Cuma, Kasım 18

bakışma yarışmasının kaybedeni


The Rose With The Broken Neck (feat. Jack White) by Danger Mouse & Daniele Luppi on Grooveshark

çorba artık biraz da kendi kendine kaynasın diye karıştırmayı bıraktım. altını kısıp, mutfak masasına oturdum. pencereden bakıyordum. bakışıyorduk yani onunla... her zamanki manzarayla. ben basitliği ile her meseleyi karmaşıklaştıran biri olarak; manzara, ne olacağını bilen kaderin aldırmaz bakışıyla. ta ki çorba oradan sabırsızca fokurdayıncaya kadar.

şarkı şurdan
fotoğraf şurdan

...

bir kadeh şarap koyup devam edelim. şarkılar çok güzel.


Two Against One (feat. Jack White) by Danger Mouse & Daniele Luppi on Grooveshark


Black (feat. Norah Jones) by Danger Mouse & Daniele Luppi on Grooveshark

...
devamla:
bugün conrad'ı dolaştırıyordum kafamda. komik bir şey oldu. onun, dünyayı insanın müdahale edemediği bir makinaya benzetişini düşünürken, zihnimin fonunda aşağıdaki şarkı çalmaya başladı. demek, şarkının, dünyayı 'dönen bir değirmene' benzetişi ile bir benzerlik kurmuşum conrad'la. conrad'ı bu memleketten biri olarak okumak böyle bir şey demek ki:)

45 yorum:

Vuslat AKTEPE dedi ki...

Şarkılar güzel gerçekten ben de rakı eşliğinde devam edeyim o halde. Ve bir de şimdi haber verebilirim gönül rahatlığı ile olmadı, oldurulmadı yazısı miadını doldurdu. Net olarak oldu. Yarın itibari ile yeni görev yerimde başlıyorum. Şahintepe'de bir okulda...

Vuslat AKTEPE dedi ki...

Ps: Rakı etkisi diyeceğim de ilk dublede komik kaçar. Her neyse yarın derken Pazartesi gününü kastediyordum :)

endiseliperi dedi ki...

oo, rakıya mazeret çıktı bu akşam da. şerefe o halde:)

vuslat, o öğretmenlik mevzusu ile ilgili yazılarınız sancılı oldu ki kaldırdınız, sildiniz, bir şeyler oldu. ben de bulaşmayayım demiştim. sorumsuzlukla değil de, hani insanlık hali, insan neyi ne kadar paylaşmak istiyorsa ona saygı duymak gerektiği nedeniyle.

biliyorsunuz, öğretmenliğe başlama hikayeniz bende -size de çok yakıştırdığım için- çok coşku uyandırmıştı bende. umarım her şey yolunda gider. heyecanınızı baltalayan bürokratik engeller kalkar ve şahintepe'de çocuklar hiç ummadıkları şekilde böyle bir öğretmenden eğitim alma şansını yakalarlar. ben eğitim konusunda özellikle teknik olanaksızlıklara pek aldırmam. çocuk istekli, öğretmen heyecanlı olsun, yeter. kuzinimin adana'da bir dersanesi vardı. billboard'larda görmüştüm dersanenin reklamını, "bir kalem yeter!" diyordu. çok hoşuma gitmişti. neticede ben, bir kalemin yetmesi gerektiği ve yettiği bir dünyadan geldiğim için. şimdi bazı özel okul reklamlarını görüyorum, akıllı ekran, bilmem ne sistemi, özel rehberlik servisleri... ücreti ağır elbette, çocuklar tembel, ebeveynler çok meşgul hayatla... ama çok garip bir ülkede yaşıyoruz tabii ki. istiyorum ki bir kalemle, sizin gibi bir öğretmenle o şahintepe'sindeki çocuklar o şımarık, züppe çocuklardan daha başarılı olsunlar. size yazarken bu nedenle çok coşkuluydum. çünkü her konuda esasında süsleri ayıklarsan geriye sen, hayata ilişkin niyetin kalır. eline aldığın kitabın cümlesinden bir bok anlamıyorsan , karar verme anında kaybedeceğin sufli şeylerin derdine düşüyorsan, o akıllı ekran, maaşını almak için orda laga luga yapması icab eden rehber öğretmen ne yapsın sana. bir kalem hakkaten yeter. ve biizm gibi bazıları bir kalemin yettiğini takdir etmeli.

endiseliperi dedi ki...

yanlış olmasın şimdi, ilk hıristiyanlar gibi ya da komünistler gibi bir romantizmle yoksulluğa övgü düzmüyorum. benim derdim vuslat, sağlam bir niyet, cesaret, bağlı olduğun bir kaç sağlam ahlaki ilke ile insanın hayatını sürdürmesi icab ettiği yolunda.

neyse. niye hiddetliyim bilmiyoruım. ayrıca süper küfretme havamdayım, bu beş para etmez, dangalak çakal sürüsüne.

elbette, sevgiler, diyeyim.

Adsız dedi ki...

Değerli Peri,

Yine kızacaksın ama rakıya mazeret çıktı denmez, bahane çıktı denir....

