Salı, Ağustos 23

mutluluk anları


çok güzel. basit. huzur dolu. sanki hayatın tüm koordinasyonları işte şu anda muazzam bir şekilde uyum içinde.  akşamüstü yıkadığım terasın kapısı açık. erken bir sonbahar serinliği doluyor mutfağa. mutfakta az önce bol çikolatalı kek ve mısır unlu kurabiye pişti. çay demleniyor. iftarını açan bir kaç komşunun çayına eşlik etsin diye kek ve kurabiye götürdüm.  tina mutfak sedirinde esniyor... arçil sayfayı çeviriyor. limonlu çay nefis. poe'nun hikayelerinde mimari yaklaşımı analiz eden bir makaleyi okumaya devam edeceğim. bu sessizlik mutluluk dolu.

20 yorum:

TOLGA dedi ki...

dövüş sanatları, yazınıza dünden beri yazacaktım. şimdi gelince yeni
yazınızı sükunet ve huşu içinde okudum. mutfağınız da çok otantik
bir görüntü veriyor. içinde kim bilir neler pişirilir neler...
sevgilim z bu gece pilav üstü nohut, yanına cacık yapmıştı. ev de turşu kalmadığı için biraz tartıştık.
hafta sonu parka giderken magnum
dondurma almıştım, öyle çabuk yediki şimdi boğazı ağrıyor. erken yattı.

ps.:dövüş sanatı için aikido öğrenmenizi salık veririm. benim
kuşağım var.

sevgiyle.
tolga

endiseliperi dedi ki...

. teşekkürler.
. burası benim mutfağım değil. bir tumbler adresinde çok zaman önce görüp, siteme koymayı düşünmüştüm. bence harika bir mutfak. modern, formika kapaklı mutfaklardan hiç hoşlanmıyorum. bu resimdeki her nesne yerine alışmış, orda mutlu görünüyor ve sahiplerine huzur veriyor.
. nohutlu pilav ve cacık harika. turşuyu da sen alsaydın, ya! hem hasta olmuş, git yanına, buralarda geyik yapacağına. al bir kitabı, oku yanında. giderken de bir bitki çayı filan götür. bir gün seni terkedecek aklın başına gelecek. cık cık cık.
.aikido da uzman da olan bir patronum vardı. şahane bir işyeriydi ve patronumuz çok tatlıydı, aikido hareketleri filan gösterirdi işte. ben hiç istemedim öğrenmeyi. sevmiyorum. kavga etmek için insan o kadar yaklaşır mı! sevgilin mi düşmanın mı belli değil. cık cık cık.

:)

ben de şu an patlıcanlı köfte, makarna ve salata yiyorum. ben açlığını sevinçle karşılayan biriyim. genellikle acıkmam ve acıktığım saat yiyorum.

sevgiler.

not: hayırdır, zeynep, z olmuş? çok esrarengiz:)

TOLGA dedi ki...

.rica ederim.
.sizin mutfağınızın da buna benzediği sanısındayım.
.zeynep'e bol karanfilli bir ıhlamur
yapacağım şimdi. artık uyuyorsa
uyanacak, boğazının yumuşaması için..
:)
aikido, kavga etmek için değil, ruh ve beden gelişimi için çok önemli. uygulamalı çalışmadığım günler kendimde eksiklik hissediyorum.
.sanal alem deyip geçmemek gerek,
ne kadar dikkatlisiniz:)

sevgiyle.

endiseliperi dedi ki...

aferin tolga'cığım.
zeynep'e de çok geçmiş olsun.

Vuslat AKTEPE dedi ki...

Ne kadar huzurlu bir yazı! Mekan ve insan ilişkisi; hmmm bu konu üzerinde okunmaya değer sanıyorum.
Yazı bana bir hayalimi anımsattı tekrar. Şöyle ömrümün sonlarına doğru Giresun'a yerleşmek istiyorum. Küçük teknemin üzerinde karadenizin hırçın dalgaları ile savrulmak, teknenin tahtaları dalgaların patırtısı ile gıcırdarken açılmayı hep ileri gitmeyi ta ki mazotum bitene kadar. Kalan son rakım, kitaplarım ve çiçeğim ile birlikte kendimi denize emanet etmeyi...
Öyle bir düş işte. Süsler durur hayalimi...
Ne güzel!
Sevgiyle...

