Perşembe, Ekim 5



İki film eleştirisi:

1)
Sevin Okyay
"beş vaktin sakinleştirici ritmi"
2)
Fatih Özgüven
"sanatsal bir köy"
Aynı film için sevdiğim iki yazardan iki farklı eleştiri. Filmi henüz izlemedim. Neden Fatih Özgüven'in yorumunun daha doğru olduğunu düşünüyorum öyleyse?
(Ben veli toplantısına gidiyorum. Hadi bana eyvallah.)

11 yorum:

simon dedi ki...

Aynen Fatih Özgüven'in yazdığı şeyden, yani sahici-samimi olmasından olmasın? Ben öyle buluyorum Fatih Özgüven'in yazılarını ve çok büyük oranda katılıyorum (şimdi aklıma gelen tek istisna Eternal Sunshine'ı bu yüzyılın ilk büyük başyapıtı ilan etmesi -filmi beğenmediğimden değil).
Hatta 5 Vakit iyi olmasını beklediğim ve demin bir arkadaşımın son yılların iyi Türk filmleri sorusuna cevap verirken saydığım bir film olmasına rağmen..

metin-thePoor dedi ki...

Fatih Özgüven'e güvenim neredeyse tamdır tam olmasına, amma velakin Sevin Okyay'ı da hiç yabana atmamak gerekir.

Adsız dedi ki...

simon,
Evet, doğru söylüyorsunuz; Fatih Özgüven'in parametresi sahicilik olduğu için bana daha yakın geldi. Ayrıca Fatih Özgüven ne yazsa hoşuma gidiyor, neyi önerirse/önermezse kapılıp gidiyorum. John Fante'yi önerince gidip 3 kitabını birden almış; "Hayat Dolu" kitabına başlamış ama pek de beğenmemiştim. Yanlış kitaptan başladığıma kanaat getirip, durdum. Eternal Sunshine için yüzyılın filmi demek bence de büyük abartı. Tabi ki güzel bir filmdi ama yüzyılın filmi de değildi. Bütün bunlar, Fatih Özgüven'e olan güvenimi zerre kadar azaltmıyor. Hep, vurgusunu yaptığı samimiyeti yazılarında da görüyorum da ondan.

Şu aralar, iyi Türk filmleri hakkında söyleşiyorsanız http://kalemzede.wordpress.com/tag/sinema/
adresinde babam ve oğlum hakkında ilginç bir bakış açısıyla oluşturulmuş bir eleştiri var, öneririm.

Uğramanıza sevindim. Ben Halid Bey'in oraya bir yorum bırakmıştım sizin için.

Hoşçakalın.

endişeliperi

Adsız dedi ki...

metin bey, evet, ikisi de ayrı ayrı çok hoş insanlar.

Fatih Özgüven'in, Nuri Bilge Ceylan'la "taşra ve kent üzerine" yaptığı söyleşiyi beğenmemiştim. Gerçi Özgüven'in her ne kadar film kareleri altında derin psikolojik bit yenikleri araması yazıyı renkli kılsa da, Ceylan'ın derdinin oldukça basit olduğu, basit olmanın da eni konu zor bir şey olmasını Özgüven'in anlamazlıktan gelmek istemesinden
(beğendiği filmin çok derin anlam katmanları ile sarılı olmasını istediği için ama...) hoşlanmamıştım.

Kısaca haklısınız:)

svg.

e.p.

asliberry dedi ki...

Ben taşındıktan sonra, yani ayın 16'sından sonraki hafta sonu eğer film vizyonda olursa gidelim mi? Ben de izlemek istiyorum bu filmi. Aslında Korkuyorum Anne'yi de izlemek istemiş ama kaçırmıştım.

Adsız dedi ki...

Gidelim aslı!!!
Ne güzel olur:)))

Hadi çabuk taşın. Ev uzakta olmasa ben de yardım ederdim, çabucak biterdi işler.

Yaman'ın odası için fikirlerim var:

Yaman'ın odasını beyaza boyayıp, kitaplık almak yerine koyu ahşaptan veya dişbudak ağacından raf yaptırabilirsin, çok güzel olur.

Ben beyaz Japon feneri de seviyorum ama Yaman top oynayıp yırtabilir(Arçil öyle yapmıştı).

Sonra açık renk üzerine renkli figürleri olan bir basma perde dikebilirsin.

Bir de şöyle bir şey deneyebilirsin: oda duvarının iki yanına çivi çakıp, ip gereceksin. Renkli, şirin mandallar alıp, Yaman'ın yaptığı güzel resimleri, oraya asacaksınız.

Ayrıca şöyle bir şey de yapabilirsin: Bildiğimiz şeffaf naylonlar var ya, pencereye uygun ölçüde keseceksin. Senin dikiş makinan da var; yine şeffaf naylondan cepler dikeceksin onun üstüne ve ceplerin içine fotoğrafları (naylonun şeffaflığı fotoğrafları görmeni sağlayacak kadar), sevdiği küçük tüylü oyuncakların başları görünecek şekilde koyacaksınız. Bunu ben banyo perdesi olarak yapmayı düşünmüş ve içine şampuan vs koymak istemiştim ama ıslak bir naylon derhal mikrobik bir ortam çağrışımı yaptığı için vazgeçtim.

