Perşembe, Aralık 29

yılbaşı geyiği


31 aralık'ın yılbaşı olarak kutlanması bana hep suni gelmiştir. bir türlü içselleştiremediğim, yapmacık bir törenle eğlenmeye mecbur tutulduğum bir tarih.  bana göre bu tarih nerdeyse yılın ortasıdır. resmi olarak, dünya ile uyum adına bunu kabul etmek gerekir de gönlümde kendiliğinden bir sevinç filan saçılmaz.

insanın geriye doğru yüzlerce yılı kapsayan bir bilinçakışına sahip olduğunu düşündüğümden bu tür hadiselerin de kendi kökenini bulması icap ettiğine inanırım. baktım; 1829 yılında ingiltere elçisi haliç'teki bir gemide verdiği baloya kazasker, serasker gibi osmanlı devlet adamlarını davet etmiş.  nezaketen katılınca da diplomatik bir zorunluluk olarak tanımışız yılbaşını. pera'da gayri müslimler yılbaşını filan kutluyorlarmış da müslümanlar sessizce izler ve sessizce katılırlarmış. bana  yılbaşı kültürel doğamızda olmayan, sonradan takıp takıştırdığımız, eğlenirken de biraz yapmacıklaştığımız bir durum gibi gelir belki bu nedenlerle.

gerçi ben renkli, ışıltılı şeylere olan düşkünlüğüm nedeniyle yılbaşı ağaçlarını büyülenmiş gibi izlerim. yılbaşı ağacının pagan anadolu kökenli olduğu savlanıyor. ancak tarih 6 ocak. bu tarih, kybele ve attis günü olarak kutlanıyor ve ağaç süsleniyor. ağaç kültü türkmenlerde ve alevilerde çok kuvvetli; seyirlik oyunlarda, evlenme ve sünnet düğünlerinde alayın önünde yürütülen, insan, hayvan resimleri, meyve, çiçek, sırma ve tellerle süslü nahıl adı verilen ağaç bu külte bağlanıyor. nahl arapça hurma ağacı demek. bugün köy toplumlarının bazılarında hala nahl kullanılıyormuş. IV. murat zamanında istanbul'da dört dükkanda 55 nahılcı çalışmaktaymış. batının çam ağacı geleneği ise ingilizler'in ürünü. bir ingiliz misyoner alman paganları meşe ağacının kutsal olduğu fikrinden uzaklaştırmak için meşe ağacını devirmiş ve düşen ağaç bir çam fidesi dışında tüm ağaçları yıkmış, misyoner bu mucizeyi, çam ağacının çocuk isa şeklinde düşünmenin bir kanıtı olarak sunmuş. şimdi bizler de daha çok hollywood filmlerinden esinle salonun köşesine bir yapma çam ağacı dikip renkli toplarla süslüyoruz onu ya, bunu yapmamızın ikna edici nedeni, anadolu paganlarının ağaç kültü mü, yoksa hıristiyan keşişin avrupalıyı hıristiyanlaştırmak için uydurduğu çocuksu hikaye mi, hiç bilmeden yapıyoruz. ben doğrusu evde çocuk varsa, evi bir bayram yerine (kaşgarlı mahmud divanü lugat-it türk'de bayram sözcüğünü, halk arasında gülme ve sevinme;  bir yer ışıklarla ve çiçeklerle bezendiği zaman oraya bayram yeri denmesini de gönül açan yer olarak açıklar) dönüştürmek, çocukları sevindirmek için bolca kullandım yılbaşı süslerini. ama yani o çocuğa, bu eğlencenin parçası olarak anlatılacak bir geleneğin ürünü olan noel baba hikayemiz yoktur bizim. zorlarsan bacadan sokarsın o noel baba'yı ya o figür kanlı canlı yaşamaz bizde. sahte olur. ve aslında tüm bu şamatanın da bizim kültürümüzde pek bir yeri yoktur. kutlarız, ama o yapmacıklıktan kendimizi ne yapsak kurtaramayız.

