Salı, Mart 16

arıza




Ruhumuzdaki arızalar için şık kılıflar uydurabiliriz de bedenin arızaları bizi utandırır nedense. Arızası bedeninde olan biriyle karşılaşınca ona bakmanın mı, yoksa onu fark etmemiş gibi mi yapmanın daha az incitici olduğundan emin olamıyorum. Sokaktaki böylesi ani karşılaşma heyecanı içinde bocaladığımı ona belli etmeden, zoraki doğal bir bakışla perdeliyorum gözlerimi ki, anlamaz mı, anlar elbette. Doğallık çabası kadar çirkin çok az şey vardır. Bakmasam diyorum, onu tümden yok saymış olurum, ki ne büyük yalnızlık bu. Baksam bakışlarımızın arasına sakatlığı giriyor, illa ki giriyor... acılı bir anlayış, tüm bir sancılı tarih. Emin olamıyorum. Reha da Bora da aksaklığı severler. Bir bacakları aksasın isterler, ki gönülden isterler bunu, numarasız. Neden isterler? Dünyaya meydan okuyuşlarında kibre kaçan bir güç var da, oyunda zayıf gördükleri rakiplerini öne mi buyur ederler?... Yenik başlasalar da oyuna, kazanacaklarını mı düşünürler?... Dünyanın kazanma ve kaybetme matematiğine ilgisiz, aldırışsız olduklarını mı göstermek isterler? Kim bilir. Böyle dediklerinde gülerdim.



Carson Mccullers’ın kitabının merkezinde dilsiz bir adam var: Bay Singer. Ruhları arızalı, diğer çok sorunlu karakterler onun etrafındalar ve kendilerini anlatmak için, yalnızlıklarına iyi gelsin diye konuşmayı seçtikleri kişi, dilsiz Bay Singer. Birinin sessiz bir anlayışla bizi dinlemesi, şu korkunç, tuhaf hayata katlanabilmemiz için ihtiyaç duyduğumuz tek şey belki de. Dilsiz, dudaklarını okuyabilmek için pür dikkat bakarak dinler onları. Öyle yapmalıyız. Bizimle konuşanın gözlerine bakmalıyız. Konuşmaya duyduğumuz saygıyı göstereceğimiz asgari bir çaba, asgari bir nezaket bu. Ve yararı hayati olabilir. Ama sesimiz titremişse, ağlamak üzereysek, bedenimiz duygusal bir arıza haline geçmişse yani, isteriz ki, çevirsin bakışını, bakmasın bize.




Başlangıçta odasına gelip giden ve konuşan, sürekli konuşan ve ona kendilerini anlatan bu konuklarını hiç anlamamıştı Bay Singer. Zamanla dudaklarının hareketlerine o kadar alışmıştı ki konuklarının, söyledikleri her sözcüğü anlar olmuştu. Bir süre sonra da birinin ne söyleyeceğini daha onlar konuşmaya başlamadan biliyordu, çünkü anlam her zaman aynıydı. Bir çift olmanın anlamlarından biri de daha o konuşmadan aklından ne geçtiğini bilmektir derler ya, belki de birbirlerinin çok alıştıkları anlam bütünlükleri var böyle ve ne söylerse söylesin bu anlamı ifade edecektir ki konuşmaya gerek kalmaz ve bazen de dinlemeye. Sonrası… yalnızlık ömür boyu.

Ben elleriyle konuşan dilsizlere bakmayı çok severim. Büyülenirim ellerin öyle hızlıca bir anlamı ifade etmesine, o anlamla karşısındaki diğer dilsizin gülümsemesine ya da şaşırmasına. İnce, uzun, temiz giysili, nazik Bay Singer’in elleri hep ceplerinde. Dilsiz olan arkadaşı hastaneye kapatıldığından beri çok büyük yalnızlık çekiyor, çok özlüyor onu.



“Elleri bir işkence olmuştu kendisine. Hiç rahat duramıyorlardı. Uykusunda seğiriyor, oynuyordu, bazen uyandığında düşündeki sözcükleri şekillendiriyor bulurdu onları gözünün önünde. Sevmiyordu ellerine bakmayı, ellerini düşünmeyi. İnceydiler, kahverengiydiler ve güçlüydüler. (…) Bazen de yalnız olduğu zaman, aklı dostundayken, elleri farkına varmadan sözcükleri şekillendirmeye başlardı. Birden farkına varınca bunun, kendi kendine yüksek sesle konuşurken yakalanan bir insan gibi hissederdi kendini. Sanki yanlış bir şey yapmıştı. Utanç ve üzüntü birbirine karışırdı o zaman, hemen ellerini kenetlerdi arkasında. Bir türlü rahat bırakmıyordu elleri onu.”

s. 233



Dilsiz olmayı diliyorum ben de son günlerde… ellerini kullanmayı bilmeyen bir dilsiz. İstiyorum... ama sözcüklerin çekildiği o uğultulu yerde kaybolmaktan çok, çok korkuyorum.


12 yorum:

Adsız dedi ki...

