Pazar, Ağustos 28

alaturka


akşamları tüm mahalle sonuna kadar açık hoparlörden hocanın vaazını ve sonrasında söylenen ilahileri dinledi tüm bir ay boyunca. sokak lambalarının altından geçerek, iftar yemeğinden, teravih namazından dönenlerin tıpırtılı ayak sesleri, mırıltılı sohbetleri duyuldu. akşamüstü otobüsten elinde paketlerle inen yorgun erkekler evlerine dönerken sokakta oynayan çocukların saçını okşayıp, şakalaştılar.

camlarda kırmızılı, mavili eşarplarını sarmış hanımlar birbirlerine laf atarak cam silip, halı silkeliyorlar. bizim sitenin yöneticisi, sınıfımızı belirleme telaşında, bizde halı silkeleme gibi avam şeyler yasak. yılda olsa olsa bir kez elektrik kesintisi yaşıyoruz ama, hanımların mumlarla merdivenden aşağı inmesinden rencide olan yöneticimiz, jeneratörlü lambalar ekledi her kata. en pahalı boyayla boyattı apartman içini, kapının her iki yanındaki saksılarımıza kırmızı güller ekildi.

marketimizin meyve reyonlarında rengarenk şekerler ve madlen çikolatalar da var; az önce döndüm ordan. alt kat komşu yine hastalığından bahsetti. elimdeki paketleri yere bırakıp dinledim. sıcaklara, neme çok dikkat etmek gerek dedim yine, başımı yukarı, bulunduğu pencereye çevirmekten yorgun.  işini süper ciddiye alan yöneticimizle  apartmanın gidişatı hakkında müzakerede bulunduk her zamanki gibi. onun benim hakkımda bir imgesi var ve bu imgeye ben de sadık kalmaya çalışıyorum. güller için demir oranı fazla olan bir vitamin önerdim. eli çenesinde dinleyip, başını salladı. apartmanımızın saadeti ikimizin de ortak ülküsü çünkü.

bugün ben de mahalleliye katılıp evimi temizledim. odaların şeklini değiştirdim. mis kokulu nevresimleri çengelli iğneleri gizleyerek iyice gererek serdim.  terası çamaşır suları ile yıkadım. kuşların leğenini temizleyip, taze su koydum. sonrasında,  suyun, terasın ahşap tavanında oynaşmasını izlemeyi seviyorum. sabah erkenden çiçekleri suladım, terasa çıkarıp biraz havalandırdım. kumu değişir değişmez farkeden tina, mutfağa gelip çenesini şöyle bir kaldırıp teşekkür etti. bi şey diil, tinacığım, dedim. bir de hapşırdığımda , çok yaşa, demeyi öğretsem ikimizden iyisi olmaz bu dünyada.

birazdan dersaneden çıkan oğlum arayacak her zamanki gibi. istediğim bir şey var mı, diye soracak ve ben her zamanki gibi radikal alırsan sevinirim, diyeceğim. o aradığında, kemiksiz tavuk butunu baharatlayıp kızartacağım, makarna suyu koyup ocağa, salata malzemelerini yıkamaya başlayacağım. sirkeli su içinde bekleyen çavuş üzümü, şeftali, elma ve armutu servis tabağına çıkaracağım şimdi. bazı günler meyvenin içine gömülü bir çekirdek gibi huzurlu hissediyorum kendimi...  geçmiş, şimdi ve geleceğin bir parçası gibi.

32 yorum:

Vuslat AKTEPE dedi ki...