Erdal dedi ki...

sadeliğin ihtişamı karşısında ne denir.iştahla acıkılır şehvetle sevişilir.ve müzik sessizliğe doğru ilerler;
http://fizy.com/s/16ormm

UZAK dedi ki...

cok imrendim size yine.. zaten yaptiginiz herseye cok imreniyorum. iki cocuklu calisan anne cikmazimini tek cikan sokagi sizsiniz su an benim icin.. sevgiler.. daha nice huzurlu aksamustleri..

Buket dedi ki...

peri, sen yokmusun sen! çikolatalı kek ve kurabiye , beni de geçtin valla. değil mi ama mutluluk bu işte.basit şeyler ve huzur..
ben de şimdi komik pelin halleri koydum bloga, biraz daha mutlu olalım diye..

endiseliperi dedi ki...

:) sevgili vuslat,
hayalinizden öyle endişeye kapıldım ki. dalgalı, fırtınalı karadeniz'de küçük bir tekne, benzinin bitme tehlikesi, ıslanan kitaplar... amanın. bunu hayal etmeyin; şunu hayal edin: giresun'da kıyıda bir kulübe, sevdiğiniz kitaplardan oluşan bir küçük kütüphane, bahçede çiçekleriniz, sabah erken denize balık tutmaya gidiyorsunuz ve dönüşünüzü köpeğiniz sevinçle karşılıyor. akşam, tuttuğunuz balıklarla bir sofra hazırlıyor ve köylü dostlarınızla oturup bir kaç kadeh içiyorsunuz...

tehlike yok, acı yok:) hayale bile müdahale ediyorum ya, çok komik oldu:)

sevgiler.

endiseliperi dedi ki...

erdal,
yann tiersen'i seviyorsunuz siz. daha önce de ondan bir parça önermiştiniz, di mi?:) şu an dinliyorum, çok güzel.

teşekkürler, sevgiler.

endiseliperi dedi ki...

sevgili dilara, çok teşekkür ederim. çalıştığım dönemlerde, gündüz kreşe giden sonra bakıcının onu evde karşıladığı ve nihayet akşam benim eve döndüğüm zamanlarını hatırlıyorum da arçil'in, çok zordu gerçekten. çalışma niyetlerim bana bağlı olmayan nedenlerle olumsuz sonuçlanınca evdeki bu rahatlıktan başka da bir alternatif kalmamış oldu bana. mutluluk için de öyle aşırı senaryolarım yok doğrusu. koşullarla uzlaşma halinde, elde avuçta ne varsa onlardan, ne kadar lezzetli olabilirse o kadar bir lezzet çıkarmaya çalışıyorum. mesela, sabah uyanınca ilk önce balıklara yem atmama alışmış tina, mutfakta oyalanan beni, salon kapısından çağırdı, ki gidip yem vereyim. sonra da o önde ben arkada mutfağa döndük. tatlı bir an.

geçen gün çok kalabalık bir devlet kurumunda danışmadaki görevli işimi yapıp çıkarken, başıyla, bakışlarıyla hallettiniz mi, diye sordu. ben de evet anlamında başımı sallayınca, gülümseyerek kutladı beni. bu da güzel bir andı mesela.

otobüste eve gelirken annesine midesinin bulandığı söyleyen küçük çocuğa nane şekeri ikram ederken küçücük avucunu açıp öyle minik bir oyuk yaptı ki şeker dökülmesin, diye gülümsemeden edemedim. çok tatlıydı.

böyle anlardan başka elimizde bir şey yok aslında. yoksul tesellisi gibi de görünebilir bunlar, ama hangi tür nesnelerle çevrili olursan ol, hayat için üreteceğin anlam da üç aşağı beş yukarı aynı olur. her şey zihniyet meselesi.

