Cumartesi, Haziran 18

zafer

sahaftan içeriye girdiğimde  dost kitapların arasında bulunsam da ürkek olurum. her nedense hep bir şeylerle meşgul olan sahaf, onu rahatsız etmişim, huzur dolu sessizliğini bozmuşum gibi kaş altından bakar. burası müşterinin hep haklı olduğu, satışın tek öncelik olduğu tecimsel mekanlara benzemez. meselen ciddi mi, sen o meselenin adamı mısın, bakalım. bu mekanın huzuruna çıkmadan önce daha kapıda sesimi temizler, derin bir nefes alırım.  birkaç dakika sürecek mizanseni kafamda kurarım, içeriye girerim. ama adımımı atar atmaz, sanki sahneye ilk kez çıkmış da sessiz ve yargılayan kitap seyircilerinin, geleceğin dergiye yazacağı yazıya  bağlı aman vermez eleştirmen sahafın insafına kalmış gibi dili dolaşan acemi bir oyuncuya dönerim. hayret, sesim sandığımdan gür çıkar ve son bir kendine güven kırıntısı ile neşeyle, "conrad'ın zafer kitabını arıyorum. var mı sizde?" diye sorarım. bu çınıltılı, parlak ses, yerlerine huzurla yerleşmiş tozları kaldırır da kül yutmaz sahafın ilgisine mazhar olmama yetmez. gözlerini hiç kaçırmadan sıkıntıyla bana bakmaya devam ederek düşünür. düşünür ama o bakışın arkasında, "sen o kitabı okuyacak yeterlilikte bir adam mısın? aradığın kitap burda varsa bile özenle oluşturulmuş bu dağınıklık içinden onu çıkarıp bu düzeni bozmama değer misin?" der gibidir. sahafa yaltaklanmak için uyuklayan miskin kedisinin başını okşarsın, ama o da  sahibini layıkıyla temsil edecek yetkilerle donanmış gibi, hiç oralı olmaz. "yok," der sahaf, "zaten baskısı da durdu o kitabın."

neredeyse rahatlayarak kapıdan hızla çıkar, tuttuğum nefesi bırakırım. rahatlamamın nedeni bu zorlu sahnenin bitmiş olmasından ziyade, conrad'ın zafer kitabını arayış maceramın sürecek olmasındandır. kitap ulaşılmaz oldukça ona tutkum artmakta; gelecek, bir mutluluk vaadiyle hep önümde durmaktadır. içimde o kitabı arayan mekanik ısrar hiç dinmesin; o arayış dürtüsü hep sürsün istemekteyimdir. sahafta yaşadığım o sıkıntı mekanın dayattığı bir sıkıntı değildir de, o kitabın sıkışık raflardan çıkarılıp bana uzatılarak bu maceranın sona ermesinden duyduğum endişedir. ben, conrad'ın zafer kitabını bulamama umudu ile onu aramaktayımdır. tam tamına söylersek; endişem, kitabı bulmaya çok yaklaşmış olmamdandır.

bir yandan da şöyledir; conrad'ın zafer kitabı hakkında pek bir şey bilmem. o, bulunamazlığı ile önemlidir. bir adamın dünyadan el etek çekerek bir ada'da münzevi bir hayat yaşamısının hikayesi olduğunu bilirim. kitabın kapağının rengini koyu bir mavi olarak tahayyül ederim.  böylelikle bir kurtuluş, bir huzur imkanı olan ada fikri ile, kitabın kendisi örtüşür. kitaba ulaştığımda, bir adada bulacağım huzurun aynısını yaşayacağım zannı ile avunurum.

