Pazar, Ağustos 21

dövüş sanatları

insanın hayatla dövüşme hadisesi bir açıdan hep  gülünçtür.
çok saygındır evet ama ince bir sınır vardır;
o sınırı geçip, gelecekteki hayaletinin seyircin olduğunu düşündüğün anda bir ciddiyetsizlik başlar.
hangisinde, hayatla dövüştüğünde mi yoksa dövüşmediğinde mi daha çok sıkılırsın, emin olamazsın. düzenli olarak bir halden diğerine geçersin.
benim gibi hayatını kurgulayan bir insan içinse durum şudur; 'bir hareket yaparsın ve sonuçlarını merakla beklemeye başlarsın'. sıkıntı biraz olsun hafifler. hayaletini bile şaşırtabilmişsen, izlemesi fena da olmaz.

bunları diyorum ya, şu anda dövüş sanatlarındaki üstün becerimi sadece tozlara karşı gösteriyorum:)  domestosla yakın, cömert, ortak duygudaşlıkla dolu eylemlerimize mola verip, muse'un klibini izledim.  eylemlerimiz devam edecektir. sıra mutfakta. 

19 yorum:

Vuslat AKTEPE dedi ki...

Rocky BALBOA filminde Rocky'nin oğlu ile yaptığı bir tartışmada şöyle bir repliği vardır;(Evet ezberledim; ben rocky serisi ile büyüdüm ve hala da severek izlerim çünkü)"Şimdi sana zaten, zaten bildiğin şeyleri söyleyeceğim; dünya her zaman güllük gülistanlık değildir. acımasız ve kötü bir yerdir. Ne kadar güçlü olduğun önemli değildir. izin verirsen seni dizlerin üzerine çökertir, sonsuza kadar orada kalmana sebep olur. Sen, ben, hiç kimse hayat kadar güçlü darbe vuramayız. ama önemli olan ne kadar güçlü vurabildiğin değil; önemli olan o darbeyi yedikten sonra ileri doğru gitmeye devam edip edemediğindir. Kaç darbe alıp hayatta yoluna devam edebiliyorsun?" İşte sorun da bu zaten. Çocukken Rocky filmleri ile tanıştım. Apollo ile dövüşmesini, berabere kalmasını, ikinci filmde saniye farkıyla kazanmasını vb. Her filmde bir önceki raundda feci dayak yedikten sonra tekrar kalkışını izledim heyecanla. Bir şekilde benim içinde hayatla kavga etmek dedikleri şey böyle anlamlandı. Hayatı dövmeye kalkmadım hiç, ama her seferinde ayağa kalkmayı başarmak için çok enerji sarf ettim. Sanırım direnmek eylemi en güzel eylem. Tozlar ile kavgaya gelince "Zafer Menimdür" (Karagöz ile Hacivat filminden) Onlara hiç şans tanımam. :)
Cidden hayat ile kavga etmek değil de hayatın getirdikleriyle bir yaşam eyleminin sahibi olabilmek sanırım doğrusu budur. Çok abarttım ama MÖ 10.000 filminde de şöyle bir diyalog geçer; "İyi bir adam etrafına bir çember çizer ve içinde kalanları korur, eşini, çocuklarını... Diğerleri daha büyük bir çember çizip kardeşlerini de içine koyar. Ama bazılarının kaderleri çok daha farklıdır. Çok daha fazlasını içine alan bir çember çizmeleri gerekir"

Nazım'ın yaşamak şiirinde anlattığı damarlarında yeni serumu deneyenler, barikat arkasında ölenler, yüzlerini bile görmedikleri insanlar adına ölenler; üstelik bunu yaşamanın üstünde ve ötesinde hiç bir şey beklemeden yapanlar bu en büyük çemberi çizenlerdir. Benim için yaşamak tam da o dizelerde anlatıldığı hali ile anlamlıdır. Elbette ben bir çember çizmiş ve içinde kalanları koruyabilmiş biri değilim. Kast ettiğim şey. Herkes için yaşamla kavga etme eyleminin en doğru tanımlanmış biçiminin belirli temel ilkelere dayanması gerektiği gerçekliğidir. Darbeden sonra kalkabilmek, en büyük çemberi çizmek ve en değerli şeyin yaşamak olduğunu hiç unutmamak. Ha bir de tozları silmeyi ihmal etmemek tabi :)
Uzattım kaçıyorum
Sevgiyle...