seni ve ufaklıkları öpüyorum. hem çalışıp hem iki küçük çocuğunla ilgileniyorsun ya, bunu çok takdir ediyorum, çok kıymetli bu.

sevgiler.

endiseliperi dedi ki...

seni geçmem ne mümkün, buket! bu nafile bir çaba olur. sende gürül gürül bir enerji var (tahtaya vuruyorum:)

ikisi de çok güzel olmuştu;) bir dilim kek yedim az önce. ben de kendime gelmeye çalışıyorum ki, birazdan çıkacağım yine. burdan taa taksim'e gitmek ne zor geliyor, gözümde büyüyor. ama akşam işleri halledip dönünce çok huzurlu oluyorum. bunu düşünerek işte bir enerji buluyorum. havada da sevdiğim kocaman, beyaz bulutlardan var. çok da sıcak değil. harika bu.

bakarım ilk fırsatta siteye. bi de sen çok az uyuyorsun diye gözlemledim. az uyuyor, coşkuyla, neşeyle kalkıyor ve o günü dolduracak türlü işler icat ediyorsun kendine. bravo!:)

sevgiler, pelin'e öpücükler.

Özgür Ceren Can dedi ki...

:) vallahi canım çekti!

özlem dedi ki...

Mutlulluk varsa, huzur da vardır mekanı güzel kılan da bunlar değil midir zaten?
Okuyunca ben de huzur buldum, sevgiler :)

endiseliperi dedi ki...

merhaba özgür,
şu an tezgahın üstünde folyolanmış şekilde duruyorlar. dondurucuya kaldıracktım biraznı, unutmuşum. arçil de diyet yapıyor. hay aksi, olsaydın, yerdik birlikte;)

sevgiler.

endiseliperi dedi ki...

özlem,
az önce taksim'den geldim. ne yorgunluk, ama ne yorgunluk! bir daha uzun bir süre gitmek zorunda kalmam umarım. kadıköy'e geldiğim andan itibaren huzurlu oldum da eve ulaşmak süper oldu. biraz dinleneyim, aldığım meyveleri yıkayıp dolaba koyacağım soğusun diye ve pratik bir yemek yapacağım. kuşbaşı tavuk, patates ve kırmızı biberleri kavuracağım. belki bir de bulgur pilavı yaparım. ayran da var. şahane.

sevgiler.

Vuslat AKTEPE dedi ki...

Hımm ben de az önce gevrek tavuk yapmıştım fırında... Tavsiye ederim fena olmuyor.
Söylediklerinize bir itirazım olacak; Orhan Veli'yi hatırlayın şu dizelerini;
Gün doğmadan,
Deniz daha bembeyazken çıkacaksın yola.
Kürekleri tutmanın şehveti avuçlarında,
İçinde bir iş görmenin saadeti,
Gideceksin
Gideceksin ırıpların çalkantısında.
Balıklar çıkacak yoluna, karşıcı;
Sevineceksin.
Ağları silkeledikce
Deniz gelecek eline pul pul;
Ruhları sustuğu vakit martıların,
Kayalıklardaki mezarlarında,
Birden
Bir kıyamettir kopacak ufuklarda.
Denizkızları mı dersin, kuşlar mı dersin;
Bayramlar seyranlar mı dersin,
Şenlikler cümbüşler mi?
Gelin alayları, teller, duvaklar,
Donanmalar mı?
Heeey
Ne duruyorsun be, at kendini denize:
Geride bekliyenin varmış, aldırma;
Görmüyor musun, Her yanda hürriyet;
Yelken ol, kürek ol, dümen ol, balık ol, su ol;
Git gidebildiğin yere...