bazen sahnede çok kişisel nedenlerle rolüm değişir. o gün kendimle dopdoluyumdur ya da çevreye ilgisizimdir, yapayalnızlığım beni görünmez yapmış gibidir vs... sahaftan içeriye girer; hiç onunla ya da kediyle gözgöze gelmeden, hiçbir şey de demeden rafları incelemeye başlarım. bazı kitaplar, conrad'ın zafer'inin ipucu gibidir; şu, saklanan nesneye yaklaştıkça 'sıcak!' diye bağırıldığı çocuk oyununda olduğu gibi sıcaklık artmaktadır. bedenimden uzaklaşan, uzaklaştıkça uzayan kolumu görürüm, elim mavi sırtlı kitabı sıcak bir ekmek gibi kavrar, kendine doğru çeker... hayır. değil. "afedersiniz, sizi birine benzettim" der gibi şaşkınlık dolu bir mahcubiyetle kitabın kapağına bakar, sayfalarını çeviririm. bu durumda kendimle bir oyun oynarım; mış gibi yapma oyunu; aradığım kitap oymuş, aradığımın yerini kapladığı için onun yerine geçebilecekmiş gibi yapma oyunu. kitabı alır, çantama koyar, eksikliği yalancı bir tatminle gidermekten mi yoksa istediğime ulaşmış olsaydım duyacağımın o hep yetersiz kalan tatmin duygusu olacağını tahmin etmemden mi bilmem, hüzünlenirim.

conrad'ın zafer kitabına kavuştum. macera, esrarını aslında kafamın içinde oluşturduğum mizansenden çok farklı, gündelik yaşamın capcanlı, hızlı yolunda ilerledi. justine aradı; sevgilisiyle sahafta dolaşırken conrad'ın "saadet yolu" adlı bir kitabına rastgeldiklerini söyledi. aradığım kitabın adını sordu, "zafer," dedim, çarçabuk da ekledim, "ama yokmuş, basımı durmuş." justine'in sevgilisi itiraz etmiş; justine, telefona, bana dönüp, "yo, hayır, piyasada varmış," dedi. ısrarla olumsuzladım bunu. ertesi gün neo'dan mektup geldi; iletişim'in  conrad'ın zafer kitabını bastığını yazıyordu. mektuba linki de iliştirmiş. justine ve sevgilisini yanıltmış olmanın suçluluk duygusuyla derhal arayıp, söyledim. justine, "aa, tabii, biliyorum," dedi, "önsatışta ama, henüz satışı yok ki!"

dün, okul karnesini birlikte aldıktan sonra eve dönmek isteyen arçil'i otobüs durağına bırakıp, verdiği ruhsal tedirginlikle beni zorlayan; köhne, karanlık tozlu köşelerinde esrarlı hayalet fısıldaşmaları duyar gibi olduğum; sahibinden, insanlığın kadim bir sırrına sahipmiş gibi ürktüğüm; çok sevdiğim, ama çok çekindiğim sahafları değil de  kitapçıları dolaştım. conrad'ın zafer, murat uyurkulak'ın bazuka kitaplarının hiç dokunulmamış onlarca kopyasından birini aldım. kitabı, kütüphanedeki conrad rafındaki yerine koydum. melville'in sıkıntıdan değil, çok, çok beğendiğimden yavaş okuduğum kitabı moby dick bittiğinde, zafer için hazır olacağımı umuyorum.

28 yorum:

MetinTulu dedi ki...

Hey allahım, ilk paragrafa katılmamak elde mi?

İrili ufaklı her mağazada haklılığımızı teslim etmeye hazır binlerce kasiyer, stand görevlisi, mağaza personeli vb varken, bu adamların karşında böylesi tedirgin olmak...
Ne demeli bilmem ki; "hislerime tercüman olmuşsunuz" klişesine sığınacağım izninizle

Kitap okumak bir ayrıcalık değil haktır.. Sahaf terörüne son !

endiseliperi dedi ki...