Mazeret bir şeyden kaçınmayı anlatır...Bahane ise bir şey için öne sürülen , vesile olan sözde sebeptir....

Ayrıca, her zaman ki manzarayla yazarken diyorsun ya, ki burada ayrılmaz...İyelik eki olan ki ler hani bitişik yazılırdı...

selamlar...

umar törem....

endiseliperi dedi ki...

olur öyle;) sarhoşluktan diil o.

endiseliperi dedi ki...

merhaba yahu, umur törem.
yoo, niye kızayım. kızmadım valla. şu ikinci kadeh şarabın verdiği çakırkeyflik arasında mazeret sözü size buraya getirdiyse, olsun, "bahane" olsun. haklısınız. bıkmadan düzeltin beni. durun, o ki'yi de birleştireyim.

sizinle ilişkimiz de bu minvalde olsun.

nasılsınız? iyi misiniz? hakikaten, içtenlikle, merak ederek soruyorum. bir arkadaşınız sorsa kendiniz hakkında ne derdiniz? ben ki'leri de'leri hallederim, derdimiz bu olsun.

sevgiler.

Adsız dedi ki...

Ne kadar insan, ne kadar sıcak ne kadar samimi , ne kadar kendiyle barışık bir merhaba bu değerli Peri...

Sağolun, varolun...

Daha iyi olun her daim...

Sorunuza cevap olur mu bilemem ama yalnızca beş dakika önce , artık çok eskilerde kalmış bir güzel insana tam da şunu yazmıştım kısacık; "hayat, bireysel olarak değil ama toplumsal olarak çok kötü gidiyor. gittikçe daha renksiz, daha bağnaz, daha lumpen, daha ajitatif ve katastrotif......ZOR günler görüyorum ufukta ...tutunacak dallar kuruyor ...hem de ışık hızıyla....acı gerçek bu...."

umarım yanılıyorumdur...

ayrıca Umur değil Umar sevgili ve değerli Peri...:)

umar törem....

endiseliperi dedi ki...

isminizi umur yapsak, hiç mi sevmezsiniz. umar diyemiyorum:) bi de sevmiyorum galiba umar'ı. madem gerçek isminiz de değil. umur olsun. ya da ben burda umur diyeyim size. hayır, inatçılığımdan değil. kaç sefer dediniz adınızı, orda da okuyorum, ama dalgaya düşüyorum, yine umur oluyor adınız. birine kırk kez umur derseniz sonun da umur olur diye bir kural yok mu?:)

az önce biz de arkadaşımla, insanın yaratıp, yaşamak zorunda kaldığı gerçeklik ve aslında senin yarattığın gerçeklikten bağımsız, dehşet saçarak ve umrasızca geçen gerçeklik hakkında konuştuk. biz bunları konuşurken umur birileri fena halde eğleniyor, ya savaşacaksın ya da umursamayacaksın. işte conrad'ın okuduğum zafer kitabı ikinci şıkla ilgili. hmmm... benim zihnimi bıraksak nerden nereye gidecek hiç bilemeyiz. şaşkınlıkla izliyorum yazdığım cümleyi ben de:)

sizi gördüğüme sevindim. ben neyin kıymetli olduğunu biliyorum, umur. bende gördüğünüz o kompleksizliğin, barışıklığın nedeni bu. takdir ettiğiniz için çok sevindim.


sevgiler.

Adsız dedi ki...

Değerli Peri,

Bence sizin ciddi ciddi çok güçlü bir sezgi gücünüz var çoğu zaman kendinizin bile ayırdına varamadığınız....

Çünkü; benim Arçil'den biraz daha büyük 12. sınıfa giden oğlumun günlük hayatta kullanılan ilk adı UMUR, ikinci adı da Örsan...

Evet, bir paragraftaki cümleniz gerçekten şaşılacak kadar sevimli , savruk ve evlere şenlik olmuş hani...

Bu arada -de -da lara bu yazıda o kadar özen göstermişsiniz ki, en sonunda, sonun da yazmaya karar vermişsiniz..Eh, o kadar da değil :) Durum bildiren de da lar her zaman bitişik olur değil mi, değerli Peri ? Yalnızca dahi anlamındakiler ayrı yazılır....

Her şeyin fiyatını bilip kıymetini bilmeye tenezzül etmeyen eşşeklerin , gergedanların (Ienesco'nun muhteşem oyunudur Gergedan) çağında sizi tanımak benim ve diğer okurların da manidar bir şansı inanın ki...

Samimiyetle söylüyorum , çok naziksiniz ama denkler , eşitler, yaşıtlar, akranlar olarak, sizi takdir etmek benim haddim değil...Olmamalı da...

Ben de size çok teşekkür ederim hem kendi adıma , hem de bu güzel yazıları okumuş olmalarına rağmen iki güzel kelamı yazmaya erinenler, üşenenler , ihmal edenler adına...

Sevgi, saygı, selam ve merhabayla...

Umar Törem...

Vuslat AKTEPE dedi ki...

