Pazartesi, Eylül 11

sea bird hotel-kıbrıs
(ilgili ve faydalı siteye gitmek için fotoğrafa tıklamanız yeterli.)
Sözcüğün manzarası herkese göre değişebilir tabi. TATİL sözcüğü bana harcıalem görünür… neredeyse hafifmeşrep. Benimki tatil değildir ve yaratmış olduğum uygun bir sözcük de yok.

Belki de, belki değil, öyle: Tatil eğer bir kültürse bende ondan yok. Zira fazla tatil yapmışlığım da yok. Bende tatilden çok tatil hayalleri var. Anormal olanı ve çok yorgun olduğum ender zamanlarda kurduğum hayal şu: Yan gelip yatmaktan hazzetmiyorum ama örneğin bir kaç yıl bitkisel hayata girip dinlenme hayalim var. Beyaz ve steril bir odada. Benim şuursuz bedenim de dezenfekte edilmeli tabi. Ölü olmanın yükü ve tahribatı bile yorucu olduğu ve birkaç yıl dinlenmek hayatın kendisine katlanma gücünü toplayabileceği için… Bu hayalin kendisi bile dinginleştirip uyutmaya yeter o yorgun hissettiğim gecelerde. Hayır, müzik de yok.

Bir bahçenin kendisi de tatil hayalimin diğeri. Nar, incir ağaçları varmış. Belli ki güneyde bir bahçe bu. Bu tatil hayali kokusu ile var. Sabah, kuşlardan önce kalkmışım ve evet yeşil çay içmeli ama hayalimde kahve varmış elimde. Çiğ düşmüş yaprakların, çürümüş otların, açmakta olan çiçeklerin kokusu varmış. Sonra kuşlar uyanırmış. Ben günün efendisiymişim ve dilsizmişim. Bu hayalimde hiç konuşmuyorum. Kış sabahları çorba yapıyormuşum bahçeye bakarak (evet evet buğulanır camlar ama buğuyu silip görebilirim). Dışarıdan gelen üşümüş insanlar için sürpriz bir hoşlukmuş bu. Ben konuşmazmışım ama huzurluymuşum, huzur verirmişim. Aaa yaşlıymışım tabi bir de.
Sonra bir başka tatil hayalimde, okuduğum kitapların "yerlerine" gidermişim söz konusu olan mevsimlerde. Aslında mesleğim de buymuş. Petersburg'a, Prag'a, Dublin'e, Mississipi'ye, Pasifik Adaları'na, Londra'ya, Paris'e ve daha da gizli, küçük yerlere gitmemin nedeni bir kitabın coğrafyasını tetkik edip, gerekli malumatları toplayıp, neşir edilsin diye mecmuaya yollamakmış:)

Bora’nın tatil hayalleri de var benimsediğim. O genişliği sever. Denizi ve kar yağmış ovaları. Deniz fenerleri araştırması yolculuğu ona göredir, mesela. Deniz fenerlerinde konaklamak, yalnızlığın tuhaflaştırdığı deniz feneri bekçisi ailelerin konuğu olmak... ya da Sibirya Ekspresi’ne binip yolculuk günlüğü tutmak. Bu hayaller beni kedi gibi uyuşuk hissettiriyor. Kıvrılıp uyumak istiyorum ta hayalin başında… Düş görüyorum: yüzümde Bora’nın avuçları, “Bak" diyor, "bak! Işık ne güzel kırılmış karın yüzeyinde. Gördün mü? İşte Kuzeyde ışık böyle kırılır atmosfere girdiğinde. Biz bu ışığı görmek için geldik. Şimdi görüyoruz.”

Gitmek istediğimiz bir yer var. Kıbrıs’ın en uç noktasında. Eski bir karakol pansiyona çevrilmiş. En yakın yer, 1 km ilerdeki, rahibelerin ve iki polisin yaşadığı Aziz Andreas manastırı. Konfor yok. İnsan sesi yerine dalga sesini ve kendi sesini tercih edenler için birebir. Balık bol. Biz içki içmiyoruz ama sevenleri için o da var. Kitap okunur, balık tutulur, yürüyüşe çıkılır, bezik ya da domino öğrenip, oynanır, geceleri polisiye kitaplar anlatılır, sır verilir, gizli sırlar açığa vurulur, itiraflarda bulunulur... bu sırada koca dalgalar kıyıyı döver, komşumuz rahibeler gölgelerden çekilir, şişman polisler iskemlelerinde uyuklarken, korkulu düşlerden irkilerek uyanıp, ayaklarını sürüyerek soğuk yataklarına gider ve daha bir sürü şey.