Peri ne kadar özelsin... Bir kac gündür resimlerin ne kadar güzel... Sen hep yaz olur mu, biz de seni okuyalim.
Öff ne kadar bencilim di mi...
Sibel

Eleştirel Günlük dedi ki...

Sanki fotograflarin daha bir gizildi daha once. Simdilerde gururla cikmis ortaya sanki.

Daha onceki fotografina yaptigim yorumlara dayali olarak kendime pay mi cikarsam acaba?

Ehem :-)

endiseliperi dedi ki...

sevgili sibel,
denedim, yazmazsam ölüyorum.

teşekkür ederim, bolca yeni fotoğraf var. yarın için fotoğraf bakayım ve güzel müzikler bulayım.

sevgiler.

endiseliperi dedi ki...

:) sevgili eleştirel günlük,
ben teşvikle güzelleşen insanlardanım:) demem o ki, elbette yorumlarınızın katkısı büyük olmuştur. devam edin, bakalım daha ne kadar güzelleşeceğim:P

şaka yahu:)bir varolma, varoluşunu yeniden biçimlendirme uğraşı insana kontür çiziyordur belki, ortaya çıkarıyordur, belirmesini sağlıyordur. lakin gurur yok. insan, elinden gelmeyen bir şey için ne övgüyü ne de yergiyi hakeder. duymak güzel de, gurulanmak, ne bileyim budalaca olmaz mı?

sevgili eleştirel günlük, yalnızlığımızı paylaşmaya dönük dostluğunuz nedeniyle size, kendinizle hakkıyla gurur duyacağınız güzellikler ve kucak dolusu sevgiler gönderiyorum.

tavsan dedi ki...

Ne kadar genc gorunuyorsun (ve ne kadar guzel; elbette). Ben de oyle gorunmek istiyorum. Ve evet; senin de yukaridaki yorumunda yazdigin gibi insanin genel gorunusu kendi elinde degil; o yuzden birilerini cirkin diye asagilamak cok haksizca. Ya da guzel diye ovmek. Ama guzelligi ovulebilir elbet;)

Gecenki eli sigarali fotograflara hep "hani birakiyordun" yazmak istedim. "Hayir iste birakmiycam" demenden korktum yazmadim.
Bu baslik fotografi da Berlin ya da Paris gibi duruyor. Ya da iste bir Orta Avrupa sehri gibi.

Neyse, diyecektim ki; evet gitme.

endiseliperi dedi ki...

tavşancım benim, kutsal sözler bunlar:)teşekkür ederim yahu.

sigara meselesi fena. kendime izin verdim bir süre sigara konusunda. bahar gelsin, yürüyüş yapabileyim, öylece azaltırım. hatta bırakırım da kimbilir.

çok, çok öpüyorum seni.

sevgiler kocaman.

asliberry dedi ki...

Küçücük, bıcırık bir kız çocuğu gibi çıkmışsın. Aslında gerçekte de böyle küçük bir kız çocuğu gibi görünüyorsun. Bu fotoğrafın çok doğru çıkmış. Bayıldım.

endiseliperi dedi ki...

aslım benim,
olgun görünen fotoğraflarımı koyunca anonimler bir seks alarmı alıp iğneleyici, alaycı ve inanamazsın ne kötücül sözlerden silahlar kuşanıp nasıl da saldırıyorlar. ah!... inciniyorum biraz ve anlamıyorum. anlamıyorum bir insan bu denli kötü olmayı, bu denli kıyıcılığı nasıl yakıştırır kendine. engizisyon mahkemelerine, ku klux klan ayinlerine çok yakışan bu ziyaretçilerimin o karanlık zihinleri, bu denli kötülük mutsuz eder adamı ya, o sancılı mutsuz ruhları için bir açıklama yap, en anlaşılır halinden, yorulmadan anlat her şeyi, anlamaya cesaret edecekleri noktaya kadar ve bir ışık filan doğsun içlerinde bu anlayıştan ve yeryüzü onlar için de yaşamaktan zevk aldıkları bir yer haline gelsin, diye düşündüğüm de oluyor.

ben insana inanmam, değişeceğine filan, aslı. hiç! bir insanın değişmesi, kötülükten iyiliğe evrilmesi bir mucizedir. olur bu mucizeler. ama şu fotoğraflarıma bakıp bunlardan türlü türlü çirkin anlamlar üreten bu zihinler değişebilir mi? hangi mucize bunu gerçekleştirir? kim yapabilir bunu? benim yapamayacağım çok açık. istemem de bunu. ilk okuduğumda duyduğum şaşkınlık neden sonra bir aldırışsızlığa dönüşüyor, ki sözleri şeytani bir zekayı bile yansıtmıyor, metin olarak bile dikkatimi çekmiyor. sadece insan neden böyle kötü olmayı tercih eder, sorusu kalıyor aklımda. kendine bir faydası olmayan kötülüğün "şık" bir hali olacağını biliyorum da, onlar bunlardan değil. peri'nin hali bir zarara uğratıyor onları, bir şeyi tehdit ediyor onlarda. dönüp kendi hayatlarıyla yüzleşmeleri -ezberledikleri, uyuştukları, kat kat yalan perdeleri yüzünden görmezden gelmeyi tercih ettikleri sür gitsin hayatlarıyla yüzleşmeleri- gerekiyor. biliyorum çok zor ve acı verici bu. çok, çok tehlikeli. ama canım aslı bu yine de bir insanı nasıl böyle katıksız bir kötülüğe sürükler, bunu anlamıyorum.

