Cumartesi, Şubat 23

çocuklar için hobi önerisi: maket




Arçil'le pisagor problemleri çözdük. Daha sonra öklid ve en önemlisi trigonometri var. Ben seviyorum ders çalışmayı, Arçil sıkılıyor. Atakuş dersane sınavı için gitmişti, evde yoktu. O gelince, bizim çalışma saatimiz de dolmuş oldu Arçil'e göre.




Bora, artık hobi edinme yaşınız geldi de geçiyor, demiş, maket yapmanın inceliklerinden bahsetmişti. Yemeği erken hazırladım, ki saat 19.30'da kapanan maketçiye geç kalmadan gitsinler. Kızıltoprak'taymış yerleri. Ben gitmek istemeyince bozuldu Bora, surat astı biraz.

Arçil tank maketi almış, Atakuş da uçak*. Bir sürü birbirine bağlı küçük parça, maket bıçağı ile titizlikle kesiliyor, özel yapıştırıcı ile yerine yapıştırılıyor ya da minicik girintiler yuvasına yerleştiriliyor. Her parçanın bir numarası var ve bir kağıtta hangi numaralı parçanın nereye ait olduğu şekille gösteriliyor. Yakınınızda büyüteç, cımbız gibi aletler de olsa iyi olur, her an lazım oluyor anlaşılan ki ben cımbızlarımın çoğunu bu maket yapan arkadaşlar için heba ettim geçmişte.
Bizim çocuklar, dalgın ve sakarlar ya, Bora, dikkat dağınıklıkları ve sabırsızlıklarını maket yaparak terbiye etmeyi düşünüyor. Gerçekten de benim ummadığım kadar başarılı oldular. Çok titiz ve dikkatli, saatlerce uğraştılar. Bora hep başlarında, komut verip, açıklamalarda bulunup, yardım etti. Bora seviyor maket yapmayı. Biz arkadaşken, o zamanki erkek arkadaşımın evine gelirdi, birlikte saatlerce oturup maket yaparlar; onları ince uçlu fırçalarla yavaş yavaş, temkinli temkinli boyarlardı. Bora ilginç fikirlerle gelir ve ne yapacağını bilmez, TV karşısında maç izleyerek zaman öldüren, film konusunda hiç bir seçicilikleri olmadan sinemaya giden, Ak Merkez'den çıkmayan gruba, maket, puzzle, scrabble, bilardo, bisikletle orman yolculuğu fikirleriyle renk katardı. Bazen okuduğu bir kitabı anlatırdı dalgın dalgın. Herkes çok severdi Bora'yı. Salonda onlar maketle uğraşırken ben ne yapıyordum hatırlamadım şimdi. Ya sinir sinir evden çıkıp sinemaya ya da içmeye gitmiş ya da arka odada kitap filan okuyor oluyordum muhakkak. Maket yapmak çok erkeksi bir hobi gelirdi bana. Hala da öyle. Bu nedenle maketçiye bile gitmek istemedim bugün.


Onlar uğraşıp dururken, ben hemen yanlarında laptop'tan müzik seçtim. Arçil, klasik müzik ama, şöyle marş gibi bir şey istedi. Benim de aklıma Wagner'den başkası gelmiyor böyle olunca. Sonra Star Wars'un film müziklerini dinledik. Google'da Melville ve Pierre ya da Belirsizlikler hakkında araştırma yaptım biraz. Resmi sitesinde, kitap alıntılarını orijinal dilinden okuyayım dedim ama çok zor. Berbat olan İngilizcem her geçen gün daha kötü oluyor. Bora BBC learning sitesini dolaşmış geçen gün. Çok iyi, dedi. Açıp biraz çalıştım. Sonra yarın sabah için poaça yapayım istedim. Hamur mayaladım. Herkes acıkmış meğer, ben de fazla beklemeden pişirdim. Çok güzel, yumuşacık oldu.
hadi tarif de vereyim:)
1+1/2 su bardağı süt
1/2 su bardağı sıcak su
1/2 su bardağı sıvı yağ
4 yemek kaşığı şeker
1 yemek kaşığı tuz
1 tatlı kaşığı mahlep
1 yemek kaşığı maya
yoğurup, hamur yapıp, üstüne nemli bez örtüp, mayalanması için sıcak bir yerde bekletiyorsunuz. içi için, köy, dil ve kaşar peyniri ile yarım demet maydonoz kullandım.
böyle işte. sütten midir, nedir, çok yumuşak oldu, herkes sevdi.