Şimdi insan bu dizelerle az da olsa tutkusunu mantığının önüne geçiremez mi sizce? En azından ömrün son demlerinde bu hürriyet çağrısına uymak istemez mi?
İnsan düşleriyle ölmeli derim her zaman. Tıpkı düşleriyle yaşadıı gibi... Bence güzel bir hayal... Elbette düşü deniz olanlar için.
Ha bu arada benim yedi sülalem denizcidir. Yani bizde denizin yeri biraz daha farklıdır...
Ama yine de sizin çizdiğiniz resim çok yaşanılası. Bir de o resme akşam serinliğine ulanmış tavla maçları ve satranç oyunları eklerseniz muhteşem bir emeklilik olur. Aslında biliyor musunuz nasıl ölüneceği kişiden kişiye değişir de, nasıl yaşanılacağı sorusunun cevabı herkes için böyle olabilir sanki üç aşaı beş yukarı...
Afiyet olsun
sevgiyle...

endiseliperi dedi ki...

insan elbette düşleriyle ölmeli ve tutkusu da mantığının önüne geçmeli. ben öyle yaparak en azından çeşitli hatalar yapma şansını elde etmiş oldum;)

eh, şimdi de bir düş peşinde koşmadığımı kimse iddia edemez. ama soyut hayatı gündelikleştirdiğinizde ben rutini ve düzeni severim. düşünüze kavuştuktan sonraki zamanlar için, diyorum. hem dediğiniz gibi, bir emeklilik yorgunluğu da çöktü üzerime artık:) bir taksime'e gidip gelmek perişan ediyor beni:)alışkanlığımı da kaybetmişim sanırım. taksim de sefil haldeydi. masalar filan kaldırılmış, sıcakta yürüyen insan yüzleri yılgın. bir lüzumsuz pantolon alıp geldim, görüşmemi d eyapıp. neyse ki görüşme çok verimli geçti. üstünü çizeceğim listedeki o maddedin ya, her görüşme her maddeyi alt dallara ayırıyor. eylemlerimiz devam edecek:) bu kadar kısa sürede bunca yol aldığım için kendimi kutluyorum yalnız. duş aldım, yemek yedim, ayran içtim, şimdi kendimi nasıl yaparım da dinlendiririm, bu yorgunluğu üstümden atarım diye planlar yapıyorum. meyve ve yeşil çay alıp, the office adında bir dizi izleyeceğim. insanlar pek sevmiyor ama ben eğleniyorum epey. ya da şöyle hoş bir film bulursam, bakalım.

sevgiler.

şiir için teşekkürler. gevrek tavuk dediğiniz, mısır gevreğine bulanıp, fırınlanmış tavuk sanırım. ben ondan yapmıyorum.

Vuslat AKTEPE dedi ki...

Mısır gevreği mi? Nıç! ben ekmek parçaları ile fırınlıyorum.
Taksim'in durumu için ben de üzülüyorum. Ama sanırım onun kavgasını vermesi gerekenler sıcakta amaçsızca dolanmak zorunda kalanlar olacaktır. Taksim İstiklalden günde ortalama iki yüz bin insan geçiyormuş (söyleyenlerin yalancısıyım) Orada bir imza standı var. Bir ay sonunda orada iki yüz bin imza toplanması doğal olmalı değil mi? İnanın toplanmayacak. O yüzden artık hem yoruldum, hem sıkıldım. Sadece üzülüyorum.
Emeklilik için erken sanki, sıcaklar diyelim biz :)
Sevgiyle...
Ps: Bu tamamen hesabı yuvarlamak için yapılmış bir yorumdur. :)

endiseliperi dedi ki...

hesabı yuvarlayalım, peki:)

ekmek içi kullanmakla gayet iyi yapıyorsunuz. ben acil yemek hazırlamam gerektiğinde, galeta ununu tuz ve kırmızı toz biberle harmanlayıp, şinitzel şeklinde hazırlanmış tavuk göğsünü o harmana bulayıp kızartıyorum. ama hazır alınan galeta unundan pek de memnun değilim aslında. birgün kendim hazırlayayım galeta ununu ve dondurucuda saklayayım diyorum ya unutup gidiyorum. bunu çok yiyoruz biz. bi de kemiksiz tavuk butunu tuzlayıp biberleyip kızartıyorum, arçil bunu daha çok beğeniyor.

ben kadıköy'ü seviyorum. taksim'i sevmiyorum. hatta kadıköy'e bayılıyorum, evet! :)

sevgiler.