Lilium Bosniacum dedi ki...

itiraf edeyim yazıyı okumaya vaktim yok ama yukarıdaki banner fotoğrafı CIA ajanı havası veriyor :)) bosnada hangi yol kenarı durağı acaba.. yoksa ben mi yanılıyorum? :)

endiseliperi dedi ki...

merhaba vuslat:)
rocky filmiyle büyümene, üstelik ondan feyz almana çok güldüm. ben de adana'dan ankara'ya üniversite nedeniyle gidişimde herkes gidiyor diye, sinemanın önünd ekuyruklar oluşuyor, diye girmiştim bir rocky filmine:)

ben tuhaf bir şekilde çok güçlüyüm, vuslat. ruhsal olarak da fiziksel olarak da güçlüyüm. tahtaya vurun siz de:) kaynağını benim de bilmediğim bir güç rezervim var çok şükür, yaşayıp gidiyorum. fena da bir hayat olmadı. ben takdir ediyorum hayatımı. teşekkürler film replikleri ve öğütler için.

siz döndünüz mü? her şey yolundadır umarım. sizin şu kayıt işinizi çok sevdim, biliyor musunuz? bugün düşündüm, ben de hikaye okurum belki. çünkü yazmaya üşendiğim ama herkesin okumasını istediğim, okumayacaklarsa burda kerhen dinletmek istediğim hikayeler var:)

sevgiler.

endiseliperi dedi ki...

aşkolsun lilium, kısacık yazı. fotoğrafı dövüş sanatları başlığı için seçtim:) demek, istediğim izlenimi vermiş, sevindim buna:)

bildin, lilium! burası, mostar'dan dubrovnik'e giden yol üzerinde. hani sağda deniz ve bir sürü yeşil ada var, işte orada bir yerde. sabah erken yola çıktığımız için kahvaltı etmemiştik. ama fırın açıktı, çok sevdiğimiz ay şeklinde, tatlımsı, yumuşacık ekmekçiklerden ve kahvaltılık malzeme almıştık yanımıza. pansiyonun termosuna da çay demlemiştim. yolda oturacak bir yer bulamayınca, işte dediğim yeri farkedip, kahvaltımızı orada yaptık.
çok sıcak bir gündü, güneş çok ama çok parlaktı. o gün, kış boyunca gitsinler diye uğraştığım tüm güneş çillerim yeniden çıktı. güneş gözlüğü pek kullanmıyorum yoksa. o gözlüğü de... hmmm... tekke galiba adı, orada bir sokak satıcısından almıştık. orası da nefisti. kocaman ağaçlar ve buz gibi, tertemiz, gürül gürül akan bir suyu vardı.

bu kadar anlatınca şimdi ben özlemiş olmalısın memleketini. sizin memleketin insanlarını çok seviyorum ben. umarım değişmezler. iyi, dürüst, sade insanlar.

sevgiler.

neolitikhanim dedi ki...

fotoğraf süper :) "ajan X görev başında"

bursa seyahatinden vaz mı geçtin pericim?

endiseliperi dedi ki...

mersi, neocum. dans edebilsem, olmadı çok iyi dövüşebilsem, diye düşündüm geçenlerde. uçan tekme atmayı becermek fena olmazdı; bana da yakışırdı;)

bursa konusunda olaylar şöyle gelişti; açıklayayım:):
bu haftaiçi gitmeyi planlamıştım. ancak dersane haftaiçi de, yoğun olarak devam edecekmiş. arçil'i tek başına bırakmak istemedim bu durumda. zira sabahın köründe kendini, tina'yı ve balıkları doyurup dersaneye gidebileceğine ikna olamadım.

bayram tatilinde birlikte gideriz bursa'ya, diye hesap etmişken, ablamlarda bayramda bir program değişikliği olabileceği haberi geldi. şu an belirsizliğini koruyor bu "olay" mertebesine yükselttiğim yolculuk:)

şimdi hazırlanmış, geçen gün listelediğim işlerin peşine düşmek için öğle tatilinin bitmesini bekliyorum. evet, "ajan x görev başında!" ah, bi de uçan tekme atmayı bilseydim, çok işime yarardı;)

sevgiler.

