları tarafından, ne çok hayal kırıklığı yaşamıştır, utandırılmış, korkutulmuştur, düşün bir. "başkaları cehennemdir," sözünü öyle kitaptan okumamıştır sadece, o cehennemde kavrulmuştur.

sen de yalnızsındır da kendinden biliyorsundur. ondan hoşuna gitmiştir yazı. sağol.

elbette görüp, bilip de onu diyememekle boğulur insan. eğer öyleysen benden daha sıkı bir eğitimden de geçiyorsun demektir. çünkü ben neticede sözcüklerle, şık bir şey yapıyorum; iltihabı akıtıyorum. oysa sen bundan da azade ermiş antonius gibi bir çölün ortasındaki kuru kayada allah ve şeytanla başbaşasın sadece.

dilerim ki thebais çölü senin için barış dolu, ağaçlı, göllü bir yalnızlık vadisine dönüşsün.

sevgiler.

yazarken, önerdiğin müziği dinledim. gerçekten iyi geldi. teşekkürler.

TOLGA dedi ki...

çok güzel bir yazı.bu metin ve başlıktan esinlenerek bir şiir yazacağım:)

ben de kitap okurken yalnızlığı çok severim.yanımda birisi olursa konsantre olamam.

sevgiyle.
tolga

endiseliperi dedi ki...

hımmm! hadi bakalım, tolga. kim tutar seni, yaz şiiri!

yanındaki de okursa, olursun aslında. bambaşka havalarda olursunuz ama... olsuun. yanındakine konsantre seni sunarsın; bir ölçü sana beş bardak su, bir kaç küp de buz eklerse mis gibi içecek ona. şu yaz günlerinde kitabına konsantre olmuş birinden daha serinletici bir şey düşünemiyorum:)

çok teşekkür ederim güzel sözlerin ve geçtiğim dalgalara katlanma olgunluğun için tolga'cığım.

sevgiler. ortam düzelten, ayar veren arkadaşın ahmet'e de selamlarımı ilet.

Erdal dedi ki...

akraba ruhlar uzaktan uzaga selamlaşırmış.esenlik bildirip el filan sallıyorum; http://fizy.com/#s/16y6c1

endiseliperi dedi ki...

sana da burdan selam, erdal. dinliyorum şimdi yann tiersen'i. nefis!... teşekkür ederim.

sevgiler.

Buket dedi ki...

sevgili peri, bloguma gelmişin, ben de buradan yazayım dedim sana.bir de baktım ki konu seçilmiş yalnızlık.biraz düşündüm , yalnız olmayı seviyorum ama fazla değil :) nedeni de galiba bu kadar güçlü değilim.dediğin gibi yalnız olanlar hesaplaşma, irdeleme, sorgulama içindeler daha çok. buna da cesaret lazım. en büyük korkum da zaten yaşlanınca yalnız kalmak.belki bu yüzden bunca action içindeyim :)
bugün bile ev de oturup yalnız kalmanın tadını çıkaracaktım.ama sabah annemler kahvaltıya geldiler.( balkona) onlar gitti 3 arkadaşım geldi ( balkonda kahveye) kahve tam 5 saat sürdü.onlar gitti bir arkadaşım eşiyle geçerken uğradı ( bahçede oturmaya ) sonrada öğlen gelen arkadaşalarım sahile gidiyorlarmış zorla götürdüler beni :)) yaa pericim, ben de enerji olmasında kim de olsun, yalnızlığı seçemiyeceğim galiba :))
şimdi saat 2 gece yani , ancak şimdi yalnızım...

endiseliperi dedi ki...

hoşgeldin buket'ciğim. yalnız olmayı sevmediğini anlamıştım zaten;)ama gerçekten sendeki ne enerji, ne hız, ne beceri! sen hiç yaşlanmazsın. şu bir gün içinde yaptıklarını ben üç ayda yapsam yine de yorulurum:)

şimdi made in dagenham adında çok tatlı bir film izliyorum. sen de indirip, arkadaşlarını davet edip kız kıza izleyebilirsiniz.

seni ve pelin'i öpüyorum.

sevgiler çok.

Ali İkizkaya dedi ki...

Merhaba Endişeli Peri !
Vuslat AKTEPE ye bakınırken yolum buraya düştü. Sonuna kadar okudum ki kabileden biri yazmış. Duru, yalın, samimi ve bir o kadar da berrak. Samimi ve ortak irdelemeler. Ben için bir iki farklılık var o kadar da olur. Hiç bir şey bilmeseydim de, bir kedisever olarak dişi bir kedinin yazdığını söyleyebilirdim. Zira buram buram kokuyor.
Tabii taze fasülye de..
Buralarda yaşayan biri olarak düzün domatesi değilde yaylanın ki iyi oluyor bu zamanlarda.
Philips te çok gülerdi herhalde, taze fasulye ile okunduğunu duysa.
Bir de şu siyah beyaz arkadaşın papilerini gıdıklayın benim için. Yalnızlık ve beklemek konusunda onlardan öğreneceğimiz çok şey var. Zannediyorum özellikle yerleştirdiniz.
Sevgiyle...

Adsız dedi ki...

You are so full of yourself!, derdim eger ilk defa yazdiklarinizi okuyor olsaydim, "n" defa "kendim", "kendim" kelimesini kullanmanip kaf daginin obur tarafina gecicek kadar yukselmenizi ayri bir kutlardim...:))) ama biliyorum ki sizin derdiniz burnu buyukluk degil, yalnizliga methiye dizip kendinize bir nevi terapi yapmanizda degil! Ben gayet icten ve gayet yapmaciksiz buluyorum yazdiklarinizi, ama sizi diger yazilarinizdan tanimasaydim farkli dusunurdum o ayriii:)))
Sevgiler :)

asliberry dedi ki...