Hoş bir yazı olmuş. Benim oturduğum site de oldukça takıntılı bir yönetici var. Aslında bir yönetici ekibi demeliyim. Buraya gelmek için yola çıkmadan iki gece önce şortla aşağıya indiğimde bana öyle garip baktı ki sinirlendim bende tam karşısındaki banka oturup kitap okudum. Yarım saat geçmedi ki yanıma geldi. Siz şu daireye taşınan yeni kiracısınız değil mi? dedi evet diye cevapladım onu. Ondan sonrası adamın uzunca bir süre sitenin nezihliğinden, muhazakarlığından dem vurmasını dinledim. Hemen üstümdeki diğer bekar bayan kiracıdan bahsetti. Çok harikulade biriymiş, sabah işe gider akşam kafası önünde evine girermiş bir daha kafasını bile göstermezmiş.... Böyle uzadı konuşma, sakince dinledim adamı. Ondan sonra da usturuplu ama oldukça ağır bir cevap verdim. Ondan sonra beni gördüğü gibi yolunu değiştirmeye başladı. Garip oysa peyzaj için güzel fikirlerim olabilirdi, her neyse.
İnsan size özeniyor yazılarınızı okuyunca, hoş, güzel bir düzeniniz var. Ne güzel.
Hep böyle kalması dileğim ile...

endiseliperi dedi ki...

bu mahalle muhafazakar evet, ama ben onlardan daha muhafazakar görünüyorum sanırım:) başı önde dalgın yürüyüşümü muhtemelen bu muhafazakarlığa bağlıyorlar:) yöneticiden ara sıra bahsediyorum burda; bir ayağı aksak, çok kibar, alıngan, titiz, muhtemelen huysuz biri. eşi ile aşk ve kavga dolu bir ilişkileri var sanırım, arasıra evsahibem bahseder onlardan nükteyle;) geçen gün eşi ile bahçede karşılaştık da elinde telefon bekliyordu. hayırdır, dedim, yazlıktaymış da eşi, kocam bugün aramakta 10 dakika gecikti, dedi:) 55 yaşlarında filanlar, çok hoşuma gidiyor halleri:) ısrarla beni evlerine, yazlıklarına tatile götürmeyi teklif ediyorlar. sanırım, bu içekapanık, utangaç, evden dışarı adımımı atmama hallerime üzülüyorlar; kederini içine atıp, herkese güler yüz gösteren içli bir sanıyorlar beni. muhtemelen öyleyim, ama onlara gidip ne konuşabilirim, hiç bilemiyorum. kibrimden değil, telaşlanır, neyi, nasıl anlatacağımı bilemem. ev ziyaretinden oldum bittim çok ürkerim. hele de klasik ev düzeni olan evlerden. komşular beni çok seviyorlar yine de. hepsi de beni evden çıkarma telaşında. sanırım merak duygularından çok, bir tür üzüntü geliştirmişler bana ilişkin de ondan. oysa hep güler yüzlüyüm.

böyle işte. ben aktif olarak mücadele edebilen biri değilim. kurala uymamak şöyle oluyor bende; yatılı okulda 5.30 da korkunç bir çan sesiyle uyanırdık. buna karşı tepkim, sabah 5.00 te uyanmak olurdu:)

ben düzen ustasıyımdır. her koşulda bir düzen kurabiliyorum. sanırım evde bir çocuğun olması büyük bir etken. arçil çıplak ayak dolaşmaktan hoşlanıyor ki, ayak kasları için de aslında doğrusu bu, o nedenle yerler temiz olmalı. baba tarafında genetik olarak astım var arçil'in, onda yok ama odasında toz olmamasına gayret ediyorum tedbir için.iştahlı da, iki üç çeşit yemek olmasından hoşlanıyor sofrada. her gün değiştirdiği giysilerini yıkamak, ütülemek... eh, tina titiz bir kız, kumu kirli olunca gerçekten sinirli oluyor. çiçekler de su istiyorlar doğal olarak.

yaaa... işte böyle. huzurlu, düzenli evleri seviyorum. güvercinler az uğrayınca bile kaygılanıyorum. çok şükür, hepsinin uğrak yeri oldu teras. çim diksem istiyorum terasa, aralarına buğday serpsem filan... öyle planlar yapıyorum:p

sevgiler.

Vuslat AKTEPE dedi ki...