Vuslat AKTEPE dedi ki...

Güçlü olmana sevindim. Tahtaya vurmadım ama :) Yok dönmedim daha. Burada yapılacaklar bitmedi henüz:)
Ps: Uçan tekme atmak için önce bir hafta bacakları ön ve yan esneme yapmalısınız. Bayan vücudu esnektir bir hafta genellikle işe yarar. Sonra sol ayağınızı sağ ayağın önüne bir omuz boyu burnu sola bakacak şekilde yerleştirin ve tüm vücudunuzla sol ayak üzerinde dönerken sağ ayağınızı yalnızca havaya kaldırın. Bakın ne kadar kolay oluyor...
Sevgiyle...

endiseliperi dedi ki...

merhaba vuslat,
aşkolsun, vurun tahtaya çabuk;) başıma kötü bir şey gelirse tahtaya vurmadığınız için olacak bu:)vedalaşmak zor gelecek mi, o şehirle, bilemiyorum. eğer öyleyse, biraz da ağırdan alın. bakkalla, hep bindiğiniz taksinin şoförüyle, karşılaşıp da bir türlü tanışıp selamlaşmadığınız komşunuzla, herkesle vedalaşmayı da ihmal etmeyin. ben yabani biri olduğumdan hiç yapmam bunları, ama içimde eziklik de duyarım yapmadığım için.

hmmm! benim için kolay olacak demek uçan tekme atmak! çünkü bacak esnetme hareketleri yapıyorum evde, çıkıp yürümediğim için. ama şu sol ayak üstünde dönme işini yapmıyordum, akşam eve dönünce deneyeyim (hmmm... kader ağlarını örüyor; o tahtaya vurun siz geç olmadan. o dönüşü yaparken düşebilirm:)

sevgiler, kolay gelsin size.

endiseliperi dedi ki...

az önce geldim. ormanımız yanıyor. çok üzgünüm. itfaiye uçakları dolaşıyor yoğun dumanın arasında, sonra siren sesleri...

Vuslat AKTEPE dedi ki...

Yeni gördüm yazıyı, ormanda durum ne? Umarım küçük bir alanda kalmıştır. Ağaçlar bir yana bir orman yok olduğunda üzerinde ki her zerresiyle yok oluyor. Her canlı ile birlikte. Üstelik hiç birine ait olmayan bir günahın diyetini ödüyorlar yarattığımız cehennemde...
Tanrı insanı kendi siluetinden yaratmış derler, belki de doğrudur kim bilir? Onu taklit etmede bu denli başarılı olduğumuz düşünülünce...
Umarım canlılar zarar görmemiştir.

Atze dedi ki...

Burası da duman içindeydi eve geldiğimde. On hektarlık alan kül olmuş. Ne zaman ağaçlandırırlar, belediyeden öğrenebilirim sanırım. Ağaçlandırma enasında yardıma açıklarsa dikime gideceğim. Orman yangınına sebep olan insanlar üstünde uçan tekme çalışabiliriz.

endiseliperi dedi ki...

vuslat,
atze'nin dediğine göre on hektarlık bir alan yanmış. (atze ile komşu semtlerdeyiz.) çok, çok üzülüyorum. evet, içindeki canlılar için de üzülüyorum. orman yolunda sıra sıra itfaiyelerin kırmızı ışıkları vardı, bekliyorlardı, yeniden başlama ihtimaline karşı ya, şu an göremiyorum ışıkları. yarın yöneticiden alırım havadisleri.

biraz hasta gibiyim sanki. ilaç içtim, çizgi roman okuyacağım, hiçbir şey izleyemiyorum, sese dayanamıyorum hiç bu akşam.

sevgiler.