Ah evet, kesinlikle sancılı oldu. Önce tamam yarın başlıyorum dedim, gittim takım elbise aldım, yeni kalemler, sonra kitaplar... Sahaflar dolaştım, "Yüz Temel Eser" denilen ucuz düşünceye inat gerçekten çocuk edebiyatının artık ülkemizde basılmayan, Yüz Temel Eser'den beri basılmıyor artık, en önemli yapıtlarını aradım, buldum. Sonra yine bilinçli bir engel, taş koyma süreci... Ama inat ya vazgeçmedim. Sonunda halloldu. Öğretmen kimliğime geri döndüm. Okulu bu gün gördüm. Benim daha önce çalıştığım köy okullarından tek farkı daha büyük ve kalabalık oluşu hepsi bu. Velhasılı iyi oldu. Destek için teşekkürler tekrar ve evet "bir kalem yeter" yetmeli! Daha doğru bir ifade ile bir kalemden bir de yüreklerinden başka hayata içkin silah aramayan ama ille de o silahları kuşanabilen çocuklar, büyükler olmalı, oldurulmalı.
Hem de o hayatı Nazımca anlamalı; Yaşamayı sevdiği için yaşayabilen, ve sırf bunun için de ölebilen, sevmenin kendisi için sevebilen, sırf sevebilmek için ömrü zindana servis edebilen, yaratan, üreten, dövüşen, öpen, gülen, köpüren... Yani bu ya üretim bandına monte dilmiş bir musluktan dolan kola şişesi değil de, bin bir yolu deneyip kör karanlık geçitlerde en sonunda çıkışı bulup çağlayan kaynak suyu olabilen çocuklar...
Eh neden olmasın!
Siz küfür havasındasınız güzel, benim ise yumruklarım kaç yüzyıldır sıkılı, dişlerim kenetli, yani ben de dövüş havasındayım bir o kadar da...
Sevgiyle...

Buket dedi ki...

sevgili peri, geçen ki postunda bana sinema linkleri vermişin.teşekkür ederim.şimdi de rome müziklerini dinliyorum .önerdiğin filmlere yarın bakarım artık ama conan bana oldukça uzak. küçükken zagor okurdum , o da halamın oğlunda vardı.birazda tom miks :))

endiseliperi dedi ki...

yarına kalsın konuşmalar:) şimdi tuhaf bir havadayım. insanın yarattığı mesafesinin değil de içtenliğinin sınırının onu müşkül duruma düşürme olaslığının olması ne tuhaf. yarın, dengeli, uygun bir mesafeden konuruz;) bugün fazla içerden konuşma tehlikesi altındayız;)

sevgiler, selamlar herkese.

Aze dedi ki...

Gene bir sürü şeyi kaçırmışım...Hem hastayım hem yorgunum bu aralar...
En çok birinci şarkı güzel. Neşe Karaböcek zati güzel. Vuslat, sana senin tarafında cevap vermeyi düşünüyorum; yeni işinle ilgili.
Merhaba endişeliperi ...

Umar Törem; sende ki bu dilbilgisi merakı nedir,

endiseliperi dedi ki...

sevgili umur,
sezgilerimin gücü araya yüzlerce kilometre girince daha fazla;) 50 metrekare içinde olduklarıma karşı ise içler acısı:)uzaklaştıkça görme gücüm artıyor. az önce bir arkadaşın mektubunu okudum; hiç de güçlü değil, sezgilerin, diyor;)belki de değildir. ben sadece tahmin etme oyunu oynamayı severim.

güzel sözlerinize layık mıyım, emin değilim doğrusu. ama iyi geldiği gerçek. çok teşekkür ederim.

sevgiler, selamlar.

endiseliperi dedi ki...

vuslat,
güzel o zaman, tüm hazırlıklar tamam! siz istanbul'a geldiğinizde takım elbise olayını halletmiştiniz zaten. tahmin etmiştiniz belki de o zaman:)çocuklar da bazen insanın tepesini attırırlar, yıldırmasınlar sizi:)

çok seviniyorum bu gelişmelere. pazartesi bakalım nasıl geçecek. ilk günü mutlaka yazın, olur mu? çok merak ederiz.

sevgiler.

endiseliperi dedi ki...

buket'ciğim,
conan biraz zorlar o zaman sizi. eğer miyazaki filmleri hakkında seninle konuşmuştuk sanki daha önce. izlemediyseniz (pelin'den de bahsediyorum) ne kadar ama ne kadar şanslısınız. izleyecek bir sürü filminiz var. ben hepsini 4-5 kere izledim. geçenlerde yağmur yağıyordu, bir miyazaki filmini izlemeyi öyle çok istedim ki. demem o ki, defalarca, hiç bıkmadan izlenecek filmler onlar. hele miyazaki filmi için arkadaşın bir kız çocuğu ise bundan daha güzel bir şey düşünemem.

ben aklıma geldikçe, izledikçe sana söylerim bu arada yine.

öpüyorum seni ve pelin'i.

sevgiler.

endiseliperi dedi ki...

merhaba aze'ciğim:)
yine doğrudan sormuşsun soracağın sorayı, gülümsedim yine sana.

sabah olunca müzikleri tekrar açıp dinleyeyim, dedim. derhal kapattım. çok gürültülü geldi:)

benim burada kaçan bir şey olmaz, aze'ciğim. en büyük eylemim pencereden bakmak işte:) ayrı bir "pencereden bakmalar" sitesi açsam, enikonu yazı birikir orda;)

bu arada çok geçmiş olsun. bitki çayı, yatak, eğlenceli bir film tedavisi veriyorum sana;) kendine dikkat et, lütfen.

