Pazar, Eylül 4

nezaket


"şarap alır mısın?" diye sordu mart tavşanı yüreklendirici bir sesle.
alice masaya bakındı, ama masada çaydan başka bir şey yoktu.
"şarap göremiyorum," dedi.
"yok zaten," dedi mart tavşanı.
"öyleyse ikram etmek pek kibarca olmadı," dedi alice öfkeyle.

lewis carroll, alice harikalar diyarında

33 yorum:

endiseliperi dedi ki...

ormanda kır düğünü var. tüm yaz canımıza okudular. 90 popu çalıyorlar şu an. işte opus'tan live is life. sesi odaya geldiğinde bile çok yüksek. uyumak ya da okumak mümkün değil.

Atze dedi ki...

:)) Masalların büyübozumu, Alice Harikalar Diyarında. Yukarıda gifle eh hırpalayıcı gerçekler bunlar ama çokta komik doğrusu.

İyi geceler Peri. :)

justine dedi ki...

Ne tesadüf! Çok sinirliyim ben, eve geldim ve hiçbir şey değişmemiş. Aynı uzun hava devam ediyordu. C. çok haklı, insan sevmek zor iş.

A, n'aber, nasılsın?;)

Alıntı mükemmel, çok iyi, çok sıkı. Ne diyorum ben yahu, gidip yatayım bari, C. ile yazışıyorduk şimdi, yatalım mı dedi, soruyu tekrar ettim, olur dedim, seni gördüm ve böyleyken böyle oldu;)

Öyle sıkkın ki canım, alıntı çok güzel demiş miydim?

Konuşacak ne çok şey var ve aslında yok, yatmak en iyisi mart tavşanı gibi;p

endiseliperi dedi ki...

komik ama sarsıcı. hem hiç de kibarca değil doğrusu;)

sana da iyi geceler. daha iyisin umarım, sevgili atze.

not: hızlı, telaşlı bir karadeniz türküsü başladı şimdi bangır bangır düğünde. DJ hiç iyi değil.

endiseliperi dedi ki...

hey! seni görmek ne güzel. hayır, yatmayın!:) ben uyuyamayacağım. çok gürültü var. okuyamıyorum da, hiçbir şey yapamıyorum. uyumayın siz de:)

tatil sonrası depresyonu mu? bak, tatile çıkmayanlarda o depresyon hiç olmuyor:)

iyiyim. elma yiyorum. alıntı çok sıkı.

öpüyorum seni.

Atze dedi ki...

Kızmakta haklısın, sesi buradan bile duyuluyor. Parçaları seçemiyorum tabii, sadece boğuk bir gürültü geliyor. Durumun daha vahim. Saat on ikiden sonra düğün dernek gürültüsü yasal değil ama niçin hala çalınıyor ki.

Senin için hafif bir ninni isteyeceğim, peçeteye yazıp vereyim.

Sevgiyle.

justine dedi ki...

Yok yok, öyle bir depresyon değil, daha fena işler. Aptalca, bürokratik(?) filan falan.

Sevgilim gitti valla, el mahkum yatacağız, çift olmak böyle bir şey sanırım, tavşana sorsam bilirdi;p
Başım da ağrımaya başladı, moralim de kötü, yatmak en iyisi aslında.

Bu saatte yatılır mı ya?!

Hah ha, delirsem ne güzel olur;p Öptüm, seni ve elmayı, gürültü yapanları ise "asla" ve "kat'a" öpmem!
Of!

yüksek ökçe dedi ki...

Baslik ve konuyla ilgisiz seyler olacak ama yazmak istiyorum;)

Alice in Wonderland'da oynayan Mia Wasikowska, Jane Eyre (2011) de de oynamis ve bayramin ilk gecesi aglayarak izledim;)

Ergenlikteyken kitabini da aglayarak okumustum . Ilginc bir yuzu var Wasikowska'nin ve beni oldukca etkilemis olmali ki, hemen ardindan sen cinli oyunu linkleyince, onu tuttum aklimdan ve bilemedi. Sonra Al Pacino tuttum ve tabii ki sak! diye bildi:)

Dizilerden de, Downton Abbey ilk sezon harika, eger izlemediysen (vaktin de varsa) kesinlikle tavsiye ederim. Surada var.
Ikinci sezonu da 18 Eylul itibariyle yayinlanacakmis.
(Favori ciftim, bas hizmetci Anna ile bacagi sakat olan John Bates;)

Kitap olarak da, James Joyce/Irlandalilar(Murat Belge cevirisi) basladim. Hakkinda yazmis misin acaba sitede aradim biraz ama simdilik bulamadim. Okumadiysan (pek sanmiyorum gerci) o da guzel bi kitap.