:)
teşekkür ederim. karşılarında tir titresek de sahafları seviyoruz. bize, "ne aradığını gerçekten biliyor musun?" "isteğin konusunda ne kadar ısrarcısın?" "bu kitabın buraya uğrayan serüvenini kendi evinde layıkıyla sürdürmeye muktedir misin?" gibi sorular sordurtan, kendimize verdiğimiz yanıtlarla, ben kimim? gibi daha derin meselelere kadar varmamıza neden olan sahaflar için üç kere "yaşa, yaşa, yaşa!":p

sevgiler.

Hegesias dedi ki...

Bir yıldan beri eski kitapçı açmak için debelenip duruyorum(görüyorsunuz işte sahaf diyemiyorum, sahaf korkusu demek ki bende de var.) Olur da bu çocukluk hayalimi gerçekleştirirsem ve siz kitapçıma gelirseniz, kitaplar arasında rahatça dolaşasınız diye masanın altına saklanacağım konusunda sizi temin ederim. Ne de olsa bir kitap aşığının velinimeti bir diğer kitap aşığıdır.

endiseliperi dedi ki...

ah, hegesias, ne hoş bir plan! nerede açacaksınız, izmir'de mi, istanbul'da mı? bana bildirin mutlaka, olur mu? umarım açarsınız, yürekten diliyorum bunu. masanın altına filan saklanmayın, sahafların şanına yakışır şekilde, ketum, esrarlı, hakedilmiş bir küstahlıkla durun orada:)

sevgiler.

Atze dedi ki...

Birgün Taksim'deki bir sahafa Ritsos'un herhangi bir kitabını sordum "Ben okumuyorum onu!" dedi, özür dileyerek uzaklaştım.

Kitap fuarlarında normal olan "bir alana bir bedava" gibi kampanyalar düzenlenir, ikizlere takke dercesine kitap satarlar(kendileri takmazlar). Memleket kadınları serisi miydi ne, tezgahta duruyor İzmir'li kadınlar, Trabzon'lu kadınlar şeklinde. Birini kaldırıp fiyatını sordum, şöyle hızlıca süzdü beni baştan aşağı "ayol sana ne İzmir'li kadınlardan!". Hiç almadım o kitabı. :)

Evet, insanı kendinden şüphe ettiren sahafları seviyoruz.

Sevgiyle.

Hegesias dedi ki...

Bir yıldır kitapçıyı açmaya çok yaklaştığım zamanlar da oldu, bu işten tamamen vazgeçtiğim zamanlar da. Şu aralar durum hala muallakta. Ama kitapçıyı bir gün açacak olursam, bundan sizi mutlaka haberdar edeceğim. Yolunuz İzmir'e düşerse de, hayallerimin mekanında sizi ağırlamaktan mutluluk duyacağımı bilesiniz. Conrad'dan ve diğerlerinden bahsedip, karşılıklı şöyle koyu bir kahve içeriz.

endiseliperi dedi ki...

çok iyiymiş, "okumadığım kitabı satmam!":)

bir keresinde adana'da bir kitapçıda, aradığım kitap yokmuş, başka bir kitap önerdi onun yerine, çok satıyoruz bu kitaptan, diyerek:)

başka ürünlerin satıcılarının cahili önemli değil de, kitapçının kitabı bilmesini bekliyorsun.

hep beraber, "sahafları seviyoruz!":)

öpüyorum çok.

endiseliperi dedi ki...

hegesias, siz eğer kitapçıyı açarsanız, yolumu kesinlikle izmir'e düşürürüm artık. izmir'de sevdiğim öyle çok şey birikmeye başladı ki.

sevgiler çok.

justine dedi ki...