Şimdi, ben hani düz mantık biriyim ya, bir de faydacıyım. Hangi düşünce ne yarar sağlarcıyım. Tanıyorsun işte beni, herkesle ilgili notlarım vardır. Sen bu yazıyı yazmadan çok önce sana dair tüm bu yazdıklarını hissettim ben. Seninle birebir ilişki içindeyken, hediye sunarken, tüm bu yaşadıklarını hissettim. Mesela sana dair listemde bir matruşka vardı. Arıyordum, bulamıyordum. Hatta bir ara üzerinde matruşka bebek deseni olan bir şemsiye aldım seni düşünerek. Sonra hediye alırken içine düştüğün bu sıkıntılı durumları hissettiğim için vermekten vazgeçtim, ben kullanıyorum şimdi. Şimdi değil de bahar yağmurlarında kullandım. Neyse. İşte notlarıma bir yenisi eklendi sana dair. Bir daha hiçbir hediye alınmayacak. Ama işte felsefesine gelince karşı çıktığım ama gerçek yaşamda dibine kadar yaşadığım gelenekselliğimden kurtulmam mümkün değil. Yani bir eve giderken illa bir şey almam gerek. E bundan sonra sana gelirsem ya bir ekmek alırım, ya meyve. Yalnızlığın şikayet edilen şiirlerinden, ruha yapışıklığından dem vuran metinlerinden, acının dibine vurmuştuk en arabeskinden. Ama şimdi yalnızlığa bu övgü, yalnızlığın konforuna bu methiyeler daha mı acı bilmiyorum. Evet en sonunda insan sadece kendine sığınır. Kendiyledir. Bu her zaman böyledir. Ama tüm diğer insanlardan böyle bir vazgeçişle mi? Aslında bırak eksik kalsın dediğimiz, o sofistike bulduğumuz ilişkilere de ihtiyacımız yok mudur hiç? Belki de o eksik kalsın dediğimiz şeyler sayesinde bir anlam kazandırırız yalnızlığa. Ama sonunda benim gibi tombik bir teyze kıvamıyla öyle de olsun böyle de olsun, hepsinin yeri ayrı güzel deyip geçiştirmeli mi? Şimdi çayım geldi, sigaraya ineyim biraz. Pall Mall mavi, tadı Marlboro Light’a yakın, daha ucuz.

endiseliperi dedi ki...

bilgisayarı açınca böyle güzel yorumlarla karşılaşmak ne sevinç! hem kendime ve yazıya bambaşka şekilde bakmama neden oldu bu yorumlar. tek tek, uzun uzun yazmak, biraz da kendimi mazur göstermek için hemen yanıt vermek istiyorum ama, derhal çıkmam gerek.

döner dönmez konuşalım, olur mu? çok teşekkür ederim.

çok, çok sevgiler hepinize.

asliberry dedi ki...

Kendini mazur gösterme arzun eğer benim yorumumla ilgiliyse hiç istemem böyle bir şeyi. Çünkü bu duygun yalnızlığın verdiği huzuru bir kez daha haklı çıkaracaktır. İşte benim varlığıma müdahale başlıyor. İşte gene duygularımla oynanıyora gelmesin durum. Kırıldılar yazımdan, döküldüler olmasın. Gene kendini aynen hediye alırken ki o kötü ruh hali içinde bulmanı hiç istemiyorum. Böyle bir baskı yok tamam mı? Bunu anlamlandıran, isimlendiren bizleriz. Sen sensin, ben benim. Bu tavuk mu yumurtadan, yumurta mı tavuktan meselesi kadar ikircikli bir durum.

Bak bir örnek vereyim sana,

Adorno’nun hediye alma psikolojisi hakkındaki yorumlarını falan geç bir kalem. Aslında sana hediyeyi sunan kişiler, yazılarını severek okuyan, seni önemseyen ve senin o kişinin hayatında, gönlünde bir yerin olduğunu sana anlatmaya çalışan insanlardır. Aslında onlar da senin hayatında bir yer edinmek istemektedirler. Hepimiz insanıza gelir durum. İkimizin de kanı akara gelir. Ben de senin çektiğin acıları çektim, biliyorum diyerek iyileştirici bir etki sağlamaya, bu yaşadığın mutluluk beni de senin kadar mutlu etti diyerek çoğaltıcı bir etki sağlamaya kadar varabilir. Ve yalnızlıktan, benlikten çok farklı bir şey başlar, sevgi başlar. Onlardan gelen hediyeler karşısında hazırlıksızlığın huzursuzluğundan, yapmacık olacağım kaygısından, ben bu değilimden ziyade, sevildiğini hissetmenin gönenciyle dolman GEREKİR dediğim anda da, o ikircikli durum başlar işte. Müdahaleyedi, özgürlüktü, benlikti, yalnızlıktı. Ama bu işte. İlişkilerin doğası bu. Kafaya takmamak lazım.

Ay yayınlama bu yorumu çok özel oldu.

endiseliperi dedi ki...

canım benim.
hazırlanıyorum, çıkacağım. akşam çok konuşacağız. öyle değil, diyeyim şimdilik:p

ulker dedi ki...

Koçmuşsunuz, koçum. Burçlar üstünden benzeşmeye pek itibar etmem ama bu benzerlik çok uyumlu koçların solo hayatı sevdikleri yorumu ile. Ya da bu evrensel yalnızlık durumudur da ben bunu bu kadar bana yakın ifade eden birinin yazısını okuyorum orası meçhul.
Bu durumdan kendime pay çıkarmayayım, demek istediğim, bende ki duygu durumu siz tarafından analiz edilmiş gibi. Yoksa benim bunları yazıya dökecek bir yeteneğim asla yok, düşüncelerim bile bölük pörçük. Ama çok güzel alıntı yapabilirim sizin söylediklerinizle ilgili.
Sizle aramızdaki 2. fark - birincisi analiz-yazı çiftiydi- ben yalnızlık isteğimle başkalarının gözünde "ben" in , insanlarla tanışmak isteyip sonra onları sıkıcı bulmanın, insanları evimde ağırlamak isteyip te sonra onları idare edememenin vs. vs. arasında sıkışıp kalıyorum sürekli. Araf'tayım yani.
Ama artık ne gam, akşam eve gidip çocuklar için hafif bir şeyler hazırlayıp sonrasında bir Poirot veya The Killing patlatabilirim gönül rahatlığı ile. Ancak çocuklar benle bir şey izlemek isterse vaz geçebilirim bu lüksümden.