Birlikte yaşayabilmek ne güzel. Ama bu sahte bir umut, sanal bir gerçeklik... Bu gün Can DÜNDAR'ın bir yazısı denk geldi gezinirken. Bazı tatil yörelerinde sitelerde ev çalışanları, çocuk bakıcıları vb. hizmetlilere gündüz denize girme yasağı uygulanıyormuş. Gece 22 sabah 10 arası denize girmelerine müsaade ediliyormuş, Türbanlı diye havuza alınmayan bayanlar bir yanda bikinisinden dolayı kapalı bayanlar tarafından saldırıya uğrayanlar öbür tarafta. Bir kesim eşcinselliğini, kimi zaman öyle bile olmadıkları halde, markalaştırıp satmayı başarırken, bir çok eşcinselin diğer tarafta sokak aralarına gizlenmeleri başka bir sorun. Evet benim site muhafazakar, ama ben bu oyundan sıkıldım. Ya benimle yaşamayı öğrenecekler, çünkü ben onlarla yaşamayı biliyorum, ya da güçleri yettiği oranda ben, siteden uzaklaştırmayı deneyecekler... Bunun için kavga etmeyi de düşünmüyorum. Hayatta uğruna kavga edilecek çok şey var çünkü. Ama sinmeyi de içime sindiremem. Sanal olma meselesine gelince; hadi canım kimi kandırıyoruz, eşikler değişebilir ama tahammül sınırları ve hoş görme daha başarılamadı dünyada. Yani şu liberal söylemlere bezenmiş hoş görü kavramı ne denli sahtedir öyle. Çocuk masalı gibi. Ben öğretmen olduğum zamanlarda yalnızca kadın öğretmen arkadaşlarımızın pantolon giyebilme özgürlüğü için bile ne bedeller ödediğimizi hatırlarım. Şimdi müfettişler okul okul dolaşıp etek boyu ölçüyorlar ülkemde. Neyse bu mevzu uzar gerek yok. Bildiklerimizi birbirimize satmak bir şey kazandırmıyor sonuçta...
Şu ana kadar kurduğum düzenler hep geçici düzenlerdi. Düzenliydim ama valizlerim hep hazırdı. Ondan da beteri mesela düzenli bir akşam yemeği saatim yoktu, öğle ve kahvaltıyı söylememe bile gerek yok. Ama şimdi ben de ağırda olsa bu düzene alışmaya çalışacağım. Komik şeylerde yapıyorum mesela. Geçenlerde internetten görüp aldıım şeyi kimsenin görmesine müsaade edebilir miyim bilmiyorum. İçecek şapkası aldım. Hani şu yanlarına iki kutu içecek konup hortum yardımıyla ağzına çektiğin USA lisanslı şapkalar. Galiba çocukluk evremi de sıkıştırıyorum bu düzene...
Öyle işte...
Ben de uzattım bu sefer di mi:)
Sevgiyle...

Çaykolik dedi ki...

"Sabah çan sesine inat 5.00'de uyanmak". Tam kendimi gördüm sizde, çok güldüm. Mücadele etmeyen, hemen duruma kendini adapte eden kişilik sendromu var bende. Bir eğitimde yapılan bir testle bile tescillenmişti. Bir sürü yan tesiri de var tabii bu durumun. Bir sürü zaman kendin olamıyorsun tam anlamıyla. Çevrene uyup, yaşayıp gidiyorsun. Sorgulamak, değiştirmek için yeterince uğraşmıyorsun. Çok kafa yorduğum bir konu kendimle ilgili. Bu yüzden hemen dikkatimi çekti.

Akşam oluyor. Dışarıda müthiş bir Istanbul ışığı, pembe bulutlar, kuşlar var. Bu güzel saatte bu huzurlu yazıyla Birsen Tezer nasıl iyi geldi anlatamam.