Conrad kitaplarini aldim ama 'yaslaninca okunacaklar' diye ayirdigim, biriken bir roman yiginim var, onlarin arasina koydum. Olgun aklimla ve demlenmis zihnimle, (seni anarak) okumak insallah kismet olur..

Sevgilerimle Pericigim;)

[yayinlamasan da olur, sen oku yeter]

endiseliperi dedi ki...

aa, demek oraya kadar geliyor sesi. mümkündür valla. ama şimdi başağrısı gibi kesildi. ses yok. şahane:) ninni için teşekkürler.

öpüyorum seni çok.

endiseliperi dedi ki...

öpme onları, justine. çok, çok eğlendiler zaten.

düşünme bırak. delirmek hoş olurdu aslında. kasti olarak deliremiyor insan ne yazık.

hadi, bir aspirin içip yat o halde.

sarılıyorum. sevgiler.

endiseliperi dedi ki...

mia'ya ben bayılıyorum, yüksek ökçe. şu dizinin sanırım 1. sezonunda da oynuyor. haftanın dört günü 4 ayrı hasta terapiste geliyor bu dizide ve onunla konuşuyorlar. fena bir dizi değil. işte hastalardan biri mia ve süper oynuyor. işte şurdan izliyorum:

http://yabancidiziizle.com/dizi/in-treatment

alice in wonderland filminde, o uykulu ama kırılgan yüzüyle bir harikaydı bence de.

jane eyre'i izlemedim. izleyeyim. baktım şimdi imbd'ye de manzarası çok hoşuma giden bir film:)

yaşasın, yeni dizi araştırıyorudm, izlerim hemen şimdi bir bölüm. çok teşekkür ederim.

james joyce'un ulysses dışında tüm kitaplarını okudum. ama bahsetmedim. çünkü kavradığımı hiç sanmıyorum. tekrar okumam gerek.

bence conrad'ları okumayı erteleme. çok seveceğine eminim. inan bana.

bugün senin tumblr sitene uğradım günler sonra. bu nedenle şimdi seni görmek hoş oldu. sanki ben hangi siteye uğrasam, sonra onunla karşılaşıyorum:)

sevgiler.

yüksek ökçe dedi ki...

Keske bi tumblr sayfasi da acsan;)
(cincin.tumblr.com mesela:P)

Ben orada boyut degistirdigimi hissediyorum ve bazi geceler saatlerce kaptirip gidiyorum, 'Dunya bu kadar sahane mi gercekten' dedirten cok hos paylasimlarin yani sira, bazi yabanci sanatcilarin sahsi sayfalari da mevcut. Sokak sanati, illustrasyonlar, siyah beyaz Hollywood arsivleri, gif'ler, dunyanin heryerinden cesit cesit muzikler, daha neler neler.

Yani zaten nasil oldugunu biliyosun da keske gelsen iste;)

Conrad'lar icin, soyle bi mazeretim var Peri'cigim; uzun romanlardansa, oykulere daha rahat konsantre oluyorum nedense. Belki gecici bi donemdir ama bi suredir boyle. Yogunlasamiyorum.

En severek okudugum Ihsan Oktay Anar kulliyati oldu.

'Suskunlar' icin senin kadar katkida bulunan, emek veren bi okuyucu olmamistir sanirim ve iHSAN OKTAY ANAR bilse, mutlaka cok mutlu olurdu. (Surayi kastediyorum)

Anlayacagin, bir kitabi okuyacagim zaman mutlaka gelip hakkinda ne yazmissin diye bakiyorum, o basliga da herkesin bakmasini isterim.

Bu vesileyle, tek tek tamamlamaya gayret ettigim, Peri Kitapligi 1 ve 2 icin, Cello Calan Kedi'ye de tesekkur etmezsem ayip olur.

Emeklerin, tesviklerin ve paylasimlarin (cidden) cok tesekkurler.

Bitanesin!

(in treatment'a yarin hemen basliyim)

endiseliperi dedi ki...

sevgili yüksek ökçe,
dün gece seninle konuştuktan hemen sonra downton abbey'i izlemeye başladım ve son parçada da uyuyakaldım. o parçayı gün içinde izlerim (ütü yapacağım bugün, mola verdiğim bir vakit artık. ben sadece oturarak dinlenemiyorum, bir şey yapmam gerek hep. )diziyi, evet çok sevdim. hizmetçi ve efendi arasındaki ilişkinin doğasının anlatıldığı eserler çok hoşuma gider. chabrol'un o muhteşem seremoni filminden tut, sebastian silva'nın yönettiği hizmetçi filmine kadar ve geçen gün izlediğim kötü olmakla birlikte olağanüstü sahnelerin bulunduğu güney kore filmi, sang soo im'in the housemaid filmine kadar, beni hep etkilemiştir. farklı sınıfların aynı çatı altında bulunması, birinin alabildiğine varsıllığına rağmen diğerinin yoksunluğu ve mutluluk ibresinin taraflar için böyle dengesiz oluşundan doğan o gerilimin ifadesi hep iyi olur. talep eden tarafla, servis sunan arasında öyle ya da böyle hep bir şiddet vardır. ne kadar farklı biçimlerde de olsa o şiddet ortaya çıkar, o silah er ya da geç kullanılır, o itiraz mutlaka ilişkinin tarihindeki kayıtlara geçer. çünkü insan haysiyetli bir varlıktır, eşit olmak ister. eşitlik talebi insanın doğasında var. hizmetçi ve efendisi arasındaki filmler dolayımında burada konuşalım istemiştim ama, sanırım yazmadım bunu.