Vuslat AKTEPE dedi ki...

On hektar ciddi bir alan! Üzücü!
Geçmiş olsun!
Sevgiyle...

endiseliperi dedi ki...

atze'ciğim, aslında ormanın bu yakasında bir işletme var; ona sorup da bilgi alabilirim. hiç bilemiyorum ki ne zaman başlanması icap eder ve onlar ihmal etmeden başlarlar mı... kim çıkardı onu da bilmiyorum. haberleri izledim bilgi almak için, bir yangın bahsi geçti ama bu yangından bahsetmedi. uçan tekme işe yarardı evet:)

ben dışardaydım, çok güzel bir gündü, işlerimi güzelce yaptım. ama tuhaf, başım, boğazım ağrıyor, öyle halsizim ki. yarın da çıkacaktım, taksim'de işim vardı, ama sabaha kadar iyileşmezsem çıkmasam daha iyi olur.

bu kadar nazlanma yeter:) julia'ya ya döneyim.

sevgiler.

justine dedi ki...

Ben hiç duymadım yangın haberini. Ne tuhaf, çok kötü. Bakmayayım hiç, sinirlerim bozuluyor böyle aptal şeyleri duyunca.

Yarın Poliş'le Taksim'e gidebiliriz biz de, belki rastlaşırız, belli mi olur?;)

Bu akşam ben de bir tuhafım, dün geceden beri sırtım ağrıyor, neden anlamadım. Kahvaltıda bir Dolorex aldım, iyi geldi, akşam tekrar aldım. Alışkanlık işte. Şimdi de soğuk algınlığı gibi bir halsizliğim, yorgunluğum var. Ada'da biraz üşüttüm belki de. Neyse, onun için de bir ilaç aldım (her zaman yaptığım gibi, kısa ve etkili bir çözüm), vücudum gevşedi sanki. Yatakta biraz okumak daha da iyi yapacak beni, biliyorum.

Keşke yangın haberini hiç duymasaydım...

Maymunlar Cehennemi filmi bile geldi aklıma. Geçen gün gitmiştik, Hollywood klişeleriyle dolu, öylesine bir filmdi ama ben çok sevmiştim. Hayvanları (ve elbette muhteşem yeşilliği) çok çok çok seviyorum sanırım. Yandıklarını düşününce şimdi... Neyse. Kuzenim Mesut'un yıllar önce, çocukken yaptığı naif yorum gibi oldu, biliyorum ama ne yapayım, böyle işte. (O da hayvanları çok seviyorum, anlatacaklarım bu kadar demişti, valla;))

Geçmiş olsun sana, ve herkese sevgiler.

endiseliperi dedi ki...

şu an justine'ciğim, yatakta çorba içerken, ormanın bir yol şeklinde yanmış kısmına bakıyorum. bu yangını atze'nin de görmesi için, yangının tepenin arkasına doğru büyümüş olması lazım. belki asıl yangın yeri de orasıdır. hala tam bir bilgim yok.

yatakta çorba içiyorum, çünkü halsizim. bugün kendimle ilgileneceğim. çıkmayacağım. sen de çıkma!:) yarın çıkarsın. bugün iyileşmeye çalış. yarın ben de çıkarım büyük olasılıkla ve belki karşılaşırız:)

ben hasta ya da yorgun olunca çizgi roman okumaya bayılırım. sadece julia var, onu okuyorum ben de.
maymunlar cehennemi filmini izlemedim. dediğin gibiyse sevebilirim. çünkü bazen sadece manzarası güzel film arıyorum:)

herkese selamlar, sevgiler.

endiseliperi dedi ki...

sabah sularını tazeledim ama bu sabah hiç kuş gelmedi terasa. ormanın kurtulan ağaçları ölen kardeşleri için rüzgarda salınıp, ağlaşıyorlar sanki şu an. poe'nun, usherlar'ın çöküşü hikayesini okurken, bitkilerde de sezgi olduğunu söyleyen sinirleri hassasiyetten harap olmuş usher'ın sözlerini doğrulamak için bu can çekişen manzaraya bakıyorum. akşamüstü belki çıkıp, ormana, taziyeye gideceğim.