Sevgiler size

endiseliperi dedi ki...

benim kendimi ve kendi hayatımı değiştirmekten başka bir şeye gücüm yetmez. tartışamam. istediğimde diretemem. zaten insanlardan da pek bir şey isteyemem. uzlaşmacı, uyumlu görünürüm, ama içine kapandığım bir hücrem varsa, benden özgürü olmaz. sizlerin mücadeleleri ile belki biraz değişiyordur dünya, takdir ediyorum bunu. ama tanık olduğum, kendi evinde düzeni sağlayamayıp, kendi ilişkisinde eşitlikçi olamayıp dünyayı değiştirmeye cüret eden insanlardan pek hoşlanmıyorum. asgari olarak bunu yapsalar dünya daha güzel olurdu. yanındaki bir tek insanın mutluluğunu hedeflesen bile başarsan bunu, bu çok büyük bir şey. doğru lafların ve fakat yanlış icraatların sözümona entelektüel insanlarından gına geldi. basit, dürüst, çevresine huzur veren şu alt kat komşumu yeğ tutarım.

bir tek insanla doğru bildiğin gibi birlikte yaşamayı becermek büyük iş. bence mümkün. bu konuda hiç pes etmiyorum;)

sevgiler.

Leylak Dalı dedi ki...

"Meyvenin içine gömülü bir çekirdek gibi huzurlu hissetmek" nasıl güzel bir metafor bu.Peri çok tatlısınız, yazınızı okuyunca ben de o çekirdekli ruh haline geçtim birden, halbuki az önce kabristandan, annemi ziyaretten gelmiş, az-biraz buruktum. Şimdi size gelip terasta kahve içmek, biraz sohbet etmek istedim suyun yansımasına baka baka. Mümkün olmadığına göre uzaktan sevgilerimi yollayayım bari, iyi bayramlar olsun...

endiseliperi dedi ki...

şimdiii, evin içinde birlikte yaşadığım insanla tartışmaktan çekinmiyorum, kavgayı göze alıyorum. bir süre anlatıyorum, tepki gösteriyorum, ne istediğime, ne hissettiğime dair vs. ama arkadaş devam ediyor genellikle, sanki ben hiç konuşmamışım gibi, sanki onunla çatışan ben yokmuşum da onunla uyum içinde olan ben varmışım gibi bir hava yaratınca, konuşmayı kesiyorum artık. aynı şeyi de on kere konuşmayı sevmiyorum. zaten tartışma kodları bir iki seferden sonra belli oluyor, kimin ne diyeceği anlaşılıyor.

ama dışardaki insanlara karşı sanırım daha uzlaşmacı, daha tahammüllüyüm. çünkü karşılaştığın zaman ne kadar ki zaten? onu değiştirmeye ne zamanım, ne gücüm, ne isteğim oluyor. böyle de olsa bir tür bir sertliğim var sanırım. ya da mesafe diyelim, dışardaki insanlar da üstüme çok gelmezler.

aşırı disiplinli bir yatılı okuldu benim okulum ve bin yıldır o çan öyle çalmış ve çalmaya da devam edecekti. tartışmaya başladığın an, benim için nerdeyse hayati önemi olan o mesafeyi de aşmış olacaktım. o sesle uyanmamk için biraz daha erken kalkıyordum o kadar. revirde yatmak için bir sürü yalan dolan söylerlerdi kızlar gözetmen hocaya. çok şaşırırdım. biz sadece akşam yatağa yattığımızda bir rahat yüzü görürdük. yoksa sert, kuru sıralar üstünde geçerdi zamanımızın çoğu. revirde rahat etmekle, yalan söyleyerek bir ilişki geliştirmeyi tarttığım zaman bana resmen budalalık gibi gelirdi.

etüd ve ders aralarındaki teneffüslerde yürüyebilirdik. yemekten önce dua okunan askeriye gibi bir yerdi. çok şefkatsiz, sert bir disiplini vardı. nesiyle çatışmaya gireceksin, tümden yanlış.