Sevgiler çok çok

Ülker

pass dedi ki...

yalnız insana bir komşunun vereceği rahatsızlıktan daha tedirgin edici ne olabilir? komşu dediğin sürpriz insanıdır; kapıyı çalar, cama tıklar, kahve ille de kahve içmek ister.. korkunç. yalnız insan onun için anında tepelenmesi gereken kabul edilemez bir trajedidir.
evet komşu sevmiyorum. bir de sürprizleri..
ve asıl konu sevgili peri,
bebek doğdu. :)

justine dedi ki...

Akşam çok konuşacaksın ya sen, bir de ben meşgul etmeyeyim burayı. Kısa kesiyorum. Zevkle okudum yazını ve yorum cevaplarının bir yerinde de kahkaha attım. Bugün keyifliyim, dün çok boktan bir gündü. Yok yok, akşam kötüydü aslında, kahve kısmı ve Passive'e yorum yazdığım zaman iyiydi:/ Eee, ne oldu, uzatıyorum yine? Hay allah, dur kısa kısa;

-Ben kahvemi alıp netin başına oturduğum zaman yazın yoktu burada, oysa ne güzel eşlik ederdi kahveme bu yazı. (yalnız insan keyfine düşkündür, bir keyiftir gider ve o, bu keyfin keyif olduğunu bile anlamaz. bedenini rahatlatır, zihnine yol açar ve keyif başlar!;p)
-Senin yazın yoktu ama allahtan Passive yazmıştı, günü kurtardım. Sen de o ara yazmışsın, oysa ben kendi yazımı yazıyor ve bifteğin geleceğini düşünüyordum. Beter oldu:( (daha ne kadar yazı derim acaba:/)
-The Killing'i seyrettim, iki bölüm. Fıstık gibi dizi, şimdilik tabii.
-Yalnız İnsan şarkısını sevmiyorum, çok ağlak ama Eliff güzel yazmış, yazıyor. Onun da bloğuna baktım. (keşke bana böyle bir iş verseler, netin başında blog incelesem, gazete okusam, burç, fal yazsam filan.)
-Ben başak olmam, asla. Bence sen de olma, yine de sen bilirsin tabii. Koç iyiydi aslında:/
-Aslı'nın hediye verme-alma hakkında yazdıklarına sonuna kadar katılıyorum, eee senin "kendinin sahtesini sahneye sürme" tespitin de doğru. Yemişim hediyeyi, size bir şey olmasın diyeyim o zaman:/
-Bu işaretin ekmeğini daha çok yerim ben.

Yine uzadı biliyorum, ne yapalım, olsun. C. biraz önce bana, "sevgilim smiley olmadan cümle kuramıyor" dedi. Bir zamanlar böyle işaret filan kullananları çok eleştirirdim ben. Ondan böyle diyor, demem o ki, yalnız insan değişir, değiştirir:/

p.s.: Smiley kullanmadan yazınca neler oluyor gördüm, aman allah esirgesin, herkes alıngan. Yanlışsa yanlış de, Periciğim;)

Adsız dedi ki...

hayata bakarken uc cesit gozluk vardir:
birincisi hem kendini hem diger insanlari hem de hayatin kendisini cok da ciddiye almayan, zaman zaman zorlansada ti'ye alabilmeyi becerebilen insanlarin gozlugu...bakiniz sekil 1a, Asliberry:)
"Hepimizin kani ayni akar" cok guzeldi Asli :)
Acinin bile icindeki ironiyi gorebilen, en azindan gormeye calisanlarin gozlugu

Ikincisi hem kendini hem de hayati ve icindekileri cok ciddiye alan o yuzden de kendi kontrolu altinda olmayan spontan her tur durumdan ve insandan urkenlerin gozlugu...ne acisini ne sevincini isterim ben bu hayatin...yeter ki istikrar olsun, BENI BENIMLE KARSI KARSIYA KOYMASIN!! Kafamda bir "ben" var, onu zedeliycek ya da sorgulamami gerektirecek hic bir durumdan hazzetmem, diyenlerin gozlugu...
Beni benimle birak felsefesi...

Ucuncusu de....nato kafa nato mermerlerin gozlugu:) yani ne hayati ne kendini derin ve anlamli bir sekilde hic bir zaman sorgulamamis,irdelememis ve boyle bir konuyla uzaktan yakindan ilgisi olmayan insanlarin gozlugu...ne hayata ne kendine disardan veya icerden bakabilcek derinlige ve yetiye sahip olmayanlarin gozlugu...ki bu gruba mutlu cogunlukta diyebiliriz...:)

Peri'cigim, her ne kadar hediye konusuyla ilgili yazdigin seyler biraz endise vericiydiyse de ben aslinda bunu biraz kelimelerin elinden kurtulup senden bagimsiz edebi sekillere burunmesine bagliyorum...ve yazdiklarini zevkle okuyorum:)

endiseliperi dedi ki...

az önce eve geldim. çok güzle bir gündü. soluklanayım, gelirim birazdan. yorumları hızlıca ve nerdeyse gözyaşları ile okudum. çok teşekkür ederim. gelirim birazdan umarım, bir evi kontrıol edeyim.

sevgiler, çok, çok.

endiseliperi dedi ki...

sevgili ali,
kimmişsiniz diye baktım biraz. yalnızlık kabilesindeniz ya, bir de kırtasiyeye olan tutkunuzla da ortak noktamız varmış. yazılarınızı da gülümseyerek yazmışsınız gibi eğlenceli görünüyor. bir bol vakitte gelir, okurum. güzel sözleriniz için de çok teşekkür ederim.