bizde, 1926 yılında tayyare piyangosu yılbaşı çekilişi düzenlemesinden sonra 1929'da devletin üst kademesinin verdiği yılbaşı balosuyla, yılbaşı kutlanmaya başlanmış. 1970'lerde bizim için yılbaşının anlamı, televizyonda orhan gencebay'ı dinlemek, gece oniki'de dansöz seyretmek ve milli piyango büyük ikramiyesinin hangi numaraya vurduğunu öğrenmek oldu. 1980'den sonra her şey gibi yılbaşı da tüketim toplumu olmamıza katkı sağlayacak şekilde kullanıldı elbette.

batılıların yılı 1 ocak'la başlatmalarının kökeni, siyasetçilerin kendi çıkarlarını kollamalarıyla ilişkili. roma senatosu, roma imparator ve üst düzey yetkililerinin görev sürelerini uzatmak için sürekli takvimle oynuyorlarmış. İ.Ö 153 yılında roma senatosu takvimi yeniden düzenlemek zorunda kalmış ve yılbaşını 1 ocak'a almış. roma imparatorluğu'ndaki yılbaşı kutlamalarına karşı katolik kilisesi kendi kutlama anlayışını getirmek istemiş, 1 ocak'ı isa'nın sünnet günü olarak ilan etmiş. ancak ortaçağ'da yılbaşı ingiltere'de 25 mart'ta, fransa'da 22 mart-25 nisan tarihleri arasında, italya'da 15 aralık'ta, iber yarımadası'nda 1 ocak'ta kutlanıyormuş.

aslında kilise  isa'nın doğumgününün kutlanmasına ilke olarak karşıymış. ancak  o dönemde hıristiyanlığa karşı ciddi  bir rakip haline gelen mitracılığın güneş tanrısı mitra'nın doğum günü kutlamalarına baskın çıkma gayretiyle 25 aralık'ı kutlama günü olarak benimsemiş.

şimdi elbette yılbaşını tüm bunlardan arındırıp laik bir eğlenme günü olarak düşünmeliyiz. eğlenmenin zararı yok, olabilir. ama ben eğlenemiyorum. hayır, şimdi bunu çok dokunaklı bir şekilde söyledim galiba:) ben eğlenemiyorsam sizin de eğlencenize bu yazıyla çomak sokmak değil isteğim:) hiçbir yılbaşında içimden taşan bir istekle, itkiyle, dürtüyle eğlenmedim. ama mesela bahar bayramı olsun, doğa ile birlikte ben de bolluğu, bereketi kutlamak ister, sevinçle dolup taşar, eğlenmeye bahane ararım. nitekim hayvancı orta asya toplumlarında koyun ve at sürülerine yıl kökünden yılkı denmesi, aynı kökten yılsığ sözcüğünün servet anlamına gelmesi, yıl sonunda doğan yavruların serveti oluşturduğunu ve zamanın döngüsel olarak anlaşıldığını ortaya koyuyormuş.  bu da bahar aylarına denk geliyor. germenlerde de yıl ve bolluk tek sözcükle, ar olarak ifade ediliyormuş. fransızca'da heureux (mutlu) sözcüğü heur'den (talih, baht-hmm... demek benim gerçek ismimin fransızcası buymuş;) gelir, bunun da kökü heure yani saat'tir. o halde  bana kalırsa doğanın öldüğü 1 ocak tarihini değil de,  bolluğu, bereketi imleyen bir bahar vaktini yılbaşı olarak düşünmek daha doğru  olmaz mı?

ancak teknik, pratik, resmi ve sevinci şart koşmayan bir tarih aranacaksa illa, bana kalırsa 1 eylül iyidir. meclisin, adliyenin, okulların, resmi kurumların tatilleri bitsin, temiz temiz 1  eylül'de işe güce koyulalım, derim. yetkililere buradan duyuruyorum:)

yine de 1 ocak'ı yılın başı olarak kabulleneceksek, 2012 yılından süper şeyler diliyorum. sizin de (eğer iyilik, güzellik, sevgi dolu bir içeriği varsa) isteklerinize ulaştığınız, kendinizi şanslı  ve güçlü hissettiğiniz, sevdiklerinizle birlikte sağlıklı, huzur dolu bir yıl geçirmenizi dilerim.

not: burdaki bilgiler hangi kitaptan? elbette yine kudret emiroğlu, gündelik hayatımızın tarihi' kitabından. 