Canım!
Şimdi kahvaltı yapıyoruz, odadan çıkmadık daha. Müzik dinleme bahanesiyle netbook'u aldım yatağa, senin yazını açtım ve ona da okudum;)
Çok doğru bir yazı bu, aynı şeyleri hissediyorum, C. katılmıyormuş ama (ona kim katılsın;p) ben yazının altına imzamı atarım.
Şimdi kaçtım, çoook öptüm.

p.s.: İzmir'e açılacak sahaftan benim de haberim olsun lütfen, Hegesias sözüm size.

endiseliperi dedi ki...

justine,
fısıltıyla konuşuyorsun gibi okudum:) günaydın. teşekkür ederim canım, katıldığın için bana:) C'ye katılan çok vardır. olmazsa biz katılırız ona, n'olcak ki?:)

öpüyorum ben de. sevgiler, selamlar.

neolitikhanim dedi ki...

benim kitaplıktan çıkardığım kitapları götürüp yerine eski polisiyeler aldığım sahafla hiç böyle diyil ilişkimiz. sahafın yüzü gülüyor beni görünce :) e tabiy, bi torba kitap bırakıp, en fazla 2-3 kitap alıp çıkıyorum. zaten dükkana da çok hakim bir hali yok, kaotik bir düzen var içeride, şu kitap var mı sorusuna alacağınız yok cevabından asla emin olamazsınız, çünkü o raflardan birinde olma ihtimali yüksektir.

karşının sahafları aksiymiş epey :) bir gün galatasaray'dakilere bekleriz.

öptüm çok.

endiseliperi dedi ki...

öyle sanıyorum ki benim aslında sahaf deneyimim ve kültürüm çok yok. o nedenle böyle karşılarında şapşala dönüyorum. ben aslında sahaflarda, sen bilirisn, harry potter'ın okul gereçlerini aldığı sokaktaki dükkanlar var ya, o duyguyu yaşıyorum. o kaotik düzende ve sahafın sırlı yüzünde sanki esrarlı bir şeyler hissediyorum. beni de klana alsınlar ben de o sırra vakıf olayım istiyorum. hiç yüz vermiyorlar:)

bir gün galatasaray'a geleyim ve birlikte dolaşalım neo'cuğum. yanımda olursan bu korkumu aşarım diye düşünüyorum.

öpüyorum çok.

erhan b. dedi ki...

geçenlerde bir arkadaşımla kızlarağası hanı'nın kenarında bi sahafa gittik. çizgi roman arıyorum. arkadaşım da benimle takılıyor. birbirimizi eski dergilerin acayiplikleri ile eğlendiriyoruz.

derken içeriye iki kadın girdi. sahafla selamlaştılar.

derken sahaf, hadi o güzel sesinle bizi onurlandır, dedi ve kadın şöyle hafif diyaframını düzeltip birden bi şarkı okumaya başladı. çok güzeldi sesi. klasik bi şey okuyordu ve çok doğal bi şekilde üstesinden geliyordu. ama nedense çok mahcup hissetmiştim kendimi. hani bi yakınınız bi şey yapar da onun yerine siz mahcup olursunuz ya, öyle bi şey. elimde eski bi hey dergisi vardı, gözlerimi bi kez olsun o dergiden kaldırıp kadına, o esnada ritm tutan okuma gözlüklü sahaf'a bakamadım.

kadın üç şarkı okudu.(söyledi veya seslendirdi de diyebilirdim ama okudu demek duruma daha uygun olacak) konser bitti, alkışladık,çaylar geldi. o arada sahaf bize de söylemişti çay. beş kişiydik: sahaf, güzel sesli kadın, arkadaşı diğer kadın, ben ve arkadaşım.

taburelere oturduk. çaylarımızı içtik, kitaplarımızın ücretini ödedik, teşekkür ettik ve oradan ayrıldık.

yüzlerimizde aptal ama mutlu gülümseme:)

endiseliperi dedi ki...

:)erhan bey, çok komik. durun biraz daha güleyim.:)

şöyle şarkı söyleyerek ortamı rahatlatan bir müşteri daha olmuyor ki ben de sahaf korkumu yeneyim. belki de bir sahaf'a girdiğimde ben teklif etmeliyim; size bir şarkı okuyayım mı, diye:) sesim de güzel değil ki, ortam daha da gerginleşebilir. girip öyle dans etmeye başlasam, o da tuhaf olur sanki.

ama bir fikir verdiniz, teşekkür ederim:) çok tatlı bir hikaye.

sevgiler.