ali, bu sitenin yazarının bir kadın olduğunu sunmaya özel itina gösteriyorum. hem de fasulye ayıklayan, çocuğu için kaygılanan, en sevdiği şeylerin arasında saymasa da domestos'un geçtiği;) bir kadın hem de. kültürün, bilginin iktidar gibi kullanıldığı, kategorize eden, bahsedilen şeyle orantılı olarak bir kibirden geçilmeyen ortamlardan hoşlanmıyorum. kadınsı sitelerin küçümsenmesine de içerliyorum. hmmm... bir sonraki yazı bununla ilgili bir şey olsun bence. yorgunum ve sanki iyi anlatamadım şimdi size derdimi. bu da bende huzursuzluk yaratan bir şey. canını çıkarırım arkadaşımın bir şeyi iyice anlatabilmek için:) sakin. şimdi değil. burda kesiyorum.
şimdilik.

tina, onu sevmek yerine bilgisayarın başına oturduğum için küs şu an bana. mutfakta, yanımda oturuyor ama, sırtı dönük;) alırım gönlünü birazdan, selamınızı da iletirim.

uğradığınız için çok teşekkür ederim.

sevgiler.

endiseliperi dedi ki...

sevgili adsız,
beni çok endişelendirdi sizin yorumunuz. gerçekten burda hiç yapmak istemeyeceğim bir şey ukalalık, kibirli bir tavır, filan. azıcık da olsa öyle anlaşılıyorsa, beni yeni tanıyan arkadaşlardan çok özür dilerim... hani öyle havalı havalı insanları iplemez, yeniyetme bir ukalalıkta göründüyse yazı... asla öyle değil. umarım, sonraki yazılarda sizin düşündüren şeyleri telafi edecek daha uygun bir yol bulurum.

uyarınızı dikkate aldım. çok teşekkür ederim.

sevgiler.

endiseliperi dedi ki...

canım arkadaşım aslı,
sen kendin hakkında hiçbir şey bilmiyorsun. kendin hakkında yukarda dediğin her şey yanlış bi kere. sen, günlük hayatın ekonomisini yapan seni baz almışsın. ve öyle bir tevazuıya sahipsin ki sen kendini anlatırken o nedenle olumsuz sifatlar kullanıyorsun. yemezler! seni çok iyi tanıyorum. insani özellikleri bunca derinlikte gelişmiş, hamurunda bir iyi insanın evrensel niteliklerini bir arada bulunduran az sayıda insandan birisin.

üzüntümü samimiyetle paylaşan ve çözmeye gönülden gayret eden, sevinçli bir durumla karşılaştığımda yürekten sevinen canım arkadaşımsın. bizzat gözlerinde gördüm bunu ben.

hediye meselesi, senin için olumsuz düşüneceğim bir şey olamaz. ben aslı, biliyorsun işte sadece hediye aldığımda değil sevinmeyi pek beceremeyen bir insanım. neşeli bir insanım genelde ama, bir sevinç durumu sanki bende hep sahnede bir rol içindeymişim gibi hissettiriyor. sevdiğim biriyle karşılaştığımda, onu çok, çok özlemiş bile olsam, ortama bir sükunet havası, yatıştırıcı bir şey, o sevincin tüylerini okşayıp yatıran bir harekette bulunuyorum sanki. ya da iyice aşırılaştırıyorum durumu, ama asla sevincin doğal bizzat kendisi olmuyor. şimdi kendine dönük yalnız bir insan çok uğraşıyor kendiyle ve çok, çok dürüst, samimi olmak istiyor ya, bu nedenle doğal olan şeyleri de mıncıklaya mıncıklaya belki onun doğasını bozuyor. bu nedenle bakma sen bana. bana aldığın hediyelerin herbirini tek tek öyle seviyorum ki, gözlerim doldu daha geçen gün dolabı temizlerken kutusunda duran çikolatalı fondü için set. bugün dışarı çıkarken bana aldığın beyaz gömleği giyecektim artık ilk kez. hayır bitanem, giyemiyorum elim varıp da o kadar kıymetli.

bana hediye almaman içimi daha da rahatlatıyor. nedenini bilmiyorum. ama matruşkalı şemsiyeme iyi bak, her seferinde beni hatırla lütfen. bu çok, çok hoşuma gider.

aslı'cığım sen kimseye müdahale etmezsin ki! aslında memet'e, yaman'ın kişiliğine bile müdahale etmiyorsun.

biraz karışık oldu sanki. ve bugün kafam karışık çok, anlatamıyorum sanki.

sen benim kardeşimsin, aslı. bin yıl görüşmesem de asla unutmam seni. gönlümde yerin çok, çok mutena. olmaz aramızda öyle şeyler. seni seviyorum. bozuk düzen yazı için de kusuruma bakma işte.

endiseliperi dedi ki...

sevgili ülker,
upuzun bir yorum yazdım şimdi sana ve uçtu gitti. çok kızdım. sanki ben sana anlatmış anlatmışım, sen meğerse telefonla filan konuşmuyorsun, bana dönüp, "ne demiştin?"diye sormuş gibi oldun:)

koç olmana çok sevindim. şimdi seni tastamam tanıyorum:)aramızdaki farklara işaret etmişsin ya, onlara katılmıyorum. ben biraz daha edebiyat yapabiliyorum, diyeleim. ama işin esasına bakmak gerekir çoğu kezbir şeyi aynı şekilde algılıyor ve yaşıyorsak, bunun ifadesi biraz da süs olur. ayrıca ikinci dediğin fark, bizzat benim de yaşadığım şeyler. ben, şimdi bahsi geçsin istemediğim bir dönemde bunca içedönük bir hayat yaşamaya başladım. öncesind eise tam zıddıydı. çok, çok sosyla bir insandım. sandım ki, ben yine o kalabalık hayata dönerim. dönemedim. bunun nedeni ya ruhum iflah olmaz bir şekilde arızalanmıştı; ya da bildiğin, yaşlanıp, durulmuştum artık. hem çok mesudum böyle. hem arçil var. çok iyi anlaşıyoruz onunla çok şükür, çok gülüyor, çok eğlenebiliyoruz birlikte. tina bile bir şekilde bir dil oluşturduğum, özel bir ilişki geliştirdiğim arkadaşım aslında.

hmmm... diğer yazıyı hatırlamaya çalışıyorum bir yandan da, ama aşağı yukarı bu kadardı sanırım.
hah, bir d eşu var; ben kendimi burda ifade ediyor, seninle konuşuyorum ya, bu beni tatmin ediyor. yüzyüze ediyor olsaydık bu sohbeti, o daha kıymetli, daha gerçek olmayacaktı bence. internet olduğu için d eben alternatif bir sosyalleşme hadisesi düşünmüyorum. rahatım. rahatız.