 

22 yorum:

Leylak Dalı dedi ki...

Eskiden, ben küçükken Yeşilçam filmleri siyah beyazdı. Arada bir Zeki Müren bir filmin başrolünde oynar ve onun için araya renkli sahneler sokuşturulurdu. Siyah-beyaz akan filmde birden bir rüya veya bir gazino sahnesi olur ve ortam renklenirdi. Tabii pek keyiflenirdik araya giren o renklerle. Özel günlerin taşıdığı anlama pek önem atfetmesem de ben onları bu siyah-beyaz filmlerdeki renkli sahneler gibi düşünürüm. Renksiz, monoton giden hayata allı-yeşilli bir fırça darbesi, keyiflenmek için bir sebep, kutlama yapmak için bir bahane, biraz tebessüm, biraz heyecan. Yoksa hayat çok katı ve acımasız, rengimizi kendimiz yaratmazsak o hep bozbulanık devam edip gidiyor. Son yıllarda kendime şiar edindim bunu, kutlanacak birşey varsa kutlayacaksın. Saçma da olabilir, anlamsız da ama benim için bir itici güç. Bu ayı yılbaşı ağacıydı, karttı, kurabiyeydi, hediyeydi heyecanlı bir koşturmayla geçirdim. Aslında olan ne, birilerinin belirlediği takvime göre bir yaş daha ihtiyarlıyoruz, esasen üzülecek bir durum:) Ama ben bunu bir yılı daha sağlıklı atlattık şeklinde tersten alıyor ve kutlama bahanesi yaratıyorum. Bir de söylediğin gibi bu ışıltılı süsler püsler beni de keyiflendiriyor, renklere tutkunum zaten.
Uzattım Pericim ama sana ve hepimize dileğim 2012 de ülkeye sağduyu, barış, hoşgörünün hakim olması, kişisel anlamda da sağlık. Sağlık olursa geri kalanları biz hallederiz nasılsa. Sevgiler...

Ha bir de nahılın şehzadelerin sünnet alaylarında da süslenip en önde dolaştırıldığını duymuştum. Hatta bazı nahıllar o kadar kocaman oluyormuş ki dar sokaklara sığmayınca iki yanlı evleri yıkma emri veriyormuş padişah. Doğru mu acaba?

Atze dedi ki...

Yıl başını, tarih bir ocak oluverdi diye kutlamayanlardandık biz de. Mandalinamızla, çayımızla, çerezimizle geçirirdik saat on ikiyi. Hangi yıldı hatırlamıyorum, "hadi bir maceramız olsun" demişti annem, nane likörüyle çikolata almıştı, biz de masayı salonun ortasına taşıyıp okey takımını kurmuştuk. O geceden sonra tüm aile sözleştiğimiz üzre "yeni yılınızı nasıl geçirdiniz" sorusuna "sarhoştum, hatırlamıyorum" yanıtını verdik. Herkes Nesrin Topkapı'yı izlerken annem taş çalıyordu halbuki.

Çok sevdim nahl ağacını. Süslemeye bile gerek yok oysa, öyle güzel ki. Yılbaşını bahane etmeden sağlık diliyorum sizin için.

Sevgiyle.

endiseliperi dedi ki...

sevgili leylakdalı,
benim de yılbaşı sevincini yaşadığım zamanlar çocukken, güzel yemeklerle donattığımız bir masada, şarkılar söyleyip, dansederek, televizyonda sevdiğimiz şarkıcıları dinleyerek geçirdiğimiz o zamanlar. bizde yılbaşı ağacı filan kurulmazdı, hediye de alınmazdı. bardağıma sulandırılmış şarap konduğunu ve benim, "içtim ama hiç kafayı bulamadım," diyince, biraz katı bir tabiatı olan ve içki olayını pek hoş karşılamayan ablamın, kafanı gidip çöp kovasında arayabilirisn, dediğini ve benim küsüp masadan kalktığımı hatırlıyorum:)

bu yazıyı yazarken biraz tereddüt ettim, dini bir anlam içermesinden filan endişelendim, yılbaşı kutlamasında çok da eğlenmeye bahane bulamamamın nedeninin bu şekilde anlaşılmasından filan. ama ben "neden," diye çok soran biri olduğumdan kitap da bana bu yanıtı verdiğinden bir şekilde tatmin olup, yazdım.