* Biraz pahalı buldum ben fiyatlarını ama, herkes hep birlikte karşı çıktı bana. Günlerce süren, hoş bir eğlencelik olduğunu, yaptıktan sonra yıllarca saklanacağını, hatta koleksiyonunun yapılabileceğini söylediler. Bence yine de pahalı. iki maket 120 ytl ve maketlerin şimdiden 2/3'ü bitmiş durumda!

24 yorum:

ekmekcikız dedi ki...

Sahiden sabır ve sebat istiyor, maket yapmak.
Oğlum da babasıyla yapardı.
Bir de lego technic grubundaki legoları yapmak zahmetli ancak oyalayan, zevkli bir uğraştır.

Bizimki, şimdilerde gitar çalmaya daha çok vakit ayırıyor. El işleri unutuldu.
:)

endiseliperi dedi ki...

Ekmekçikız,
arçil de gitar çalmayı çoook istiyor. özellikle elektro gitarı. En yakı arkadaşı ders alıyordu, çok güzel çalmaya başlamış. Bu yıl geçsin de gelecek yıl, gitar dersi alır belki. keşke, keman çalmak, yok flüt çalmak istiyorum, filan dese, herkes gitar çalmak istiyor. arçil'in bir üvey abisi vardı, bir başka hayatımızda, o bateri çalardı. ama konu komşudan epey şikayet duymuştuk. yalnız gelecek yıl için düşündüğümüz kurslar o kadar çok ki, hangi birine zaman ayrılacak bilmiyorum. basketbol ve gitarı muhakkak istiyor arçil. ben de tiyatro ve resim dersleri alsın istiyorum. bakalım.

sevgiler.

SERAP dedi ki...

Gerçekten pahalıymış maket fiyatları.Nedense erkeklerin hobileri daha pahalı oluyor,yoksa bana mı öyle geliyor?

miso dedi ki...

Hiiii, ne pahalıymış. Müsrif bunlar müsrif, hobi de bahanesi. (Bilmiyorum artık, ben solcu bir üniversitede hocayım, ondan galiba)

:))
marruu

elektra dedi ki...

peri peri, bu maket deneyiminden çok ağzımın yanmışlığı var. her seferinde kafama kalacağını bile bile sıpanın mızırdamalarına dayanamayarak aldığımız maketler kafama kaldı. bunlar da benim acaip geri küçük kas yeteneklerimi çok aşan minik detaylar içerdiğinden, ayakkabı kutularına hapsolmuş yarım maketler var evde unutmak istediğim. ama bizim aldıklarımız o kadar pahalı değildi. daha amatör işi şeylerdi. hani dünya gençlik merkezinde falan satılan türden şeyler. onlar bile bizi aşmışken, sizin aldığınız, profesyonel olduklarını düşündüğüm ve detaylarının benim için daha da kabus yaratacak miniklikte olduğunu tahmin ettiğim maketler ben ve oğlum için çok yukarıda bir çıta. ama çok isterdim maket bitirebilecek kadar sabrımın ve daha önemlisi el becerimin olmasını.
dur ben yarın benim ayakkabı kutularındaki enkazlara bir bakayım. belki bitiririz oğlumla.:)
sevgiler...

cici dedi ki...

Ben şu "arçil'in bir üvey abisi vardı, bir başka hayatımızda, o bateri çalardı. ama konu komşudan epey şikayet duymuştuk." sözüne takıldım. nasıl yani başka hayat?
Bu arada gizli hayranlarınızdan biriyim uzun süredir. Yazdıklarınızda biraz bende varım veya benden bişeyler var o sözlerde de denebilir.
Fakat iş yazıya dökmeye gelince ben sizin yanınızdan geçemem. sadece yaşarım yazamam ama.:))
sibel www.cafecihan.blogspot.com

Butterfly dedi ki...

Dikkat dağınıklığı ve sakarlık için iyi bir dikkat geliştirici çalışma maket yapımı ama eğer keyif de veriyorsa yanında, yoksa biranda sarma duman edebilirler maketleride:)
seni okumak keyifli peri.

endiseliperi dedi ki...

Çok sevdiğim zeynep hanım, yorum bırakamadığı için mail göndermiş. maketle ilgileniyorsanız sizin de işinize yarayabilir bu öneriler.