Arayıp konuştum, günlüğü 50 mecidiye Metin Bey. Bu tatiliniz kötü geçti ama gelecek tatiller için size de keyif vereceğini düşündüğüm bir öneri. Değil mi? (Deniz diyince insanın aklına hep yüzmek gelmez. Deniz sizin de sözcüğünüz olabilir, rengi, sesi, yüzeyi, canlıları, genişliği, korkutuculuğu, sahiciliği, oyun sevmezliği, güven vermezliği vb çağrışımlarıyla).

29 yorum:

ece arar dedi ki...

bayıldım, ben de isterim buraya gitmek; ah üstelik dünyanın tüm deniz fenerlerini görmek, konaklamak ve ailelerin hikayelerini dinlemek benim de en büyük düşüm.

sardunya dedi ki...

kendimi tek başıma hissetmeyeli o kadar uzun zaman oldu ki. ben bölünerek çoğaldım galiba. hepmizi alıp bu adanın en ucuna gidesim geldi okuyunca.

endiseliperi dedi ki...

ece,
çocuk için pek uygun değil sanırım, sıkılabilir. konforlu olmadığı için çocuğun karşılanmayan talepleri sizi de bunaltabilir.

bora ile çok ortak noktanız var, demek ki! deniz fenerleri ile çok ilgilidir bora. henüz düz arkadaşken bora'ya saint mathieu fenerinin küçük boy kopyasını almıştık doğumgününde. ( grubun diğer üyeleri almıştı. ben mudo'dan wog tava, kara metal havanlar, çubuklar almıştım. öylece durdu tavası. ne zaman ki sevgili olduk, o tavayı ben denedim. ama tonlarca para verilmiş o tavanın bir köşesinin kaplaması sıyrıldı ilk yıkayışta. mudo'yu bu vesile ile buradan protesto ediyorum:))

bora bir seyirci olarak bakabiliyor ve gazeteci gibi sadece gözlemci olarak durabiliyor uygun mesafede. ben ise o mesafeyi ayarlayamam ve manzaranın içine girerim. bu da izleyici olması gereken geçici "tatil yapan" için iyi bir özellik değildir.

o halde hayali de olsa yollarımız bir yerde karşılacak demektir ece:))

sevgilerimle.

boyraz dedi ki...

burası ilgimi çekti..umarım gitme fırsatım olur..tanıttığın için teşekkürler...

endiseliperi dedi ki...

gidin sardunya! ne kadar çoğalmış olsan da insanı yine de bir başına hissettiremeye gücü yetecek bir yere benziyor. ama söz ver, paniğe kapılmak yok kendinle karşılaşınca, tamam mı!


:)

sevgilerimle.

endiseliperi dedi ki...

rica ederim, boyraz.

celerone dedi ki...

Sevgili Endişeli Peri,

Ben bu resmin karşısında uzun uzun bakakaldığım günlerimi hatırlıyorum. Benim için 2 kişi gidilmeyecek biryerdi. Gel gör ki tek başıma gitmeye de cesaret edememiştim. Bu fotoğrafa benzer, kuzey baltık kıyılarından ve irlanda dan denizle rüzgara boyanmış filmler vardır. Ağır tempoludur, insanların yüzü sert hava koşullarından kırışıktır ama güçlüdür hepsi. Hatırlattın, teşekkürler

Selamlar

endiseliperi dedi ki...

evet celerone ben de çok severim o filmleri. bir mesele sonrası tek başına gidilirmiş gibi... iyice düşünüp tartmak gereken bir meseleyi zihinde çözmek için...

ben hiç öyle yapamam gerçi. ilgili kişinin yakasına yapışır, "söyle! bu ne demek,şimdi?" diye kan kustururum. mesele değil kafam karışır iyice.