öpüyorum çok seni. sevgiler.

endiseliperi dedi ki...

pass! yaşasın! çok, çok sevindim. hamile kalınca insan bir süre sonra doğuyorlar elbette, ama çok sevindim inan. bebeğin bir ismi var yahu;) ben demeyeyim o halde şimdi. öperim onu.

sevgili pass, hep aklımdaydı sana yazmak. ama ilişkimiz biraz tuhaf seninle. öyle teklifsiz yazamıyorum, çekiniyorum nedense:) sahiden diyorum.

bebekle birlikte conradlı fotoğrafını görmeyi öyle çok isterim ki. lütfen kırma da gönder onu. conrad monrad okunmaz şimdi biliyorum, ama sen ilk sayfasını oku fotoğrafın hatırına hiç değilse, olmaz mı?

pass, sen şimdi bana şu komşular hakkında fikrini yazmasan, senin aşağı yukarı bu konuda böyle düşündüğünü biliridim. insan tuhaf şekilde seziyor. bir ki,tabı okusam, senin ne düşüneceğini bilebilirim sanki bir paragrafta:) ama işte hal böyleyken yine de insan yabancılayıp öyle elini kolunu sallaya sallaya mektup yazamıyor.

fotoğrafı bekliyorum. çok çok öpüyorum seni ve bebeği. her şey yolundadır, okuldan sorun çıkmamıştır ve dediğin gibi yardıma gelmişlerdir umarım.

sevgiler.

endiseliperi dedi ki...

heyy!
:) justine'ciğim benim, kısa kesmişsin yine:P hmmm... bir de ben meşgul etmeyeyim, ne demek yahu. dün gelmedin canım sıkıldı biraz. eksikliğini çok hissediyorum artık, biliyorsun. yazında neşeli bir gün geçirmişsin gibiydi, ama sıkıntılıydın demek. PA, itekleye itekleye bir sevinçli hal yaratıyor bugünlerde evet. öyle de yapmak lazım, insan bir iki itekliyor ama sonra teker dönmeye başlıyor kendiliğinden, şurdu buydu geçiyor üzüntü.

başak hakkında dediklerimde samimiydim aslında. herkes bir yaştan sonra başak olur, bir yaşta da koç'tur. benim ölen kardeşim başak. çok dalga geçerdim, komedi yaratırdım onunla başak burcu hakkında, şimdi ağlamaklı bir halde gülerek hatırlıyorum bunu. şimdi bunu diyerek bir hüzünlü hal yaratmak istemiyorum ama başak da burçlarımızdan birisi:)

the killing muhteşem bir dizi! ben aslında o konuda, pek muhabbetim yok, ama her sohbeti geçtiğinde hakkını teslim etmek istiyorum aslıhayvanı sitesinin, ona müteşekkirim.

hmmm... başka? hah, bugün kadıköy ziyaretinden alınan kitabı söylemek de sana kısmet olsun: elif batuman'ın ecinniler (rusça kitaplar ve onları okuyanlarla maceralar) kitabı. okuyup, kaçak2a göndereceğim bunu. bakalım bakalım.

öpüyorum çok. ben alınmıyorum sana artık. rahat;)

çok sarılıyorum. sevgiler.

endiseliperi dedi ki...

sevgili adsız II,
ne güzle kategoriye ayırıp, çok da net bir şekilde anlatmışsınız. ben böyle yazıları okuyunca içim rahatlıyor. hani filmlerde bedbaht kahraman, hayatını düzenlemek ister de ortalığı toplar ya, ben çok rahatlarım o sahnelerde;) ev hanımının tutkusu işte. ev de temizse, ee, ne sıkıntı var ki başka hayatta;)

aslı hayatı ciddiye almıyor mu? bilmem ki? aslı hakkında, onun kendisi hakkında yaptığı yorumlara bile katılmıyorum işte görüyorsunuz. onu çok severim ve yere göğe koyamam. ciddiye almamak değil, aslı şöyle düşünür bir detle karşılaştığında, aslında hayatta ne ciddi? bunu düşünürken tüm yeryüzü ve insanlık tarihinden ve insanın ölümlü olduğu gerçeğinden ve allahsız da olması nedeniyle, bir tek insanın kendi karakterinin niteliğini önemsemesinden süzülen bir öncelik sırası yapar. ve böylece o sanki dertleri ti'ye almış gibi görünür. aslında dertleri ciddiye alır, bunalır da, onu bir soyutlamaya, bir genel düşünceye tahvil ederek aşar. şimdi aslı d abunu şaşkınlıkla dinliyordur, ama beni,m düşüncem böyle.

ikinci tip için beni mi düşündünüz, bilemedim şimdi;)

üçüncüyü ise hiç üstüme almıyorum:)

hediye konusunu aslı'ya biraz açıkladım. o konu biraz karışık aslında.

teşekkür ederim her şey için. isminizi yazsanız ne güzel olur.

sevgiler.

neolitikhanim dedi ki...