(Zeynep Hanım, çok teşekkür ederim. Maili bora'ya okudum. Bakalım ne yapmaya karar verecek, sonraki maketler için. Çocuklar çok sevmiş görünüyorlar ve devam etmek isteyecek gibi bir halleri var. En azından, doğumgünlerinde ve diğer özel günlerde ne hediye alacağız diye, kara kara düşünmemize engel olabilir bu ilgileri.)

İşte:
Sevgili Endiseli Peri,

Blogum ya da Google hesabim olmadigi icin blogunuza
yorum olarak yazamadim, ben de email gondereyim dedim.

Maket fiyatlari Turkiye'de gercekten cok fazla. Eger
cocuklarin ilgisi/hevesi gecmezse Amazon'dan almanizi
oneririm. Aslinda buradan (Amerika) gondermeyi de
teklif edebilirim. Gercekten cok buyuk fark var
fiyatlarda. Isterseniz biraz arastirin.

Benim esim de biraz merakli. Biz daha Istanbul'dayken
bir maketciler bulusmasina gitmistik Erenkoy
tarafinda. Cok guzel isler vardi. Hele 40 yaslarinda
bir adamin, esinin kullanmadigi ince coraplariyla
yaptigi tank kamuflajlari enfesti. Umarim sizinkiler
de devam ederler, zaten sonradan o hazir maket
paketlerinden almalarina da gerek kalmiyor, bulduklari
malzemelerle kendileri de uretebilir hale geliyorlar.

Sevgiler,

Z.

endiseliperi dedi ki...

serap,
erkeklerin hobileri daha mı pahalı, hiç bilmiyorum. haklı olabilirsin, mesela bir arkadaşım da, planör uçurmaktan hoşlanıyor ki, sanırım o da epey pahalı bir uğraş. bahar gelsin, biz de evdeki planörü alıp, dağ bayır dolaşmaya çıkacağız sanırım.

erkekler, çocukluklarını unutmuyorlar ve o zamanın uğraşlarına daha bağlılar sanırım da bize öyle görünüyor. Kadınlar, gerçek hayarın gereksinimlerine uyum sağlamaya daha yatkınlar.

sevgiler.

endiseliperi dedi ki...

misooooooooooooo:)
seni bazen özlediğimi hissediyorum. ve zaman zaman aklımdan geçiyorsun. neler düşündüğümü hiç söylemeyeyim. şu kadarını söyleyeyim, arızalı hatunlar evet çok zorlar ama ne de sevimli oluyorlar:)

sevgiler.

endiseliperi dedi ki...

elektra,
demek sizin evde de ayakkabı kutuları, itina ile değerlendiriliyor:) benim yemek yapma günüm bugün ve markete gittiğimde, görevliden şu süslü meyve kutularından istedim. hani üstü sevimli, elma, muz resimli renkli kutular. elma kutuları dar, onlara mutfaktaki fazlalıkları koyup mutfak dolabının üstüne kaldıracağım. Büyük olan muz kutularına da, puzzle'ları koyup balkondaki dolaba kaldıracağım. sana da öneririm.

valla ben maketle uğraşamam, yoga bile yapmaya, öyle sessiz ve hareketsiz durmaya tahammül edemediğim için başlayamıyorum. ben öyle sessiz dururken fırdönen dünyada neler oluyordur kimbilir diye düşünüyorum. bora ile bu noktada ayrılıyoruz işte, ona göre "dünyada bir b.k olduğu yok, hep aynı, sıkıcı dünya, biz kendi işimize bakalım".:))

sevgiler.

endiseliperi dedi ki...

sevgili cici hanım,
çok teşekkür ederim güzel sözleriniz için.

başka hayatlar meselesi biraz uzun ve karışık. arçil'le benim üç hayatımız oldu mesela. oyuncuları, mekanları, yaşam koşulları, iletişim biçimleri birbirinden çok farklı üç hayat! anılarımdan bahsederken, zaman zaman sözü geçiyor o hayatların. eğer blog yazmaya 15 yıl önce başlamış olsaydım, hep birlikte hayret ederdik bu maceralı ve hepsi birbirinden bu kadar farklı hayatlara:)

sevgiler.

endiseliperi dedi ki...

butterfly,
teşekkür ederim, sözlerin çok ama çok hoş.

bugün pek uslu bizim ufaklıklar. akıllı akıllı ders çalışıyorlar. ben de yoğunum, mutfaktayım. üstelik oscar törenini izledim sabaha kadar, yorgunum biraz. mesela benimle birlikte ayakta olan tina, deliksiz uyuyor şimdi:)

sevgiler.