ben de eğlenmeyi, çevremdekilere neşe vermeyi çok severim. çok keyfine düşkün biriyim. öyle suratsız, keyif bozan biri olmayı da istemem. ama çok da eğlenerek kurduğum bu yılbaşı ağacı vs hadisesinde çok yabancılaşıyorum ve hissetmiyorum aslında. onun şenlikli, renkli anlamının yüzeyi dışında derinleştirdiğim hiçbir şey olmuyor. belki de bazen çok da kurcalamamalı meseleyi. işi eğlenceye vurmalı.

sizin eğlenmeyi, kutlamayı, paylaşmayı seven doğanız nedeniyle yılbaşını da gereği gibi neşeyle kutladığınızın, bir geleneği neşeyle sürdürmeye yönelik çabanızın farkındayım ve bunu keyifle takip ediyorum.

her yıl biraz isteksiz olurdum ya bu yıl sanki coşkum iyice azaldı, bu türden eğlenme isteğim filan hiç kalmadı. insan içinde kendiliğinden sevinç için bir dürtü duymayınca bunun mantıklı açıklamasını arıyor da böyle tarihi gerçeklerle nedenselleştiriyor onu sanki. hal böyle olunca, zaten kültüründe de yoksa o yılbaşı ağacına çok anlam veremiyorsun işte.

ben ayrıca biraz da bilgi vermek istedim. yılbaşındaki toplanmalarda konuşacak konu aranırsa belli bir saate kadar (bir süre sonra konu kendiliğinden bulunuyor da bir eşiği aşmak gerekiyor ilk dakikalarda)birazcık faydası olur belki diye geyiğe malzeme vermek istedim;)

nahıl konusunda kitapta var biraz belki ama ben işin kolayına kaçıp ekşi sözlükten bulduğum paragrafı doğrudan yapıştırayım buraya.

"(...)en görkemli nahıllar, padişah ailesine ait olanlardı.yani sultan düğünleri ve şehzade sünnetlerinde yer alanlar hem büyüklük hem de sayı olarak göz kamaştırıcıydı. örneğin 1582 yılında şehzade mehmet’in sünnet şenliğinde nahılların boyları 24 ila 36 metreyi bulmuş, tabanı 5-6 m. çapa ulaşmış ve sokaklardan geçirilirken ev veya ev çıkıntılarının yıkılması gerekmiştir. bunların anında tazmin edildiği de kayıtlarda yer alır. 5 adet büyük, 360 kadar da orta ve küçük nahıl, tersane işçileri ve yeni çerilerce taşınmıştır. geçit törenlerinde nahıllar alayın en önünde yer alır ve arkasından sadrazam, vezirler ve diğer devlet ileri gelenleri yürürdü. alayın iki yanında da küçük nahıllar taşınırdı. bunları şeker bahçeleri, şerbetler, çeyiz tepsileri, para keseleri ve mücevher kutuları izlerdi. zamanla biçim ve boyut değiştiren nahıllar, 18.yy’dan itibaren sadece sırma, gümüş teller ve ipek püsküllerden yapılır olmuştur."

dileğinize ben de katılıyorum. gazeteyi az önce okuma fırsatım oldu ve kaçakçı sivillerin öldürüldüğünü acıyla öğrendim. halkın sevincini kurutan, umudunu yok eden, insanca yaşamak için verdiği her mücadelesinin bedelini çok ağır ödeten, şu an onlarca evde ağıt yakılmasına neden olan vahşi, rezil, utanç veren olayların içindeyiz zaten.

neyse. öpüyorum sizi, leylak dalı. sevgiler.

endiseliperi dedi ki...