çok öpüyorum. sevgiler.

guguk kuşu dedi ki...

bloğunu her açışımda resmine takılıyor gözüm, biraz inceliyorum....ve çok duru diyor devam ediyorum biliyorum ki harika şarkılar var burda

dgül dedi ki...

Perimmm,
Çocukken bir garip kodlanıyor galiba şarkılar zihnimizde; bu "hey gidi koca dünya" şarkısını plaktan dinlerken çocukluğumda hep; henüz o okula yeni başladığım yıllarda sadece okul müdürümüzün odasında görüp de üzerinde hayaller kurduğum dünya maketi gelirdi gözümün önüne... Hatta şarkının o maket uğruna yazılmış olduğunu dahi keşfederdim(!)... İçinde taşımaktan pek bunaldığı kimbilir ne yük (gam??, dert ??)leri olduğunu düşünüp; pek üzülürdüm... Karnı pek şişmiş gibiydi garibimin.. :)) Şarkı ve senin çağrışımların, bunları hatırlatıp güldürdü beni de :))

Ha, bir de pencereden baktığında göremezsin -en azından şimdilik- beni diye; ben de sana anlatayım bugün olup bitenlerimi dedim... :) Mesai arkadaşlarım olarak hayatıma girip; sonradan her biri canım kız kardeşlerim olan arkadaşlarım geldi bugün; yeni evime "hoş geldin"e.. ) Hazırladıklarımı pek beğendiler sağolsunlar, hepsi kendi evlerindeymiş gibi geçip tutunca da tüm işlerin ucundan, bolca keyifli zaman ve mutluluk kaldı bana; en tatlı hediye olarak... Neler hazırladığımı söylemeyeceğim; ola ki canın çeker; mümkünü de olmaz; üzülürüm o zaman çok; bir gün sana da tattırabilmeyi dileyeyim inşallah onun yerine; belki bir İzmir ziyaretinde; kimbilir... ;)

Sana esas söylemek istediğim; keşke uygun bir ev bulup; sen de değiştirebilsen evini.. Üşüdüğünü biliyorum... Ve ben de nasıl bir çileydiyse; tam 10 yıl katlandım o üşüme hallerine... Evin her yerinin ısınıyor olabilmesi kadar konforlu bir şey yok bence hayatta; inan bana; hayatım, bakış açım, ruhum değişti evle birlikte... Anlatmamı istersen, detayları anlatırım da uzun uzun, ama özü; bana inanılmaz düzeyde iyi geldiği... Senin de bu konfora kavuşmanı, öyle çok isterim ki.. Lütfen ikna et Arçil'i bir şekilde ve kış daha da bastırmadan taşın, hatta benim gibi; bugün ev bulup, yarın taşın!... Öyle oldu benimkisi vallahi.. Ve öyle de iyi oldu ki... Hadi Perimm yaa...

dgül dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
endiseliperi dedi ki...

sevgili guguk kuşum,
çok teşekkür ederim. o fotoğraf geçen yıldan. ama sanki bin yıl geçmiş gibi geliyor bana. sanki biraz değiştim. bu arada saçım belime kadar uzadı ve şimdi yine kestirdim böyle. herkeste öyle mi, sonbaharda saçım dökülüyor. her sonbahar saçımı kısacık kestirme hayali kuruyorum bu nedenle:)

şarkılar çok güzel, dinle mutlaka. ilk şarkıyı çok sevdim.

öpüyorum çok seni.
sevgiler.

endiseliperi dedi ki...

canım dgül'cüğüm,
sen anlatınca benim de aklıma yatılı okul zamanımız geldi. anlattıydım galiba yine burda. kız okuluydu. hep etüd hep ders. ama bahar gelince akşam etüd teneffüsünde müdürün odasındaki pikaba plak koyardı nöbetçi kız. eski pop müzik şarkıları. hoparlörden dinlerdik bahçede dolaşırken. baharda adana'da hava öyle güzle olur ki. inanılmaz güzel kokar. ilk teneffüste kararmamış da olurdu hava. o zaman ki müzik dinleme zevki gibisi yoktur hayatımda. bi de baharın gelişinde menüden anlardık. kısır, marullu bol salata, ayran olurdu:)

arçil çok mantıklı bir öneri getirdi. öyle mantıklı ki ben de kabul ettim. gelecek yıl onun kazanacağı üniversiteye göre ev bulacağız. eğer bu yıl taşınırsak, gelecek yıl belki yine taşınmak zorunda kalırız diye. o zamana kadar ben bu soğuğa katlanacağım. bütün kapıların açık olduğu, bütün odaların ısındığı ev rüya gibi geliyor şimdi bana:)

sen bana yeni evini anlat:) çok isterim. bir aşk hikayesi dinlemeyi bir de yeni ev hikayesi dinlemeyi çok severim.

dgül'cüğüm, sen bana yaptığınız yemekleri de tek tek yaz. fikir vermiş olursun. benim yapamayacağım yemek yok. becerim olmasa bile acayip bir cesaretim var:)bana "şu" (adı böyle miydi?) hamuru hazırlayıp, profiterol yaptık demezsen iyi olur işte. şu hamuru yapmaya cesaret edemiyorum:)

öpüyorum dgül'cüğüm seni. arkadaşlarınla iyi vakit geçirmene, yeni evini sevmene çok seviniyorum. mutlulukla, güle güle otur evinde.

sevgiler çok.