aha, ben de batuman'ın kitabını okuyom :) ingilizcesini ama bi yandan da türkçesini merak ediyordum, sen oku bize yaz tamam mı? bugünkü radikal kitap ekinde çevirmeninin bi yazısı vardı gördün mü? bi polemik mevzu bahis ama onu demiycem, elif batuman için douglas adams'ın' bilim kurguya yaptığını edebiyata yapıyor gibi bi şey demiş. hoşuma gitti. kitap da güzel ayrıca, justine sen de seversin, edebiyat magazini de var biraz. ama peri, sen endişelenme, sırf öyle diyil, rus edebiyatı hakkında bi sürü şey öğreniyor insan hem de eğlenceli bi şekilde.

ayağımın tozuyla atladım hemen, bana zaten kitaplar olsun, japon, rus ebebiyatı olsun :)

öpüyorum, yine gelirim.

endiseliperi dedi ki...

aa, ne hoş! yok, radikal gazetesi batuman'ın kitabıyla birlikte poşetinde duruyor, henüz o yazıya gelmedim. iyi dedin, şimdi duş alıp yatağa geçtiğimde hemen okuyayım.

neo'cuğum seni hiç beklemiyordum, yahu! ne hoş sürpriz oldu. zagrep'te misin şu an? nasıl zagrep havaalanı?:) kaçak ordan geçiyor bazen, barakadan hallice hiç güven vermeyen bir yermiş:)

habersiz bırakma bizi, uğra mutlaka. zagrep yazını da heyecanla bekliyorum.

çok sarılıyorum sana, canım neo'cum.

sevgiler.

Hegesias dedi ki...

"Yapayalnızlığıyla kederi yenmiş ve korkunç bir irade gücü edinmişti" Yasunari Kawabata - Karlar Ülkesi


Tarafınızdan kaleme getirilmiş bu şahane metnin altına bu cümlenin yakışacağını düşündüm. Şimdi kitabıma geri dönebilirim.
Sevgiler.

endiseliperi dedi ki...

çok teşekkür ederim, hegesias... gerçekten ne kadar güzel. biraz bonkör davranmışsın bana ama, olsun, çok hoşuma gitti.

sevgiler çok.

Adsız dedi ki...

evet, tam tamina bana uygun bir yazi.onceden yalnizligi bir gucsuzluk, bir farkinda olamama durumu sayarken simdi yalnizligin uzerimde biraktigi o coskulu etkiyi anlatamam.Okumak icin tatilde bile yazilarini aradigim guzel Peri'nin yalnizligindan dokulen beni bulmak cok, cok keyifliydi. biliyorum hepimiz normaliz:)

Yagmur

endiseliperi dedi ki...

:)işaret ettiğin gibi, normaller epey azınlıktaymış, yağmur'cuğum. ne güldüm, sözlerine:)

çok teşekkür ederim, güzel sözlerine.

öpüyorum çok. sevgiler.

Degrassi Masumiyeti dedi ki...

Teşekkürler.

endiseliperi dedi ki...

sevgiler, degrassi masumiyeti.

neolitikhanim dedi ki...

periciğim,

dün akşam döndüm ben. birazdan fotoğrafları yükliycem, uyumazsam yazıyı da yazarım belki.

zagreb havaalanı barakadan hallice evet :) ama şehrin yeşilliği çok hoşuma gitti, daha o havaalanının hemen dışında başlıyor ağaçlar. dönüşte de cam kenarında oturdum, baktım bütün memleket yemyeşil.

hava da güzeldi, ışık, geniş meydanlar, güzel, eski evler, çok iyi geldi bana.

ben de seni kucaklıyorum. yazı yine harika bu arada. baktım, ben de bildiğin yalnız insan olmuşum :)

sevgiler.

endiseliperi dedi ki...

hoşgeldin, neocum

az kalmışsın ama dönmene de sevindim;)
ben hemen fotoğraflara bakayım o halde.

teşekkür ederim, bugün laptop'tan ayrılacağım, tamir için gidecek. uzun sürer mi bilmiyorum, bir süre yazamayabilirim. hatta birazdan aramalıyım kargo şirketini de, ayrılamıyorum ki canım laptop'umdan:)


sevgiler.

Adsız dedi ki...

iyi ama aşık olunca ne olacak, sahiplenme isteğiyle yalnız kalma ve bırakma temennisi çatışmayack mı ha peri hanım sorarım size :)

endiseliperi dedi ki...

aşık olmanın, sevmenin insanların pek bilmediği bir adabı var. benim gördüğüm insanların birbirini severek öldürdüğü... çıplak elle boğazına sarılıp, tutkuyla sıkan bir adamın sevgi dolu bakışı kadar ürkünç bi şey düşünemiyorum. türkiye,karısını, sevgilisini sokakta vuran aşık erkeklerle dolu... ama çok seviyordum, derler. sevginiz batsın.

yok adsız, zihnen olgunlaşmış bir adamla birlikteysen, hiç çatışma olmaz, gül gibi geçinir gidersin.

neyse. arçil in bilgisayarına uğradım, mektuplarımı okuyup yanıtlamak için. benimki tamircide. çok kısıtlı bir süre tanıdı, arçil de.

sevgiler.

Atze dedi ki...

Sevgili Endiseliperi,

Öyle ılımlı bir gece oldu ki sayende, okuyamadığım yazılarınla, garip bir zindelikle, doğruldum. Lakin gözlerim şehla.

Yalnız insan deyince, çekinsem de okumak için kendimi tutamadığım harikulade yorumlar yazılmış. Yazını başından sonuna, her paragrafına tüm hücrelerimle gülümsedim. Tek bir cümle dahi yabancı değildi, onlarca da ekleyenecek durum vardır bu analizlere. Çok güzeldi, teşekkür ederim. :)

Sevgiyle.

endiseliperi dedi ki...

ben teşekkür ederim, sevgili atze. sesini duyduğuma sevindim. benim bilgisayarım tamirde ya, pek uzun kalamıyorum burda. bilgisayarsız, yalnızlığın başka türlü bir biçimini yaşıyorum şimdi. internet öncesi zamanların yalnızlığı, daha tuhaf daha farklı bir yalnızlık. işte ordayım ben günlerdir ve bir süre de öyle olacak sanırım.

sevgiler.

