Cumartesi, Şubat 5

zor mu zor

beni iyi tanıyan dostlarıma sorarsanız, benim yalnızlık korkuma ve yalnız kalamamaktan duyduğum endişeye  eşit derecede gönderme yapacaklardır. bu ihtiyacı fiziksel olarak çözecek en pratik yol, kalabalık bir evde kendime ait bir oda. isterim ki bir de, sezgisi güçlü insanlar olsunlar ve kapımı kapamışsam, lütfen tıkırdatmasınlar. kapımı kendi isteğimle açmışsam en güleryüzlü, en özverili, en uyumlu, en tatlı insanı olurum dünyanın. ama değilse, dalgınlığımdan, huysuzluğumdan, aksiliğimden, alaycılığımdan yanıma yaklaşmayın.  içerde, odada ne yaparım? hiç. belki okurum, belki camdan bakarım, belki amuda kalkarım, önemli değil, insanın yalnız kalma hakkına saygı duyulmalı. insan düşünceleriyle genleşir, esner ve tekrar kendi sınırları içine çekilir. bu sürece dikkat etmek gerekir. öyle de, dengeyi nasıl tutturacağız, yahu!...  içeriye bileğini kesmek için girmediğini nerden bilelim!?diye sorar benim dostumsa gülmeyi de seven biri olarak ev kalabalığının bir üyesi. geçenlerde yeraltının adamı notlarında diyordu, medeniyet sadece duygularımızın çeşidini artırmıştır, diye. duygularımızın böyle çeşitlenmesi ilişkileri zora sokar. medeni insanın en büyük sorunu ilişkilerde sınır ve güven, bana kalırsa... sevdiniz, saydınız, ilişkiyi inşaa aşamasına geldiniz, ordan sonrası diyorum. bir ilişkiden, yani iki ayrı insandan bir bütün, bir elma meydana gelmez, kardeşim. gelmemeli de. herkes birbirinin şahsiyetine, zaafına, tiklerine, yaralarına saygı duymalı, onları onun bir parçası olarak kabul etmeli. birbirine yakışan iki bütün elmadan daha güzel ne var, allahaşkına!

 biliyorsunuz, arçil'le yaşadığım bu ev çok soğuk. ısıtmak sorun. ev, yaklaşık  300 m2 filan sanırım. 9. katta ve manzarası dağ, orman, deniz. yani doğanın hiddetine en açık vaziyette. yalıtımı da yapılmamış mı evin! geçen kıştan deneyimim var, benim odam, yani kapısını kapatmaya hakkım olan odam çok geniş ve ısıtamadım. dondum, bittim geçen kış. bu kış, arçil'in küçük odasına yerleştim. arçil'le çok ayrı karakterlere sahibiz, ama iyi anlaşırız.  iki arkadaş gibiysek çok da eğlenirim onunla. anne oğul olarak sürtüşürüz biraz. ancak, arçil de ben de ne kadar seversek sevelim birbirimizi, aynı odada birlikte yaşamak konusunda sıkıntı yaşarız, yalnızlık hakkımıza düşkünüz.

şu an mutfaktayım (iki dairenin ve onların ait oldukları iki geniş koridorun birleşme yeri mutfak. U harfinin tabanı, öyle düşünün). soğuk. bu akşam burada oturacağım, çünkü kendime dönük bir ilgim var. içeride, dizi izleyebilir, gazete okuyabilir, arçil'le ortak zevkimizin ürünü bir müziği dinleyebilir, çay içebilirim. ama mutfakta, kitabımı okuyabilir, jazz dinleyebilir (mutfak soğukluğuyla mavi. jazz dinlemek istiyorum burada), şarap ve sigara  içebilir (şu an shot bardağında tekila içiyorum, gerçi), kendi filmlerime dönebilirim. birazdan, bergman'ın persona  filmini izleyeceğim. bu filmi ne zaman izlesem, sanki çırılçıplak kendimle karşılaşmışım gibi bir ürküye kapılıyorum. bu nedenle erteleyip durdum bu defaki izlemeyi. ama kararlıyım: bu akşam persona izleyecek, yarın da flaubert'in son bir kaç sayfası kalmış gönül ki yetişmekte kitabını bitireceğim.  böylece şu tarihe kadar görmezden geldiğim, kısa ve oyunbaz şubat'a özgür bir zihinle n'aber corç? diyeceğim.

9 yorum:

Buket dedi ki...

lütfen bergman deme :))

justine dedi ki...