endiseliperi dedi ki...

sevgili neolitik hanım,
ne diyorsunuz bu oscar törenleri için? ben sabaha kadar izledim, ekmekçikız sitesinde haber verince. mutfaktaki işlerim bitsin yazayım bir şeyler diyorum. sen izledin mi?

bu arada bir de bankaya gidip arçil'in askeri lise sınavı için para yatırmam gerek. eskiden olsa, askeri lise diyince, dalga mı geçiyorsun, filan derdim. kazanacağını hiç sanmam ama bakalım, deneyim olur sınava girmek. ya kazanırsa!?... sanıyorum ki, hiç ama hiç kişiliğine uygun değil askerlik. babası ada vapuruna binip evine giderken, deniz akademisinde okuyan küçük çocukları görüp, arçil de bunlar gibi denizci olsa, ne güzel olur, diye içinden geçirirmiş. bakalım...

sevgili neolitik hanım'cığım, bir de abdulhak şinasi hisar'ı sevmiş olman çok hoşuma gidiyor. senin benden farklı olarak, iyi ve güzel olan şeyleri sakince ve akıllı ve duyarlı bir gözle değerlendirme halin var. ben çok telaşlıyım ve o hızla giderken bir çok şeyi kaçırıyorum.

seni özlediğim iyice anlaşılıyordur artık, değil mi?:))hadi gel artık.

sevgiler, öpücükler.

milan dedi ki...

müziği merak ettim, çok güzel.

endiseliperi dedi ki...

milan,
şarkı açıklamasına bakıyorum hemen: tom zé'nin, se O Caso E Chorar albümünden, dor e dor şarkısı.

sevgiler.

neolitik hanım dedi ki...

sevgili peri,

oscar törenlerini izlemeye başladım ama sonunu getiremedim. bir misafirimiz vardı o akşam, onunla ana kategorilerde bir tür "oscar toto" bile oynadık, bilgisayarda kısa da olsa bir liste yaptım tahminlerimiz için ama sonra uykumuz geldi, yattık. sabah internetten baktık, benim tahminlerimden sadece biri tutmuş :) yazılara şöyle bir baktım, herkes bu yıl sönük geçtiğini söylüyor, kırmızı halı faslı da zayıf bulunmuş. ben de çarpıcı bir elbiseye rastlamadım valla :) keira knightly kızımız atonement filmindeki (yer yer sıkıcı bir film bu arada) o muhteşem yeşil elbiseyle gelse mesela, süper olurdu!

askeri lise demek? bence de girsin, dedigin gibi tecrübe olur. kişiliğine uygun değil demişsin ya, bakma aslında, öyle bağımsız, disipline gelemez gibi görünen karakterler sevebilirler de askerliği. bir de katı disiplinin, insanın farklı yönlerini açığa çıkartma gibi bir etkisi olabiliyor bazen. babam resme askeri okulda merak salmış, derslerden, kurallardan hafiften bunaldığında resim yapar olmuş, yetenekli oldugunu gören resim öğretmeni onunla özel olarak ilgilenmiş vs. gerçi sonunda van gogh olmuş mu, hayır :) kendisi şimdi, iyi resim yapan emekli bir astsubay olarak ve yöneticilik yaparak geçiriyor günlerini.

sevgili pericigim, yine ne güzel şeyler yazmişsin, öyle mi dersin gerçekten? bazen sığ buluyorum yazdıklarımı ya da sığ demeyeyim de klişe, orijinallikten uzak vs. her zaman olmuyor tabiy bu kendini harcama hali, bazen..

telaşın da, senin ve yazdiklarin gibi benzersiz.. o telaşının, yazdığın satırlara sinen bir müziği var, biz seni okuyanlar, hep onu duyabilmek için burdayız.

ben de özledim. :) ve de geldim.

sevgiler, öpücükler.

endiseliperi dedi ki...

sevgili neolitik hanım,
atonement filmi evet yer yer sıkıcıydı ve fakat hatun ne hoştu yahu. o yeşil elbisesi, havuzdan çıktığı an ve hatta o beyaz mayosu ile muhteşemdi. filmi sıkıcı yapan holüvut filmlerine alışmış zihnimizin beklentisine uygun olarak hoş bir final içermemesiydi belki. adalet duygumuz karşılanmadı. filmin atmosferi, o hoş görüntüler filan sanki gözenekli bir yapısı varmış gibiydi de ama heyhat nefes alamıyorduk nedense. bir de vanesa redgrave hangi filmde olursa olsun filmin havası değişiyor, daha hoş oluyor, değil mi? neyse.