Vuslat AKTEPE dedi ki...

Söylemeden geçmeyeyim. İlk resme öyle özendim ki ben de Marseilles'mi yerde aynı şekilde yatarken resmetmeye çalıştım. Bir sürü fotoğraf çektim. Güzel de oldular ama o ilk resminde ki dönüp dönüp bakılası tınıyı yakalayamadım benimkinde...
İyi geceler...

endiseliperi dedi ki...

sevgili vuslat,
öyle dandik ve bozuk bir makine ki elimdeki. mesela iki fotoğraf çektim ve bellek doldu uyarısı verdi. onu atıp yenisini almam gerek kesinlikle. çünkü tina'nın bu aralar çok sevdiğim pozları oluyor.

o fotoğrafları şöyle çektim: arçil bazen yatakta kitap okuyan beni ziyarete, odama geliyor. biz salon denilen yeri hiç kullanmıyoruz. herkes odasında. arçil geldiğinde genellikle komik bir şeyler söylüyor ve gülmeye başlıyoruz. taa girişteki bankta, odaların bulunduğu koridordaki iskemlede ya da arçil in odasındaki iskemlede uyuklamakta olan tina bu toplantıyı asla kaçırmak istemiyor. gelip, fotoğrafta gördüğünüz, yatağın yanındaki yere öylece upuzun uzanıyor ve bize bakıp miyavlıyor:) biz konuşurken de bir arçil e bir bana bakıyor:) şans eseri komodinin üstünde duran ve şans eseri çalışan makinayı alıp yere koydum ben de uzanıp, tina'nın bu fotoğraflarını çekebildim.

marseilles'in buna benzer bir fotoğrafını çekebilmeniz için anlattım bu ortamı.

&
sabah arçil benden daha geç kalktığı için kullanabiliyorum onun bilgisayarını. masaya benim için bir not bırakmış oğlum: "adımı temize çıkardım. herkes özür diledi. iyiyim," yazıyor:) dün akşam odama geldiğinde, oynadığı bilgisayar oyununda güçlü bir takımı yenince, yenilenlerin onun hile yaptığı yolundaki iftiralarına uğramış; gözleri üzüntüden kıpkırmızı, bu haksızlığa sessiz bir isyanla dolu taşıp, derdini paylaşıp, öğüt beklemişti benden. "arkadaşlarım aldırışsız davrandı da, üç gün önce şiddetle tartıştığım bir çocuk canla başla savundu beni, biliyor musun?" demişti. bunlar ne kıymetli deneyimler. oğlum insanları ve hayatı öğreniyor ve bazı şeylerle ilk kez karşılaşıyor böyle. işte biz böyle konuşurken, tina da yatağın kenarında uzanıp bizi dinliyor; zeki, ikircikli ve merak dolu gözleriyle bakıp:)

arçil uyanmadan ben çayı demleyip kahvaltıyı hazırlayayım şimdi.

sevgiler.

Atze dedi ki...

Yalnız insanın önyargılarına karşı gözdolduran, nazik bir savaşı vardır. Mesela sirkeyi hiç sevmediği halde, salatayı bugün sirkeli deneme kararı alır. Elma sireksiyle üzüm sireksi arasındaki farkı anlayabilmiş olduğuna sevinir, sonra üzülür. Masanın diğerlerinden kısa olan ayağı altına işe yaramayan bir kağıt bulmaya çalışır. Marketteki kasiyerin selamını kendisine olup olmadığını önce anlayamadan, hafif bir çekingellikle, hayratle alır, biraz da kızarır belki. Ama ne güzeldir yalnız insanın kendiyle oynaması, uğraşıp, eğlenmesi, dertleşmesi. En güzel yalnız insan örneğini birazdan yapacağım.

Sevgiyle.

Atze dedi ki...

Yalnız insan, yorumların otuza, kırka, elliye yuvarlanmasına sevinendir. :)

Öptüm bile.

endiseliperi dedi ki...

sevgili vuslat,
bilgisayarım geldi!:) küçük ekranına, tertemiz olmuş, tina nın parke üstündeki pati seslerine benzer sesler çıkaran klavyesine alışmaya çalışırken yazıyorum şimdi.

çocukluğumun ihanetlerini hatırlayınca küskünlük benzeri bir şeyi hissediyorum da gençliğimin ihanetlerini hatırlayınca epey bir hırçınlaşıyorum. o saftirik, dalgın ve heyecanlı kızı üzen, kandıran, istismar eden bir kaç kişiyi... vurmak mı istiyorum? yok canım, onlarla uzun bir konuşma yapmak, yaptığın yanlıştı tamam mı, demek istiyorum. aman ne korkunç onlar için, di mi?:) hala konuşarak bir insanı bir şeye ikna edebileceğini düşünmek ne budalaca. sadece yirmi yıl önceki o kızı kollamak istiyorum şimdi.

arçil fena biri değil. karakterli epey. ama onun da bana benzeyen bir eksikliği var; insanı seziyor, ama ona nasıl davranacağını bilemiyor. bilemediği için de mecburen iyi biri oluyor. burası biraz karışık, belki uzun uzun yazarsam kendimi daha iyi anlayıp size de anlatabilirim. boşverin şimdi.

tina da aslında bütün eylemleri üstüne alan bir kedi. ama hava öyle sıcak ki, hiç hali yok fotoğraf makinesini çalıştırma eylemine kendine özgü bir tepki vermeye. öylece durup, bakıyor sadece. ben de soğuk suya batırılmış fırça ile fırçalıyorum onu günde bir kaç kere.