Hegesias dedi ki...

Sevgili Justine, eğer kitapçıyı açacak olursam sizi de Peri'yle birlikte kitapların yamacında sohbete beklerim. Siz sahaf korkunuzu yenersiniz, ben de sahaf olamama korkumu. Dayanışma ruhunu kaybetmemeli.

sibel dedi ki...

merhaba,
ben nadir kitap'ı öneririm.belki bir alternatif olabilir:)http://www.nadirkitap.com/zafer-joseph-conrad-kitap1011543.html

Buket dedi ki...

pericim, conrad'ın 3 kitabını okudum.talih, narcissusun zencisi, karanlığın yüreği..nasıl bulduğumu kısa kısa blogumda yazdım.şimdi de zafer'i merak ettim..

endiseliperi dedi ki...

hegesias, siz yenin o korkunuzu ve açın o kitapçıyı. ben gönülden destekliyorum sizi.

sevgiler.

endiseliperi dedi ki...

sibel, hem de yarı yarıya ucuzmuş. hay aksi! nadir kitaptan ben bir kere bir kaç kitap getirttim kargoyla. teşekkür ederim.

sevgiler.

endiseliperi dedi ki...

buket, aynı zamanda okuruz belki zafer'i. ee, conrad okuyor fotoğrafı nerde o halde?:)
sevgiler, pelin'e öpücükler.

not: baykuşlu yastığa ve boyalı taşlara hayran oldum.

Buket dedi ki...

yaa çok tembelim , olacak inş :))

endiseliperi dedi ki...

:)

TOLGA dedi ki...

ciltlenmeyi bekleyen eski çok kitabım var. sizi okumayı özlemişim:)

tolga

justine dedi ki...

Üst yazıyı yoruma açsana şekerim, header'ın güzelliğini söyleyecektim ki bu övgü en çok o yazıya yakışır.

Şimdi postaneden geldim, bir duş alıp oturdum, dondurma yemeden önce kısa bir mola; header fotosu mükemmel!
Kiraz, bacaklar ve eller, çiçekli etek, taşlar ve gölge... Kelimeler güçsüz kalıyor, hem "fotoğraftan daha anlamlı, daha doyurucu ve daha meraklı ne olabilir ki?"*

*Elbette, Kara Kitap ve Galip.

endiseliperi dedi ki...

ya tolga elinden geliyorsa o işler, şu benim moby dick'i de ciltlesen ne güzel olur. ihsan oktay anar gibi parça parça okuyorum kitabı.

hmmm... eee... ben burdaydım hep, niçin özlemiştin, internetsiz nereye düşmüş olabilirsin allah korusun:)hangi beddualara uğradın da internetsiz kaldın! çok geçmiş olsun, allah bir daha göstermesin:)

amin!

:p

sevgiler.

endiseliperi dedi ki...

amanın, hemen açtım. övgü dolu yorumlar için aceleyle açıyorum:p

teşekkürler, öpücükler.

TOLGA dedi ki...

tamam ciltleteyim.
internetsiz bir yere düşmedim,hatta
bazen izledim sizi:)

endiseliperi dedi ki...

yok kalsın, ciltletmeyi ben de bilirim. hani ola ki bir yetenek, sessizlik içinde uğraşılan bir ilgi vs geliştirmişsindir, diye dediydim. kitabı ciltçiye ver, sen yandaki birahaneye gir. anlamsız.

ee, sen okumayı özlememişsin, konuşmayı özlemişsin o halde. hatta öyle bir özlemek ki sağa sola özledim, özledim, özledim (ben üç tane özledim yorumuna rastgeldim, ondan üç tane yazdım:) demekten başka bir şey de diyememişsin nutkun tutulduğundan:)

dalga geçiyorum, ya tolga, takma.

hoşgeldin, diyelim o halde.

sevgiler.