pişman mıyım, orda okuduğum için? hayır!:) bugün nevresimleri öyle sertçe gererken de yatılı okul geldi aklıma, ondan böyle çok konuştum. ne kabuslarıma giriyor, ne de mutsuzlukla hatırlıyorum. bir oluş, bir durumdu işte. olması gereken, olması gerektiği gibi olmuştu:)

tavuk, tavuk kokuyordu, yiyemedim. kendime karışık sebze kızartması yapacağım şimdi. ben de pencerenin yanındayım çaykolik, nefis bir gökyüzü vardı bugün, evet. çok dramatik kapkara bulutlar ve fırtına...

sevgiler.

endiseliperi dedi ki...

ah, sevgili leylak dalı, o benim mi yoksa bir yerde mi okudum, emin değilim. iltifatı öylece tereddütsüz alamıyorum bu nedenle. çok teşekkür ederim ama.

sevgili leylak dalı, hani geçmişin, şimdinin ve geleceğin parçası gibi hissettim, dedim ya, siz o tür insanlardansınız işte. yaşam biçiminiz, yapıp ettiklerinizdeki gayretiniz öyle örgütlü, birbiriyle uyum içinde ki... hani siz hep bir şeyler yapıyorsunuz ya, boşluktan hoşlanmıyorusnuz, ama biliyor musunuz yazınızdaki üslup da öyle, nefes almadan okuyorum bu nedenle.

size de çok sevgiler, iyi bayramlar.

endiseliperi dedi ki...

teşekkürler, umur. hataları gördükçe iletirseniz sevinirim. geçen sefer size sert davrandığımı hatırlamıyorum. gayet güzel sohbet ettik, diye kalmış aklımda.

benim de sizden bir ricam var; mükemmel bir türkçe ile yazıyorsunuz, çok beğeniyorum; ama öyle incitici bir havası var ki. farkında olduğunuzu sanmıyorum bunun. lütfen, bunu dediğim için darılmayın bana... yorumunuzu yayınlamadığım için de.

benden de sevgiler, saygılar.

özlem dedi ki...

Ne güzel anlatıyorsun kendini, seni okumayı seviyorum Peri'cim:))

endiseliperi dedi ki...

teşekkür ederim, özlem'ciğim. yazma programımda bambaşka konular var aslında. ama aklım öyle dağınık ki sadece en basitinden kendimi anlatabiliyorum. kendime geleyim, çok havalı yazılar yazacağım;)

öpüyorum. sevgiler.

Adsız dedi ki...

Sayın Peri,

Şimdi size , ben de, az önceki ilk yazıyı gönderirken, "keşke yayınlamayarak yalnızca okusa ve gereğini yapsa diye düşünmüştüm" desem bilmem bana inanır mısınız ?

Yazılanları yayınlamadığınız için darılmak falan niye olsun ki ? Siz kamuya açık bir alanda içi dolu dolu biçimde ve kendiniz olarak farklı bir söz söylüyorsunuz, bizler de her zaman belirli bir çıtanın üstünde olan yazıları okuyor ve çok ender zamanlarda yorumlar yapıyoruz. En azından ben öyleyim, kıdemli yorumcularınızdan olmayarak...

Dolayısıyla , bu blogda racon kesmek(!), nihai kararı vermek tamamen sizin yetkiniz dahilinde çünkü bizler misafiriz ve siz ev sahibisiniz biz de bu yorumları bunu kabullenerek yazıyoruz diyeyim teşbihte hata yoktur misali...

Mükemmel Türkçe ve incitici hava ilişkisini inanın anlayamadım ve çok yadırgadım ama öyle diyorsanız öyledir...

Yoksa, bazen insan çocuklukta yapıldığı gibi, büyüdükçe büyüdükçe gözüne tutulan aynada hem güneşi hem de kendisini görünce daha mı tepkili, alıngan ve katı oluyor acaba...?

