Cuma, Şubat 25

güz sonatı

"seni seviyordum. bu bir ölüm kalım meselesiydi."

dün gece izledim. hangi bergman filmini izlesem, en sevdiğimin o olduğunu düşünürüm, ama bu filmin yeri apayrı. bergman, çok sancı veriyor bu filmde.  en çok rol yapılan, en sahtekarca davranılan, sevginin doğduğu yer diye ezberlenilmişse de sevgisizliğin en çok yaşandığı, iletişimsizliğin sonuçlarının çok incitici olduğu aileyi düşünüyor. sistemin temeli aile ve ailenin yüceltilmesi zorunludur ya, ailedeki ezberlenmiş ilişki biçimi sıradan bir sürü filmde işlenir. hatta bir sürü ailevi ilişki de filmlerdeki bu klişelere öykünür. bergman çok gerçek bakıyor, o kadar samimi ve içerden. anne ve kızı arasında sorunlu bir ilişki var. film ikisinin yüzleşmesi üzerine kurulu. uzun yıllar ayrı yaşamış ve sonunda birbirini görmekten mutlu olan anne ve kızın ilişkilerinin olağan, sıradan kabuğundan, konuşmalarla daha derine gidiyor ve orada sevginin tohumu yerine çürümüş, hastalıklı bir şeyle karşılaşıyorsunuz. ikisinin konuşması her ne kadar elem dolu olsa da nefretin ifade edilmesi zorsa da bana kalırsa yine de kolay onların konuşması. çünkü benzer entelektüel derinliğe sahipler, birbirlerini anlamaya dönükler ve kavramlara aynı anlamı veriyorlar.



ben sevgi kavramını çok sorunlu görürüm. çok rol yapılır çünkü. sevgiden yapış yapış olmuş sözcükler etrafı renk renk şekere bular. güzel görünür, sahip olmak istersin; aa, kof, bomboş, yapmacık, güvenilmez, çarpıtılmış, plastik oyuncaklarmış meğer. şaşarsın. eğer kafaya takmışsan sahici bir şey yaşamaya, iyi bir temizlik yapman gerekir. kendi zihninde, o dışardan bulaşan, yalan dolan, çarpıtılmış, süslü, bayağı sevgi lekelerinden iyice arınman filan. şu aile denilen, korkunç, tehlikeli, vahşi deliklerde her kıyım sevgi için  yapılmıştır. orada her kötülüğün mümkün olması endişe terörü nedeniyledir.


bergman'ın işaret ettiği, çok evrensel, yaygın olan bir hal. kendimden yola çıkarak demiyorum yani. ailede iletişimin yolu, bir tuhaf,  huzursuz, adına sevgi denilen duyguyla tıkandığı için, öfke, kin, suçluluk duygusu ve hatta nefret, itinayla saklanır belleklerde. insan korkar, iyi kapanmamış olur da kapısı, bir gün ordan kontrolsüzce çağıldayarak akar diye. yüzleşmek çok, çok zordur çünkü. devletle kapışsan, orduyu karşına alsan daha kolaydır. insan bizzat aile içinde yapayalnızdır ve konuşamaz, kekeler. eğer aralarında sevgi duyacağı biri varsa, kulağına fısıldayarak konuşabilir, yusuf gibi.



insan işte adına aile denilen bu mağaralarda yaşamayı öğrenmeye başlar. her gün dener, dener. eva'nın dediği gibi... eğer biri sizi olduğunuz gibi severse, siz de en sonunda kendinize bakmaya cesaret edebilirsiniz belki. bu sevgi sözleri haybeye ve şiddetle ve canınızı epeyce acıtarak kullanıldığı ve epey de yozlaştırıldığı için, sizi gerçekten, kalpten seven biri sevgiyi ifade edecek sözcük bulamaz. sahteleşmiş, teatralleşmiş, kalp para gibi tıngır mıngır, kullanıla kullanıla hunharca harcanmıştır çünkü. sevgisizlik iletişimsizliği yarattığı gibi, bizzat sevginin iletimi de sorunlu hale gelmiştir.

aile, yakanı bırakmaz. yıllar da geçse yüzleşmek istersin. yüzleşmek hatıralarla mümkün ve herkesin kendi kartları vardır... sevgisiz, yalnız, örselenmiş çocukluğunu bir joker gibi saklar herkes. anlarsınız birbirinizi ve çözülmenin, o girdaplara fırdönerek akmanın hiçbir hayrı yoktur, biraz sükunet belki, varlığınız onun varlığına çok bağlıdır ve kahretsin ki, suçluluk dolu olmanızı engellemez haklı olmanız. yüzleşmek, incitmek demektir. bunu soğukkanlılıkla göze alamayacaksanız, o kapıyı sıkıca kapatmakta fayda vardır.