(devam edeyim:)

endiseliperi dedi ki...

thumbler sitelerini izliyorum. seviyorum da. ama benim için hep eksik bir mecra. bana uygun değil. çünkü ben söz'e hala saygı duyan o eski geleneğe bağlı bir insanım. bir resim güzeldir. ama ben thumbler sitesi sahibine, "bu resim sana ne yaptı? ne hissediyorsun?" gibi sorular sormak isterim. bir görüntüyü seçmiş olanın algısının sınırlarını şöyle ya da böyle sezebiliyorum, ama onu konuşturmak da istiyorum. hem çok olanın arasında bir tercih yapıp sitende onu toplamak bir şeyse de, çok da kıymetli gelmiyor bana bu eylem. onu sitene koymak için harcadığın emek sanki üretilmiş bir şey değil. başkalarının çektiği fotoğrafı, yaptığı müziği beğenmişsin, hepsi buymuş, gibi bir duygu bırakıyor. ve ben derhal ilk kaynağa onu üretmiş olana yöneliyorum. ayrıca thumbler ahalisi arasındaki ilişkinin "beğendim" le sınırlı çok şematik, metalik bir tadı var. ben de beğendim demek isterim, ama nasıl, diye devam etmek isterim. ayrıca bir blog, thumbler, ff, tweeter'ın tüm olanaklarını sunmuyor mu? bir blog neden yetmiyor, onu belki de teknik konulardaki cehaletim nedeniyle anlamıyorum. işte ben burada resim de koyuyorum, müzik de video da ve ayrıca konuşup duruyorum burda:) burda bile kendimi tekrarlayıp dururken, olup olacağı bu kadar olan bu "ben"in başka mecralarda suyunun suyunu çıkarmanın bir alemi var mı, hiç bilemiyorum. bu anlamlı bir tavır mı yoksa gerikafalılığın bir tezahürü mü ondan da emin değilim;)

susukunlar kitabını çok sevmiştim ve o dönem herkesin dilindeydi, çok popülerdi. ancak anlamadığımız bir takım sözcükler vardı. istemiştim ki, maden hepimiz okuyoruz, kitaba hakkını verelim de yazarın bilerek yazdığını biz de bilerek okuyalım. ama farkettiysen o da eksik kaldı. conrad'ın nostromo karakterlerinin çözümlemesini de yarım bıraktım mesela. bu yarım işler, arabanın arkasına bağlanmış teneke kutuları gibi bir gürültüyle peşimden geliyor ve zihnimi rahatsız ediyor ama hiç halim yok eksiklikleri tamamlamaya. çok teşekkür ederim, susukunlar konusunda harcadığım emeği farkedip takdir ettiğin için.

benim de bu aralar dikkatim çok dağınık ve yazmak istediğim çoğu şey yazmayıp, burada resmen eğleniyorum. poe-melville karşılaştırması kaldı öyle. mutfağımızdaki nesnelere, çatal ile başlayacaktım, kaldı öyle mesela. kendimi rahat bırakıyorum. ama bu d anereye kadar; ataletin derin sularında kaybolmak üzereyim diye de kendimi yiyip bitiriyorum bir yandan da.

yaptığı o çok değerli katkıyla kalmayıp, yazdığım her yazının ve burdaki yorumların çıkışını da alan çello çalan kedi'ye ne kadar ama ne kadar teşekkür etsem az. bu blog sitelerinin başına bir şey gelir de kapanırsa diye endişelenmiyorum artık, çünkü çello çalan kedi'de bir kopyası var nasılsa, diye düşünüyorum.

güzel sözlerin için ben teşekkür ederim. bunlar insanı iyi hissettiriyor ve teşvik ediyor.

sevgiler.

yüksek ökçe dedi ki...

Yukarida bahsettigin üc filmi de not aldim, tesekkur ederim, mutlaka izleyecegim.

Downton Abbey'i sevdigine gore, sunu linkleyip kaciym ben;)

yüksek ökçe dedi ki...