Adsız dedi ki...

Umar Törem; sende ki bu dilbilgisi merakı nedir, (AZE)


Değerli Aze ;

Biraz nezaketsizliği çağrıştırsa da çocuksu bir merak ve samimiyete yaslandığına inanmak istediğim yukarıda kopyaladığım üsluptaki sorunuza yanıtım aşağıdadır...

Arzediyorum;

Dilbilgisi merak değildir...

Dilbilgisi kişilerin birbirine üstünlük sağlayıp , egolarını tatmin edecekleri bir alan hiç değildir...

Dilbilgisi ; oturup kalkmak gibi, uzaklardan gelen bir ezgiye usulünce eşlik etmeye özenmek gibi, birbirini hiç tanımayan insanların senli benli konuşma yanlışına düşmek yerine asgari nezaketi çok ama çok önemsemeleri gerektiği gibi hayatın önemli ve özen gösterilmesi gereken bir alanı ve katmanıdır...

Mesela ben, dünyanın en etkileyici insanlarından biri dahi olsa telefonunu ŞARZ etmek isteyen biriyle karşılaştığımda veya bana durup dururken SEN diye hitap edildiğinde zihnimde çağrışanlara engel olamam...

Sayın Aze,

Bir de son olarak hatırlatayım ki dilbilgisi sende ki diye yazanların daha çok önem vermesi gereken bir alandır çünkü iyeli belirten ki ler çok nadir istisnalar dışında DAİMA bitişik yazılır...

Selamlar...

Umar Törem...

endiseliperi dedi ki...

hmmm...
sizi birbirinize tanıtayım, diye düşünmüştüm dün sarhoş halimle ya, bugün unutmuşum. aze'nin tarzı öyle. klişe olacak ama "kral çıplak," diyen çocuğu anımsatıyor bana. onu gördüğüm hemen her seferinde gülümsüyorum.

tartışmayın bugün, lütfen:) dün kendimle geçirdiğim şamatalı geceden sonra bugün aradığım tek şey sükunet, tatlılık.

Adsız dedi ki...

Sayın Peri,

Samimiyetle söylüyorum; Peki...

Umar....

endiseliperi dedi ki...

:) teşekkür ederim.

Aze dedi ki...

E, ben ne diyeceğim şimdi ? İnsan böyle eli kolu bağlı bırakılmaz ki! " Eli kolu bağlı olmak" deyimi bu demekmiş tam olarak demek...Ben bile kendime bu kadar hoşgörülü olamazdım sanki, ben bile kendimi bu kadar koruyamayabilirdim...Vardı bir kaç diyeceğim, tartışma da değildi gerçi ama bazı cevaplar belki...Ama öyle haklısın ki endişeliperi, nedir bu cevap yetiştirme telaşı ki hem ! Su gelir yolunu bulur.Gün olur, cevaplanır o kadar denmesi gerekiyorsa...Hem beni bu kadar çabuk tanıman konusundaki yeteneğine hayran kaldım, saygıyla eğiliyorum...Lakin bu kadar teklifsiz olmasam daha iyi belki de :-)...
Aşkla diyelim,

endiseliperi dedi ki...

:)aze'ciğim...
bugün nasıl oldun acaba? hastalığı atlatabildin umarım. iyi ol, lütfen.

sevgiler, aşklar:p

Aze dedi ki...

:-)) Çok çok teşekkür ederim...Sabah kendimi iyi hissetmenin heyacanıyla dışarı çıktım, daha da kötü olup geldim ne yazık...Şimdi o güzel tavsiyenle ki okuyunca bir parça iyileştiğime eminim, bir bitki çayı, azcık televizyon, azcık yazılar iyileşiyorum sanırım...
Sende iyi ol...

Adsız dedi ki...

Miyazaki'yi ben de cok seviyorum. Bes bucuk yasindaki kizimla Ponyo'yu kac kez izledik...
Aklima getirdiginiz icin tesekkurler.
Sevgiler,
Isil.

endiseliperi dedi ki...

aa ışıl, sen misin? tuhaf oluyor böyle sormam ama tanışmıştık biz, di mi? diğer miyazaki filmlerini de izleyin mutlaka. ponyo'da o virajlı yol beni dehşete düşürüyordu. sonra deniz...ne korkunç, gerilimli bir filmdi. onu bir kez izleyebildim:p

öpüyorum ikinizi de.
sevgiler.

TOLGA dedi ki...

hey peri,bizi iç dünyana dokunan makineler gibi görme ama bişi rica edeceğim; banner fotoğrafını içi gülen gözlerinle değiştirir misin... bugün bizim haklarımızın günü.

ben TOLGA!!!!

sevgiyle:)

dgül dedi ki...