bir rol içinden ifadelendirilmiş sevgi, içtenliksiz bakış, kabuksu ilişki insanı örseler ve büyümeyi durdurur bu. ama illa da büyümen gerekir. insan bunu farkettiğinde yalnız olduğunu kavrar, kendini, kendisi büyütmeye çalışır. dener, dener insan yaşamıyı sadece kendi içindeki ışıktan güç alarak öğrenir ve kimbilir, belki de büyüyebilir. kendiyle uğraşan insan gerçekten sahici olmak ister, bir sürü boş, değersiz güç ve iktidar nesnelerinden arınmak ister. bir derviş gibi derinden, ta içerden bakar dünyaya. yalan söyleyemez kendine. çünkü aslında bir tek yalan vardır ve o yalan istila eder ruhu, salgın bir hastalık gibi. bundan kaçınmak gerekir. gerçekliği hissetmek bir yetenek meselesi olduğu kadar bir cesaret işidir de.

bergman filmlerini izlediğinizde onun, sizinle ilgili, ama o güne dek bilmediğiniz bir sırrı size açıkladığını hissedersiniz.

11 yorum:

Buket dedi ki...

Mehabaaaa:))
öğle uykusundan kalkınca çok mutlu oluyorum.sbah 7.45te kalkıyorum,iş 8te.15 dakikada pelini hazırla ve okula yürüyüş,çok hızlıyım.1 de işten çıkıyorum ve öğleuykusu..neyse işte şimdi de durum böyle.sana baktım ve bir bergman flmi..ne diyeyim??
ben de elimdeki kubrick filmlerini seyrediyorum.lolita..

endiseliperi dedi ki...

ooo günaydın, ne hoş bir düzen. bravo sana. öğle uykusu alışkanlığım hiç olmadı. ama biri zorladığı zaman da gayet güzle uyurum:) ama sonra da vakitlice uyanamam. uyuyan insan hep uyumak, uyumayan insan hiç uyumamak ister, şeklindeki fizik kuralına harfiyen uyarım:)

kubrick benim gönlümün yönetmeni değil. ona alışmak, kendiliğinden, doğallıkla sevebilmek için hakkınd ayazılmış bir kitabı okumuş, sonra bu sitede, hayatı ve yaptığı ilk kısa filmleriyle giriş yapmıştım. sonra kaldı. kubrick le izleyici olan ben hemhal olmayız, onu tedirginlikle, endişeyle, mesafeyle izlerim. sevmek lazım, derim:)

ama yeniden ve ısrarla izleyecek ve bir sabah uyandığımda kubrick'i kendiliğimden seviyor olacağım ben de:)

sevgiler çok.

şenay izne ayrıldı dedi ki...

"hakkınd ayazılmış" yazılmış.

endiseliperi dedi ki...

senin için:) bir kaç tane daha var:)

öpüyorum. sevgiler.

justine dedi ki...

Güz Sonatı'nı izleyeli çok oldu. Eski evde, tez yazdığım sıkıcı odanın bilgisayarında, tek başına, a, bir de çok çok karanlıkta izlemiştim. Tekrar dönmedim, uzun bir süre de dönemem zaten. Çok yorucu, acıtıcı bir film. Bergman, Bergman yapıyor derler bu film için, yönetmenin hoşuna gitmez bu. Bergman, kızın annesini doğurması fikrine saplanmış senaryoyu yazarken, keşke bu kadar takılmasaydı bu fikre. Daha derine daha derine inseydi. Hasta kardeşe gerek duymasaydı, ya da papaz kocayla arınmaya. Güç ve başarı yarışı sonra, Siyah Kuğu'da da böyleydi. Daha saf, daha sıradan bir şeyler istiyorum. Hayatımızı ele geçiren, kanatan ve "bu muydu kanayan yer" diye şaşırdığımız. Her allahın günü, her kavgada.

Ingrid Bergman'la tuhaf bir ilişkim var. Onu Casablanca'daki bayık ve donuk haliyle hiç beğenmezdim. Anlamsız ve yeteneksiz geliyordu bana. Sonra Rossellini ile aşkını anlatan kitabı okudum. Hani şu aşklar ve çiftler diye bir seri var ya, oradan işte. Çok şaşırdım. Hoşuma gitti, tabii şimdi bilemem ben neler yaşandı, aşkı uğruna terk ettiği çocuğu ve kocası ne düşündüler filan ama benim gördüğüm kadın çok tutkuluydu. Yetenekli, zarif, güçlü. Neyse, uzatmayayım bu film iki Bergman'ı ve haliyle iki güçlü kişiliği bir araya getirdiği için de önemlidir benim için. Liv'i hiç karıştırmıyorum aralarına, o canım benim. Çok tatlı:)

Canım Peri, bu filmler huzurluğun reçetesi, koysana kendine bir Recep İvedik filan, tamam çok mu sert geldi, o zaman Arçil'le Yüzüklerin Efendisi'ni izle sen de. Ne var yani, Bergman'ı sen mi anlayacaksın hayatına giren yüzlerce kadın anlayamamış da:p
Ay, çok komik oldu bu, bayıldım kendi lafıma:)

Sarıldım ve kaçtım!

justine dedi ki...