Neyse, bir gün ben de bir blog açar ve yazarsam , incitmeyen hatırlatmalar, uyarılar konularında lütfedip yetkin örnekler verirseniz anlatmak istediğinizi daha sarih biçimde anlamış olurum..

Hasılı kelam, amaç hasıl olmuş ve zamanki lerdeki ki ler yerine oturmuş. Teşekkür ederim duyarlığınıza...

Saygı ve selamla...

Ayrıca Umur değil, UMAR sayın Peri...

endiseliperi dedi ki...

peki.

Buket dedi ki...

pericim seni okuyorum çünkü kendimden birşeyler buluyorum çoğu zaman. ne güzel demişin doğru lafların ve fakat yanlış icraatların sözümona entelektüel insanlarından gına geldi diye. aynen böyle işte. hep çevre sorun ve suçlu. kimle konuşsan birşeyler suçlanıyor. herkes birbirini değiştirmeye çalışıyor. artık arkadaşlarımla bile tartışmaya girmiyorum, herkes bildiğini okuyor çünkü. değişim içten genele olur bence.başta en yakınlarımı güzel davranışlarla etkilemek isterim. sonra öğrencilerimi..bunlarda başarılı olabilirsem ne mutlu bana. ama artık böyle hedefim de yok, amacım mutlu ve huzurlu yaşamak. gerisi ne yapayım bencillikse öyle olsun ilgilendirmiyor beni..

endiseliperi dedi ki...

teşekkür ederim, buket'ciğim. bir insanı mutlu etmek çok da kolay bir şey değil aslında. eğer senin iyi bir insan olmana yardım edecek biraz incelik sahibi ise, duyarlıysa azıcık o zaman kolaylaşıyor işte.

ben, hayatı pahasına bir toplumu, o topluma rağmen daha iyi bir yaşam koşuluna kavuşması için değiştirmeyi göze almış insanları çok takdir ediyorum. ama karısına tokat atıp, tüm bir toplumun saadeti için uğraştığını söyleyen insanlara hiç ikna olmuyorum.

öpüyorum seni ve pelin'i buket'ciğim.

sevgiler çok.

ulker dedi ki...

"meyvenin içine gömülü bir çekirdek gibi huzurlu" :)))

Sevgilerimle

Ülker

endiseliperi dedi ki...

hay allah!:)bu söz beğenildikçe, benim olduğuna dair şüphelerim derinleşiyor. hiç hatırlamıyorum ki, benim mi, değil mi? ödünç olarak, eğer gerçek bir sahibi varsa ve bulursam ulaştırmak kaydıyla kabul ediyorum şimdilik:)

öpücükler, sevgiler.

Özgür Ceren Can dedi ki...

"meyvenin içine gömülü bir çekirdek gibi huzurlu"...

:) şahane!

endiseliperi dedi ki...

hrrr...:)
sevgiler, öpücükler.

endiseliperi dedi ki...

ne kadar geç yatarsam yatayım, sabah erkenden uyanmaya, bir daha da uyuyamamaya başladım. bu sabah yağmur yüklü kara bulutlar ve serin hava öyle muhteşemdi ki, ben de çıkıp yürüyüş yaptım. orman yangının neden çıktığını kimse bilmiyor. hayret. devletten ancak 6 ay sonra bir rapor gelir, diyorlar. komik. dağ başında mıyız, devleti biz istanbul'da sanıyorduk;) bir cafe'de oturup, sütlü kahve içip, gazete okudum. feci haberler var, ama komik haberler de... "adana'da eşini öldürüp kaçan adamın polislere, 'benim hayallerim vardı. beni niye yakaladınız? hayalini kurduğum cinayetler vardı' dediği öğrenildi.":/

hmmm...

sonra eve döndüm. bizim sokağa girince çıldırtıcı, nefis bir çilek kokusu geldi burnuma. tam bizim apartmanın önünde tepeleme, minik, kırmızı dağ çileği kamyoneti duruyormuş meğer! bir kilo aldım. kahvaltı tabağında çilek var bugün... mmmm.

sabah haberleri bu kadar.