çok sevdiğim inmar bergman filmlerinde de vardır senin dediğin o atmosfer. hımm, giderken belki ingmar bergman'ın otobiyografisi "büyülü fener" de götürülebilir.

teşekkür ederim.

Ece dedi ki...
Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.
Ece dedi ki...

Bir bahçenin kendisi de tatil hayalimin diğeri. Nar, incir ağaçları varmış. Belli ki güneyde bir bahçe bu. Bu tatil hayali kokusu ile var. Sabah, kuşlardan önce kalkmışım ve evet yeşil çay içmeli ama hayalimde kahve varmış elimde. Çiğ düşmüş yaprakların, çürümüş otların, açmakta olan çiçeklerin kokusu varmış. Sonra kuşlar uyanırmış. Ben günün efendisiymişim ve dilsizmişim. Bu hayalimde hiç konuşmuyorum. Kış sabahları çorba yapıyormuşum bahçeye bakarak (evet evet buğulanır camlar ama buğuyu silip görebilirim). Dışarıdan gelen üşümüş insanlar için sürpriz bir hoşlukmuş bu. Ben konuşmazmışım ama huzurluymuşum, huzur verirmişim. Aaa yaşlıymışım tabi bir de.

Dışarıdan gelen üşümüş biri olarak, bir kahve içmeye, ödünç huzur almaya gelirmişim ben de..
Periler yaşlanmaz hem..

endiseliperi dedi ki...

ece,
her zaman, her yerde, kahve, dostluk, sessizlik ve daha da fazlası için, beklerim. hiç çekinme. ben hiçbir yaşında kendi yaşını yaşamayan insanlardanım.
geldiğinde hangi yaşta olurum, bilemem:)

sevgilerimle.

evperisi dedi ki...

Perili blokları dolaşırken rastladım bloğunuza...
Memnun oldum efendim ben de evperisi...
Sevgiler...

asliberry dedi ki...

neden içmiyorsunuz? güzel bir akşam yemeğinde, hele balığa eşlik ediyorsa güzel gelmez mi? dokunuyor mu, sağlık nedeniyle mi?

haram diye mi yoksa?

ay yok Hayyam şiiri yazmıycam, baymayayım.

svg.

Ece dedi ki...

peri,
kalemzede nin bloğu açılmıyor farkettin mi?:(

endiseliperi dedi ki...

ece bu sabah baktım oradaydı, şimdi yok!! kalemzede n'oldu? lütfen yanıt verin! neden kayboldunuz? yazıların hepsi duruyordur umarım. sizi biz mi rahatsız ettik, sessizliğinizi bozduk? kendinize mi kızdınız bize yanıt verdiğiniz için? bakın, eğer yanıt vermezseniz bu olasılıklardan milyon tane üretebilirim ve her biri için endişe duyabilirim.

lütfen yanıt verin, bekliyorum. ece de bekliyor, hepimiz bekliyoruz işte.

hoşçakalın.

endiseliperi dedi ki...

aslı,
sadece seçtiğim yaşam biçimimde alkolün hemen hiç yeri yok. ilke olarak alkoldan vazgeçtim. ayrıca bünyem hiç kaldırmıyor alkolü. aslında kahveyi bile kaldırmıyor ama kahveyi seviyorum ve aksi gibi en çok geceleri kahve içmek istiyorum.

ama şu alkol meselesi yüzünden canın sıkılmasın tamam mı? anlatırım uzun uzun alkol mevzuunu.
hadi öpüyorum, görüşürüz.

cenebaz dedi ki...

Görüntü çok güzel ama ben asla yaşayamazdım böyle bir yerde. Çok çok 1 gün belki. Ben hep kalabalıların içinde olmalıyım. Ama kendi alanımı da korumalıyım.

Mutfak Robotu dedi ki...

bu tatil hayalleri her insanda vardır herhalde. uygulamaya geçirmek ne kadar zor..yaşamın telaşı içinde unutup gidiyoruz ve sadece şikayeti kalıyor geriye...

ama gerçekten dayanabilir miyiz o dinginliğe bir kaç günden sonra bunca gürültüye alışmışken ?

yeni duydum, ziyarete geldim peri seni....ellerine sağlık...çok keyifli bir sayfa oluşturmuşsun...

ece arar dedi ki...

flickr.com da bir deniz feneri yazın bakın bora ile, aman tanrım, ne fotoğraflar onlar...

endiseliperi dedi ki...