İnsan açken düşünemiyor gerçekten. Şimdi karnımı doyurdum ve bloğumdaki yorumlara cevap vermeden buraya geldim. Neden; çünkü senin yazdıklarına değil filme yorum yapmıştım ben. Öyleydi değil mi, unuttum şimdi.

İletişimin sevgiyle tıkanmasından bahsederken sen, sonunda "Yusuf gibi" diye bitirmişsin ya, kalbim acıdı. Kelimeler ne kadar yetersiz kalıyor bu konularda konuşurken. Bıçak sırtı, dokunulmaz.

Aile yakanı bırakmaz, bir bakışı hayatını cennete, bir sözü hayal ettiğin en kötü cehennem tasvirine çevirir. Bu filmi seyretmeye "cesaret etmek" yürek ister. Bir kere denemiştim, sanırım uzun bir süre tekrarı için bekleyeceğim. O aynaya yeniden bakmaya hâlim ve isteğim yok.

Sen biliyorsun, bugün -ve çoğu zaman aslında-, ayna karşımda duruyor. Hepimizin duvarında.

Eline ve düşüncene sağlık canım.

Sevgiler.

Hacivat dedi ki...

bir bergman filminin etkisinden sizi çıkartabilecek tek şey başka bir bergman filmidir ben bunu bu adamın yirmiyedi filmini izleyince anlamıştım, zamanla insan bu filmlerin değerini bir kez daha anlıyor.

endiseliperi dedi ki...

justine,
arçil hastaydı biliyorsun, tüm dikkatim ona ve hasta olmak istiyorum, diyen bedenim üstüneydi. yanıt yazamadım o sırada, kafamı toplayıp. 10 mart'a kadar istanbul soğuk olacak. bizim ev için de 5 derece filan daha düşür, o haldeyiz. ben zor zamanları daha kolay atlatmak için, evin düzenine daha bir dikkat kesiliyorum, tezgahta hiç bulaşık kalmasın, yatak anında düzenlensin filan... ve hep çorba kaynasın ocakta. şimdi de kaynıyor hakikaten ve ben mutfaktayım. iyiyim.

bergman, o filmde ne eksik, ne fazla muhteşem bence. rahip o cinnet ortam için tutunacak bir olasılık için orda olmalıydı. varlığına müteşekkirim. aile insanı kötürüm yapabilir ve büyümeni engeller, bir bebek gibi konuşamayan ve yürüyemeyen kötürüm kız bunun ifadesi olarak olmalıydı bence.

ingrid bergman'ı tasarruflu oyunculuğuyla severim, çok rol yapan, dişiyle tırnağıyla rol kesilen oyuncuları sevmiyorum. arada sıradan holüvud filmleri izlemeyi deniyorum, bazılarına hiç tahammül edemiyorum, derhal kapatıyorum. bazıları kötü ama iyiniyetli oluyor, devam ediyorum. yüüzklerin efendisi, harry potter türü filmleri aslında heyecanla izlerim. arçil'i yatağına uzatmış, ekranı ona yöneltmiştim ve servis halindeydim, birlikte izleyemezdik, hem ondan hastalık kapmamam lazım. en büyük korkum, ikimizin aynı anda hasta olması.

öpüyorum çok seni. sevgiler.

not: sen ne zaman 24 saatlik nöbete başlıyorsun?

endiseliperi dedi ki...

evet hacivat, çok kıymetli bir yönetmen bergman benim için de. zaman zaman mutlaka uğramak istiyorum ona. bu akşam hour of the wolf'u izlemeyi düşünüyorum, ama biliyorsun, çok, çok gerilimli bir bergman filmi. bakalım, cesaret edebilecek miyim?

uğradığın için teşekkürler. sevgiler.

Hacivat dedi ki...

şurada hour of the wolf namı diğer Vargtimmen'dan dem vurmuştum kısa süre önce güzel tesadüf http://zerkola.blogspot.com/2011/02/vargtimmen.html

endiseliperi dedi ki...

hemen okuyorum, hacivat. teşekkürler.