Vuslat AKTEPE dedi ki...

Afiyet olsun; hatta iki kere afiyet olsun. Bu zamanlarda öyle kolay değil gerçekten hormonsuz kaliteli dağ çileği bulmak...

endiseliperi dedi ki...

teşekkür ederim, vuslat. hormonsuz olduğunu sanmıyorum. öyle güzel görünüyor ki. bir çilek resmi yap dense bir çocuğa, özene bezene yapacağı bir resim gibi. tadı da işte, çok tatlı değil. bir sürü de kaldı. biz yiyemeyiz onları. reçel de yemiyoruz biz, artık yapmıyorum. sütü iyice azaltan arçil'e belki soğuk bir şey içmek istediğinde çilekli süt yaparım. bakalım.

sevgiler.

Adsız dedi ki...

yuruyus yapmissin ya sabah o nefiz havada nasil nasil imrendim bilemezsin. evdeki yuruyus bandinda suni yurumelere alisamayan bunyemi nasil mutlu etmeliyim diye dusunuyorum, cikar yolu yok. en azindan diyorum yazdigin iki cumleyle ve izleyecegim filmde doga bu kadar harika olur da kendime gelebilirim.

biliyor musun? sen yazinca icime kelebekler doluyor. bir heyecan bir heyecan gormen lazim.

iyi ki varsin peri.

sevgiler

Yagmur

endiseliperi dedi ki...

yağmur'cuğum benim, nasıl mutlu ettin şimdi sen de beni. ne tatlısın!

şu an ben çok tuhaf bir şey yapıyorum. mutfak gayet hoştu, ama ben duramadım yine yerimde, salonda kitaplığın önündeki kocaman masayı mutfağa getirdim. nasılsa mutfakta yaşıyorum ve büyük masa istiyorum, diye. çok güzle olmadı ama daha rahat edeceğim. eski haline mi getirsem, yoksa bu haliyle güzelleştirecek formüller mi düşünsem, diye bir salona bir mutfağa bakıp duruyorum. ve her şey yeniden darmadağınık oldu bir de. bu dağınıklığın ortasına geldin ve nasıl hoşuma giden şeyler söyledin:)

çok teşekkür ederim.

öpüyorum çok, sevgiler.

Hacivat dedi ki...

meyvenin içine gömülü çekirdek gibi huzurlu " çok uzun boylu" ya da tam edimiyle benden ve rilke'den öte.

endiseliperi dedi ki...

aa, rilke'nin mi acaba!? olur mu olur. hmmm ama rilke okumadım bu aralar. ama rilke'den bahseden bir kitap, belki de. çok sağol hacivat. ben de şu icat ettiğim işten güçten fırsat bulur bulmaz ilgileneceğim bu bilmeceye dönmüş sorunla. çok heyecanlı:)

sevgiler.

Hacivat dedi ki...

meyvenin çekirdeğini içinde taşıdığı gibi taşırız ölümü içimizde. Rilke

endiseliperi dedi ki...

hmmm! belki o okuma neticede burada, bu hale dönüştü:) rilke'nin ölüm dediği yerde benim huzur bulmam çok manidar:)

çok sağol. sevgiler.

Hacivat dedi ki...

o da (ölüm ve huzur) "blanchot'u" anlatır.

saygılar.

Leylak Dalı dedi ki...

"Ölüm asude bir bahar ülkesidir her rinde" demiş Yahya Kemal de. Siz Rilke-Beyatlı karışımı Peri sentezini yapmışsınız pek de iyi etmişsiniz. Ben sizinkini tercih ederim:) Sevgiyle...

endiseliperi dedi ki...

hiç hatırlamıyorum, yahu. e, rilke okuyayım ben bi vakit o halde, hacivat. satır satır kanıma girdin:)

endiseliperi dedi ki...

ooo, büyük iltifat bu, leylak dalı:)

sevgiler çok.