atze'ciğim, canım!
seni arayacaktım bugün ben de. çünkü mesajının geldiği vakitlerde arçil'deydi telefonum ve bu sabah adın geçti, aklına gelip de yeni söylemiş senin mesajının geldiğini. okey'de taş çalan bir anne, şahane!:) biz de arçil'le epey kankayız ya, bu sabah şöyle bir şey oldu; çok sevdiğim bir edebiyat hocası var arçil'in. kitap okusunlar diye çocuklara kitap ismi vermiş; okuyun, sizi bu kitaptan sınav yapacağım, demiş. arçil'e önerdiği kitap peyami safa'nın yalnızız kitabı. arçil'in bu kitabı okumayacağını biliyorum. o da hocaya sormuş, o halde istediğin bir kitabı oku ondan yapalım vs demiş ya da arçil bana böyle yansıttı. ben de calvino'nun atalarımız kitabını aldım. ağaca tüneyen baron'u oku, sınava bu kitaptan gir, dedim. uzatıyorum. sabah bir mesaj geldi arçil'den, yalnızız kitabından sınava girmişmiş. benden kopya istiyor; "yalnızız'da geçen simerenya ütopyasının eğitim anlayışı nedir?" ona "anneden kopya çekilmemesi," diye yazacaktım ama vazgeçtim. "klasik eğitin anlayışının yanlış olduğunu, çocuğa araştırmaya ve öğrenmeye yönelik bir anlayış geliştirmesinin ve bunun için olanaklar sunulmasının önemini vurgular," gibi bir kopya verdim. neyse, sonra aradı, doğruymuş. ama benden papara yememek için de acilen kapattı telefonu:) umarım burayı hocası filan okumuyordur:)

arçil'in sağlığı çok şükür çok iyi. ben de sanırım iyiyim, atze'ciğim. doktor işini savsaklıyorum, biliyorum ama yeniyılda sağlık işine öncelik vereyim. sigarayı bırakıp bırakıp yeniden başlıyorum. bu yıl belki daha dirençli olurum da başarırım.

ilgin ve dikkatin için çok teşekkür ederim, atze'ciğim. sıkıca sarılıp, öpüyorum seni.
sevgiler.

Adsız dedi ki...

Sevgili Peri,

Yeni yılın sizin için, çok mutlu,huzurlu,sağlıklı geçmesini dilerim.Ülkenin bunaltıcı gündeminden dolayı giderek nefes almanın bile zorlaştığı zamanlarda sizin yazılarınızı okumak ve bir kez de olsa sizi görmüş olmak beni mutlu ediyor.Canımı en çok vicdansızlık,ayrımcılık yakıyor.Öteki olmanın bedeli bu kadar ağır olmamalıydı.Bir yerde okumuştum,'coğrafya kaderdir' diyordu.Keşke bunu bu kadar çok hissetmeseydik.Neyse,iyi dileklerle başlamışken öyle bitireyim:)Tekrar,iyi yıllar dilerim.Sevgiler
ÖZGE

Butterfly dedi ki...

Yazdıkların gene çok işime yarayacak türden bilgiler:) izninle derslerimde kullanacağım pericim:)
butterfly

endiseliperi dedi ki...

sevgili, tatlı özge, sesini duyduğuma çok sevindim. çok teşekkür ederim güzle dilkelerin için. ben de senin ve ailen için sağlıklı, huzurlu, gönlünüzce geçen bir yıl dilerim.

şimdi internet'ten tv'yi açıp dinliyorum yemek yaparken, özge'ciğim. canım çok sıkkın. geçen gün karanlığın kültürleri kitabında 19. yüzyılda yaşamış bir kölenin sözünü aktarıyordu; o geldi aklıma. köle şöyle diyordu sanırım; "kendimi korumak için kullanabileceğim tek şey kendimi aldatmaktı." bir insana, bir topluma hayatta kalabilmesi için tek seçenek olarak kendini aldatma imkanını sunamazsın. bu hiçbir zaman doğru, uzun vadeli, barış sağlayan bir yöntem olmaz. ikili ilişkilerde de böyledir. insanları korkutarak, yıldırarak, kendini yok saymaya götürerek sadece şiddet doğrursun. çünkü her tür ilişki biçiminde buna maruz kalan insan itiraz etmek ister. eder de.