Canım Perimmm;

Seninle benim çağrışımları birlikte tek bir torbaya doldurabilsek var ya; Allah bilir kaç filmlik senaryo yazılır... ;) Yatılı okuldaki müzik keyfinizden, daha önce de bahsetmiştin evet, o zaman da aynı çağrışım belirmişti zihnimde; şimdi de nedense; sakın kızma ama, bir benzetme değil bu asla; Nazi kamplarını anlatan birkaç farklı filmde izlemiştim bunu; hoparlörden dinletilen farklı müzikler; zaman zaman en temel umut dayanağı da oluyordu oradaki insanların; yahut anılarını canlandırma zamanları... Sen bahsederken de aynı umut fikrini çağrıştırıyor galiba bana; gündelik rutin, tekdüze yaşam biçimi içinde; ışıl ışıl bir umut; bir coşku; hele de o dönemin pop şarkılarıyla düşünürsek; belki tam da o yaşlarda çoğu platonik yaşanan nice aşkların belki en yakın destekçisi, sırdaşı gibidir müzik... Gülüyorsun belki de fikir uçuşmalarıma ama, valla senin yüzünden, sen böyle güzel cümleler yazdıkça, beni de kendi kendime konuşturuyor; hatta bak yazdırıyorsun böyle; her ne düşer ise aklıma.. :)) Bir de marul ve kısır bahar müjdecilerinden biriydi gerçekten o zamanlar; yatılı okulda okumasam da, benim için de öyleydi... Ve ne düzel bir paylaşımdı... Keşke her şey mevsiminde kalsaydı yine; böyle yıl boyu marketlerin sebze meyve reyonu; neredeyse hep aynı kalmasaydı...

Evim için nasıl gönülden sevindiğini çok iyi biliyor ve alıp yüreğime koyuyorum o kıymetli dileklerini; lâkin e madem en geç önümüzdeki sonbaharda; ben de senin için sevinmek istiyorum... Hem inşallah dilediği bir üniversiteye ve gerçekten istediği bir bölüme yerleşsin Arçil'ciğim de; çifte kutlama yapalım bu vesileyle sizin için; tüm okurlarınla, hep birlikte; ana-oğul "şerefinize" diyerek...

Sana mutlaka anlatacağım ev maceramı, detayları, ama geniş geniş, aceleye getirmeden madem, sen dinlemek istedikten sonra; ne mutlu bana.. :)

Yemek için yaptıklarıma gelince; bir kısmını Kayseri'den ana malzemelerini hazır olarak getirdiklerimle yapmıştım; söylemek istememem bundandı, yoksa senin niyet edip de, cesaret edemeyeceğin bir şey yoktur bana göre.. :) Onlar da yapılabilir, ama ben kendim denemedim, denemek istersen yazarım yine annemden öğrenip.. Yahut şöyle de yapabiliriz; Kayseri'ye gittiğimde ana malzemeleri alıp, sana da gönderiveririm, sonrası kolay olur zaten... Diğerleri bildiğin şeyler; zeytinyağlı yaprak sarma (onu da annemden getirmiştim, buzluktaydı, pişirdim sadece), çeşitli farklı içlerle börek (baklava hamurundan, kol böreği tipinde), klâsik elmalı kurabiye, hindistan cevizli kurabiye, hazır lor tatlısı ile gelen misafirlerimin getirdiği; susamlı simit ve brownie.. :)) Yazdım, sen istedin, benden günah gitti... Ama dedim ya; sen gel dilediğinde; ben sana alâsını yaparım hepsinin, fazlasıyla...

Sevgilerimi yolluyor ve öpüyorum seni çok... :)

endiseliperi dedi ki...

evet, tolga'cığım, bugün çocuk hakları günüymüş. şimdi gelirken gazeteden okudum. kutlamalıyız bunu!:p
pek d ehüzünlü değil yukardaki fotoğraf ama, bir ara bakayım da bulayım bir gülen fotoğraf;)

sevgiler.

endiseliperi dedi ki...

dgül'cüğüm, az önce girdim eve. ne yorgunluk. bizim kasap kapalıymış, bugünün pazar olduğunu unutmuşum ben. bu haftaiçi yine çıkmak zorundayım. ciğer aldım. artık yarına o da. gelmeden önce yemek yedik geldik, o aradan çıktı neyse ki. hemen çay koydum ocağa. eve dönmek ne güzel. tina bir afra tafra, ona göre evden hiç çıkmamalıyım. neyse. alacaklarımı aldım. arçil'e bir sürü kıyafet yine. kahveyi de unutmuşum. tchibo'dan alıyorum kahveyi. hmmm...

evet, bir nevi nazi kampı gibiydi bizim yatılı okul. bildiğimiz askeriyenin aynı kuralları geçerliydi. yok yok, ben şarkıları öyle bir romantizmel dinlemedim hiç. ben çok geç büyüdüm. lisede enikonu çocuktum daha. erkek dünyası bana çok uzaktı. galiba idealize edeceğim bir erkek tipi de yoktu çevremde. onlara üniversitede dikkat ettim ilk kez. evet, tuhaf yaratıklar:p

kayseri mutfağına bayılırım ben. afiyet olsun. demek dondurucudan çıkarıp pişirdin sarmayı? ama şekerim ben öyle yapınca pirinçler bi tuhaf oluyor. çıtır çıtır eziliyorlar sanki. ya da ben beceremedim. oysa bir gün yapıp bölüm bölüm koysam, istediğim zaman pişirsem ne pratik olur. afiyet olsun size.