çenebaz,

ben kalabalığı sevmem.
çok farklı tercihlerimiz sizinle.

hoşçakalın.

endiseliperi dedi ki...

ben de memnun oldum ev perisi.

hoşçakalın.

endiseliperi dedi ki...

mutfak robotu (ne demeliyim size diye uzun uzun düşündüm:))

hoşgeldiniz. çok fazla insan ve müdahale yok mu dünyada? var. insan doğaya yaklaşırken kendine de yaklaşmaz mı? yaklaşır.o halde gidebilmeliyiz böyle bir yere.

insanın ne ürkünç sınırları var, hep, hep kaçtığı ya da görmezden geldiği... biraz cesaret!

:))

sevgilerimle.

endiseliperi dedi ki...

ece,
teşekkür ederim önerin için.
akşam bora ile bakacağız.

svg.

Pınar D. dedi ki...

Peri Hanım, merhaba!

Metin beyin jazettasındaki yorumlarınızla tanıdım sizi, blogunuza gelmek bugüneymiş...

tam da karpaz burnundan bahsetmeniz ne hoş bir tesadüf olmuş. bahsettiğiniz oteli bilemeyeceğim, ancak manastıra on, yok yok, tam 15 yıl önce gitmiştik. güneşli bir ilkbahar gününde magosadan denizi sağımıza alıp kıvrıla kıvrıla gittiğimiz yolu, sağımızdaki biteviye altın renkli kumsalları ve solumuzdaki yemyeşil ormanı çok net hatırlıyorum. bir de manastırda rahibeler vardı, siyah giysileri, başlarındaki giysilerini tamamlayan şeyleriyle aynen filmlerdeki gibilerdi, buruşmuş yanaklarıyla muhtemelen çok sık gelmeyen biz ziyaretçilere gülümsüyorlardı. bir de nasıl yüksekti! kendimi dünyanın tepesinden aşağı bakar gibi hissettiğimi hatırlıyorum...

güzel şeyler hatırlattınız bana, teşekkür ederim!

endiseliperi dedi ki...

pınar hanım merhaba,
ben zaman zaman sitenize uğruyor, baştan sona, ayrıntılı incelemek için de uygun bir zamanı kolluyordum. hoşgeldiniz.

ben manastırda kalınabileceğini bilmiyordum. aslında orada kalmak da çok iyi bir fikir. sanadaletli seyyah'ın (bora bilgin) sitesine girerseniz göreceksiniz ki o da trabzon'da bir kilise de kalmış. hem sessizliği hem de ekonomik oluşu nedeniyle tercih edilebilir.
sevan nişanyan'ın manastırı tanıtmaması kötü olmuş.

bilgi için teşekkür ederim. tekrar görüşmek dileğiyle, sevgilerimle.

yasemin dedi ki...

burası benim de gördüğüm günden beri gitmek istediğim bir yerdi.

Pınar D. dedi ki...

Hoşbuldum!

Manastırda kalınabileceğinden emin değilim, biz günübirlik gitmiş dönmüştük. ama biz tanrı misafiriyiz, kalmaya geldik deseydik belki buyur ederlerdi :)

iyi gezmeler diliyorum size...

Mutfak Robotu dedi ki...

Haklısın Peri. Bütün mesele "cesaret!"
Her babayiğidin gösteremeyeceği bir durum. Ortaya çıkaranlar da hayatı farklı yönüyle yaşıyorlar, bence.
Ben mi ? İsmi bende saklı misali, cesaretim de ben de saklı...

endiseliperi dedi ki...

yasemin,
madem ki cem artık büyüyor ve büyüdükçe kolaylaşıyor, gidilebilir tabi. ama biz iki eşek kadar çocukla (10 ve 13 yaşlarında)bile gitmeyi göze alamıyoruz. bora ile ikimizin gidebileceği bir boş zaman yaratmak da uzun sürecek bir hikayeye benziyor.

svg.