neyse özge'ciğim, annene, kardeşine de çok selamlarımı, sevgilerimi ilet, lütfen. çok öpüyorum seni.

endiseliperi dedi ki...

yaşasın, butterfly, çok sevdinirim. kullan tabii. çocuklara, endişeliperi'nin de aktardığına göre... gibi bir şey dersin belki:) gerçi endişeliperi dersen anlatacağın şeyi çocuklar ciddiye alır mı bilmem, hikaye gibi dinlerler:)

sevgiler, arkadaşlarına selamlar.

Buket dedi ki...

şimdi ne diyeyim pericim, blogunda durmadan yeniyıl geyikliğini paylaşan biri olarak :) dini anlam yüklenmesinden korkmuşun ,asıl benim gibi dinibütünün böyle olmaması lazım ama niye seviyorum?? blogumda da dedim yılbaşı eğlencesi yapan bir aileden gelmedim ve bunca yılda yapmadım ama bu yıl ailemi yeniyıl yemeğine çağırdım, noldu böyle bana :)

endiseliperi dedi ki...

şöyle ki buket'ciğim; şimdi eldeki bilgi bu idi, bu bir, benim yılbaşında eğlenememem var sonra, bu yıl çam ağacı kurmayacak olmam, arçil'in anne gözünü seveyim sıradan bir gün süsü verelim şu güne, ölüp bitiyorum yorgunluktan, tatil yapayım, sakince oynumu oynayayım demesi... yazı böyle oldu. çok iyi yapmışsın davet etmekle aileni, süper olmuş. tombala filan da oynayın. ben bir sürü yemek hazırlayıp film filan izleyeceğim sanırım. zaten çoğu yılbaşını ben sinemaya giderek kutladım uzunca bir süre.

öpüyorum seni ve pelin'i. sevgiler çok.

Butterfly dedi ki...

Dost sohbetlerinde adına alışkın arkadaşlarım "peri diyor ki" diye başlıyorum ve kimse kim demiyor biliyor:) öğrencilerime de anlatırken bir deneme yapacağım "endişeli peri diyor ki diye başlayacağım ve bekleyeceğim sonunda "hocam kim bu endişeli peri diye cesaret edip soran çıkacak mı diye:) bu gece adana'ya gidiyorum, dediğin gibi turunç kokuları karşılayacakmı bakalım beni:)
sevgiler

endiseliperi dedi ki...

butterfly'cığım, az çok tahmin ediyorum, peri diyor ki, diye başladığınız sohbetlerde hangi meseleler, hangi dertler konuşuluyor. 2011 çok da kötü geçmedi benim için ya, istiyorum ki yeni yılda daha hafif, daha neşeli, daha endişesiz olup yazayım. öncelikli olan mesele arçil'in sınavı. onu eğer iyi atlatırsak, bu dileğim yerine gelir, diye umuyorum. o zaman dost sohbetlerinizde gülümsemeye neden olan şeyler de yazarım:)

bu arada öğrencilerin, adı endişeliperi olan birinin söylediklerini ciddiye alacaklarını hiç sanmıyorum;) uyarmadı deme.

adana'nın hava durumuna baktım; 13 derece ve parçalı bulutlu. fena değil. sen demek ki, yılbaşını kutlamak için gidiyorsun:)bakalım adana sana nasıl bir yeni yıl vaadedecek:) umarım çok güzel, eğlenceli geçer.

iyi yolculuklar dileyeyim o halde. her şeyin istediğin gibi olduğu bir yeni yıl da dileyeyim.

sevgiler, öpücükler.

MEHMET dedi ki...

Sizin ve ailenizin yeni yılını kutlar; yeni yılın sağlık, barış, mutluluk ve barışla geçmesini dilerim.

Sevgi ve dostlukla...

neo dedi ki...

periciğim

yazmıştım ya, bu sene bende de bir hevessizlik vardı yeni yıl kutlamak vs için. şu dünden beri yaşananlar ruhumu iyice kararttı, öfkemi arttırdı.

neyse, ben yeni yıl dileklerimi yazmak için geldim, kızgınlığımı twitter'da bol bol yazıyorum.