evet, ev işi bu yaz sonuna kaldı galiba. gerçi arçil'in ne dediği de pek anlaşılmıyor ya. kadıköy civarında bir ev olsa hemencecik giderdik şimdi evimize, diye dert yandım yemek yerken. depreme dayanıklı değil, dedi istediğin yerler. acıbadem'in dayanıklı olduğu söyleniyor, o halde ordan ben bakayım, dedim. sesini çıkarmadı. arçil bir çok konuda çocuktur ama bir çok konuda da benden daha iyi düşünür her şeyi. o nedenle ona soruyorum. bi de n'olacak ki, onun dediğini yapınca o kendine güvenli oluyor. bana dese ki, tanzanya'ya gitsek... ben ciddi ciddi düşünürüm. benim düşünme şeyimde öyle budalaca bir sınırsızlık var:)ama allahtan evladım akıllı da ankara yı kazanırsam kendini buna hazırlamalısın diyor. bakalım. kazanır umarım istediği bir yeri.

dgül'cüğüm, ben çok yorulmuşum. şu çayımı alıp biraz uzanayım. izleyecek dizi, film filan bulayım kendime. epey okudum bugün kadıköy de alışverişe mola verdiğimde, otobüslerde filan.

sen evini ayrıntılarıyla, keyfini çıkara çıkara anlat. zevkle dinlerim. hatta abuk subuk şeyleri merak ederim:)

öpüyorum çok seni. herkese, annene özellikle çok selamımı, sevgilerimi ilet.

endiseliperi dedi ki...

koydum resmi, tolga. şu yorgunluğumun arasında bana iş çıkardın ya... değerini bil;)

Aze dedi ki...

O ne güzel gülüş o ne güzel saçlar öyle,

endiseliperi dedi ki...

: p mersii.
sarajevoda büyuükçe bir park var; oraya giderken. köprü üstündeyim. arkada ırmak var. orda her yerde ırmak var. o parka ilk gidişimizde çekildi o fotoğraf. çok heyecanlı ve mesut hissettiğim zamanlardı. tuhaf bir kaygısızlık vardı üstümde. sanki her şey avuçlarımdaymış gibi... o kadar mümkün. öyle mutluydum ki. içimde tomurcuk tomurcuk sevinç vardı. sürekli sürekli açacak, sürekli sürekli güzel bir şey olacakmış gibi. boğazımda sevinçten bir hıçkırık vardı nerdeyse. konuşmaya başladığımda sesim çınıltılı, şarkı söylüyor gibi çıkıyordu bu nedenle. ırmağın üstünde bir köprüde, öyle kendinden, halinden memnun poz veriyordum bu nedenle. insan o kadar kaygılıların tehditini görmezden gelip nasıl da kendisine sevinçten bir koza yaratabiliyor. hayret doğrusu. o nedenle hep diyorum, yaşamak denen şey insanın yarattığı gerçeklikle nasıl bağlantılı... bu kadının orda öyle sevinçten çıldıracak gibi olması nasıl safça bir şey.


o, mutluluğun resmi aze'ciğim. saçlarımdan da memnundum, daha ne olsun:P

öpüyorum seni.

TOLGA dedi ki...

çok teşekkürler peri, şimdi conrad okuyan parlayan gözlerinizden ayrılıp ders çalışmaya başlamalıyım.yarın sınavım var/öğleden sonra...bana başarılar mı dilediniz?

teşekkürler:)
t

endiseliperi dedi ki...

hadi, başarılar. sabah bir kaşık bal ye.

Vuslat AKTEPE dedi ki...

Mutluluğun resmini çok beğendim. Aze'ye katılıyorum. Bu arada bu gün ilk iş günümdü. Çocuklar bir harika. 71 öğrencim var. Yalnız yapmam gereken çok iş var... Sınıfa perde almalıyım, sıralara örtü, bir kitaplık kurmalı ama onu zaten hazırlamıştım, o iş kolay belki ek bir kitaplık dolabı olabilir. Çok hızlı çalışmam gerekiyor çocuklar biraz geri kalmışlar hali ile... Ama başarırız biz onlarla!
Güzel bir yorgunluk var üzerimde. Öğretmenler odası denen şeyle gerçek anlamda tanıştım bu gün ve evet pek hoşuma gitmedi. Daha önce köy okullarında çalıştığım en kalabalık okul 6 öğretmendi ve hepimiz birbirimize kenetliydik. Bir tanesi hariç onun kendi dini ritüelleri vardı, her neyse burada ise yüz küsur öğretmen kimse kimseyi tanımıyor zoraki bir selamlama... Hatta bu gün ilk defa biri beni bozdu da... Birinci sınıf öğretmeni bir bayanla tanıştım. Yeni geldiğim için "hocam müsaadeniz olursa defterinizi bu gün ödünç alsam, benim defterim boş da sizden şimdiye kadar olan bölümü kopyalayabilirsem iyi olur." demiş bulundum. Birden rengi değişti, "Hayır efendim ne münasebet gidin defterinizi doldurun, kolaya kaçmayın!" demez mi? Öylece kalakaldım sandalyede. Oldukça zoruma gitti. Her şey bir yana ben bunca yıllık hayatımda esaret altında bile öyle bir tavra maruz kalmamışım. Garipti... Ama önemli de değil. Çocuklar harika, kolları sıvama zamanı!