50 için teşekkürler;)

sevgiler.

endiseliperi dedi ki...

atze:)
hmmm... çok hoş bir yazı yazmışsın. bana şunu hatırlattı, castenada diye bir amerikalı'nın don juan öğretileri adında seri kitapları var. önemli değil, ama ilgi çekici şeyler var içinde. neyse. orada bilge bir kızılderili olan don juan, castenada ya der ki, "insanlara kendini fazla açıklama, konuşma. çünkü kendin hakkında anlattığın her şey senin hapishanen olur. başkaları dediğin sözlerle tanımlarla seni ve bir süre sonra o tanımların dışına çıkamazsın çünkü." yıllar önce okumuştum ve sanırım mealen böyleydi. gördüğün gibi pek bir ders almamışım don juan'dan, konuşup duruyorum;)ancak senin dediğin şeyle bağlantısı var, yalnız insanın sirke sevmezlikle sınırlanacağı bir konuşma geçmediğinden hayatında, ister sirke kullanır, isterse limon. olmadı benim gibi ikisini birden kullanır. sanırım sen elma ve üzüm sirkesi arasındaki farkı tatları açısından buldun. bizde genetik olarak kolesterol sorunu var ve ablam demişti ki, sirke kullan, ama elma sirkesi! nedenini bilmiyorum elma sirkesi neden daha iyi gelir kolesterol sorununa.hmmm... "bunun faydası ne?" sorusu kadar sıkıcı bir şey olamaz aslında, ama sanırım böyle bir kültürden geldik biz.

veee mersiii! vuslat'la aynı zamanda aynı saikle gelmişsiniz buraya:)

sevgiler.

redrabbit dedi ki...

şimdi şöyle düşündüm ben de,yazdıklarınızı okurken.Ben yeterince sevilmediğini düşünen ve hep "yeterince" sevilmek için fazla verici,uyumlu olan,bu yükü gönüllü üstlenen sonra da yük ağır gelince karşısındakinin sevgisini sınayan ve "yeterince" karşılık bulamadığını düşünüp ilişkiyi sürdürülemez hale getiren aslında terkeden ama sözüm ona terkettiren ,terkettikten daha doğrusu terkedilmeyi başardıktan sonra da kimse beni sevmiyor diye aşırı kaygılanan ve depresyona giren "depresif" bir kişiliğim.Kendime nihayet koyduğum tanı bu.Nihayet diyorum çünkü neler kaçırdım bu arada bir bilseniz.Bunların farkına varmam için son terkedilmemin ardından yalnız kalmam ve düşünmem gerekti.Sadece zaruri ihtiyaçlarımı giderdim o süre boyunca,dışarıyla,diğerleriyle olabildiğince "az" ilişki kurdum,koşa koşa kendime döndüm ve gerçekten de bir yandan harıl harıl okudum,bir yandan da düşündüm,düşündüm ,düşündüm.Yüzleşmem,kabul etmem,kendimi affetmem ve kendimle barışmam çok uzun bir zaman aldı.Zor geçti.Kavgalı geçti.Yılmadım.Öyle bir şeye dönüştüm ki sonrasında,sevdim dönüştüğüm şeyi.Mağrur bir ifade kattı sanki bana.Aynada o ifadeyi yüzümde yakalamayı sevdim.Yalnızlığımla barıştım,kabullendim.Olması gerektiği gibi kabullendim onu,anlam yüklemedim.Herşey iyi,hoş ama o sevgi arsızı,açı kız,hala benimle maalesef.Etrafımda bir iki insan kalmasına rağmen,bazen bakıyorum da onlarla da aynı hatayı tekrarlıyorum.Hemen çözülüyorum,o senin anlattığın asalet ben de hak getire.İki uç arasında gidip geliyorum.Anlatamamış da olabilim aslında.Beceremiyorum galiba.Neyse,koptum,başka yerlere dağıldım.

endiseliperi dedi ki...

sevgili redrabbit,
anlattığın şeyler aslında hepimizin temel sorunu. hepimiz sevilmek için çok hata yaparız. sonra o sevgi için endişeler, korkular, kuşkular geliştiririz. bazılarımız açık seçik anlar nerde hata yaptığını ve bir daha o hataları yapmamaya filan çalışır. sonra ne olur bilinmez, bir heyecan, bir taşkınlık... yeniden. sonra insan çevresindeki tüm sevgi nesnelerine, her şeye kuşkuyla bakmaya başlar ve belki de hızla kendine çekilir. o süreç tuhaf. sosyalleşerek paylaştığı sevginin türlerinde bir yanlışlık, bir olmamışlık,bir sahtelik sezer.... öyle ki, yoğun, sevgiyle zonklayan sinirlerden bir yumağa dönüşür böylelikle. bu aşırılıkta da bir hata olduğu açıktır. ama onu açıp, dünyaya salmakta biraz geç kalmıştır sanki. tedirgin, gergin bir bekleyiş haline gelmiştir. şimdi ne yapmak gerek?

kendini hatalı ilişkilerden ders çıkarıp kaskatı tutma. bir daha sev. ama bu sefer daha iyi, daha dürüst sev. yine mi olmadı. olsun. yenil ama, daha iyi yenil o halde demiş atalarımız. insan ölürken aşık ölmeli. daha da değerli bir şey bilmiyorum ben. ister allah a aşkını ilan et, ister bir kuluna. başka türlüsü sefil, tamtakır bir başarısızlık gibi geliyor bana.

bana da bakma aslında. ben hayatın kıyısında hayat hakkında laf üretip duran biriyim. hiçbir şeyden de anlamam. iyi ol, bunun yolunu öğrenmişsin de zaten.

bu samimi içdöküşün için teşekkür ederim. bunun zor olduğunu biliyorum. bana kalırsa iyisin, yorumlarından tanıdığım senin her seferinde daha iyi olduğunu da görüyorum.

çok, çok sevgiler.

Nessuno dedi ki...

Peri,

Yalnızlık üstüne muhteşem bir metin yazmışsın :)

Kitabın adı çok eğlenceli, aklıma düştü, teşekkürler...

endiseliperi dedi ki...

teşekkür ederim, nessuno. nasılsın? iyisin umarım. kitap çok eğlenceli. bence zevk alırsın okumaktan. bir dene bakalım.

sevgiler.