2012 güzel hatırlanacak anılarla dolu bir yıl olsun hepimiz için. yeni yılda alman pastası vaadeden bir arkadaşıma gideceğim :) tatlıyı tümüyle bırakmadım görüyosun.

senin, arçil'in, tina'nın yeni yılını kutluyorum. badem de selam söylüyor.

sevgiler

redrabbit dedi ki...

ben de de o coşku yok peri,yalnız değilsin.Uzak evlerin,cılız ekran ışıkları eşliğinde film seyrederek selam çakarız birbirimize.Ben kendi likörümü kendim yaptım bu yıl.yarın açılacak:))balkabağı çorbası yapacağım,içine ekşi bir elma rendeleyeceğim pişerken,bol da kimyon..meyva da var.daha ne olsun.bu yıl eksikler tamamlansın,azlar çoğalsın,fazla olanlar da atılsın dilerim.Atılabilsin.

endiseliperi dedi ki...

mehmet, çok teşekkür ederim. yeni yıla girerken şöyle tatlı, sevimli bir öykü bulup da okuyayım, diyorum, tüm yıl öyle geçsin, diye:)
size ve ailenize sevgiler, selamlar.
mutlu yıllar!

endiseliperi dedi ki...

neocum, genel olarak öyle bir hevessizlik var yeni yıla girmek konusunda. sanırım kimse girmek istemiyor yeni yıla.

ben yılbaşının ilk aktivitesi olarak, dersaneye giden arçil'e kırmızı kazak giydirdim. ona hediye olarak, bir bilgisayar oyunu, stephen king'in kara kulesi'nin iki cildi ile calvino'nun atalarımız kitabını almıştım, o da oynunu oynamış, kitapları da okumaya başlamıştı zaten. hiç sürpriz yok. o da bana biliyorsun işte çok önceden yılbaşı hesabına bir fotoğraf makinası, şık bir ajanda ile kocaman bir toblerone çikolatası almıştı. dün yalnız bir sürpriz oldu; berlin'den bir hediye paketi geldi. huzurlu, sakin, telaşsız bir yılbaşı akşamı için hazırlıklara başlayacağım birazdan. bu arada eşe dosta yılbaşı mektubu yazarım, ailemi de akşam telefonla ararım. plan bu. sakin. ancak gireceğim yeni yılın hiç böyle sakin olmasını istemiyorum. onları da dilek hanesine kaydediyorum:)bu nedenle "güzel hatırlanacak anılar" dileğine sonuna kadar katılıyorum.

alman pastasını geçenlerde kadıköy'de buluştuğum bir arkadaşla yedik. anlatmışımdır burada, üniversitenin ilk yıllarında sürekli yediğim, çok sevdiğim bir pastaydı. alman pastası ile kutlanan bir yılbaşı senin deyiminle, candır:) umarım çok güzel geçer gecen.

ben de hepinizin yeni yılını kutluyor, badem'e mutluluklar diliyorum.

sevgiler.

endiseliperi dedi ki...

kendi yaptığın içkiyle sarhoş olmak, ne hoş olur, redrabbit'ciğim. yeni yılda kimsenin desteğine ihtiyaç duymadığın, güçlü hissettiğin bir yıl geçireceksin, demek ki. şahane.

ben içki içmeyeceğim sanırım. yılbaşı menüsü de sakin olacak bu nedenle. meze filan hazırlamayacağım. biftek, lazanya, salata, tiramisu, abur cubur. bu kadar. belki masada mum filan yakarım, süsü de o olur. balkabağı çorbası harika görünüyor. ben de bu ekşimsi yeşil elmayı pek kullanır oldum bu yıl. kereviz yemeğine, salatalara koyuyorum çok beğeniyorum.