Vuslat AKTEPE dedi ki...

Gece boyu şu yangını düşündüm. Biliyorum saçma geliyor insana, ve aynı anda kim bilir kaç yerde benzerleri oluyor bu cinayetin... Ama işte sürüklüyor bir şekilde zihinlerimiz, ille de yanı başında mı olmak lazım trajedinin. Bir kavganın hakkı yumruk mesafesinde verilmez yalnızca, verilmiyor da... Bir yangının acısını bedenimizde hissetmek için de alevi sürmek gerekmez sırtımıza her zaman. Şimdi kuşların bile gelmediğini duyduktan sonra...
Kuşlar bile gittiler demek,artlarında dumandan izler bırakarak.
Biliyor musunuz en son biz gideceğiz galiba. Ve onlar, bizden önce dumanlar salarak gidenler geri dönecekler er ya da geç. Oysa biz yitip gideceğiz o dumanların beyaz görünmezliğinde...
Umarım olmaz ama, umarım...
Size gelince; sanırım bu sefer uyarı sırası ben de, siz daha iyi bilirsiniz ama bence evde kalın ve iyice dinlenin. Hava değişimlerine az kaldı. Tedbirli olmak gerekebilir. Ayrıca tahtaya da vurdum bu kez. Sorumluluğu savdım yani :)
Şaka bir yana tekrar geçmiş olsun size ve Justine'e
Çabuk iyileşmeniz dileği ile...
Ve elbette yeniden ve yine filizlenecek fidanların umuduyla...

endiseliperi dedi ki...

bir trajedinin, kavganın yanı başında olmak gerekmiyor, onu anlamak için. biraz önce buradan çok uzakta olan kaçak'ın harika yazısını okudum.

http://mutlaktoz.wordpress.com/2011/08/23/cogunluk-ya-da-memleketimden-savas-manzaralari/

motor sesleri, çocuk çığlıkları ulaşıyor bana kadar. bu sırada korkunç cinai kararlar alınıyor, telafisi olmayan hatalar yapılıp ormanlar yanıyor ve tüm bu umutsuz kasveti ben kuşların gelmeyişinden anlıyorum. gelecekler tabii... insan ruhu şekillendiricidir ve ancak ruhunu teslim ettiğinde taşa kul olur, diyen lawrence'ı anarak, doğanın öyle ya da böyle, sabırla bekleyerek kendi gerçekliğinden milim sapmadan varlığını sürdüreceğini ve kuşların bir gün buraya yine geleceklerini biliyorum. insanın kirli zihni saptırmadığı sürece olacak olan olması gerektiği gibi olur. doğanın kararlılığına hayranım.

ben evdeyim. çünkü kargo gelecek de onlara bir evrak teslim edeceğim. listedeki bir işi sonlandırmış oldum böylece. olumlu sonuçlanacak sanırım. bu iyi. yarın listedeki başka bir iş için çıkacağım. bir yurtdışı eğitim danışmanlığından randevu aldım, ayrıntılı olarak soruşturacağım bunu. henüz vakit var, ama tedbirli olmak ve alternatif oluşturmak her zaman iyidir.

ben okuduğu kitaptan çok etkilenen biriyim. usherlar'ın çöküşü hikayesi dolanıp duruyor aklımda ve poe'nun usher malikanesinin mimari yasalarını belirlerken, içinde yaşadığımız yapının, ev içi dekorasyonun ruhumuzla birebir bağlantılı olduğu fikrine çok ikna oldum. odamla ilgilenmeye karar verdim bu nedenle ve odayı, ruhumu düzenler gibi düzenlemek gerektiğine.

dün, tahtaya vurmadığınız için hasta oldum belki:p ya da kocaman bir dilim vienetta dondurma yedim diye:) dondurma bu yaz sıcağında bile bana iyi gelmez. ne fena.

böyle işte.

sevgiler.