onlara peri'nin geçmiş hayatındaki -ki vazgeçtiğim bu hayat onların idealize ettiği bir hayat, ki vazgeçtiğim adam sevgililerine havada karada bin basar-, her perdeden sorunları, sağduyulu her aklın, anlamaya dönük her zihnin ilişkinin böyle olmaması gerektiğini görebilecekleri örnekler vermeliyim belki de ve bu perdeleri öyle kat kat açmalıyız ki anlaşılabileyim. insan tuhaf ki, anlaşılmayı istiyor yine de. hele benim gibi kendini ifade etmeyi tuhaf bir görev bilinciyle yerine getirmeye çalışan biriysen. ama niye yapılmalı bu, eğer sezmek mümkünken bir çabasızlıkla sezilemiyorsa, niçin çirkinleşsin her şey. niçin, bora ile yaşanmış güzellikler bu açıklamayla gölgelensin. niçin bir kapının içeride bir yığın sorunlar yaşanmış olsa da güzellikleri baki kalacak şekilde kapatılması anlaşılmasın.

sevgili aslı, evet o fotoğrafta küçük bir kız çocuğu gibi çıkmışım. ama büyümeye uğraşıyorum. çok bedel ödüyorum bunun için, bedel ödemekten kaçmam.insan yıkılabilir de, derin bir mutsuzluğa da düşebilir. ama neden kaçınsın ki bundan?

ben büyürken hep yanımdasın, aslı... tüm inceliğin, desteğin, benim için çok kıymetli olan dostluğunla.

seni seviyorum. hep. biliyorsun.

yürekten sevgiler.

Journey to Orient dedi ki...

Sevgili Peri,

Yepyeni bir peri çıkıyor sanki ortaya. ya da hep ordaydı da görünmüyor muydu? huzurlu varoluş yahut isyankar yok ediş, duman duman bir tuhaf huzur...fotoğraflarına bakınca, yazdıklarını okuyunca böyle garip, çelişik tanımlar yapası geliyor insanın. ama her tanım halinde de güzel. kalbinin üzerinden bir yük kalkmış gibi, kiraz çiçek açmış gibi, sana bahar gelmiş gibi... :) taze, sıcak, özgür, asi bir şey.

güzel şeyler oluyor sana.

anonim saldırganlar bazı blogları arena ilan ediyorlar kendilerine, kusmak için. ne zeka emaresi var bunlarda ne mantık-ikisi bağlantılı değil mi?- sadece acıklı olmayan saf bir kıskançlık, alt anlamı bence.

umursamamaya çalış.

bu bir kişinin hayat yolculuğu.Peri'nin. birlikte yürüdüğü insanların tarafında olup taraf tutmak; izlenen yolu eleştirmek, kıskanmak, yönlendirmeye çalışmak izleyiciler için boş bir çaba ve gereksiz, etkisiz.

yansimaları bana çok hoş geliyor. tek söyleyebileceğim bu.

sevgiler...

endiseliperi dedi ki...

JtoO,
teşekkür ederim.

bu yorumunun ne kıymetli olduğunu biliyorsun.

sevgiler.

Butterfly dedi ki...

Sevgili Peri, ne zaman seni okumak için açsam gereken tüm gücü senden alıyorum, tüm hayranlığımla tüm kendime güvenmişliğimle yeniden yola koyuluyorum, bu yazını daha yeni yayınladığın dakıkalarda üzerinde buharı tüterken okumuştum ama derse yetişmem gerektiği için yorum yazmamıştım,bir de bazen yazılarını okuyorum bana yazılmış gibi bana özel bir mail gelmiş gibi ihtiyacım olan şeyleri alıyorum ve gün boyu bir gülümseme kaplıyor yüzümü öyle dolanıyorum ama şimdi soğuk bir Ankara sabahında bilgisayarımı açıp yeniden okuma ihtiyacı duydum, birine ihtiyacı olduğunda farkında olmadan orada, sadece kendın olarak ne büyük bir şey yaptığının farkında mısın? kelimelerin ve sen çok kıymetlisiniz benim için, okudukça büyülendiğimi bilmeni isterim, ayrıca ne zaman bir resmine baksam, yüklediğim anlamlar çoğalıyor sana.sevgiler

endiseliperi dedi ki...

ah butterfly,
sözlerin bana nasıl güç veriyor, ama nasıl, tahmin bile edemezsin.

ben, ankara'ya bile baharın geldiğini duydum. ışık dolu, neşeli, sevinçli baharlar geçir.

burdayım, butterfly... sana güç verecek yazılar yazmak için gücüm olsun benim de. amin.

sevgiler çok.