Su da var Peri, su da var:)

"benimkiler";)

endiseliperi dedi ki...

mersiii:) şimdi downton abby'nin 1. sezonun son bölümündeyim. çok şükür 2. sezon da varmış. sen verdiğin ilk bağlantıda olan şarkının filmini izledin mi? şu film. çok tatlı.

http://www.youtube.com/watch?v=k8mtXwtapX4&ob=av3e

yüksek ökçe dedi ki...

Izlediiiim:) Hem de kac kez. Olene kadar daha kac kez izlerim kimbilir:)
Tumblr'a uye oldugum zamanlarda surekli onlarin sountrack albumunu dinliyodum ve paylastigim ilk sarki da oradandi.

Bi de, karakterlerimizin filmde isimlerinin olmadigini coook sonra farkettim biliyo musun:)

yüksek ökçe dedi ki...

Hic takipcim yokken paylasmistim:)

[gece, pijemalarla pil almaya giderken ki sahnenin sarkisi hani]

If you want me-Marketa Irglova

endiseliperi dedi ki...

ben çok oldu izleyeli. ama dikkat etmemişim galiba o isim ayrıntısına. evet, hatırladım o pil alma sahnesini. dinleyeyim şimdi.

downton abby'nin 2. sezonu yüklenmemiş dizimag'a sanırım. sana şikayet eder gibi oldum:) başka yerde de yok. evet.

sevgiler.

yüksek ökçe dedi ki...

2. sezonu ABD'de de, 18 Eylul'de baslayacak. Trailer yayinlandi daha.
Az kaldi, bekliyoruz bakalim;)

endiseliperi dedi ki...

tamam o zaman. teşekkürler.

yüksek ökçe dedi ki...

Peri;

Downton Abbey/2 sezon/1.BOLUM dusmus nete, haber vereyim dedim;)

iyi seyirler..

endiseliperi dedi ki...

:) teşekkür ederim. dün gece zevkle izledim.

yüksek ökçe dedi ki...

gec kalmisim;)
sevgiler

endiseliperi dedi ki...

eh, epeyce;) hastasıyım, nefesimi tutup bekliyorum:)
sevgiler.

yüksek ökçe dedi ki...

Peri merhaba;)

Su bogucu günlerde gücün var midir emin degilim ama, bencilce, Downton Abbey'e dair bir yazi yazar mi acaba diye de bekliyorum bi yandan;)

Lord'la yeni hizmetci Jane arasindaki elektirigi farkettin mi:)

sevgiler

endiseliperi dedi ki...

dawntown abbey'in son bölümünü izlemedim galiba. iyi aklıma getirdin şimdi. yorucu bir gündü. banyodan çıkmış, çayımı almış ve arçil'e, bu aralar hiç okumuyorum farkında mısın, hep dizi izliyorum, demiştim. o da, farkındayım, bu nedenle sana bayram hediyesi olarak kitap alacağım, demişti. ona göre kötü bir hediye, o nedenle böyle espri yapıyor. gülmedim tabii:)

yazma havamda değilim hiç ya, bakalım. yazma heyecanı hiç yok içimde bu aralar. bir küçük heyecanlı fikirle yazmaya oturup, nefes almadan yazıyorum ben. başka türlü yazamıyorum. işte şu günlerde o küçük kıvılcım hiç yok. yazarsam da cepten yiyeceğim;) boşver. yine de belli olmaz bakalım.

öpüyorum seni.

sevgiler.

yüksek ökçe dedi ki...

Ben de seni opuyorum;)

endiseliperi dedi ki...

izledim akşam, sen diyince. gerçekten de lord ve hizmetçi kız arasında bir ilişki olacak. zaten bunun bahanesini oluşturuyorlar. lordun hanımı pek meşgul bu aralar ve lordla ilgilenmiyor. zavallı lord da ne yapsın... zavallı lord'muş:)

yüksek ökçe dedi ki...

Lordun, hizmetciden erkek bebegi olursa, mirasci sayilir mi acaba;)

Diger yandan, Matthew da bacagini hissetmeye basladi gibi.

Senin de basini agritiyorum gelip gidip ama nette izleyen yok pek, ondan yani Pericim;P

endiseliperi dedi ki...

:) neler aklına gelmiş. mattew da sinir bir tip o kız da aslında. ikisine de bir sempati besleyemiyorum:) bugün yorgun ve biraz hasta olduğumdan hırçınlığım üstümde sanırım:)

benim başımı filan ağrıtmıyorsun. aşkolsun. sakın böyle şeyler söyleme, gerçekten üzülüyorum. izleyen var galiba bu diziyi. geçen gün farukahmet bir şey yazmıştı bu dizi için sanırım. o da izliyor olmalı.

sarılıyorum sana. biraz hastayım ya, olsun:)

Bir Yerlerden dedi ki...

hımmm çok güzelmiş teşekkürler