eksikler çoğalır, umarım yeni yılda. dileklerim çok mütevazı. fazlalıkları atmak konusu ise yapmayı çok istediğim bir iş. hatta, evin üçte birini kullanmıyoruz ya, ben kolilere gereklileri koyup, kalanları sağa sola dağıtayım istiyorum bu yıl. öyle ki, taşınmak icap ettiğinde çok az iş kalsın. iyi hatırlattın bunu, hiç dalgaya düşmeden planlayayım bunu. dün evsahibesine kirayı ödemek için uğramıştım. kahve içtik ve falıma baktı. çok güzel şeyler çıktı. inanmaya dünden razıyım bu nedenle;)

sana çok mutlu olacağın, hazırladığın tabaklar kadar lezzetli, çeşitli, ilginç bir yeni yıl diliyorum.

öpücükler ve sevgiler, çok, çok.

ökçe dedi ki...

Kudret Emiroglu'nun kitabini hic bir yerde bulamiyoruz ama sen bize boyle leziz yazilarla, tatli tatli aktariyorsun ya Peri, ne kadar tesekkur etsek az. Ellerine saglik.

Okumak isteyenler icin, Ayse Hür'ün Noel Baba'ya Karsi Geyikli Baba yazisini da linkleyeyim ki o da Emiroglu'nun kitabindan faydalanmis.

Sevgiler

endiseliperi dedi ki...

sağol ökçe'ciğim. ben yine ordan bir konuyu yazarım sanırım. ama keyifle yazılması gereken bir konu. önce o keyfi bulup sonra o yazıyı yazmak lazım. teşekkürler bağlantı için, okurum.

sevgiler.

Butterfly dedi ki...

Doğru Adana bana güzel, eğlenceli olmasa bile düşündürücü, ama umutlu bir yıl vaad etti Adana'nın turunç kokan loşa yakın karanlık sokaklarında. Sabahın ilk ışıkları şehri aydınlatmamıştı indiğimde karanlığın içinden çıkıp gelen insan silüetleri ile karşıladı beni otogarda. sonra yol kenarında ki turunç ağaçları bana yapay ağaçları anımsattı çünkü doğal olmayacak kadar düzgün ve aynı boyda aynı hizada aynı büyüklükte ve aynı sayıda turunçlarla bezenmiş gibi geldi bana. seni ik kez andım biri eski tren istasyonunda diğeri ise karataş kenarında balık yerken. en çok ocak başında şiş yemeyi, mısır çarşısında alış veriş yapmayı köprünün üzerinden etrafı seyrederken rüzgarın içime işlemesini sevdim bir de şehir bana öyle ruhunu kış uykusuna yatırmış bir dağı anımsattı. ya da ben öyle bir moddaydım kısa kaldım 24 saatden biraz fazla, ama yeniden gitmeliyim dedim, daha iyi gezmek için. birkaç fotoğrafı bloğumda paylaşacağım yakın zamanda.
endişeli peri diyor ki diye başladım sözlerime bitirince baktım çocukların yüzüne var mı bir sorunuz dedim, önce bir sesizlik, bakışmalar sonra biri haa cesaret kaldırdı elini anlattıklarınızı dinleyemedim zira en başında ki cümlenize takılıp kaldım, endişeli peri bir kitap mı? bir bilgin ve ya düşünürde benim mi haberim yok:)))
sevgiler:)

endiseliperi dedi ki...

:) canım butterfly'cığım, işte kan mı çekiyor nedir, insan memleketi hakkında güzle şeyler duyunca seviniyor. turunç ağaçları evet öyle, doğal olamayacak kadar formel, caddelerin ortasında süs gibi uzanır. tren istasyonunu çok severdim evet. sağol selamımı söylediğin için. adana'nın güneşli ama soğuk havasında gökyüzü bir kuzey ülkesine benzer; cam gibi, masmavi, parlak.

sınıfında o soruyu soran çocuğa selamımı söyle, butterfly'cığım:)

çok öpüyorum seni. bir dahaki adana seyahatinde seyhan ırmağı kenarında da yürürsün ve atatürk caddesindeki büyük park'ta... ve yazın gidersen, eski çarşıda el arabasında frenk inciri satan satıcıya incirin dikenini soydurup yersin.

sevgiler, selamlar çok.