Ps: Yeniden sürülürsem çok gülerim ama! :)

endiseliperi dedi ki...

*
çok sevindim ilk gün böyle hissetmenize. süper! önemli olan çocuklarla anlaşmanız. öğretmenleri boşverin. bana kalırsa öğretmenler odasına çok da girmeyin. açın, kitabınızı okuyun. niye kenetlenecekmişsiniz ki. işiniz gücünüz çocuklar olsun. acele etmeyin; zamanla kafa bir kaç arkadaşınız olur, o da yeter. siyasi, dini bir tartışmaya da girmeyin, bana kalırsa. gereği yok. inanın bana. sürülme endişesi ile demiyorum. o topluluklarda atışarak, sataşarak, laf vurarak hiçbir şeyi değiştiremezsiniz. başka türlü geliştirici bir sohbet de olmaz. defterini vermeyen o angut hocaya da aldırmayın. siz değil o utanmalı. orda ben tanık olsaydım, onun tavrından utanırdım. çoğu insan için de böyle. yanlışı yapan utanmalı. ona muhatap olan değil.

*
perde ve örtü için para toplayacaksınız, di mi velilerden? öyle yapın elbette. cebinizden vermeyin.

*
çok seviniyorum sizin için bu gelişmelere. çok güzel olacak. bir şeye ihtiyacınız olursa yapabileceğim, çekinmeden sorun lütfen bana. seve seve yardım ederim.

sevgiler.

Vuslat AKTEPE dedi ki...

Yo, para toplayamam ben insanlardan. Öğretmenlik hayatımda hiç yapamadım daha önce. Dünya görüşü olarak da biliyorsunuz, parasız, bilimsel, kamusal eğitime inanıyorum. Ama elbette gerçekler böyle değil. Daha önce bir okulun ihata duvarını dört maaşımla yaptırmıştım. Köy okuluydu elbette... Veliden toplamayıp kendim ödüyor olmam elbette dünya görüşüme daha uygun değil, hatta düpedüz anlamsız da... Ama iş bu ya benim yüzüm tutmaz bu tür şeylere... Zaten küçük şeyler ben hallederim. Alt tarafı daha az duble rakı içerim olur biter :)
Destek için teşekkürler...
Ben de sonunda sevdiğim bir işi yapacağım için mutluyum. Ha bir de sevgili Atze'nin güvenini kazanabilirsem bir de yeni dost olacak hayatımda Sonya adlı... Hem belli mi olur yazın onu Marseiiles'm ile tanıştırabilirim belki...
Neyse bir iki satır daha yazıp hayatımın tüm detaylarını dökmeden bitiriyorum efendim :)
İyi geceler öyleyse...

endiseliperi dedi ki...

vuslat,
ne yapmak lazım, bilemedim şimdi. okula ait bir şeyi okul, öğretmen, veliler birlikte yapmalı sanki. velilerden terzi olan varsa diker. sırayla yıkanır o perdeler filan. ben bir kaç kere yıkayıp ütülemiştim sınıfın perdelerini. ben para nedeniyle değil, çok fazla sohbet etmek, soru yanıtlamak, çok cümle kurmak zor geldiği için en az ilişki yaratacak şekilde insanlarla karşılaşmayı tercih ederim de ondan hayatımdaki şeyleri ben yapar, pek yardım istemem. ben aslında, bir bardak su getirir misin, cümlesini etmek, karşımdakinin, biraz sonra getireyim, şu an meşgulüm demesi olasılığını düşünmek zor geldiği için, kalkar suyumu kendim alırım. bilemedim şimdi o yüzden. 71 veli ile muhabbet etmek zorunda kalmak... düşündüm de epey zor:) sarı, turuncu, olmadı bej olsun rengi lütfen:)çok rica edeceğim, mavi olmasın. ben öğretmen olsam, kocaman cam bir kurabiye kavanozu, renkli renkli akide şekeri kavanozları da koyarım ya, bakmayın siz bana:)

yooo, ben hayatın detaylarını dinlemeyi severim. aslında kimsenin genel hayat görüşü, inançları vs ilgimi çekmez. sıkıntılıyken kağıt mendili minik minik koparıp parmaklarımın arasında döndürerek rulo yapıyor ve aklımdan geçen cümle bitince onu tabağa atıyorum, dese biri, en bayıldığım şey olur mesela:)

hadi bakalım, ben heyecanla bekliyorum öğrencilerin karakterini, yaramazlıklarını okumayı. acaba en afacanı hangisi, en çalışkanı...:)

sevgiler.