Hey, sarhoş muyuz?:p Hoş sen benim gibisin bu konuda sanırım, içmezsin çok fazla, ne bileyim yine de belki. Akşam çay demledim, bitti, çerez koydum, sıkıldım. Yarın erken kalkmam gerek ama yine iki üç saat uykuyla gideceğim orası kesin. Sonra sonra, hah tamam şimdi de bir kadeh beyaz şarap. Oda soğuk ya, bir ihtimal ısınırım:) Hem ben acıktım şimdi, çok acıktım. Sevgilim İstanbul'da ve ona telefonla bana yiyecek bir şeyler hazırlasana canım, dedim:) Hah ha, çok umutsuzum anla!
Ve bu geceki seans da bitti, siz çok sağolun olur mu peder?:p

Bergman, peder, içki, katharsis; gecenin özeti, ben bildim!:)

endiseliperi dedi ki...

geleceğim birazdan;)bana mı diyorsun umutsuzum, diye, allah çarpar adamı:) geleceğim birazdan, evet. sen uyu, uzar benim işim daha. n'aber buket?

justine dedi ki...

Ben uyuyorsam nereye geleceksin, içmişsin sen ya da kafan doğuştan dumanlı:p
Benim işim var daha, bitmez işler. Hiç bitmez!

deniz dedi ki...

ah peri, flaubert'in gönül ki yetişmekte'si nasıl peri, biraz anlat peri, bende de var, korkuyorum başlamaya, zor mu zor geliyor!

endiseliperi dedi ki...

buket, dedim, bir süre daha diyeceğim de:) sen alamadın değil mi bergman filmlerini? hay allah, bir çaresini bulacağız artık. sevgiler.

endiseliperi dedi ki...

yahu nereye geleceğim, justine! benim seyahatim bilgisayar ekranında işte, filme ara ver, siteye dön vs. kafam dumanlı değil anlayacağın:P uyumadın mı sen hala? ben de uyumasam ya. kahve içsem ve sabahın köründe, bir yol keşfettim burda (anayollardan biri de, ben daha yenice keşfediyorum burnumu dışarı çıkarıp:), orada yürüsem, diyorum. bir cafe var orada ve adaların hepsini görüyor. sordum, 8.00 de açılıyormuş, çay, kahve de hazır olurmuş, yürüsem, orada gazetemi okusam, ha? şahane olur valla. yaparım belki.

öpüyorum.

justine dedi ki...

Ben sohbeti hiç yarım kesmem, cevabını bekledim ve şimdi yatıyorum:p Bahane olsun bana! O, bekliyor telefonda, ve kızıyor tabii:) Yol tehlikeliyse yürüme, ama kafeye gidip kahveni, çayını iç.

Dilemma fakat çözersin sen, hoşça kal:)

endiseliperi dedi ki...

denizcim, flaubert benim yıllardır korkulu rüyamdı. neden bilmem, bazı yazarlardan ürkerim. bu kitap da bitmek üzere. yaklaşık 600 sayfa filan. zaman zaman, zorlanmadım da, bıkkınlık geldi, sonra iyi geldi. yazacağım, ama korkarım yine conrad bağlamında yazacağım.

hangi ruh halindesin acaba, bilemiyorum ki, başla derim öyle ezbere, olmaz belki. kitap okuma zevkinin yanına azıcık görev duygusu eşlik etmeli, onu diyeyim, buna gücün varsa, oku. öyle ya da böyle bu kitabı edebiyatla ilgilenen herkesin okuması gerek bana kalırsa. çünkü yazarların sevdiği yazar öncelikle flaubert, yani senin sevdiğin yazar, flaubert'i okumuş bir yazar, onu anlamak için bile okumak gerek. benim kitap seçimlerim biraz planlıdır ama yine de insiyaki bir hali vardır. arada başka kitaplar okudum, çünkü kitap okumak biraz yemek yapmak gibi. ben uyurgezer gibi gidip yeraltından notlar kitabını aldım mesela flaubert okurken. çünkü öyle bir tat gerekiyordu benim için. şuurlu değil ama benim okuma dünyam öyle bir yol izliyor kendi içinde, ben de uyuyorum, hiç pişman olmadım.

demem o ki, dinle bir kendini... sonra, başlamak da başarmanın yarısı biliyorsun. mesela ben proust'u parçalı okudum çok, tekrar, sıralı okumam lazım. ama gücüm yetmez şimdi buna. YKY dan toplu olarak, nefis iki cilt içinde basmışlar bir de, almak lazım. ama nasıl pahalı. az önce yeni yıkayıp ütülediğim eşofmanımdan 50 papel çıktı:) yolda bulmuş gibiyim parayı, kendime sevdiğim bir kitabı alacağım onunla hemen. ama proust almam sanki. sanki musil'in niteliksiz adam'ını alacakmışım gibi bir his var içimde. bakalım...

durum böyle. uzattım. ne derler, bilirisn; aklında duracağına, al kitabı okumaya başla.

sevgiler.