dışardaydım, askeri okul formunu almaya gittim. bayağı bir yürüdüm, hava ne güzel. terledim biraz gerçi. çocukların oynadıkları askercilik oyunlarına bakılırsa askerlik sevebilecekleri bir meslek gibi ama, özgürlüğüne çok düşkün, gırgırı, şamatayı seven arçil'in ruhunu cendereye alacak kurallar silsilesi biraz sıkıcı. üstelik askerin yaptıklarını pek "şık" (heh heee) bulmadığımız bir memlekette yaşayıp sonra da çocuğun için askerliği düşünmek biraz çifte standart gibi sanki. neydi o bülent ersoy ebru gündeş tartışması, gördün mü? bülent ersoy erkek çocuğu sahibi annelerin vicdanı gibiydi de ebru gündeş ne sinirdi. ıyy.

neyse, neyse. ufaklıklar okuldan dönerler birazdan. sıcak simit almıştım gelirken, içine taze kaşar koydum, salatalığı öyle soyup tuzlayıp tabağın yanına koydum. meyve suyu da var, doymazlarsa kısır da. yarın arçil'in fen sınavı var. ev temiz akşama yemek de var, çalışmak için bol bol zamanımız var. belki formu doldurup okula götürmeye bile vakit kalır.

baharın gelmekte oluşu ne hoş, değil mi neolitik hanım'cığım? insan bir tohum gibi uyanmak filan istiyor gerçekten. bu kış 2 kilo aldmışım. onu verip 58 kiloya düşmek ve ahh nicole kidman gibi dimdik durabilmek için spor yapmak lazım.

durum böyle işte.

öpüyorum.

şule dedi ki...

pericim, ozan'ın sayfasina yorum birakmissin ya, takma adindan yola cikarak senle ilgili yaptigi yorumu yazmadan gecemeyecegim: "annem, senin bu arkadasin hersey hakkinda endise eden ama aslinda periler gibi cok iyi ve yardimsever biri galiba" :)

dgül dedi ki...

Tık, tık, tık !... Nerdesiniz?...
Bannerınızdaki değişimleri izleyip duruyorum ama; alışmıştık yeni yeni yazılara...
Umarım iyisinizdir ve herşey yolundadır.

cici dedi ki...

peri hanım nerelerdesiniz. merakta bıraktınız bizleri?
umarım iyisinizdir.

sevgiler. sibel; cafecihan

endiseliperi dedi ki...

sevgili dgül ve cici,
bir süre yazmayı hiç istemedim. öyle ki, bilgisayara bile yaklaşmak istemedim. kendinden başlayarak hayatla, işte o kendini ve her şeyi çok ciddiye alma halleriyle dalga geçtiğimde oluyor bu.

sonra, taşmış sütün ateşi söndürülmüş gibi, sakinleşiyor her şey ve ters yüz olan, kayan, sırası değişen görüntüler aynı yerlerine yerleşiyor ve sana da (bana yani:) hiç bir şey olmamış gibi yazmaya devam etmek kalıyor.

kısaca, buradayım işte:) ben de özlüyorum.

sevgiler.

Banu dedi ki...

ah o pave hawk'tan benim de var. kocaman oldum hala yapıp yapıp gururla seyrediyorum ;)

endiseliperi dedi ki...

ben, akşamları oturup sakin skin maket ya da puzzle yapan kızlara bayılırım banu. kızlarda genellikle olan hayatı tırmalama, merakla yaraları kanatma gibi hırçınlıklardan uzak gelirler. ve neredeyse doğal değildir. bir olmuş bitmiş, sakinleşmiş, durulmuş kız simülasyonu gibidir. benim aşk kırgını ya da yalnızlıktan sıkılan kız arkadaşlarıma önerdiğim bir tür meditasyondur bu. kafalarının içindeki acılı ve hüzünlü düşüncelerin labirentinde sükunetle yollarını bulmaları için verdiğim bir öğüt.

ama siz hangi banu'sunuz böyle, hem kocaman, hem kız, hem maket yapar, hem sevinçli, hem de kendine sevgiyle bakan? insanda elleri büyüse büyüse de, o kadar bir elle başınızı okşayıp aferin, dese, istetiyor.

ne güzel!