Odaya halı koymamalısın tabi, (yine ikea'da çok şirin toz tutmayan kilimler, tüysüz halılar var, fiyatları da uygun) ve yerler kolayca silinebilecek şekilde olmalı ki myte fian barınmasın odada.

Ben şu dekorasyon işine bayılıyorum. Yeni bir eve taşınmak yorucu ama çok da zevkli Aslı. bu arada kullanmadığın, istemediğin her şeyi at taşınırken bence. Şimdilik bu kadar. Aklıma geldikçe yazarım:))

Sevgilerimle,
e.p.

asliberry dedi ki...

Endişeli Peri fikirlerin çok teşekkür ederim. Yeni bir şeyler alamayacağım galiba, bir arkadaşımızın oğlu çocukluktan gençliğe geçiş yaptı, 1,86 boyunda bir herif oldu, onun çocuk odası takımını bize verecekler. Bizde eşyalar hep elden ele dolaşır.
Eskiden sizin oturduğunuz yere çok yakın MFI Home Work diye yabancı bir mobilya mağazası vardı, oradan hem tv sehpası, hem kitaplık gibi işlere yarayan ne idüğü belirsiz bir şey almıştık, onu Yaman’ın kitaplığı ve oyuncak rafı yapacağım.
Senin cepli şeffaf naylon fikrin çok güzel. Biliyorsun değil mi, İngiltere’de bir kız böyle bir çanta yapmış, herkes kapışarak almaya başlamış, şimdi en ünlü mağazalarda satılıyormuş. Kadınlar sevgililerinin, çocuklarının, torunlarının, hatta ev hayvanlarının fotoğraflarını koydukları çantalarıyla yağmurlu Londra sokaklarında salınıyorlarmış, e naylon ya suda geçirmiyor. Bu konuda Hanife’ye biraz yağ yapmam gerek, dikiş işi onda. İp fikrinde süper. Yaman’ı odaya bağlamam şart, yeni fikirlerini bekliyorum.
Bizim salonda o Japon fenerlerinden var, henüz yırtmayı başaramadı, odasına da koyabilirim sanırım.
Yer marley, üşür diye antialerjik bir halıfleks alsam diyordum, şimdi söylediklerin üzerine, acaba kaplama yaptırıp, dediğin kilimlerden mi alsam?

Bak eğer Beş Vakit biterse, 20 Ekim’de İklimler vizyona giriyor, ona da gidebiliriz.

Sevgimle,

endiseliperi dedi ki...

Bak bu çanta hikayesini yeni duyuyorum. Aklıma gelip, perde fikrini çantaya çevirsem, bir de uygulasam bir de Türkiye'de değil de rüyalarımda hala rüzgarını hissettiğim Londra'da yaşasam paraya para demeyecekmişim demek.
Olsun, ne yapalım. bence de mobilyeler evden eve dolaşmalı; iyi düşünmüşsünüz.

Olur, olur, İklimler'e de gideriz. Türk filmlerini sinemada izlemek gerek. Diyelim ki benim buna ayıracak hiç vaktim olmadı, evde de izleriz. Ben eğlenceli yiyecekler hazırlarım. Belki şansımıza yağmur da yağar:))

Öptüm.

asliberry dedi ki...

Endişeli Peri,

Kopya Cinayetlerini izlemiş miydin?

Sen neden evden çıkmak istemiyorsun hiç?

Bunu konuşalım.

endiseliperi dedi ki...

Aslı'cığım,
Kopya cinayetlerinin konusu hiç yabancı değil ama izleyip izlemediğimi inan, hatırlamıyorum.

Evi çok severim. Çıkmak istemem gerçekten. Tercihimi evde kalmaktan yana kullanırım.

Sinemaya, kitapçıya, ilk kez denenecek lokantaya vs Bora ile birlikte gideriz hep. Birbirimizin hem sevgilisi hem de yakın arkadaşı olduğumuz için sanıyorum ve eskiden beri bunları birlikte yaptığımız için...

Kavgası bol bir ilişki de olsa(çok şükür ki bu aralar kavga etmiyoruz)bu kural değişmiyor. Mesela, onu öpmeden uyandırmışsam sabah bir telaşla, gerçekten kırık dökük oluyor akşama kadar. Bu belki de çok güçlü bir alışkanlık. Adana'da evden dışarı çıkmamamın bir sürü nedenlerinden biri de (Bora'dan ayrılıp gitmiş dahi olsam) yanımda Bora'nın olmayışıydı sanırım.

Benim sokağa çıkma senaryolarımda tema budur Aslı'cığım.

Sevgiyle öperim.

fatih dedi ki...

arkadaslar, insaf edin... eternel sunshine'a yuzyilin filmi dimedim... 'yeni yuzyilin ilk buyuk filmi' didim. degil mi yani? fesuphanallah.